Siir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Siir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
20 Aralık 2010 Pazartesi
Zabtiye Rûhuyla Hükûmet Sürenin... (Mehmet Akif Ersoy)
Doğum günün kutlu olsun, Mehmet Akif...
-------------------------------------------
Bana anlat bakayım şimdi : Şu bîçâre ocak,
Zorbalar saltanatından ne zaman kurtulacak?
Hiç bu mantıkla, a dîvâne, hükûmet mi yürür?
Bir cemâ’at ki erenler işi yumrukla görür,
Kafa bitmiş demek artık, çekiver kuyruğunu!
Kuvvetin hakkı mıdır enselemek bulduğunu?
Bize, Âsım, ne şunun yumruğu lâzım, ne bunun;
Birinin pençesi ister yalınız: Kaanûnun.
Ver bütün kudreti kaanûna ki vahdet yürüsün...
Yoksa millet değil ancak dağınık bir sürüsün...
Memleket zâten ayol baksana: Allak bullak,
Sen de hissinle yürürsen batırırsın mutlak.
Ya kuzum, zabtiye rûhuyla hükûmet sürenin,
Yeri altındadır, üstünde değildir kürenin!
10 Aralık 2010 Cuma
Varta II
Bunu bir kez daha koymuştum buralara.
Vakti gelmiş yine.
Vakti gelmiş yine.
Feleğin uğradımsa vartasına,
Sıçayım ağzının ta ortasına,
Bunu yazsın cihan da hartasına,
Kıta'at ü bihârını sikeyim
(Neyzen Tevfik)
3 Ağustos 2010 Salı
İşsizlik (by Müşfik Kenter)
Acaba Orhan Veli dinlese "Vallahi benden iyi" der miydi, Müşfik Kenter için?
İhtimaldir bana kalırsa.
İhtimaldir bana kalırsa.
Muhteşem bir ses, muhteşem bir hikaye
5 Temmuz 2010 Pazartesi
Güzele Güzelleme
Yaz tümden gelmişken ve bu kadar özlemişken, hiçbir şey yazıp çizesi, hatta yapası gelmiyor insanın; belki güzelce bir şiir dinlemekten maada.
Selçuk Yöntem'in de burada seslendirdiği Cemal Süreya şiiri, Güzelleme.
----------------------------------
Bak bunlar ellerin senin, bunlar ayakların
Bunlar o kadar güzel ki artık o kadar olur
Bunlar da saçların işte, akşamdan çözülü
Bak bu sensin çocuğum enine boyuna
Bu da yatak olduğuna göre altımızdaki
Sabahlara kadar koynumda yatmışsın
Bak bende yalan yok, vallahi billahi
Sen o kadar güzelsin ki artık o kadar olur
İşe bak sen, gözlerin de burda
Gözlerinin ucu da burda yaşamaya alışık
İyi ki burda, yoksa ben ne yapardım
Bak çocuğum kolların işte, çıplak işte
Bak gizlisi saklısı kalmadı günümüzün
Gözlerin sabahın sekizinde bana açık
Ne günah işlediysek yarı yarıya
Sen asıl bunlara bak, bunlar dudakların
Bunların konuşması olur, öpülmesi olur
Seni usulca öpmüştüm ilk öptüğümde
Vapurdaydık, vapur kıyıya gidiyordu
Üç kulaç öteden İstanbul gidiyordu
Uzanmış, seni usulca öpmüştüm
Hemen yanımızdan balıklar gidiyordu.
Selçuk Yöntem'in de burada seslendirdiği Cemal Süreya şiiri, Güzelleme.
----------------------------------
Bak bunlar ellerin senin, bunlar ayakların
Bunlar o kadar güzel ki artık o kadar olur
Bunlar da saçların işte, akşamdan çözülü
Bak bu sensin çocuğum enine boyuna
Bu da yatak olduğuna göre altımızdaki
Sabahlara kadar koynumda yatmışsın
Bak bende yalan yok, vallahi billahi
Sen o kadar güzelsin ki artık o kadar olur
İşe bak sen, gözlerin de burda
Gözlerinin ucu da burda yaşamaya alışık
İyi ki burda, yoksa ben ne yapardım
Bak çocuğum kolların işte, çıplak işte
Bak gizlisi saklısı kalmadı günümüzün
Gözlerin sabahın sekizinde bana açık
Ne günah işlediysek yarı yarıya
Sen asıl bunlara bak, bunlar dudakların
Bunların konuşması olur, öpülmesi olur
Seni usulca öpmüştüm ilk öptüğümde
Vapurdaydık, vapur kıyıya gidiyordu
Üç kulaç öteden İstanbul gidiyordu
Uzanmış, seni usulca öpmüştüm
Hemen yanımızdan balıklar gidiyordu.
10 Şubat 2010 Çarşamba
Cânanla berâber...
21 Eylül 2009 Pazartesi
Ayrılık Olmasaydı
Kaç kere dem vurdum bu şiirden, bu blogda, anımsamıyorum... Ne gazeteciyiz, ne yazar, ne fark eder. Yine, yeni, yeniden, inadına Orhan Veli, sürekli Müşfik Kenter. Süleyman Efendi'ye imrenmek mi bizimkisi?----------------------------------
Hiçbir şeyden çekmedi dünyada
Nasırdan çektiği kadar;
Hatta çirkin yaratıldığından bile
O kadar müteessir değildi;
Kundurası vurmadığı zamanlarda
Anmazdı ama Allah'ın adını,
Günahkâr da sayılmazdı.
Yazık oldu Süleyman Efendi'ye.
Mesele falan değildi öyle,
"To be or not to be" kendisi için;
Bir aksam uyudu;
Uyanmayıverdi.
Aldılar, götürdüler.
Yıkandı, namazı kılındı, gömüldü.
Duyarlarsa öldüğünü alacaklılar
Haklarını helâl ederler elbet.
Alacağına gelince...
Alacağı yoktu zaten rahmetlinin.
Tüfeğini depoya koydular,
Esvabını başkasına verdiler.
Artık ne torbasında ekmek kırıntısı,
Ne matarasında dudaklarının izi;
Öyle bir rüzgar ki,
Kendi gitti,
İsmi bile kalmadı yadigâr.
Yalnız şu beyit kaldı,
Kahve ocağında, el yaz yazısıyle:
'Ölüm Allahın emri,
Ayrılık olmasaydı.'
Hiçbir şeyden çekmedi dünyada
Nasırdan çektiği kadar;
Hatta çirkin yaratıldığından bile
O kadar müteessir değildi;
Kundurası vurmadığı zamanlarda
Anmazdı ama Allah'ın adını,
Günahkâr da sayılmazdı.
Yazık oldu Süleyman Efendi'ye.
Mesele falan değildi öyle,
"To be or not to be" kendisi için;
Bir aksam uyudu;
Uyanmayıverdi.
Aldılar, götürdüler.
Yıkandı, namazı kılındı, gömüldü.
Duyarlarsa öldüğünü alacaklılar
Haklarını helâl ederler elbet.
Alacağına gelince...
Alacağı yoktu zaten rahmetlinin.
Tüfeğini depoya koydular,
Esvabını başkasına verdiler.
Artık ne torbasında ekmek kırıntısı,
Ne matarasında dudaklarının izi;
Öyle bir rüzgar ki,
Kendi gitti,
İsmi bile kalmadı yadigâr.
Yalnız şu beyit kaldı,
Kahve ocağında, el yaz yazısıyle:
'Ölüm Allahın emri,
Ayrılık olmasaydı.'
26 Ağustos 2009 Çarşamba
Yüzbaşı Sordu
- Saat kaç?- Beş.
- Yarım saat sonra demek...
98.956 tüfek
Ve Şoför Ahmet'in üç numrolu kamyonetinden
Yedi buçukluk şnayderlere, on beşlik obüslere kadar,
Bütün âletleriyle
Ve vatan uğrunda,
Yani, toprak ve hürriyet için ölebilmek kabiliyetleriyle
Birinci ve ikinci ordular
Baskına hazırdılar.
Alaca karanlıkta, bir çınar dibinde,
Beygirinin yanında duran
Sarkık, siyah bıyıklı süvari
Kısa çizmeleriyle atladı atına.
Nurettin Eşfak
Baktı saatına :
- Beş otuz...
Ve başladı topçu ateşiyle
Ve fecirle birlikte büyük taarruz...
Nazım Hikmet
27 Haziran 2009 Cumartesi
İstanbul. Bir Kez Daha.
Bütün hayatı uyur bir sema-yı mühmeldeGeniş ufukları efsanevi hikayelerin
Tasavvur ettiği gökler kadar beyaz, narin,
Minarelerle müzeyyen, sevimli bir belde...
O mai dalgaların bu sesiyle perverde
Sevahilinde güler ruhu başka bir denizin,
Gezer bu levhaya ait bir ihtiram-ı hazin
Melul hisli mükedder nazarlı gözlerde.
Bütün bedayi'-i ezman, nefais-i a'sar
Bu mai çehreli İstanbul'un beyaz ve uzun
Ufuklarında bulur penah şi'r ü füsun
Dalınca gözlerim ağlar bu hüsn-i sakinde;
Bu beldenin uyuyan bir başka güzellik var
Bütün tulu' ve gurubunda, subh u leylinde
Faruk Nafiz Çamlıbel
5 Mayıs 2009 Salı
Gözlerinsiz
30 Nisan 2009 Perşembe
İstanbul Ağrısı
23 Nisan 2009 Perşembe
İstanbul'da
Onsuz olmakla, hem onsuz hem de İstanbulsuz olmak arasında fark yok. İstanbul orada etkisiz eleman. Ama O İstanbul'dayken Onsuz olmak. Her türlüsü, çok fena koyuyor adama lakin bu daha bir fena..İstanbul'da yağmur yağıyormuş. 23 Nisan'da yağmasa şaşarım zaten.
--------------------------------------
Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar;
Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar.
İçimde tüten birşey; hava, renk, eda, iklim;
O benim, zaman, mekan aşıp geçmiş sevgilim.
Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur;
Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur.
Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale,
Ve kavuşmuş rüyalar, onda, onda misale.
İstanbul benim canım;
Vatanım da vatanım...
İstanbul,
İstanbul...
Tarihin gözleri var, surlarda delik delik;
Servi, endamlı servi, ahirete perdelik...
Bulutta şaha kalkmış Fatih`ten kalma kır at;
Pırlantadan kubbeler, belki bir milyar kırat...
Şahadet parmağıdır göğe doğru minare;
Her nakışta o mana: Öleceğiz ne çare?..
Hayattan canlı ölüm, günahtan baskın rahmet;
Beyoğlu tepinirken ağlar Karacaahmet...
O manayı bul da bul!
İlle İstanbul`da bul!
İstanbul,
İstanbul...
Boğaz gümüş bir mangal, kaynatır serinliği;
Çamlıca`da, yerdedir göklerin derinliği.
Oynak sular yalının alt katına misafir;
Yeni dünyadan mahzun, resimde eski sefir.
Her akşam camlarında yangın çıkan Üsküdar,
Perili ahşap konak, koca bir şehir kadar...
Bir ses, bilemem tanbur gibi mi, ud gibi mi?
Cumbalı odalarda inletir "Katibim"i...
Kadını keskin bıçak,
Taze kan gibi sıcak.
İstanbul,
İstanbul...
Yedi tepe üstünde zaman bir gergef işler!
Yedi renk, yedi sesten sayısız belirişler...
Eyüp öksüz, Kadıkoy süslü, Moda kurumlu,
Adada rüzgar, uçan eteklerden sorumlu.
Her şafak Hisarlarda oklar çıkar yayından
Hala çığlıklar gelir Topkapı sarayından.
Onun gibi yar olmaz, İstanbul gibi diyar;
Güleni şoyle dursun, ağlayanı bahtiyar...
Gecesi sünbül kokan
Türkçesi bülbül kokan,
İstanbul,
İstanbul...
Necip Fazıl Kısakürek
5 Nisan 2009 Pazar
İstanbul
28 Mart 2009 Cumartesi
Yeşil

Yeşil hem de!
Ben bu rengi taşırım her zaman can köşemde.
Yeşilde ne arar da bulamaz insanoğlu?
Yeşil bu...
Varlık dolu, gök dolu, umman dolu.
Bir ucu gözlerinde, bir ucu engindedir.
Meyve veren ağaçlar bu çini rengindedir.
Bu çini rengindedir bahar, deniz, kır, orman
Bana Tanrım gözükür yeşil dediğim zaman.
Faruk Nafiz Çamlıbel
14 Mart 2009 Cumartesi
Melâl
23 Ocak 2009 Cuma
Nedir?

Cem Karaca, Emrah sarkisinda
Sabahtan uğradım ben bir fidana.
Dedim, mahmur musun?
Dedi ki, yok yok
Ak ellerin boğum boğum kınalı.
Dedim, bayram mıdır?
Söyledi yok yok.
Dedim, inci nedir?
Dedi, dişimdir.
Dedim, kalem nedir?
Dedi, kaşımdır.
Dedim, ak memeler oy?
Dedi, koynumda.
Dedim, ver öpeyim.
Söyledi, yok yok yok.
Dedim, ölüm nedir oy?
Dedi, boynumda.
Dedim, gel ölelim be.
Söyledi, yok yok yok.
ve... Halil Cibran
İnci, kum tanesinin etrafına ızdırabın ördüğü mabeddir. Nedir bedenlerimizi oluşturan özlem ve nedir etrafına inşa edilen taneler?
15 Ocak 2009 Perşembe
Suç
10 Ocak 2009 Cumartesi
Hosgeldin

Gec oldu ama sehrine hosgeldin.
------------------------------
Sarılıp yatmak mümkün değil bende senden kalan hayale
Halbuki sen orda, şehrimde gerçekten varsın etinle kemiğinle
ve balından mahrum edildiğim kırmızı ağzın, kocaman gözlerin gerçekten var
ve asi bir su gibi teslim oluşun ve beyazlığın ki dokunamıyorum bile..
28 Kasım 2008 Cuma
Dili Olsa da Konussa...
lacivert (King Santillana) reisin yeni siiri. Istanbul'dan daha yeni donmusken, icerisinde raki ve Bogaz gecen siir bizi gecenin bir yarisinda fena vurdu. Eline saglik reis.
-----------------------------
Beyhude gecen omrumuzde yasiyoruz tasayi.
Yalniziz, kalenderiz, cekiyoruz rakiyi.
Kafamizda sac kalmasa da oynuyoruz afilli delikanliyi.
Dili olsa da konussa su Canakkale Bogazi.
-----------------------------
Beyhude gecen omrumuzde yasiyoruz tasayi.
Yalniziz, kalenderiz, cekiyoruz rakiyi.
Kafamizda sac kalmasa da oynuyoruz afilli delikanliyi.
Dili olsa da konussa su Canakkale Bogazi.
15 Ekim 2008 Çarşamba
Fazıl Hüsnü Dağlarca
Hangi mahallede imam yok,
Ben orada öleceğim.
Kimse görmesin ne kadar güzel,
Ayaklarım, saçlarım ve her şeyim.
ölüler namına, azade ve temiz,
Meçhul denizlerde balık;
Müslüman değil miyim, haşa,
Fakat istemiyorum, kalabalık.
Beyaz kefenler giydirmesinler,
Sızlamasın karanlığım havada.
Omuzlardan omuzlara geçerken sallanmayayım,
ki bütün azalarım hülyada.
Hiçbir dua yerine getiremez,
Benim kainatlardan uzaklığımı.
Yıkamasınlar vücudumu, yıkamasınlar,
Cılgınca seviyorum sıcaklığımı...
-----------------------------------
Ilk genclik zamanlarimizda Kadikoy'e, Akmar Pasaji'na bol bol yolumuz dustugunde iki el tavla atalim diye oturdugumuz kahveye girince ortaliktaki sessiz saygi dikkatimizi cekip, gelenin kim olduguna baktigimizda, arkamizdan bir amca "Fazil Husnu" demisti. Sonrasinda Kadikoy denince akla gelenler arasinda onu saymamak ayiptan ote gunahti bize gore.
O da gitmis, oluler namina azade ve temiz.
Simdi "1914-2008" yazisi beyaz mermer uzerine siyah kazinacak. Simdi Kadikoy ve siir ve siirleriyle durup dusunen herkes susacak, ellerini onunde kavusturacak, orada karsilasana kadar ustada buradan saygiya duracak.
Ne guzel siirdir, "Benden sana ne kalabilir?"
-----------------------------------
Benden sana ne kalabilir?
Düşüncelerim değil.
O, usun.
Ciçeklerim değil.
O, doğanın.
Yapıtlarım değil.
O, yeryüzü toplumunun.
Soluklarım değil.
O, özgürlüğün.
Benden sana,
Sevgim kalabilir.
O, kimsenin değil.
O, senin.
Ben orada öleceğim.
Kimse görmesin ne kadar güzel,
Ayaklarım, saçlarım ve her şeyim.
ölüler namına, azade ve temiz,
Meçhul denizlerde balık;
Müslüman değil miyim, haşa,
Fakat istemiyorum, kalabalık.
Beyaz kefenler giydirmesinler,
Sızlamasın karanlığım havada.
Omuzlardan omuzlara geçerken sallanmayayım,
ki bütün azalarım hülyada.
Hiçbir dua yerine getiremez,
Benim kainatlardan uzaklığımı.
Yıkamasınlar vücudumu, yıkamasınlar,
Cılgınca seviyorum sıcaklığımı...
-----------------------------------
Ilk genclik zamanlarimizda Kadikoy'e, Akmar Pasaji'na bol bol yolumuz dustugunde iki el tavla atalim diye oturdugumuz kahveye girince ortaliktaki sessiz saygi dikkatimizi cekip, gelenin kim olduguna baktigimizda, arkamizdan bir amca "Fazil Husnu" demisti. Sonrasinda Kadikoy denince akla gelenler arasinda onu saymamak ayiptan ote gunahti bize gore.
O da gitmis, oluler namina azade ve temiz.
Simdi "1914-2008" yazisi beyaz mermer uzerine siyah kazinacak. Simdi Kadikoy ve siir ve siirleriyle durup dusunen herkes susacak, ellerini onunde kavusturacak, orada karsilasana kadar ustada buradan saygiya duracak.
Ne guzel siirdir, "Benden sana ne kalabilir?"
-----------------------------------
Benden sana ne kalabilir?
Düşüncelerim değil.
O, usun.
Ciçeklerim değil.
O, doğanın.
Yapıtlarım değil.
O, yeryüzü toplumunun.
Soluklarım değil.
O, özgürlüğün.
Benden sana,
Sevgim kalabilir.
O, kimsenin değil.
O, senin.
4 Ekim 2008 Cumartesi
Bir Hilal Ugruna...
"Sehitlere Allah'tan rahmet, kederli ailesine bassagligi dilerken, teroru lanetliyoruz" cumlesi adeta ezberletilmis bir replik haline geldi memlekette. Ve 15 askeri daha sehadet mertebesine ugurladik. Ahlardan, vahlardan cok basariya ulasmis icraatlar, ruhlarini sad edecektir onlarin ama uzaktayiz o limana...
Milli Mucadele esnasinda Anzavur'a, Hilafet Ordusuna ve muhtelif ic isyanlara "Onlar isyanci ya da dusman degiller, sadece farkli gorusleri savunuyorlar" ongorusuyle bakilsaydi, savastan muzaffer cikilabilir miydi acaba? Ya da Cumhuriyet sonrasi Seyh Sait vb. ayaklanmalara "Onlar siyasi mucadele icindeler" seklinde bakilsaydi, devrimler bu kadar hizla uygulanabilir miydi? Bu insanlara kurulu meclislerde yer verilmis miydi o donemlerde?
Sen daha Turkiye Buyuk Millet Meclisi'ne kadar girmis olani munasip argumanlarla engelleyememisken ve Belediye Baskani sifatli bir tanesi butun Cumhuriyet ve Devrim Kanunlari'ni tek basina alasagi ederken, dagdakini durdurmayi dusunmek iyimserliginde daha ne kadar ruya gorecegiz?
Isin sosyal, ekonomik, cografi degerlendirmesini "sig kalmak" pahasina bir kenara koyalim. Yilda onlarca sehit veriyorsan, savas halindesin demektir. Bu halin gerekleri nelerdir?
Sehitlere Allah'tan rahmet, kederli ailesine bassagligi dilerken, sifahi olarak lanet yagdirmak mi?
Bir hilal ugruna ya Rab "Hala" gunesler batiyor. Birileri de "Hala" seyrediyor. Ama haksizlik etmeyelim. Bu sogukta Meclis koltuklari sicaciktir.
------------------------------
Galiçya’da siperinde uyuyan
Bu nefere dikkatle bak ey şair!
Şair odur,senin yazın hep nesir;
Uyuyan sen,odur sezen ve duyan…
Şair odur,çünkü onun kalemi
Uyurken düşmez asla elinden…
Kalbindeki bütün zevki,elemi
İlham ana vatanından,ilinden…
Vatanını unutamaz hiç kalbi,
Uyusa da cenksiz kalmaz rüyası…
Bebeğiyle yatan küçük kız gibi
Hep göğsünde durur nazlı bombası…
O,belki de biraz sonra vatanının
Selâmeti için şehit olacak
Onun kazandığı adsız bir şanın
Gölgesiyle tarihimiz dolacak
O,orada senin için kanını
Seve seve döker ey şair!
Sen ne için ona birkaç ânını
Vakfederek yazmıyorsun bir şiir!...
O senin için hayatını verirken,
Üşenirsin ona destan yazmağa…
Haktır almak kalemini elinden
Ve git demek ona mezar kazmağa…
Ziya Gökalp.
Milli Mucadele esnasinda Anzavur'a, Hilafet Ordusuna ve muhtelif ic isyanlara "Onlar isyanci ya da dusman degiller, sadece farkli gorusleri savunuyorlar" ongorusuyle bakilsaydi, savastan muzaffer cikilabilir miydi acaba? Ya da Cumhuriyet sonrasi Seyh Sait vb. ayaklanmalara "Onlar siyasi mucadele icindeler" seklinde bakilsaydi, devrimler bu kadar hizla uygulanabilir miydi? Bu insanlara kurulu meclislerde yer verilmis miydi o donemlerde?
Sen daha Turkiye Buyuk Millet Meclisi'ne kadar girmis olani munasip argumanlarla engelleyememisken ve Belediye Baskani sifatli bir tanesi butun Cumhuriyet ve Devrim Kanunlari'ni tek basina alasagi ederken, dagdakini durdurmayi dusunmek iyimserliginde daha ne kadar ruya gorecegiz?
Isin sosyal, ekonomik, cografi degerlendirmesini "sig kalmak" pahasina bir kenara koyalim. Yilda onlarca sehit veriyorsan, savas halindesin demektir. Bu halin gerekleri nelerdir?
Sehitlere Allah'tan rahmet, kederli ailesine bassagligi dilerken, sifahi olarak lanet yagdirmak mi?
Bir hilal ugruna ya Rab "Hala" gunesler batiyor. Birileri de "Hala" seyrediyor. Ama haksizlik etmeyelim. Bu sogukta Meclis koltuklari sicaciktir.
------------------------------
Galiçya’da siperinde uyuyan
Bu nefere dikkatle bak ey şair!
Şair odur,senin yazın hep nesir;
Uyuyan sen,odur sezen ve duyan…
Şair odur,çünkü onun kalemi
Uyurken düşmez asla elinden…
Kalbindeki bütün zevki,elemi
İlham ana vatanından,ilinden…
Vatanını unutamaz hiç kalbi,
Uyusa da cenksiz kalmaz rüyası…
Bebeğiyle yatan küçük kız gibi
Hep göğsünde durur nazlı bombası…
O,belki de biraz sonra vatanının
Selâmeti için şehit olacak
Onun kazandığı adsız bir şanın
Gölgesiyle tarihimiz dolacak
O,orada senin için kanını
Seve seve döker ey şair!
Sen ne için ona birkaç ânını
Vakfederek yazmıyorsun bir şiir!...
O senin için hayatını verirken,
Üşenirsin ona destan yazmağa…
Haktır almak kalemini elinden
Ve git demek ona mezar kazmağa…
Ziya Gökalp.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






