7 Ağustos 2009 Cuma

Honved Karamsarlığı

Dışarıdan futbolla ve taraftarlıkla "haşır neşir" birisini getirip, bizi ve halet-i ruhiyemizi izletseler, gözlemde bulunan vatandaş Honved maçından sonra düşündüklerimize ve kendi aramızda paylaştıklarımıza anlam veremez herhalde. Sezonun üçüncü resmi maçında, bir tur müsabakasında, ilk ayağını farklı kazandığımız bir takıma karşı berabere kalınca bu kadar gerilmek olağan olmasa gerek. Doğru, olağan değil ama son senelerde "olması gereken" ne yaşadık ki? Sütten ağzımız yandığı için, yoğurdu üfleyerek yememizden ve her sendeye "olağan bir şüpheyle" bakmamızdan doğal bir şey olamaz.

Maça dair (bana kalırsa) 12'nin tam göbeğinden vuran tespitleri Erkan kardeşim yapmış burada. Üzerine fazla bir şey söylemeye bilgim yetmez. Yalnız "eli belinde gezen" kontenjanı hakkında söylenecek çok şey var. Bu aralar Deivid temayüz ediyor ama tüm Fenerbahçeli sporculara (şampiyon olunan sezonlar da dahil olmak üzere) senelerdir bir "Amaaan sende" havası geliyor, sezon içerisindeki muhtelif zamanlarda. Televizyondan ya da stadyumdan izlenirken "22 kişi bir topun peşinde amaçsızca koşuyoruz. Futbol bence afyonun ta kendisi" dercesine bir halleri, tavırları gözlemleniyor.

Şu yukarıdaki resim mesela. Sanki gol atmamışlar da bir akrabayı ebediyete yolcu etmişler... Tabii bu enstantaneye denecek bir şey yok. İlk maçta darmadağın edilen rakibe gol atılması sebebiyle çiftetelli oynamaları beklenmiyor ama ("Mesela" dedirten şu ki) bu resmi gören Fenerbahçeliler için manzara hiç de yabancı değil. Haftalar ilerlerken bu tür "mahkeme duvarı yüzler" ve "belde eller" daha çok gözüküyor bizim paşalarda.

Daha ligin ilk haftasından, içimizi de enseyi de karartmayalım tabii ama küşad merasimini Denizli ile yapınca da karamsarlaşmadan edemiyor insan.

Hiç yorum yok: