17 Ağustos 2009 Pazartesi

Pardon Ama Vazgeçmem

Biz kendimizi şehrin hengamesinden kurtarıp, bu işlere kalkışamadık ama.. Haftasonlarında kendini doğanın kollarına atan tabiat insanları, yakıcı sıcağın altında yukarı tırmanan patikanın sonunda buz gibi akan bir pınar olduğunu bilerek, ona doğru yürürken, çok susadığında bile, yanındaki pet şişeye tenezzül etmez de sabreder ya. İşte o adama soramazsın "Neden şişeden içmiyorsun?" diye. Küfür gibi gelir o soru; "Mis gibi kaynak suyu içeceğim yolun sonunda? Dağda yaşamıyorsun. Hayatında kaç kez tadacaksın?" diye cevap vermeye bile üşenilecek, mantıksız bir sorudur zira onun için. Nihayetinde, bir şeyin en güzelini sevmiş insana "Vazgeç" denir mi?

Erkek çocuk ergenliğini ve dolayısıyla "Ben ömrüm boyunca slow şarkı dinlemem sanırım. Hele sanat müziği, türkü falan. Ne işim olur ya?" triplerini / salaklıklarını geride bırakalı uzun zaman olmuş günlerden bir gün; bundan 9 sene önce, Sezen Aksu'nun "Deliveren" albümü piyasaya çıktığı vakit, Keskin Bıçak'ta takılmıştık. Sezen Aksu, her "Nerde bende o yürek, yardan cayacak?" diye nidalandığında, "Eyvallah" diyip, eşlik ediyorduk bet sesle. Ve aynı sene, o Keskin Bıçak, depremden sonra yeni kavuştuğumuz cep telefonunun kulaklığına, karşı telefonun (bir siyah inci vardı o zamanlar) buğulu sesi ve kasetçaların tuş tıkırtılarıyla ilk ulaştığında, suyun üzerindeki şamandıra gibi kalakalmıştık heyecandan.

Biz küçükken "Beş Yıl Önce, On Yıl Sonra" diye bir müzik grubu vardı. İsmi nasıl konmuştu, bilinmez; tuhaf gelirdi kulağımıza. Çünkü uzak gelirdi bize, beş yıl öncesi de, on yıl sonrası da. Hoş, hala da yakın görünmüyor her ikisi de ama seneler sonrasına dair öngörülenler gerçekleşiyor bazen. Keskin Bıçak dinlerken "Pardon" zamanlarını öngörmek gibi...

"Nerde bende o yürek, yardan cayacak?" diye kendi hayatımıza racon kestiğimiz Keskin Bıçak'tan 9 sene sonra, Sezen Aksu'nun "Yürüyorum Düş Bahçelerinde" albümü piyasaya çıktığı zaman, bu sefer de Pardon'da takıldık. Hem zaten bu ikisi tamamlıyor birbirini. MFÖ'nün, bazılarına göre "Bodrum Bodrum"un devamı niteliğinde, bir şarkısı vardır, "Kelimeler Kafi" isimli. "Keskin Bıçak" ve "Pardon" da öyle iki şarkı işte.

Siyah inci telefonlar mazide kaldı, deprem bugün 10. yılını doldurdu, Türkcell 532'li numaralar dağıtmıyor artık, kasetçalar denen şey antika oldu sayılır, Schopenhauer'in değişim konusunda söylediklerine tescil üstüne tescil geldi. Ama suyun üzerindeki şamandıra gibi bırakan şeyler değişmedi. Bir telefon, bir şarkı:
"Yüzünüz ne kadar da aşina. Avcumun içine alıp öpmüş olabilirim"

Ne sormuştuk en başta?
Nihayetinde, bir şeyin en güzelini sevmiş insana "Vazgeç"denir mi?
Denmez.

Hiç yorum yok: