31 Ekim 2008 Cuma

43 Sayi Fark

Taraftarlar olarak Spartak Moskova karsisinda galibiyet bekliyor muyduk? Sanirim hayir. Cappie'nin gidisi ve mali imkanlarin kisitlanmasiyla biz ne kadar guc kaybettiysek, onlar da Kelly Miller, Sue Bird, Diana Taurasi, Lauren Jackson ile o kadar standartlarini korumuslar ve hatta uzerine koymuslardi ama 40 sayi fark yemek… Yakismadi. Uzulduk.

Bir kac sene once, Ulker ile birlesmeden once, vasat kadrosuyla Aydin Hoca yonetiminde Avrupa deplasmanlarinda surpriz galibiyetler alan ve kazanamaz denilen maclarda en azindan savasan Fenerbahce geldi aklimiza. Ve baska Fenerbahceler. Bu Fenerbahce’ye Fenerbahce denemez zira.

Turgay abi mukemmelen anlatmis durumu bizim forumda. Affina mahcuben yazisini aynen aktariyorum buraya.
---------------------------------------------------------------
utandım ve yüzüm kızardı...

Çok kalabalık aile dostlarımla birlikte izledik. Rakibin son iki yılın Eurolig şampiyonu olduğunu, ama bu sezon geçtiğimiz sezonlar kadar iyi olmadığını ilettim maçtan önce.

Çok zaman konuştuk, tartıştık Avrupada hiç bir kulübün Bayan Basketbol branşı, o kulübün taraftarı tarafından bu kadar sevilip, bu kadar desteklenmemiştir.

Sezon başından itibaren çokça eleştirdiğimiz Futbol takımı bile, Arsenal karşısında 8 net gol pozisyonuna girmek için az biraz mücadele vermişti.

Fenerbahçe formasını sırtına geçiren bir sporcu bu kadar duyarsız ve umarsız olamaz, olmamalıdır.

Nosyonu, ruhu ve vizyonu uyum yakalayamamış yabancıları bir yana koyuyorum, Türk oyuncuları bu kadar potansiyelsiz olabilir mi?

Takımın iki kaptanı Nalan ve Nevriye geçen sezon sonunda mukavale masasında gösterdikleri pazarlık mücadelesinin birazını sahaya yansıtamazlar mıydı?

Avrupa liginin bu kadar üst düzey karşılşamasına çıkan bir takımın power forward oyuncularının 6-7 metreler seviyesinde attıkları şutların bırakın çembere, potaya bile değmemesine ne söylenebilir.

Daha öncede aktarmıştım. Yalnızca forma aşkı ve sevgisi değil. Günümüzde hiçbir holdingin ve şirketin üst ve orta kademe bayan yöneticileri bu yaşta bu kadar para ve prim kazanamıyorlar. Bunu söylerken, bir Fenerbahçe Genel Kurul üyesi olarak değil, uzun yıllardır finans sektöründe beraber çalıştığım bayan yöneticileri
tanıdığım için aktarıyorum.

Bizim için tek ümit verici durum, FIBA yönetmeliğinde 45 sayı fark yiyen bir takım bir sonraki maça çıkamaz kriterinin olmaması...

Çarşamba günü Caferağa'ya selam, desteğe devam!!!

Sporun Hamisi (!) Hurriyet

Kulaklari cinlasin, Turgay abiyle sabah mesaisine giderken otobus karsilasmalarimizda gazeteyi acinca ya da telefon sohbetlerimizde hep konusmusuzdur. Aslinda sadece Hurriyet ile ilgili bir durum da degil bu ama en taze ornek bu sabah o gazetede karsimiza cikti.

Spor sayfasini aciyorsunuz. Fenerbahce, Galatasaray, Besiktas, ucundan bucagindan Trabzonspor’dan sonra Avrupa’dan ve Dunya’dan bir kac haber ve (varsa) takimlarin Avrupa’daki Erkek Basketbol maclarindan kupleler… Ana haberler bunlar. Ya geri kalan? Spor servisinin aklina eserse, o gunku basketbol/voleybol mac programi... Bisiklet, tenis, halter, gures, atletizm falan da kirk yilin basi cesni. Ha bir de herhangi bir takim / sporcu Avrupa’da Ceyrek’ten baslayarak final gormusse onun haberi.

Kisacasi, normal zamanlarda bir basketbol, voleybol haberine rastlamak mumkun olmaz gazetelerde. Cok alicenap gunlerine denk gelmisse, sadece mac skorunu veren bir ya da iki satirla gecistirirler mevzuyu.

Asagida bahsettigimiz maci ise resimli, skorlu, detayli metayli, dort basi magmur bir haber yapmis Hurriyet. Normal halleri bilmesek duygulanacagiz. “Iste Turk Bayan Basketbolunun yilmaz savascisi” diyecegiz gazete icin ama olay baska. Baslik; Fenerbahce `farkli` yenildi. Farkli kelimesini tirnak icine alinca “Cok fena caktilar Fener’e” manasi (laf sokmasi) cikmis akillarinca. Artik su benzetmeden bizim de midemiz bulandi ama atalardan daha uygun bir tesbih cikaramadigimiz icin yine kullanacagiz. Hurriyet’in bu tavri “Basarilardan tiraj uzumu cikaramayan ama basarisizlikta bagdaki uzume yuklendikten sonra hincini alamayip bagciya saldiran” matbuat sekli olmus.

Sasirdik mi? Hayir. Utandik mi? Utanmasi gerekenlerden fazla utanmisizdir, sporu seven birisi oldugumuz icin.

Yine aklima geldi. Hurriyet sayfalarinin meshur spor adami Esat Yilmaer’in bir Chicago Bulls seruveni vardir. Degme kolpaya tas cikartir. Onune gelen festivalde senaryo odulu, olmadi mansiyon alir. Boyle basa, boyle tarak tabii.

Ibrahim de Gitti

Ibrahim Kutluay, ITU'ye transfer oldu. Hayirli olsun ama burulmamak elde degil. Basketbolu Fenerbahce'de birakmaliydi Ibrahim. Son macindan sonra, boyle omuzlarda terketmeliydi sahayi. Ne yazik ki hakim icra zihniyeti bunu imkansiza yakin kiliyor. Profesyonellik ya da Fenerbahceli kiyimi, adina ne derseniz diyin. Biz ikincisini tercih ediyoruz.

Imza toreni esnasinda soyledikleri soyle Ibrahim'in:
Başkan Aziz Yıldırım’ın daha önce yaptığı bir açıklamadaki, kendisine takımda teknik heyet içinde çalışması için öneride bulunmalarına karşın, bu öneriyi geri çevirerek para kazanmayı tercih ettiği sözlerinin hatırlatılması üzerine de İbrahim Kutluay, şunları söyledi: "Basketbol hayatıma başladığım Fenerbahçe’de yine sporculuk hayatımı noktalandırmak istediğimi daha önce de söylemiştim, ama olmadı. İçimde basketbol oynama isteğim devam ettiği için ayrıldım. Ayrıca Fenerbahçe takımından da bana teknik adam olarak çalışma konusunda bir teklif gelmedi. İTÜ’de olmaktan mutluyum. Buraya para için de gelmedim. Fenerbahçe’de kimseye kırgınlığım olamaz. Ben orada İbrahim Kutluay oldum. Sezon başında yurt içinden ve yurt dışından teklifler olmasına karşın,İTÜ’de oynamak beni daha çok heyecanlandırdı. Farklı hedeflerim var. Yetenekli oyuncuları basketbola kazandırmak için çalışmalar yapacağım."

Fenerbahceliligini yansitan bir aciklama oldugu kadar, "bana teknik adam olarak çalışma konusunda bir teklif gelmedi" kismiyla da "bizce basindan beri malum olan"in ilk agizdan ilanini yapmis Ibrahim. Yaklasik iki ay once sunlari yazmistik bu satirlara:
-------------------------------------
Yahu Allah askina... Bikmadiniz mi her gidenin arkasindan ayni kelamlari etmekten?

Arzu gitti, menajerlik teklif ettik.
Serap gitti, menajerlik teklif ettik.
Aydin Hoca gitti, Ceo'luk teklif ettik.
Ibrahim gidiyor, Sube Kaptanligi teklif ettik.

Hele Aydin Ors olayindan sonra Ibrahim'e teklif edilen iyice bir tuhaf olmus. Ne o? Yoksa Remzi Dilli yetmiyor mu, sube kaptanligina? Yetmiyorsa neden duruyor? Yetiyorsa neden 1 sene icinde apar topar Ibrahim Sube Kaptanligi icin dusunuluyor?

Aslinda sorularin cevabi basit... Ne Ibrahim'in ne de adi gecen insanlarin, onerilen mevkiyi kabul etmeyecekleri ya da en azindan teklif edilen yere gelmekte tereddut gosterecekleri biliniyordu. Tamamiyle bastan savma ve samimiyetsiz aksiyonlardi bunlar. Aradan gecen bunca yil, giden tek insani geri getirmedigi gibi, muadilleri bile ezeli rakiplerin camiasindan seciliyorsa, gorunen koye de kilavuz aramaya gerek kalmiyor.
-------------------------------------
Biz en azindan teklif edilmistir, diyorduk. Ona bile tenezzul edilmemis. "Nasilsa inananimiz cok. Aksini soyleyen olursa da yalan deriz" diye dusunmuslerdir. Ne vizyon ama. Peh!

30 Ekim 2008 Perşembe

Yargi, Huseyin'i Uzmez

Cezaevinde askerligimi yaparken bir tutuklumuz vardi. Yaslari onsekizden kucuk iki kiz kardesten bir tanesiyle rizaen, digeriyle ise zorla iliskiye girmisti. Yirmi kusur yilla yargilaniyordu ve benim askerligim bittiginde mahkemesi hala devam ediyordu. Her durusmadan cikarken, kizlarin akrabalari bize yanasip “Asker aga, soyleyin bu herife dua etsin iceriden cikmamaya. Cikarsa canini alacagiz” diyorlardi. Soruyordum cocuga, “Degdi mi?” diye, “Degmez mi?” diyordu.

“Suclari zevk edindim” diye gezen baska bir mahkum vardi. Gasp, hirsizlik, darp gibi muhtelif suclarin yaninda genc bir kiza, hamile bir kadina, bir travestiye ve 65 yasinda bir adama tecavuzden tutukluydu. Havalandirmada “Yine yapacagim”larini duyuyorduk, nobet kulesinden.

Biz oyle, “Huseyin Uzmez Davasi”ndaki bilirkisiler gibi “ilim insanlari olarak cumle cemil girdik beynine. Ruh sagliginda herhangi bir bozulma gozukmuyor o kizin. Hatta hosuna gitmis. Oyle fisildadi bize loblar” olarak dile gelen engin (!) psikiyatri bilgisine sahip degiliz ama fikrimizce bu bir hastalik.

Burada bilirkisinin beyanina bir paragraf ayirmak gerek. Benzeri vakalarda, heyetlerin ansiklopedilerce bilgi dagarcigi ve emsal arasindan zar zor edinilebildigi kanaatleri boyle “Evreka” diye bir anda bulabilmek becerisi bahsedilmis kendilerine ama bahsedilenler bu kadar basit seyler mi? “Ruh ve Beden Sagligi”ni bozmadan cinsel tacizde bulunmak serbest mi olacak bundan sonra? “Sikayet edilirsem 6 ay yatar cikarim. Edilmezsem de zaten taciz benim, keyif benim” dusuncesinin onunu acmayacak mi bu bilen (!) beyamcanin tespiti?

“Hayir kardesim, ne munasebet. Yapan cezasini bulacak. Yarinimizin gelecegi cocuklarimiza boyle bir durum reva gorulemez” deniyorsa (ki sayin sorumlu Bakan boyle diyor) bu ne lahana tursusu? Yoksa Huseyin Uzmez’in siyasi tercihleri midir onu benim askerlik surecinde sahit oldugum emsallerden farkli ve “disarida ozgur” kilan? Fikir belirtebilecek kivama geldigini ve vicdan sahibi oldugunu iddia eden ama bu olayla ilgili tahliye kararina tavir (ya da serh) koymayan sahislarin insanligi, bizim gozumuzde, suphelidir.

Sosyal hayatin gerekleri; esimizi, dostumuzu, colugumuzu, cocugumuzu, hasili butun sevdiklerimizi kapsayan bir yasam butunu olusturuyor. Bu evrensel kumenin icinde, sevdiklerimizin iradesine oldugu kadar, cevredekilerin vicdanina ve devletin (gucuyle baglantili olarak) hakkaniyetine de guvenmek zorundayiz. “Konu yargiya intikal etmis durumda...” ile baslayip, ne olursa olsun yargiya kesin guven telkin eden cumlelere olan inanci, aile duzeyinde bu kadar temelden sarsan baska bir ornege kolay kolay rastlanabilecegini sanmiyoruz.

Televizyonda utandamadan sarfettigi cumlelerini buraya almaktan bile tiksindigim dine dayali duygu somurusunun Huseyin Uzmez'i tasidigi nokta igrencligin sahikasidir. Bu zirveye onu tasiyanlara da, fikriyatindan akan iltihabi gordugu halde onu orada tutanlara da lanet olsun.

29 Ekim 2008 Çarşamba

Bayramimiz Kutlu Olsun

Hakimiyet ve saltanat hiç kimse tarafından hiç kimseye, ilim icabıdır diye müzakereyle, münakaşa ile verilemez. Hakimiyet, saltanat kuvvetle, kudretle ve zorla alınır. Osmanoğulları zorla Türk Milletinin hakimiyet ve saltanatına vaziülyed olmuşlardı. Bu tasallutlarını altı asırdan beri idame eylemişlerdir. Şimdi de, Türk milleti bu mütecavizlerin hadlerini ihtar ederek, hakimiyet ve saltanatını isyan ederek kendi eline bilfiil almış bulunuyor. Bu bir emrivakidir. Mevzubahis olan, millete saltanatını, hakimiyetini bırakacak mıyız, bırakmayacak mıyız meselesi değildir. Mesele zaten emrivaki olmuş bir hakikati ifadeden ibarettir. Bu behemehal olacaktır. Burada içtima edenler Meclis ve herkes meseleyi tabii görürse, fikrimce muvafık olur. Aksi takdirde, yine hakikat usulü dairesinde ifade olunacaktır. Fakat ihtimal bazı kafalar kesilecektir.

Mustafa Kemal ATATURK

Group Izmir

Alaturka endustriyellige dair turlu dayatmalarin; stadyumlari ve spor salonlarini olabildigince tek tip insanlarla (daha dogrusu "Taraftar"dan ziyade "Musteri" ile) doldurma cabasina direnen bir avuc insanin en sanatkarlarindan bir tanesinin pankarti var yukarida.

Group Izmir'in sadece Izmir'de degil, Istanbul ve bilumum sehirde boy gostermesinin en buyuk emekcilerinden biri (belki de bir numaralisi) olan Tolga agabeyin, sayisiz emsalleri gibi, bu pankartina da "Helal olsun" diyerek, saygiyla egilmekten baska bir sey yapamiyoruz.

Tribunler taraftarin yasam alanidir. Renksizlikle sari lacivert savasimiz surecek.

Rambo Olimpiyat'a

Bu seneki Avrasya Maratonu biraz cesnili olmus. Seneler once Ali Sami Yen’e meyva bicagiyla baskin yapan Rambo Okan “Turkiye’de atletizmin sorunlarina dikkat cekmek icin” Avrasya Maratonu’na katilmis ve kazanmis.

Yolda tribuncu birini cevirip “Rambo Okan, Avrasya Maratonu’nu kazandi” deseler, ya gulmekten yerlere yatar, ya da “Dalga mi geciyosun lan?” diye kalayi basar ama vallahi kazanmis. Gerci biraz degisik bir kazanma olmus ama ondan da bu beklenirdi.

Milliyet haberi soyle vermis:
-------------------------------------
Geçmişte adı türlü ilginç olaylara karışan Rambo, bu kez maratonda ortalığı karıştırdı. Önceki gün koşulan Avrasya Maratonu'na katılan Güler, 2 saat 48 dakida 39 saniyede finişe vardı. Bu 'muhteşem' derecesiyle 40-44 yaş kategorisinde rakiplerinin 10 dakikadan fazla önünde birincilik kürsüsüne çıkan Rambo Okan, yarış akşamı da kupasını aldı.

Ancak ertesi gün sporcuların ayaklarına bağlanan mikrociplerin kontrolü sırasında bir gariplik fark edildi. Güler, kayıtlara göre maratonun ikinci bölümündeki 21.1 kilometreyi yaklaşık 59 dakika gibi neredeyse dünya rekoruna yakın bir dereceyle koşmuştu. Üstelik, bu dereceyi aynı uzunluktaki ilk bölümü 1 saat 49 dakika 54 saniyede geçtikten sonra yapmıştı!

Maraton'un Rambo'su olmayı hak edecek dereceden daha ilginç başka bir detay, Okan Güler'in foyasını ortaya çıkardı. Güler, parkurun 30.km'sindeki kontrol noktasından da geçmemişti. Yenikapı'dan sonra sahilyolunu takip ederek Bakırköy'deki dönüşe gitmesi gerekirken, "kestirme" yaptığı ve yolun karşısına geçerek finişe yöneldiği anlaşıldı.
Kupa sevinci bir gün süren Güler'in derecesi iptal edildi, bu kategoride 2.58.33 koşan Kemal Üney birinci ilan edildi. Şimdi yarış organizatörleri kupayı geri almak için Rambo Okan'ı arıyor. İşleri zor... Zira başvuru formunda Okan Güler'in mesleği 'amigo' adresi de 'Fikirtepe Trabzon Kıraathanesi' diye yazıyor."
-------------------------------------
Imkan verilse; erkekler ya da bayanlar farketmeden, turlu yas gruplarinin ve kategorilerin alayina gider, birinciligi kazanirdi Rambo ama yok kardesim. Bu ulkede sporun ve duzgun sporcularin elinden tutan yok.

Sogutlucesme’nin karsisindan Kiziltoprak’a giden yolun uzerindeki merdivenlerde, tribune gidis beklenirken, soldaki yukseltide cektigi nutuklar geldi aklima. Bosver Rambo’yu simdi ve Kaval-Sishane bir yazi olacak ama; o tikis tikis kuyruklar biteli kac sene oldu. Seridi lacivert, ustu sari bereler. Kofte dumani. Eziyetti ama ozluyoruz kardesim.

28 Ekim 2008 Salı

Ball of Confusion (by Anthrax)

People moving out,
People moving in
Why, because of the color of their skin
Run, run, run but you sho' can't hide
An eye for an eye, tooth for a tooth,
Vote for me and I'll set you free
Rap on, brother, rap on
Well, the only person talking about love thy brother
Is the preacher
And it seems nobody's interested in learning
But the teacher
Segregation, determination, demonstration, integration,
Aggravation, humiliation, obligation to our nation
Ball of confusion, oh yeah
That's what the world is today, hey
The sale of pills are at an all time high
Young folks walking round with their heads in the sky
Cities aflame in the summertime, and oh
The beat goes on
Evolution, revolution, gun control, sound of soul
Shooting rockets to the moon
Kids growing up too soon
Politicians say more taxes, will solve everything
And the band played on
So, round and around and around we go
Where the world's headed, nobody knows
Oh, Great Googamooga, can't you hear me talking to you
Just a ball of confusion, oh yeah
That's what the world is today, ooh, yeah yeah
Fear in the air, tension everywhere
Unemployment rising fast, the Beatles' new record's a gas
And the only safe place to live, is on an Indian reservation
And the band played on
Eve of destruction, tax deduction
City inspectors, bill collectors
Mod clothes in demand,
Population out of hand,
Suicide, too many bills
Hippies moving to the hills
People all over the world are shouting end the war
And the band played on
Oh, Great Googamooga, can't you hear me talking to you
Sayin' ball of confusion,
That's what the world is today, hey
Let me hear ya,
Let me hear ya,
Let me hear ya,
Sayin' ball of confusion,
That's what the world is today, hey
Let me hear ya,
Let me hear ya,
Let me hear ya
...& fade

Aman Ne Iyi Ettiniz

Resim alti soyle olabilir:
Blogger'in kapanmasina vesile olan sahislar olarak o kadar mutluyuz ki gotumuz tavana vuruyor su anda.

Ne yapiliyordu Blogger'da da kapandi? Isteyen, bir sekilde giremiyor mu bu merete? Oyleyse neden bu kuyrugunu kovalayan haller? Neden bu heves kirma? Memleketin burokrasi tarihinde onca mantiksizlik icin "Neden?" sorusu sirada dururken, bizim sorular ahmakca oldu herhalde?

Birileri "Bostancibasi" diye bagirdi, Blogger kellesinden oldu... Hesapta...

25 Ekim 2008 Cumartesi

Saw V

Geliyor. Yarin Amerika'da vizyonda.

Bana coktan geldiler. Almaty'de hergun vizyondayim :)

Cubuksuz Forma

Selim Soydan ve Fenerbahce formasi. Cubukluyla uzak yakin alakasi yok ama nostaljik. Bu yillarin herseyi ozlenmiyor mu zaten?

Temcit Pilavi : Basin Toplantisi

Uzaklarda Kadikoy'den tuten sinir dumani midesine yumruk gibi oturunca, ekrana bakakalmak ile soguk altinda avare avare gezinmek arasinda gidip geliyor insan. Bir kardesim, "Dusunmekten beyin hucreleri oluyor insanin" dediginde gulumsuyoruz :) smileysi vaziyetlerinde ama aci bir haklilik. Zira cok can yaniyor bu sene Kadikoy ve havalisinde.

Tatli su taraftari kontenjanindan renk sahibi olanlarin hesapta alayli laf cakmalarina "Hassss....binallah" cekip, devam etmeyi biliriz biz, buyuklerimizden ogrendigimiz Fenerbahcelilik geregince. Bu arkadaslarin Fenerbahce'nin lavaboya soktugu kollar klasmaninda cok cekmislikleri oldugu da keza dagarcigimiz dahilindedir.

Lakin "Soyleyene degil, soyletene bak" demis atalarimiz. Iste o soyleten, yine sahne aliyor. Pazartesi gunu, yonetim kuruluyla beraber gundeme dair aciklamalarda bulunacakmis, kulubumuzun sahib, pardon Baskani... Ne diyordu "Olacak O Kadar"daki spiker ablamiz? "Bizi izlemeye devam edin anacigim"

Indir-Kaldir

Resim yakin maziden bir Burhan Felek maci. Tribunler bir kac kisi. Parantez; mabedinyanindayiz.com, "masallarda anca bu kadar guzeli olurdu" babinda, mabedin yanindaki bir mekan. Her dakika raki, muhtelif peynir ve muhabette abiler. Kapa parantez. Aramizda "Ulan hep boyle az kisi mi olacak tribunde" sikayetleri. Cozum dusunmeler vs.

Haber, bugun resmi siteden : "Fenerbahce Erkek Basketbol Takimi Kombinelerine Indirim"

Soyle ki;
Fenerbahçe Kart sahiplerine ve Fenerbahçe Kongre üyelerine, tüm tribünlerdeki kombine kart satışında, aşağıdaki fiyatlar üzerinden yüzde 10 indirim uygulanacaktır. Öte yandan basketbolsever öğrencilerden gelen talep üzerine, öğrenci kimliği ile gelen herkese sadece B Kategorisi'de yüzde 10 indirim uygulanacaktır. Öte yandan hem Fenerbahçe Kongre üyesi veya Fenerbahçe Taraftar Kartı olan, hem de öğrenci olan taraftarlarımıza yine sadece B Kategorisi'nde toplamda yüzde 20 indirim uygulanacaktır.

Falan filan...

Basketbol kombinelerinin fiyati vs. tartisma konusu degil ilk elde. Nitekim bu bile bir hamledir ve acikcasi ben bu hamlenin arkasinda icra makaminin degil, tamamiyla Ulker'in oldugunu dusunuyorum. Aziz Yildirim Kurumsalligi ve basketbol subesinin bakisi (Sube Kaptani Remzi Dilli olmak ile kilavuzu karga olmak arasinda cok fark yok) yillardir kombine fiyaskolarina imza atmisken, insallah basarili bir hareket olur. Ama ilk elde tartisma olmamasi gerektigini soyledigimiz bilet fiyati mevzusunun, basketbola kiyasla ve futbol maclari baglaminda dile getirilmesi gerek.
"1 * En Ucuz Basketbol Kombinesi = 3 * En Ucuz Futbol Maci" formulunde bir tuhaflik yok mu?

Aslinda bos soruyoruz. Baska herseyi bosverip, futbol tribunlerini "Ele gecirilmesi gereken bir kale" olarak goren zihniyete karsi bir savas verilirken "Fiyat Ayarlamasi" o zihniyetin en mesru (?) ve guclu silahi. Basketbol maclarina indirirken, futbol maclarina kaldirmak, bir nevi "Tufek icad oldu, mertlik bozuldu" durumu.

Bir de senelerdir kombine satisi mevzusunda su saat / mesai durumu var.
Satışlar hafta içi 09:00-18:00, Cumartesi günleri ise 09:00-12:00 saatleri arasında yapılacaktır. Pazar günleri Kombine Kart satışı olmayacaktır.

Hakli adamlar... Bizim memleketimizde herkes serbest meslek sahibidir. Calisanlar da 11:00-16:00 arasi calisirlar. Istanbul'da trafik desen, yok denecek kadar az. O yuzden hafta ici saatleri gayet normal. Cumartesi gunleri cumle alem sabah 7 dedin mi ayakta oldugundan, 3 saat satis fazla bile olmus. Pazarlari insanlar isinin basinda oldugu icin de kombine satilmamasini anlayisla karsilamak gerek.

Satis politikasi, bakkala cocuk gonderilirmis gibi "Git iki kombine kap gel"e acik herhalde diyecegim ama o da yok. E kardesim uzay ahalisine mi satacaksiniz bu kombineleri? Insanlari zora kosacaginiza iki gram kolaylik yapmak zul mu geliyor? Ne kurumsallikmis ama...

Numan Uzun

...vefat etmiştir.
...öğle namazını müteakip...
...Merhuma Tanrıdan rahmet...

Kimbilir ne kadar cok okuyoruz bunlardan. Karacaahmet'in oradan kopru yoluna giderken ve baska kabristanlardaki sagli sollu beyaz duvarlarin arasinda yukselen onca tasa bir dua gondermeye alismistik kucuklukten beri. Gunun birinde Alp (Bacioglu) abi, lacivert (King Santillana) reisle bana; Pasali Birol ile birlikte Galip Kulaksizoglu'nu anmaya gidecegini, bizim de gelmemizden memnuniyet duyacagini soyledi. Gittik. Namini cok duydugum, bizim tribunlerin nevi sahsina munhasir, muntazam ve mustesna sahsiyeti Birol abiyle tanistik. 4 kisi Galip Bey'e dua edip, donduk. Sonra ogrendik ki vefayi boynuna ve yuregine, kulubune dair bir sadakat kolyesi gibi takmis Pasali Birol. Kabristanlarin duzenli ziyaretinden bakimina kadar bir suru seyle ilgileniyormus. Seneler gectikce ve tanidikca uzaktan bildigimiz cefakar vefasina yakinen sahit olduk. Simdi ne zaman bir cenaze haberi gorsem o geliyor aklima. Allah uzun omur ve sihhat versin. Versin ki; yasarken unutulup vefatinda hatirlananlara, bu dunyadan ufak da olsa bir selam gonderebilsin.

Numan Uzun gibi...

Eski bir futbolcumuzdu Numan Uzun. 1944-1946 yillari arasinda, 11 macta formamizi giymis. Belki cok cok az bir rakam. Ama kendisinden kat be kat fazla forma giyen bir cok oyuncudan yine kat be kat fazla Fenerbahceliydi rahmetli. Iki sene once, Fenerbahce Muzesi'ne deri bir cuzdan ile, minicik bir resim hediye etmisti. 1940'li yillarda Basbakanlik Kupasi'ni kazandiklarinda, Sukru Saracoglu tarafindan kendilerine armagan olarak verilen, Fenerbahce armali cok guzel bir cuzdan ve Sukru Saracoclu ve kupayla poz veren, kazanan kadro.

Yukarida resimde Numan Uzun yok. Zira Lefter kadroda olduguna gore tarih 1947'den sonra olmali. Ama haberi okuyunca aklima Halit (Deringor) agabey geldiginden koydum bu resmi. Allah uzun omur versin, "Azaliyoruz" diyordu hep. Azaliyorlar. Fenerbahce atiye ilerlerken, Fenerbahceliler mazi oluyor.

22 Ekim 2008 Çarşamba

Trapper ve Suleyman Akdi

Trapper, 1994 doğumludur.

38 yarışta;

20 birincilik
6 ikincilik
6 üçüncülük
5 dördüncülük alirken, yalnizca 1 kez tabelanin disinda kaldi.

“Bir at, eküri için ne demektir?” diye sorsalar “Herseydir” cevabinin verilmesi kolay (ya da adil) olmayabilir ama Trapper herseydi. Nakitti ve moraldi. Kalamalka, Helin gibi atlar suphesiz kaliteli safkanlardi ve yine kupa kazanabililrlerdi ama Trapper’in surekli acik yaris kazanmasi ekurinin kendine guven saglamasina yariyordu.

Ilk yarisinda, uzerinde Halis (Karatas) olmasina ragmen, neden favori olmadigini, su anda tam olarak hatirlamiyorum. Belki orjini yuzundendi. Zira orjini (Knight Line Dancer-Elemis); Trapper’in artik kendini iyice ispat edip, “Kralina uzak ceker” dedirttigi, ilerleyen yillarda bile “aygir-kisrak uzerinden altili oynama meraklilari”nin buyuk tartisma konularindandi. Belki bu yuzden, olgunluk yillarindaki Bold Pilot’siz her yarisinda favori olmasina ragmen, alt jenerasyondan gelen iyi atlar (Texas Gal, Altin Bike, Velociraptor vs.) kuponlara eklendi ya da Bold Pilot’li yarislarda plase-favori arasi gidip geldi. Ama favori olmadigi ilk yarisini kazanan Trapper, bu yarista jokeyi olan Halis’e de Bold Pilot’a da sonradan cok cektirdi. 1200 cimde kazandigi ilk yarisindan sonra, iki yasliginda fazla start almadi Trapper. Aslinda onun icin “Bu at uzuna gidecek” laflari daha ikinci yarisindan itibaren dolasmaya baslamisti. Cok ongoru isteyen bir sey degildi gerci bu. Iki yaslilikta kosulan yarislar ekseriyetle 1200-1400 oldugu icin, ganyanin hemen butun cok bilmisleri (Canarino da dahil) ayni kehanette bulunurlar. Maksat; tutarsa karizma olmasi, tutmazsa da ahirdi, antrenordu, jokeydi, bok atilip, akademik temelde mevzudan ve “Sen ne anlarsin lan”lardan yirtilmasindan ibarettir. Trapper’in 2 yasliliginin verimsiz sayilabilecek sekilde (aslinda “galop sayilabilecek” demeliyiz) gecmesinin bir sebebi de kisa mesafede hemen her ati canindan bezdirebilecek isimlerle ayni jenerasyondan olmasiydi. Bella Otero, Bella Vista, Bold Bid, Fikrim, Mandrake, Pianist, Sam Holme, Tomasino gibi atlar, onun yaninda vasat sayilabilecek atlardi ama her “gruba gore vasat kalan at”in yaptigi gibi “Beyaz Bayrakdan-Aynaya kadar kendimi yirttim, yirttim. Yirtamadim, babayi girerim tabelaya. Ulan zaten yarisi kazanamayacagiz, bari tabeladan % 10 ikramiyeyi kapalim” seklindeki moneyfesto (!) kapsaminda kosarlardi. O jenerasyondan ve kisa mesafeden bahsedip de Islambol’un adini anmamak ise olmaz. “Trapper yazisinda Islambol’un ne isi var?” denebilir ama kisa mesafe denince bu guzide Gold Guard yavrusuna bir selam gondermemek ayip kacar. Bilhassa 2, 3 ve 4 yasinda, her yarisa burun sokarak, ikili, plase ya da tabelada yer alip, cuzdanimizi cokca guldurmustur. Neyse, Trapper’a geri donelim.

Sampiyonun 3 yasli yarislari da cok aydinlik baslamadi. 1600 ve 1700’de kostugu iki yarisi da kazanamadi. 1600 yarisini cok net hatirliyorum. Zira 4 at yazmistik ve Trapper bunlarin icerisinde degildi. Peki tutturduk mu? Hayir. Yarisi kazanan Wood Pecker’a, uzerinde Ertul olmasina ragmen, elimiz gitmemis, “Ulan kesin patlar bu ayak” diyerek Last Guard, Baylite, Cikaskondikas (Su isim bir ata nasil verilir ve ne demektir) ve adini hatirlamadigim bir ati yazmistik. Selim Kaya, Trapper’la yarisa saldirmis, ancak ucuncu olmustu. 1700 yarisi ise cok talihsizdi. Tarzini oldum olasi hic begenmedigim bir jokey olan Bekir Gokce ile kostu ve Tomasino’nun arkasinda ikinci kaldi. Artik “Ulan bu ati 2000 ve uzerine kaydetmeyen at sahibinin de, uzuna kosarsa tek atmayanin da...” diye kufurlere baslamistik. Ve Trapper, bir sonraki yarisina, 2100 metreye, Ertul’le kayit oldu. Sonraki yillarda Izmir’de Kazbek ile “Bir sen, bir ben” seklinde yarislar kosacak olan Green Peace ve baba kardesi Speedy Fighter disinda dise dokunur bir at yoktu grupta. Biraz da Karatas’la Ozdemir Atman’in Bold Bid’i korkutuyordu bizi ama sozumuzu yemedik ve tek attik Trapper’i. Yuzumuzu kara cikarmayarak, yarisi kazandi. Bir sonraki durak Gazi Kosusu oldu. Yine Ertul Cankilic vardi uzerinde. 2100’den 2400’e uzayan mesafede oldukca cazip bir at konumundaydi Trapper. Ama Ertul’den daha sempatik gelen bir jokeyi, Deterjan Akin Ozdeniz’i Fair Tail’in uzerinde gorunce tek atmadik Trapper’i. 15-16-17-18 yazdik kupona. Sirasiyla, 4.-10.-5. ve 1. oldu Trapper, Wood Pecker, Bella Otero ve Fair Tail. Simdi bakiyorum da. Ne isi var Gazi’de Bella Otero ve Wood Pecker’in. (Altilicinin acemilik zamani kuponlari komik olur. Rahmetli Yavuzhan’in bir yarisinda “Yuru be Mah” diye bagiran cok genc bir yarissevere butun ganyanin Kara Murat filmlerindeki Bizans askeri kahkahasiyla, rencide edici guluslerini hatirlarim. Uzulmustum, ama “Yuru be Mah” ne be birader, Yavuzhan’in yaninda?)

Gazi’den sonra, bir kisa vade daha kosup, kupasiz kosu kariyerine son verdi Trapper. Suleyman Akdi bir roportajinda soyle demisti:
“3 yaşlılığında ben Van Damme’a biniyordum. Biz devamlı Van Damme ile Trapper’ı geçiyorduk. O zaman Trapper’a Halis biniyordu. Önümüzde bir Ankara ve Cumhurbaşkanliği Kupası vardı. Halis, Bold Pilot’a bineceğinden Tarik Bey ati bana teklif etti. Hakiki bir kum atı olan Van Damme’dan daha iyiydi galobunda. Yaptırdığım son galobundan sonra binmeye karar verdim.”

Halbuki Van Damme, Trapper’i defalarca degil, yalnizca bir yarista gecti. Suleyman Akdi’yla Van Damme’in kazandigi Mimar Sinan kosusunda, Ertul Cankilic ile dorduncu oldu Trapper. Van Damme yalnizca bir kere gecmeyi basarabildi ama bir sonraki yarista, bu sefer 2400 cimde Suleyman Akdi’yla, Halis’in bindigi Trapper’a finise kadar saldirdi ve sadece bir burunla kaybetti. Bu yaris “Ulan acik yarista neredeyse kum atina geciliyordu. Acaba aciklarda dusunuldugu kadar basarili olmayacak mi bu?” suphesini soktu aklimiza ama cumleten yanildigimizi, geri kalan uc yasliliginda anladik. 2 ay ara verdikten sonra iki hafta icerisinde, Ankara ve Cumhurbaskanligi Kosularini kazandi Trapper.

Sampiyon, cok acik yaris kazandi ama 3 kez ustuste kazanma rekorunu I Seren ile birlikte elinde tuttugu Basbakanlik yarislarinin ve araliklarla kazandigi 2 Cumhurbaskanligi yarisinin bazi acilardan onemi buyuktur. Yukarida yazmistim, Trapper’a cogunlukla kesin bir guven yoktu musterek bahis camiasinda. Basta Bold Pilot’in varligiydi sebep. Kaliteli ve hatta Turkiye icin efsane denebilecek bir ekurinin, yuksek kan hatli oldugu kadar, bunu pratige dokup “Yarislari elini kolunu sallayarak” kazanan atiydi. Kazandigi yarislarda herkesi sindiriyordu. Bilhassa 1996’da rekor kirarak kazandigi Gazi Kosusu’ndan sonra “Bu at Halis’le kolay kolay gecilmez” onyargisi hakim oldu. Trapper bu on yargiyi sonunda kirdi ama bu sefer de “Bold Pilot’la kapisa kapisa cok yiprandi abi. Yeni jenerasyonun kalite atlari bir sekilde gecer onu” ahkamlari cikti karsisina. Iste Trapper ve Bold Pilot’a dair en ilginc enstantanelerden birisi, bir onceki paragrafin sonunda yer alan ve 1997’de kosulan bu Cumhurbaskanligi Kupasi Kosusu’ydu. Normal derecesi 2.26 olan 2400 cim pist, o gun 2.43’le bitecek kadar agir, hatta camurdu ve Trapper icin “Camurda gitmez” laflari dolasiyordu. (Bu kehanetler de insani hasta eder. Bulten arkasi galoplarina bakarak A (Agir) ve CA (Cok Agir) pistlerdeki galoplari C (Calisarak) ise “Camurda gitmez” der cok bilmisler. Sanki sabahin korunde, beraber galoba cikiyorlar) Bu yaris icin, ilerleyen yillarda Suleyman Akdi sunu soylemisti: “Cumhurbaşkanliği koşusunda çamurda gitmez denmesine rağmen 100 metre farkla kazandık”

Imparatorun burada laf caktigi, baska kimse degil, Bold Pilot’in ta kendisidir. Yarisa katilan diger atlar; Yemen Tunc ile Mephisto, Engin Yalcin ile Airman, Ahmet Atci ile Bella Otero, Bekir Gokce ile Sun Speed ve Kazim Melike ile Golden Glow’dur. Hepsi kalite sayilabilecek ama sinif olarak Airman haric, Trapper’a yaklasamayacak isimlerdi aslinda ama yarista Bold Pilot’in varligi Trapper’i kafalarda “Kazanamaz” ile damgaladi. Zira Bold Pilot, Handikap Puani (atlarin kazandiklari yarislara gore aldiklari, kalite bildiren puan) olarak da grubun cok uzerindeydi. Yarisin start zili ile birlikte, Bella Otero onde kacmaya basladi. Trapper, 1200’e kadar tavsanin arkasinda seyreden Bold Pilot’in ensesindeydi. Yarisin bundan sonrasi Suleyman Akdi’nin govde gosterisi ile gecti. Duzlukte arkasina bakip, kimsenin gelmedigini goren imparator, sadece iki-uc kamci ile fazla calismadan, yirtinmakta olan diger atlari tek tek arkada birakip farki acti. Yarisa gec baslayan ve hemen butun yarisi cok gerilerde takip eden Mephisto, dis bariyerlere kadar yaslanan yarisa (kum pist ati olmasi ve cimin de neredeyse kum derecesinde agir olmasi sebebiyle) mudahil oldu ve ikinci bitirdi. Airman’in ucuncu oldugu yarista, Bold Pilot ise 100 metreye yakin bir arayla dorduncu oldu. Suleyman Akdi finiste, “Her dahide biraz delilik vardir derler..o da benim deli yanim..O şovlar Sülo bitti, Sülo öldü diyenlere bir mesajdir.. Bitmediğimin bir işaretidir..” diye tanimladigi sovunu yapti. Bold Pilot fena yikilmisti, kalenin surlari yerle yeksan olmustu.

1998 senesi Trapper-Bold Pilot mucadelesinin son senesi oldu. Ismet Inonu kosusunu Trapper kazandi. Bir ay sonra kosulan Fevzi Cakmak kosusunda ise (ki pistlerin gordugu en guzel yarislardandir; burun-burun bitmistir) Ertul idaresindeki Trapper Bold Pilot ve Fair Tail’in arkasinda ucuncu kaldi. 2 hafta sonraki Celal Bayar kosusunu, bu sefer Halis Karatas ile (Suleyman’in neden binmedigini animsayamadim ama imparator bu kosularda at binmemistir) kazandi ama en onemlisi, Trapper’in “3’lu seri”ye basladigi ve son kez beraber yaristiklari Basbakanlik Kosusu, Bold Pilot icin baska bir hezimet oldu. Ekurisi Thyke’nin “Ben tempoyu ayarlarim, Halis de yarisi cakar” seklindeki plani, Trapper tarafindan bozuldu. Bold Pilot, yarisi onde takip eden Trapper’i, duzlukte sprintiyle yakalayip, sindirmeyi dusundu ama basaramadi. Hatta yarisin sonunda, ikisinin arasina hic mesafesi olmamasina ragmen basarili kisa sprintci Sunday Surprise, Selim Kaya ile ve genc nesilin basarili ati Ruzgarin Kizi, Akin Ozdeniz ile girdi. Bold Pilot bir kez daha, ancak tabelaya tutunabildi. Bir mucadele defteri boylece kapandi. Trapper, Bold Pilot’i yenmisti. 4 yasliliginda, Suleyman Akdi ile 3 yaris daha kostu Trapper. Bunlardan Enternasyonel Bogazici’ni ve Fetih Kosusu’nu kazanirken, TJK Kosusu’nu bombayi patlatan Ortak’a (Kalamalka ile ekuri kosmasina ragmen) kaybetti.

1999’da ilk kosusunu Gazi Galibi Kavranhan’a kaybeden Trapper, sonraki 4 kosuyu (Celal Bayar, Basbakanlik, Enternasyonel Bogazici ve TJK) 3 tanesinde Kavranhan’i gecerek ardi ardina kazandi. Bu yarislardan Basbakanlik Kosusu’nun bir ozelligi vardi. 1999’da, Turkiye’de Always A Classic firtinasi yasaniyordu. Ercan Ekenler’in Texas Gal’i de Sky Classic - Loving Cup yavrusu olarak bu kan hattindandi ve basarili yarislar cikariyordu. Bu sebeple, o sene kosulan Basbakanlik Kosusu’nda Trapper ganyanda yine 1.20’leri gorecek kadar suridrek olamadi ama intikami aci oldu. Suleyman Akdi “Texas Gal gecebilir abi” ahkamlarini, aradaki 7 kilo farka (Trapper 60, Texas 53 ile kosmustu) ragmen, Texas Gal’i harcayararak yanitladi. Aslinda Engin Yalcin, yaris boyunca Trapper’a iyi dayandi ama o bir kostuysa Suleyman Akdi bir bucuk kostu. Ve neticede, gaza gelip, varligini tek yarisa yonlendiren bir cok at gibi Texas Gal de bu zorlamanin altindan kalkamayarak, sonraki yarislarinda beklendigi kadar basarili olamadi.

6 yasindaki ilk kosusunu da kaybederek sezona basladi Trapper. Bu sezon Trapper’a karsi “Kesin gecer” denen at sayisinda artis gozlendi. Deploy yavrusu olan ve Turkiye kum pistlerinin gordugu en yetenekli safkan Velociraptor cime cikiyordu. Ismet Inonu kosusunda, Medya-Velociraptor ekurisine karsi kosan Trapper, Velociraptor’u geride birakti ama Medya’ya gecilerek yarisi kaybetti. Celal Bayar kosusunda “Teker teker gelin ulan” diyerek Velociraptor’u yendi. Aslinda Velociraptor yarisi kazanmis, Trapper ise ikinci olmustu. Ama yapilan protesto ile sonuc degisti ve Trapper “Kazanan at” ilan edildi. 2000 yaz sonunda, Trapper’i kucumseme had bilmezliginin yeni neferi bu sefer de Altin Bike idi. Erdogan Senocakli’nin Manila yavrusu bu safkani, kisa zamanda bir cok dereceli yaris kazandi ve Basbakanlik Kupasi’nda Trapper’in karsisina cikti. Uzerinden tam 8 sene gecmis olmasina ragmen, kupon hazirlama safhasinda ganyanda yasanan gerginligi bugun gibi hatirliyorum. Bizim gibi Trapper’a ve Suleyman Akdi’ya guvenen tayfa ile yenilikciler arasinda sinir harbi yasaniyordu. Herkes kendine gore argumanlarla vaziyeti karsisindakine empoze cabasindaydi. Sanki devrim yapacagiz. Ulan alt tarafi 3 mu, 8 mi diye karar verilecek.

O gun bos kosularda kimin geldigini animsamiyorum ama favoriler gelince, “Gun boyle gecer artik. Biz de Pazar gunu, kisa gunun karindan cebe uc-bes neyse atariz” diye dusundu herkes ama oyle olmadi. Ilk ayakta favori Odin, hem de hic beklenmedik bir at olan Fuat Cakar’in Sirinoglu’su ile yikildi. Ikinci ayakta cumle alem ya Fecir ya Tosur tek, ya da Fecir-Tosur yazmasina ragmen Omer Kaya ile Barmen patladi. Biz iki ayagi da alnimizin akiya gecmistik. Cunku ganyanda hemen herkesin Trapper-Altin Bike yazdigi (yanilmiyorsam muhtemelleri esit cikmisti) ucuncu ayakta biz Trapper’i tek atmistik ve ilk ayaklara abanmistik. Guvenimiz sonsuzdu ve bosa cikmadi. Suleyman Akdi, Altin Bike’ye de haddini bildirdi. Son anda Free Man’le verilen basa bas mucadele her ne kadar yurekleri hoplatsa da finise yakin her itis Trapper’i birer adim one gecirdi ve sampiyon rahat kazandi. Gerci bizim altili, Sam Land, Liyonna ve Bekmezci kuponda olmadigi icin ucte kaldi ama Trapper-Free Man-Bosporus yazarak Altin Bike’yi almadigimiz citir uclunun sevinci (5 misliden 30 kagida yakin bir para indirmistik) ve mideye soktugu 3 porsiyon midyeyle donduk eve. Iki senedir ust uste kazandigi Enternasyonel Bogazici’ni 2000’de ucuncu olarak kaybeden Trapper, TJK Kosusu’nu kazandi ve Ankara’ya gitti. Orada Cumhurbaskanligi’ni kosacakti. Yeni atlarin ortaya ciktigi had bilmezliklerin yaninda, isin ezeli rekabet ayaginda, Ozdemir Atman ve Tarik Aydin, Trapper ve Bold Pilot, Suleyman Akdi ve Halis Karatas cok karsi karsiya geldiler. Ama bunun disinda, Trapper’in kazandigi bu Cumhurbaskanligi Kosusu, yine Atman ekurisinden Lyna’ya “Ben senin agababani gectim. Sen de kimsin?” ayaridir. Ankara zor pisttir. Cimi serttir, viraji sikintilidir. 2000 yilinda, Trapper 6 yasindadir ve Istanbul sezonundan sonra, artik Bold Pilot’in “Zor gecilir” mertebesine erismistir. Ankara’daki bu yarisa surdirek favori olarak girdi. Gazi Galibi Bartrobel’in son ikilide 9. oldugu kosuyu, son duzluge gelindiginde 6 boy geride olmasina ve dis kulvara acilmasina ragmen muthis bir sprint yapip, Sumen’i, Lyna’yi, Medya’yi ve Sorgunbeyi’ni gecerek kazandi.

Bu yarisin sonrasi, Trapper icin bir donum noktasi oldu. Cunku kendisiyle ayrilmak ikili olan olan jokeyi Suleyman Akdi ve sahibi Tarik Aydin’in arasina kara kedi girmisti. Suleyman Akdi, olayi soyle anlatiyor:
“Enternasyonal koşuda 3. olduk diye at sahibi bana küfür etmiş. Bunu bana TJK asli üyeleri söyledi. Trapper ile sayısız koşu kazandım. Bunu haketmediğimi düşünüyorum. Onun için istemeyerek de olsa Trapper’ı bırakacağım. Bakın size bir olay daha anlatayım. Tarik Bey derginizde ''Halis ile S.Akdi dışında jokey yok'' dedi. Kötülemedi. “Diğerleri sıradan” dedi. Bizim jokey arkadaşlar da bunu bir hakaret kabul edip imza topladılar. “Biz Tarik Aydin’ın atlarına binmeyeceğiz” şeklinde bir karar aldılar. Bence hata yaptılar. Onlara hakaret edildiğini düşünseydim bende imzalardım. Tarik Aydin bir kaç sene önce de bana ''Sen Halis’i gördüğünde elerin titriyor. Ne yapacağını bilmiyorsun'' demişti. Ama öyle olmadığını biliyorum. Bu imza olayından sonra Tarik Aydin, Selim’i aramış. ''Ata sen bineceksin'' demiş. Selim de imza atanlar arasında. Ben Selim’e “Hata yaptın” dedim. Çünkü ortada bir hakaret yok bence. Sanırım Selim ata binecek. Ama binmezse “Trapper gibi değerli bir hayvan ortada kalmasın” diye mecburen yine ben bineceğim. Çünkü Trapper’a bunu yapmak ona bir hakarettir”

2000 yilinda kostugu son kosuda Trapper’a Selim bindi. Bu yaris, Trapper’in son zaferi olarak gecti tarihe. Zira 2001 yilinda kostugu 4 yarista da finisi onunde bos olarak goremedi Trapper. Suleyman Akdi ile ayrilmasi, (Tesbihte hata olmaz) Zagor’un yanindan Ciko’nun alinip, bir baskasinin konmasina benzemisti. Bir buyu bozulmustu sanki. Once surdirek favori olarak girdigi yarista, 20 lira ganyanli Manas’a gecildi. Sonra Ismet Inonu kosusu’nda, bu kez 15 lira ganyanli Turac’in arkasinda 1.20 ganyanla dordunculuk ve rekortmeni oldugu Basbakanlik Kosusu’nda Medya-Turac ve Altin Bike’nin arkasinda tabela yapti.

Son yarisinda kupadan cok, sevenlerine bir vedaya kostu Trapper. Tabeladan ilk kez dustugu, hayatinin son yarisinda Suleyman Akdi ile gecmisten o gune bir resmi gecit yapti. Yaristan sonra hipodromda, belki benim o anki duygusallikla su anda anlatirken abarttigim bir sessizlik vardi. Finis cizgisini en sonlarda gecerken herkes alkisladi. Suleyman Akdi, Trapper’in boynunu oksadi. Yavas yavas ahirlar bolgesine giderken sirtina ortusu serildi. Yakinda bulunanlar bir ic cekti. Cok degil kisa sure once padok mahalline gelen yolda gozuktugunde “Sampiyon geliyor” denen Trapper, agir adimlarla gozden kayboldu. Sampiyon artik tarih olmustu.

3 / 9

Yukaridaki oran "Ucun Biri"ne tekabul ediyor ve haliyle iddiayi kaybediyoruz. Belediye son dakikada atmasa ve Bursa kendi sahasinda berabere kalsa, halam da biyik biraksa farkli olurdu.

Unuttu Seni...

Uykusuz dergisinden, Umut Sarikaya'dan.
----------------------------------------
“Allahaşkına söyle bana; benim Ersoylar Tekstil’in pazarlama bölümü departmanı çalışanlarıyla ne gibi bir alıp veremediğim olabilir ki bütün kinimle onlara bakayım? Tekstil piyasasında büyük olmasa da hatırı sayılır bi oranda payı bulunan bu firmanın tüzel kişiliğine niye hakaret edeyim gecenin bir yarısı? Bana bütün bunları yapmamın sebebini söyler misin? -Valla Umutçuğum o senin kendi terbiyesizliğindir- diye kıvırıp kaçma abi. Eğer ben şu saatte, bu tel örgülerin arkasında bulunuyorsam bu benim görevimdir. Ve inan olsun ki görevimi ifşa ederken zerre utanç duymuyorum, aksine dikkat edersen burada kendini en fazla paralayan, bağıran adam benim. Üçlü çektiniz de elimi mi esirgedim, beste yaptınız da sesimi mi esirgedim abi? Hayır yüzbin kere hayır! Tartışacağımız konu bu değil. Asıl tartışmamız gereken benim buradaki konumum. Ben boynuma asılı bu maç davuluyla, gecenin bir yarısı burada durmayı hakedecek bi adam mıyım? Söylesene Ergüder abi! Niye susuyorsun!!” diye haykırdım Ergüder abinin. Yüzüme uzun uzun baktı, dudakları aralandı bişeyler söyleyecek gibi oldu ama vazgeçti, söylemedi. Başka taraflara baktı, ben yokmuşum gibi davrandı ama olmadı zira bakışlarımı dikmiş bişey söylemesini bekliyordum. Sonra tekrar döndü ve “Lan oğlum baştan söyleseydin direkman seni kadroya alırdım. Hayır gocunduğun buysa alayım seni oyuna.” dedi. İşte o anda ne diyeceğimi bilemedim. Başımı yana eğip, gözlerimi kapayarak, razı olur, pes eder bir ses tonuyla “Al abi al. Peki oyuna al beni. Furkan’ı çıkar beni al” dedim.

Sabah zaten denize gittiğimiz için şortum altımdaydı, gittim soyunma kabininden bi forma aldım, halı sahanın kapısını açıp bekledim. Furkan geldi ayakkabıları değiştirdik. Aynı numarayı giymemize rağmen ayaklar taraklı olduğu için biraz sıktı. Girdim oyuna. Mevkim belirsiz olduğu için saha içindeki heryerde dolandım. Kimseye minnet etmeme bireysel çabalarımla bir yere gelme isteğiyle yoğrulmuş kişiliğim sebebiyle bir müddet şahsi oynadım. Benim yüzümden Ersoylar Tekstil’in pazarlama departmanından oluşmuş karşı ekip, bizim yarı sahamızda vururlarsa tehlikeli olabilecek iki net pozisyona girdi. Bunun üzerine tecrübeli file bekçisi ve aynı zamanda takımımızın kaptanı Göykan “Umuuuuuuut!geri gel. geriiii” diye komut verdi. Bireysel çabayı sktir edip doğruca defansı mevki edindim kendime. Adeta defans için yaratılmıştım, orayı birden çok benimsedim. Benim geri gelmemle takımımız ataklara kalkmaya başladı. Zaten oyun sürekli karşı yarı sahada cereyan ettiği için, ben de Göykan’la muhabbet etmek için yanına gidiyordum. Ama kendisiyle bir türlü sağlıklı iletişim kuramıyordum. Zira ben tam bir konu açacakken beni sırtımdan itip gümbür gümbür gelen karşı takımın forvetinin üzerine “bas alırsın! Bas alırsın sen onu!” diye itiyordu. Basıyordum ama alamıyordum. Aldığım bir kaç topu da takım arkadaşlarımın aç gözlülükleri, “benimle oyna” feryatları yüzünden ikilemde kalıp kaybediyordum. Göykan’dan gelen bütün şimşekleri de üzerime çekiyordum haliyle. Zaten yaralı bir dönem geçiren ben bu kadarını da kaldıramazdım ve bunun üzerine Göykan’a tavır aldım ve diğer takım arkadaşlarımla samimiyetimi yeryer “Yazarsın sen onu. Çok güzel.” diyerek, yeryer de atamadıkları golleri olgunlukla karşılayıp “olsun” diyip el çırparak pekiştirdim. Göykan’a nispet yaptım. Ya da yaptığımı sandım. Zira buradaki konumumdan da rahatsızdım. Bir yanlış anlamayı alttan alıp saha içine, hiç olmamam yere itilmiştim. Bizim takımdan Selçuk’un attığı bir golü fırsat bilip büyük teknik adam Ergüder hocanın önünde samba yaparken meramımı dile getirdim. “Hocaa beni çıkar, dalağım şişti. Furkan ısınmaya başlasın” dedim. Ergüder abi bıkmış bi tavırla Furkan’ı ısınması için yönlendirdi, Furkan da surat yaparak tekrar formasını giydi ve ısınmaya başladı. Pezevenklerin hepsi bana surat yapıyordu, sanki rızkımı veriyordu şerefsizler.

Belli bir süre sonra Allah’tan Furki ısındı da oyuna girdi. Ben de tribündeki değil de tellerin arkasındaki coşkulu kalabalığın arasına karıştım. Fakat Ergüder abi bana surat yapmaya devam ediyordu. Ben de eski coşkumu, o eski yalan coşkumu yitirmiştim. Hiç bağırmadan efendi gibi maçı izledim, sadece karşı takımın 12 yaşlarındaki bi taraftarına elimi gırtlağıma götürüp kesme işareti yaparak ve saha dışını göstererek tehdit ettim o kadar. Son 15 dakikaya girdiğimizde gollü beraberlik sürüyordu ve yenmemiz için taraftara büyük görev düşüyordu. Haykırmalar arasında öylece sessiz sessiz duruyordum. En sonunda Ergüder lavuğu “bağırmayan taraftar sktirsin gitsin kardeşim!” diye yüzüme bakarak çemkirdi de ben de s.ktirdim gittim. “Ulan ben de Ergüder abiyi adam sanmıştım. Ulan bi derdimizi açalım dedik, herif olayları makro düzeyde değil mikro düzeyde analiz etti, beni yanlış anladı. Yanlış anladığı da yetmiyormuş gibi bi de suçlayıp kovdu” diye sitem ede ede, kadere isyan ede ede mahalleye doğru yürümeye başladım, şehrin izbe sokaklarını arşınladım.

Sevgili okurlar bence bir insanın tanıdıkları hiçbir zaman ona yardım edemez. Zira hiçbir tanıdığımız, belli bir mazimiz olan kimse bize karşı objektif olamaz. Bence tek yardım bizim hakkımızda hiçbir fikri olmayan bir yabancıdan gelir. Ben böyle söylene söylene yürürken ardımdan gelen bi yabancı sesiyle irkildim. “Arkadaşım bakar mısın?” diyordu ses. Sevinçle arkamı döndüm ve “buyur abi” dedim. “Sen kimin çocuğunu tehdit ediyorsun lan!” diye örseledi, tartakladı beni bu yabancı. “Abi konu nedir? Tam anlayamadım” diye ağız yaptım bi müddet yemedi. Omzumu itkeleyip, ayağıma ayağıyla vurarak tehditler savurmaya başladı. Sanki bir müdür muavininden dayak yiyen bi liseli gibi sabit durup sadece o ayağıma vurduğunda ayağımı kaçırarak durumu izah etmeye çalıştım. “abi ahh! Abi ben maça filan gitmem ahhh! Bence futbol geniş kitleleri uyutmak için bir afyondur ahhhh! Bakınız Portekizli diktatör 3 F ile ahhh! Futbol, Fiesta ve Faruk’la yönetmiştir halkını yıllarca” diye iyice kıvırdıkça kıvırdım. Ama yabancı durdurak bilmiyordu “Faruk kim lan Faruk kim? Çağır lan, çağır.” diye gayet cahilce bana karşı hasmane tavrını sürdürdü. Onun seviyesine inmedim ama “bokunu yiyim vurma abi özür dilerim çocuğundan. Evet haklısın terbiyesizlik yaptım” demekten de kendimi alamadım.

Mahalleye geldim geç olmasına rağmen bakkal hala açıktı. Bir kola alıp bakkalın önündeki bira kasalarında oturup geceye dair, hüzüne dair yudumladım müseccel markayı. Asit genzimi yaktı gözlerim yaşardı. Aya bakıyordum ve göz yaşlarımı dizginleyemiyordum. Bir el geldi gözyaşlarımı sildi. Döndüm baktım bu elin sahibi Ergüder abiden başkası değildi. “Abi sen beni yanlış anladın yaa! Ben sana burda, sizin yanınızda ne arıyorum demiştim. Benim şimdi onun yanında, onun kollarında olmam lazım demiştim. Tuttun beni sahaya soktun, senin yüzünden dayak yiyordum az daha... Benim gündüz Ekrem’lerle denize gitmekle, akşam okeye dördüncü olmakla, gece şirketler arası maçla ne işim olur abi!! Ben böyle bi adam değilim ki benim şimdi yanımda siz değil O olması lazım. Niye beni anlamıyorsun abi.Niye?!!” diye haykırdım. “İyi de Umutcuğum sen artık bize kaldın anlasana. Senin etrafında bundan sonra biz ve bizim gibiler var. Çünkü o...” dedi, şiddetle sözünü kestim. “ Abi yapma yaa! En nefret ettiğim yazı türü yazının son cümlesinin yazının başlığı yapıldığı yazı türüdür. Şimdiye kadarki yazılarımda bunun böyle olmamasına çok özen gösterdim. Yapma, yalvarırım sus!”dedim.Susmadı. “Çünkü o... unuttu seni” dedi...

19 Ekim 2008 Pazar

Deplasman Varani 1

Nihayet deplasmanda mac kazandik. Macin sonuna dogru soguk su icmek icin makineye dogru gittim. Semih falan derken, geri dondugumde mahkeme duvari vaziyetinde Kocaelili sporcular ile coskulu-sinirli Yilmaz Vural'i gordum. Seneler sonra "Ulan ne macti" diyebilecegimiz bir mac oldu. Hafizaya aldik. Darisi bundan sonraki deplasmanlara.

Kocaelispor : 2 - Fenerbahce : 3
GOLLER: Taner (dk. 22), Guiza (dk. 64), Uğur Boral (dk. 67) Jestroviç (dk. 77) Semih (dk. 90+6)

18 Ekim 2008 Cumartesi

Muhtemel Ne Birader?

Cuneyt abiyle "Bursa-Eskisehir maci ne olur?" diye konusurken, "Eskisehir ve beraberlik senin, Bursa benim" diyince benim Lise'den kalma aliskanliklar depresti ve "Soyle yapalim..." diye baslayarak, mustereken bir formatta karar kildik. Soyle ki;

Bu hafta ligde oynanan 9 mac uzerinden toto cikacak. Istirakciler 500'er Tenge basacak. En cok dogru tahmin eden(ler) parayi alacak. Sinan'in fahri olarak katildigi turnuvada yukaridaki sekil vaki oldu. Gazamiz mubarek olsun.

Mesai bitip de internete baglanabildigimiz su dakikalarda goruyoruz ki;
Hacettepe kendi sahasinda Denizli'yi 1-0 maglup etmis. Oradan gumledik.
Ibrahim Akin, 90'da yazinca Belediye-Antalya'da da direkten donduk.
Eskisehir, Bursa deplasmaninda 1-0 onde. Berabere bitmezse orada da taklayiz.
Formdan dusmusuz nitekim.

Bekliyoruz. Ganyandan iceri, ikili atmaya gelmis tatli su yarisseveri gibi, "Muhtemel ne birader?"

17 Ekim 2008 Cuma

An Ordinary Day (by Bent)

Day began just like another ordinary day
And in an ordinary way
I watched you hurry by
You look so shy

Varta

"15 gunluk izin suya mi dusuyor?" endisesinden, yukaridakiler kafama iniyor gibi.

Feleğin uğradımsa vartasına,
S..ayım ağzının ta ortasına,
Bunu yazsın cihan da hartasına,
Kıta'at ü bihârını s.keyim

(Neyzen Tevfik)

16 Ekim 2008 Perşembe

Eric Theodore Cartman - 2

South Park Sezon 7 - Bolum 9 = Christian Rock Hard

Kyle, Stan ve Kenny tarafindan Moop grubundan kovulunca, Butters ve Token ile Faith+1 adli bir grup kurarak Christian Rock yapan ve bu yolla "Platin Album" odulu kazanacagi konusunda Kyle ile 10 $'ina iddiaya giren Cartman'in muthis (?) formulu. Favori ask sarkilarinin sozlerini degistirmek. Mesela "Baby" yerine "Jesus" demek. Ve sonuc:

Cartman (singing)
I want to get down on my knees and start pleasing Jesus. I want to feel his salvation all over my face.

Bunlar da albumdeki sarki isimleri.
1. "The Body of Christ"
2. "Christ Again"
3. "A Night with the Lord"
4. "Touch Me Jesus"
5. "I Found Jesus (With Someone Else)"
6. "Saviour Self"
7. "Christ What a Day"
8. "I Wasn't Born Again Yesterday"
9. "Three Times My Savior"
10. "Jesus Touched Me"
11. "Pleasing Jesus"
12. "Jesus Baby"

Cok pezevenk adamsin Cartman.

Gel Max'im, Gel.

Kurtlar Vadisi'nin Buyuk Iskender'i, Max Payne oyununda kotu adam olarak karsimiza ciksa yadirgar miydik? Sanmam. Hatta sesiyle, tavriyla tam bir "Oyunun Ruh Hastasi Hallerine Munasip Bunye" olarak temayuz ederdi kendisi.

Max Payne'in oyunu; matrix efektleri ile bol silah seceneklerinin yaninda, kis serinliginde bile insani kan ter ve tedirginlik hissinden bir turlu koparmayan tarziyla beynimize kazinmisti. Simdi de sinemalara geliyormus.

Konusu icin kisaca; "esi, cocugu ve ortagi zalimler tarafindan oldurulunce ortamdaki cumle ganstere "Ananizi s..meye yemin ettim" diyerek saldiran bir polisin insan ustu mucadelesi" diyebiliriz. Payne'i Mark Wahlberg oynarken, oyunun meshur vampi Mona Sax'i ise, Family Guy'da Meg Griffin'i seslendiren Mila Kunis canlandiracak.

Saniyesi kursunsuz ve aksiyonsuz gecmeyen oyunun beyaz perdeye uyarlanmasi ne kadar iyi olmustur bilinmez ama yapimci insallah, ekran dalgalanirken cocuk aglamasi ve kadin cigliklarinin duyuldugu, oyundaki o uzun ruya sahnesini filme almamistir. Aksi halde kurdesen dokerek cikar millet salondan.

Euroleague Woman 2009

2009'un ilk EL macini Teo Vilnius ile oynadik. Oncelikle, boyle banttan bile degil, netten mac takip etmek resmen zulum. Alismamis mabadda durmuyor.

Macin ozeti Fiba'nin tek cumlesinde vucut bulmus:
"The Turkish giants, who no longer have star point guard Cappie Pondexter following her move to UMMC Ekaterinburg but still have Nevriye Yilmaz"

Yeni takimi Ekaterinburg'da ilk EL macinda; 10 sayi, 8 ribaund, 7 asist, 3 top calma ve 1 blok ile oynayan Cappie'nin yoklugu inanilmaz bir eksikse, Nevriye'nin varligi bir o kadar buyuk ferahlama sebebi. Turkiye'nin en yetenekli ve en "sene sene uzerine koyan" pivotu olarak Nevriye bu maci da kurtardi. Posttan ve paralellerinden, neredeyse serbest atis kadar yuksek yuzdeli attigi maclardan birini daha yasadi. %70 (7/10) yuzdeye bir de %100 (4/4) serbest atislari ve bes tanesi hucum olmak uzere 7 ribaund ile birer de asist ve top calmayi ekledigimizde yukaridaki cumleye gelecek yorum "Harbiden de oyle..." oluyor.

Caferaga'da 76-68 kazanilan bir Teo maci cok da olcu olmaz belki ama kimya simdiden az cok gorunuyor. Nicole Powell'in vaziyetine bakacagiz hep beraber. Bazi yildizlar, "Takim Olgusu"nu piramitler azametine tasirken, bazilari icin ise kelime yarismasinda "T" ile baslayan ilk harflerden bile degildir "Takim" kelimesi. Cappie ilk turden bir oyuncuydu, bu seneki yildizimiz (?) Nicole ise ikinci turden... "O oynamazsa isimiz zora girer" belki her ikisi icin gecerli ama birisi icin "Ekip Olmak ve Kazanmak" herseydi. Ya Nicole? Parantezli ya da parantezsiz soru isareti.

Besiktas da EL'de ilk hafta macini bizimle ayni gun oynadi. Bourges Basket'ten 30 sayi fark yediler. Sasirmadik. Tum yapilanmasini "Ulan sunlardan bir kupa alalim da sanki omrumuzde ilk kez kupa kazaniyormus gibi sene boyunca resmi sitemizin mansetinde tutalim" gibi garip bir zihniyetin uzerine kurduklarindan, farkli bir sey beklemiyorduk. "Sadece iki buyuk varmis gibi davraniliyor" serzenislerini once iceride bir ozelestiri mekanizmasi olarak degerlendirmeleri gerek. Bastan ayaga. Gercekten yazik oluyor, Seref Bey'in, Suleyman Seba'nin ve daha onca guzel insanin Besiktas'ina.

15 Ekim 2008 Çarşamba

Fazıl Hüsnü Dağlarca

Hangi mahallede imam yok,
Ben orada öleceğim.
Kimse görmesin ne kadar güzel,
Ayaklarım, saçlarım ve her şeyim.

ölüler namına, azade ve temiz,
Meçhul denizlerde balık;
Müslüman değil miyim, haşa,
Fakat istemiyorum, kalabalık.
Beyaz kefenler giydirmesinler,
Sızlamasın karanlığım havada.
Omuzlardan omuzlara geçerken sallanmayayım,
ki bütün azalarım hülyada.

Hiçbir dua yerine getiremez,
Benim kainatlardan uzaklığımı.
Yıkamasınlar vücudumu, yıkamasınlar,
Cılgınca seviyorum sıcaklığımı...
-----------------------------------
Ilk genclik zamanlarimizda Kadikoy'e, Akmar Pasaji'na bol bol yolumuz dustugunde iki el tavla atalim diye oturdugumuz kahveye girince ortaliktaki sessiz saygi dikkatimizi cekip, gelenin kim olduguna baktigimizda, arkamizdan bir amca "Fazil Husnu" demisti. Sonrasinda Kadikoy denince akla gelenler arasinda onu saymamak ayiptan ote gunahti bize gore.

O da gitmis, oluler namina azade ve temiz.

Simdi "1914-2008" yazisi beyaz mermer uzerine siyah kazinacak. Simdi Kadikoy ve siir ve siirleriyle durup dusunen herkes susacak, ellerini onunde kavusturacak, orada karsilasana kadar ustada buradan saygiya duracak.

Ne guzel siirdir, "Benden sana ne kalabilir?"
-----------------------------------
Benden sana ne kalabilir?
Düşüncelerim değil.
O, usun.
Ciçeklerim değil.
O, doğanın.
Yapıtlarım değil.
O, yeryüzü toplumunun.
Soluklarım değil.
O, özgürlüğün.
Benden sana,
Sevgim kalabilir.
O, kimsenin değil.
O, senin.

14 Ekim 2008 Salı

Duz Kosulara Basladim

"Gunduz 15, gece -5, cok takilirsan, ayvayi yersin" diye bas bas bagiran termometrenin civasina inat, "Vitamin de aliyorum, ne olacak lan bana" diye daglara baka baka zibidi gibi gezince hafiften devrildik. Ufak ufak kendimize geliyoruz ama bir kac gun once basladigimiz yaziyi bitirip, Flying Dutchman'a teslim etmek nasip olmadi.

Buradan imtiyaz sahibine sesleniyorum. Oyle CM 01-02'den ozenip, "Reason For Disciplinary Action"a "Unprofessional Behaviour" yazip, "Offical Warning" ya da "1 Week Fine" vermeyi falan dusunmeyelim. Direk "Feels he has been treated unfairly" moduna gecerim.

Duz kosulara basladim. Bultenli calismaya da en kisa zamanda baslayip, kaldigimiz yerden devam.

Ne demis, Ulu Onder?
"At yarislari, modern toplumlarin sosyal bir ihtiyacidir"

Bir Sehnaz Oyun

Sagimizda Rusca, solumuzda Kazakca coskusu yasandigindan ve dolayisiyla Istanbul'a muvasalata yakin, "cok cok ozledigimiz bitane"nin arkasindan gelen onca seyin arasinda bizzat "Guzel Turkce"nin kendisi de oldugundan, tiyatrolarda ne var ne yok diye gezerken rastladim "Bir Sehnaz Oyun"a. Biz tribun tayfasi olarak her sene bir tiyatroya gitmeye yelteniriz ama bir turlu beceremeyiz. Kultur Sanat elcimiz olarak Cihan (kadikoylu1907) abi, elini tasin altina sokup bir organizasyon yaparsa topluca akiliyor, yoksa tiss.

Bu sene "Geleneksel Tiyatroya Topluca Gitmek Isteme ama Gidememe ya da Tek Basina Gitme" senlikleri kapsaminda bir sey basarabilecek miyiz, bilemiyorum ama oyle ya da boyle bu youna gitmek gerek. Su Cilgin Turkler'in yazari arastirmaci-gazeteci Turgut Ozakman'in yazdigi "Bir Sehnaz Oyun"

Imparatorlugu, donusumu ve Cumhuriyet'i edebiyat alaninda neredeyse oksuz-yetim birakmis ve resmi tarihe bel baglayarak, kusaklarina ozel caba olmaksizin hic bir sey ogretmemeyi teamul edinmis anlayisa, eksik-fazla her baskaldiri degerlidir. Bu da belki onlardan birisidir. Gidelim, gorelim...

Aşık Memo

Uzuuuun bir aradan sonra "Uykusuz" gecti elime. Aksami nasil edip, nasil odaya kapanip, nasil okudugumu bile hatirlamiyorum desem, biraz abartmis olmakla birlikte, yalan soylemis sayilmam. Zira mizah dergilerini yillardir aksatmadan alan birisi icin ilk defa bu kadar uzun sureli bir yokluk yasiyorum. Gerci cilt cilt alip, koltuga uzanarak okumasi da bir baska keyifli oluyor. Defaten okdugum sayilarin ciltlerini bile tekrar tekrar hatmetmeye alisik bunye, hic okumadiklarina daha bir hirsla saldiracaktir Istanbul'da. Orasi kesin...

Dergi yine mukemmeldi (tek eksik, nedendir bilmem, Ersin'in cizmemis olmasiydi) ve kapagindan baslayarak ("Cok seker yiyince cuku dusen cocuga Firat'in yorumlari") yerle yeksan etti beni. Hangisini yemis?

Uzatmayalim, Asik Memo'yu ozlemisiz en cok. Memo Tembelcizer, hikayesini soyle ozetliyor, Asik Memo'nun:
Asik Memo, 1997'de L-Manyak dergisinde Mastder-Masturbatorlar Dernegi- kosesinde basladi. Baslangicta sadece siirleri mevcutken daha sonra cizgiroman kahramanina donustu. 2000 yilinda acilan mustehcenlik davalari sonucu Mastder kosesiyle birlikte yayinlanmasi durdu. 2006 yilnda Lombak dergisinde, yine sadece siirleriyle yayinlanmaya basladi. Halen Uykusuz dergisinde yayinlanmaktadir.

http://asikmemo.blogspot.com/ adresinde ikamette Asik Memo.

Ustadin kulliyatindan bir de siiriyle bitirelim yaziyi.

Fikim fikim, nazlı fikim, neylersin
Sana azcık değdiren dam yok mudur
Bakma öyle aşağıdan sitemkar
Bir otuzbir çeksem sana çok mudur

Söylesene yoksa bana küstün mü
Damdan fiken fikler senden üstün mü
Fiksen sanki dikilecek büstün mü
Otuzbire karnın artık tok mudur

Bunca sene dam fikmeden yaşadım
Tasasızca taşşağımı kaşıdım
Barrağımı avucumda taşıdım
Bu fik değil, ele batan ok mudur

Memo bırak artık fikin başını
Tutup esir etme can yoldaşını
Kendi çıkarsın damcıktan aşını
Otuzbeş yıl o'sbircilik çok mudur

(Uykusuz 2008)

Taraftarini Seven de Var

Taraftar mevzularinda, ilgilenen ilgilenmeyen herkesin kulaginda kar suyu vaziyetinde duran bir kuluptur Liverpool. "Abi dusun, adamlarin takimi ucuncu ligde, hala tiklim tiklim dolduruyorlar stadi. Hatta gecende 8 yemisler kendi sahalarinda. Taraftar hem aglamis, hem bagrina basmis takimini" (bagrina basmak) seklindeki dogru, ama temcit pilavi formuna girince "hee hee" otomatik cevabina baglayici tespitler "Ingiliz Taraftarligi" sozkonusu oldugunda liste basiysa, ikinci de burun farkiyla "Liverpool-You'll Never Walk Alone" ikilisidir.

Ozunde, ezberden ve kliseden ziyade "Kult"(urel) bir tutum bu elbette. Durmadan da orneklerini gozumuze sokuyor, bize nispet yaparcasina.

UEFA, son sampiyonlar ligi macinda cikan mevzular yuzunden Atletico Madrid'e cezayi yaslayip, bundan sonraki iki ic saha (?) macini Vicente Calderon'un 300 km. ilerisinde oynamaya mahkum etti. Atletico suphesiz cokmustur moral bakimindan ama uzulenler sadece onlar degil. Liverpool'dan Rick Parry, taraftarlarini da dusunuyor.

"3,000 kisilik Liverpool taraftarinin maca gelecegini ve seyahat ayarlamalarini yapan bu kisiler icin cok endiseli olduklarini" soylemis ve "Madrid'den 300 kilometre uzakta oynanacak bir macin taraftarina maddi, manevi kulfetler getirecegini" eklemis.

Buna karsilik UEFA'dan "Liverpool'un uzuntusune hak verdikleri ancak Atletico'yu cezalandirmak zorunda olduklari" aciklamasi gelmis. Liverpool ile baglanti halinde olarak, taraftarlar icin sorunun minimuma indirilmesi konusunda caba sarfedeceklerini de soylemis.

Su manzaraya bakip da hele hele bizim tribunde yasananlardan sonra ic gecirmemek mumkun degil. En azindan karsilikli bir iyi niyet ve saygi cercevesinde yurutulmesine calisiliyor her seyin ve insanlar kolpadan degil, gercekten caba gosteriyorlar.

Bizde ne oluyor? Kulup baskani, Istanbul'dan maca giden taraftarini maca sokmamak icin elinden geleni yapiyor? Zaten Liverpool kurumsal degil, biz kurumsaliz. Kurumsalim, kurumsalsin, kurumsal. Kurumsaliz, kurumsalsiniz, kurumsallar.

Animsayalim, Guzelleselim

Bir onceki yazida Henry Turner diyince, film seridi gibi gecti gozlerimizin onunden seneler.

Abdi Ipekci'de cokca Ulker, Efes yenilgili ama muthis keyifli zamanlar. "Oyun kurucun kadar konustugun" soylenen bir spor ve Erdal Kosan adinda bir facianin oyun kurucu oldugu vakitler. Hic unutmuyorum, bir Dacka macinda, tek bir pres yapan bile yokken cizgide hatali yurume yaptigi pozisyonu. Ya da rakibin en yuksek yuzdeyle serbest atis yapan oyuncusuna yaptigi taktik (!) faulu.

"Acaba verem olur muyuz lan?" diye kendi kendimize sordugumuz anlarda "Yok lan Ibo-Dallas ve Henry var ya. Ne verem olacagiz?" diye gecirirdik aklimizdan ve Erdal'in butun cabalarina karsin ekseriyetle gulerdik.

Molalarda Zeynepgul Ene'nin "Simdii, Henry Turner cok iyi bir oyuncu" seklindeki tespitleri, Sabri Ugan'in Batur abi'ye bir karikatur gosterme cabalari esliginde sessizlige yol alirken, tekrarda Turner'in hareketleri verilirdi. Ankara'da bir son saniye basketinden sonra dans ederek soyunma odasina gidisi ve kirik ayakla Galatasarayli Omer'e yaptigi blok hafizalardan silinmez. Savunmacilarinin sinirden helak olmasi tribunde keyiften oldururdu bizi.

Ruzgar gibi gecti. Bir daha at Henry...

Dopingcan

Arkadaslardan soyle bir haber ulasti bugun:
İstanbul Büyükşehir Belediyesporlu voleybolcu Burak Hascan, ömür boyu men cezası aldı.

Burak (Hascan) Bey, Fenerbahce Erkek Voleybol Takimi'nin da eski sporcusu ve Kaptanidir. Bir doping meselesi yuzunden (Allaha sukurler olsun ki) bir sene uzak kalmis, ancak sonrasinda sampiyon kadroda yerini almisti. Uzak kalmasina, sukur ile yaklasmamizin sebebi kendisinin "Oyun icerisinde kusen" bir yapiya sahip olmasidir.

Cogu yildiz oyuncuda bunu gormusuzdur belki. Biz, Fenerbahceliler icin en yakin ornek de efsane basketbolcumuz Henry Turner'dir. Istedigi toplar kendisine gelmeyince arada sirada elini beline koyup bir kenarda duran, ama sonucta aldigi her topu da catir catir potaya sokan bir adamdi. Hatta Ankara'daki bir macta, molaya fort yapan mikrofona kadar gelen, arkadaslarina yonelik "Gimme the ball. Gimme the ball, right there" haykirisi, o zaman sahitlerinin hala aklindadir. Hey gidi Henry...

Burak Bey'e donecek olursak; mac oynanirken herhangi bir seye kusup, kosesine cekilen ve tum takim arkadaslarini "Ulan kaptanimiz yine kustu, isi gucu birakip onu teselli etmeliyiz hissiyatina gark eden kaptanimiz (!) icin sunlari karalamistik tam iki sene once;
"Kaptanlik" denen sey, gemisi batarken izlemek midir? Eger öyle olsaydi, "Takim Kaptanligi"nin sahada arkadaslari maç için savasirken eli belinde duran ve umursamaz gözlerle etrafa bakan insanlara özgü bir sey oldugunu düsünebilirdim ama (ilkokul 2'ye giden bir çocugun bile bilebilecegi üzere) "Kaptan"in esas görevinin gemisini yürütmek oldugunu biliyorum. Erkek Voleybol Takimi Kaptani Burak, bu minvalde bakildigi zaman bu takimin miçosu bile olamaz. Miçoluk bile bir emek isi neticede. Mabadini devirip yatana gemi emanet edilmez.

Kaptanlik ve bunun ust basligi olarak "Sporda Amator Ruh" hususunda takintilara bogulmus bir zihniyette oldugumuzu inkar edecek degiliz. Dolayisiyla kimi yargilarimizda haddinden sert ve yanilgida olabiliriz ama Burak Hascan, sasmaz bir kesinlikle, asla makul ve makbul bir sporcu kimliginin insani olmadi gozumuzde. Insan olarak cok iyidir vs. bunlar zaten konu icerisine dahil edilebilecek argumanlar degil. Bizim bahsettigimiz bambaska bir sey. Bir terminator filmine uygundu kendisi. T bilmemkac model, parlayarak sokaga iner, kasli bunyeye deri ceketi giyip oynardi. Kusup gitmelerinden bir dram cikardi. Ama sporculuk. Yok yok. "Omur boyu men" cok da haksiz bir karar degil sanki.

12 Ekim 2008 Pazar

Lung (by Hooverphonic )

To me and to you
There's no difference for us
Again, avail
Your heart's some trust

Let's open it
Be strong
Cut out
It's lung

Be gentle
Get on
There's no spanish comic strip
Give up, for real
May sure you've got your gun

Let's open it
Be strong
Cut out
It's lung

Let's open it
Be strong
Cut out
It's lung

11 Ekim 2008 Cumartesi

Vizyon Fazlasi

Bugun Ankara ve Basketbol ile dolduk tastik ama uzakta olunca maglubiyet daha bir koyuyormus insana. Bunu da idrak etmis olduk. Kalemimize vurdu vaziyet.

Gerci bu seferki hadise baska. Bir yazida, Yonetim-Taraftar arasinda yasanan gerginlikten ve takim otobusu uzerinde buna denk gelen bir ironiden bahsetmistik. Yukaridaki resim bu ironinin ortadan kaldirilmis hali. Bir hamle ile atkinin uzerindeki “Genc” yazisi ortadan kaldirilmis, sadece “Fenerbahceliler” kalmis.

Zaten en buyuk derdimiz buydu. Boylelikle ortadan kalkmis oldu. Artik sirtimiz yere gelmez(!).

Biz (!) Sectirdik

“Bugune kadar hakemler hakkinda hiz konusmadik ama bugun yasananlar…” ile baslayan bir yonetici konusmasina rastladiginiz zaman bilin ki pesinden “Falanca takimin bunlara ihtiyaci yok” diyen bir sporcu profili de arz-i endam edecektir. Kliseler her zaman haksiz midir? Genellikle itici olduklari kesin ama her zaman haksiz degiller.

Turkiye’deki spor dallarinda istigal eden hakemlerin yetersizligi hepimizin malumu. Kurumlarin bunu gidermek icin basvurdugu careler neler? Bunlar hakkinda akademik ve detayli bir seyler bilen var mi? “Care ve bilen” sayisinin yekunu bir elin parmaklarini gecer mi? Bu sorulara cevap hayirken ve hal boyleyken serzenislere hak vermemek imkansiz. Sutten agzi yanan bir suru kulup/sporcu bulmak mumkun.

Peki kulupler ve sporcular “Iltimasi haiz olanlar ve olmayanlar” olarak ikiye ayriliyor mu? Bariz bir sekilde, evet. Bir kulubun, Federasyona yonelik, “Secilmende bizim de payimiz var. Dolayisiyla kiyak yapman gerek” seklindeki hissiyati sportmenlikle bagdasmaz, kabul ama “secim” denen sey, bu ahlakli tutumun yaninda bir de tarafsizlik ister. Secim sisi dagildiginda ortada, “Taraf degilim. Bertaraf da olmayacagim” kararliliginda bir icra makami gozukmeli.

Bir kulup yoneticisi dusunelim. Basketbol Federasyonu secimlerinde, secilen Baskan’in en buyuk destekcisi olmakla ovunuyor. Bunun karsiliginda bir iltimas gormedigini soyluyor. Bir yandan o Federasyon’un hakemleri tarafindan, muhtelif maclarda, “Basketbol Camiasinin Muessese Aski” ismindeki kadim (!) roman kapsaminda kusbasi dogranirken bir yandan da baska kuluplere taninan bazi ozel yabanci oyuncu haklarinin hicbirisinden yararlanamiyor. Ve hala (ikinci cumleyi tekrar olacak ama) Basketbol Federasyonu secimlerinde, secilen Baskan’in en buyuk destekcisi olmakla ovunuyor.

Padisahim, hakikaten cok yasa. Sen bizi guldurdun. Allah da seni guldursun.

Aportta Bekleyenler

Fenerbahce Bayan Basketbol Takimi, Adana’da saldiriya ugradi.
Fenerbahce Bayan Basketbol Takimi, Akatlar’da saldiriya ugradi.
Fenerbahce Bayan Basketbol Takimi, Ankara’da saldiriya ugradi.

Ugramak…

Dunya uzerinde bu kadar saldiriya maruz kalan baska bir Bayan Takimi var midir acaba?

Adana’da soyunma odasina girip “Kestaneyi cizecegiz” diyenler vardi. Adana demisken bir parantez, bizim “Amator Branslar Sorumlusu” yoneticimiz de Adanalidir yani. Ama her ne hikmetse en agir hadiseleri de Adana’da yasamisizdir. “Once tedbir sonra tevekkul” demisler ama onlemmis, tedbirmis, bunlar hep gavur icadi ne de olsa. Varsa yoksa tevekkul bizde.

Akatlar’da yanan sigaralar, bozuk paralar, sopalar atildi sahaya. Kasi yarilanlar, muhtelif yerlerinden yaralananlar girla gitti. Hatta bir lama bolugu bile hazir bulunuyordu. Goren sahaya tukurme yarismasi var sanirdi. Sporcularimiza ana avrat kufredilirken Sube Kaptanimiz kufredenlere “Eyvallah” cekip, oyuncularimizin isyanini susturuyordu,

Bugun de mactan once Ankara’da kizlarin otobusunu taslamis Galatasaraylilar. Oradan da madalya torenine istirak etmislerdir. Bu performanslariyla sonuc kesin cunku.

Caferaga Spor Salonu senelerce, sporcularin en rahat ettigi yer oldu. Hala da oyle aslinda ama is gittikce cigrindan cikiyor. Yonetici basiretsizlikleri, sagduyu eksikligi, Federasyon vurdumduymazligi derken, yokus asagi yuvarlanan birseyler gitgide buyuyor. Bunun altinda kalanlar, cizgi film karakterleri gibi iki bukuldukten sonra kendilerini dogrultup, hayatlarina devam edemezler. Altindan kalkilamayacak kadar agir olur bunun sonuclari. Ve yazik olur. Spora da sporcuya da yonetene de. O yuzden, buradan yuz metre dumduz, hic bir yere sapmadan gidin. Gazete bayiinin karsisinda “Aklin Yolu” tabelasini goreceksiniz. Gerisi size kalmis.

Ankara'nin Dardir Yolu

Bir onceki gun “iki kupa” dedik ama “Ankara’nin tasina bak, gozlerimin yasina bak” ile bitirdik Cumartesi’yi.

Once kizlar… Hicbirinin gozunde “Biz bu kupayi kazanacagiz” yoktu. Bir kac sene once 49-74 kaybedilen bir Akatlar macinda gormustuk bu bos bakan gozleri. Sonrasi beyaz uzerine lacivert yaziyla “Bu Formayla Dalga Gecilmez” yazisi ve “Besiktas’a koymadan bize huzur yok” tezahurati. Geregini yapmadilar mi? Layikiyla yerine getirdiler. Ama bu “Amacsiz bakan gozleri” acikliyor mu? Mazur gosteriyor mu? Bizce hayir. Hem seneler sonra “Bir ivme” diye dolasan ezeli rakibe bunu kendi ellerimizle vermek, tum sezonu moralle gecirmesine davet etmek… 55-71 hic hos olmadi.

Kadroydu, suydu, buydu detaylarinin sezon oncesi bir karsilasmada dibine kadar irdelenmesi gereksiz gelebilir ama bu konu uzerine kafa yoran herkesin sordugu o hakli soru ne olacak: “Nicole Powell nerede?” Rakibin 38 yasindaki oyuncusu daha gecen hafta final oynamisken, saha cikip savasiyorsa ve bizim oyuncumuz haftalardir yatiyorken bu maca cikmiyorsa bunu soranlar hakli olmaz mi?

Burada hoca zaafiyeti olduguna inanmiyorum. Hic bir hoca, hele Zafer Kalaycioglu, Cappie’den sonra Nicole’e razi olmaz. Iki senelik aradan sonra, mali kisitlamalar ve bunlara bagli imkanlar dahilinde “Tanidik, bildik en azindan” kontenjanindan takima geri dahil edilen Powell ilk geldiginde “Ben profesyonel turistim” dememis miydi? Play-off serisinde cikardigi oyunu (sebebi ne olursa olsun) hatirlamiyor muyuz? Butun bunlara baktigimizda “Attan indik, orasi kesin ama bindigimiz nedir?” sorusu aklimiza gelmiyor mu?

Uzatmayalim. Oyle ya da boyle “Bayan Basketbolu’nda Fenerbahce Gelenegi” diye bir sey yaratildi. Onder Dai’lerin, Ayten Salih’lerin ellerine dogan, Forty Murat’larin, Arzu Kaptan’larin ozverileriyle yeniden canlanan ve adi sukranla anilasi daha nice insanin hizmet ettigi bu gelenek, “Suregelen degerler erozyonunda eriyip gider mi?” korkusundan kendimizi alamiyoruz. Klise bir teselli de olsa “Bir kupa kazanarak Kralice olmadilar. Bir kupa kaybederek de taclarindan olmazlar” diye dusunuyoruz. Umuyoruz…

Yillarca ozlettikten sonra son iki senenin sampiyonu olarak zuhur eden erkek basketbol takimimiz da Telekom’a kaybetti kupayi. Solomon’dan gecip, Green duraginda durunca bozulan halet-I ruhiyeler, Giricek ile biraz toparlanmisti ki Cumhurbaskanligi Kupasi Vidmar ve Preldzic’in hala bizim takimda oynadigini hatirlatinca oynar baslikli bir hal aldi yeniden sinir uclari. Bu ikisi gercekten 2010 ya da takip eden senelerde mukemmel oyuncular olabilirler ama Fenerbahce’nin iki yabanci hakkini bunlardan yana kullanarak “Ihtiyaci oldugu anlarin hemen hepsinde yari yolda kalmasi” bir nevi “Basari yolunda cekilmesi gereken cilenin mutlak mukadderati” midir? Ve bastan beri tasidigimiz endiseyle, cefasini cektigimiz gibi sefasini surebilecek miyiz bu genclerin? “Bizde bundan cok var” diye alinmayacagi aciklanan ama sonra alinip Alpella’ya verildikten sonra, “Galiba pek yokmus” denerek takima geri dahil edilen Serhat Cetin’den ve “Ulker altyapisi bizimle birlestikten sonra Voltran olusacak” hissiyatindan bahsetmiyoruz bile. Erken konusmak gibi olacak ve sonunda buyuk mahcubiyet de yasayabiliriz ama Allah’in bildigi dusuncemizi kuldan saklamanin luzumu var mi? Bay 2010’u takdimimdir…

Baslangic boyle oldu, bari sonu hayirli olsun. Yoksa camia olarak bu seneyi apranax fort ile gecirecegiz.

10 Ekim 2008 Cuma

Iki Kupayi Getirin Bize

Yarin Baskent'te Bayan ve Erkek Basketbol takimlarimiz Cumhurbaskanligi Kupasi macina cikacaklar. Uzaklardayiz ama heyecan ve stres had safhada.

Ilk mac, yani Bayan Basketbol Takimimizinki, ikincisine oranla daha heyecanli gececek. Zira rakip Galatasaray. Kume dustukleri sezonun ardindan "Bu durumu ancak bir sampiyonluk temizler" diye hirsla saldiran ama simdiye kadar Kralicelerimizin gun yuzu gostermedigi Galatasaray bu sezona, her sezondan daha iddiali girdi. Gecmisteki "ust uste sampiyonluk" zamanlarina bir geri donus baslangici olmasini umuyorlar bu kupanin. Bizim kizlar ise artik muzede kendilerine ayrilan yeri dolduran ve tasiran kupalara bir yenisini daha eklemek istiyorlar ve ekleyecekler nasipse. Bu mac "Cumhurbaskanligi Kupasi" ozelinde incelendigi zaman, bir beraberligi bozacak olmasi acisindan da onem tasiyor. Zira iki takim da bu kupayi 6'sar kez kazandilar.

Erkek Basketbol Takimi ise Telekom ile oynayacak. Cumhurbaskanligi Kupasi'ni, Efes Pilsen ve muteveffa Ulkerspor'dan sonra en cok kazanan takimiz. Percinleyecegiz kismetse. Suphesiz bu macin da onemi buyuk ama nedense(nedense mi?), ilk macin heyecani daha yuksek bende.

Netice olarak, yonetimin tribune dayattigi bir suru eziyet ve tantana arasinda Istanbul'dan gidenlere ve Ankara'da her zamanki gibi gorevini mukemmelen ifa eden taraftara iki kupa sevinci yasatilacak insallah. Yarim elma, gonul alma kabilinden... Yarin aksam, "Canimizi Verelim Size" basliginda gorusmek uzere diyelim...

9 Ekim 2008 Perşembe

Tancan Baltalı


Cogunluk basligi gorunce "O kim?" diyecektir. Acikcasi benim de ismine asina oldugum birisi degildi Tancan Bey. Eski Fenerbahce dergilerine goz gezdirirken cok ilginc bir roportaja rastladigimda ilgimi cekti. 19 yasinda, 1.33 boyunda ve 33 kilo agirliginda bir foto muhabiriyken kendisiyle yapilan roportaj.

1950'lerin, 1960'larin dergilerinde rastlanan haberler, roportajlar birbirinden enteresandir gercekten. Iste bu da onlardan birisi. Oldugu gibi asagiya geciyorum.
----------------------------------
O gun Kasimpasa-I.Spor maci vardi. Elinde fotograf makinesi bulunan ufak bir cocuk! Mithatpasa Stadi'nin muduriyet kapisini caldi. Kapida vazifeli sahis, kapiyi acmadan evvel ustteki delikten disari bakti. Kimse yoktu. Gitti, tekrar yerine oturdu. Bu sefer kapi daha sert darbelerle caliniyordu. Vazifeli sahis, "Allah Allah, dedi. Kim bu?" Delikten tekrar bakti. Yine kapida kimsecikler yoktu. Kapiyi aralayip disari baktigi zaman karsisinda kendisine sert nazarlarla bakan kahve rengi paltolu ve kasketli bir cocuk buldu.

"-Ne istiyorsun evlat?" dedi.

Kendisine evlat dedigi icin kizmisti.

"-Seni istemiyorum. Sazi beyi istiyorum" diye cevap verdi.

Kapici aldi bunu, Sazi beyin odasina goturdu. Sazi her zamanki gibi nazik tavirlarla elinde fotograf makinesi bulunan kucugu buyur etti ve ne istedigini sordu.

Bizim kucuk fotografci elinde bulunan kagidi Sazi beye uzatti. Kagitta aynen sunlar yaziliydi:
Mithatpasa Stadi Mudurlugun'ne
Stadinizdaki maclari gazetemiz adina Tancan Baltali takip edecektir. Sahaya girip fotograf cekmesi icin gereken emirleri vermenizi rica ederiz.
Dunya Gazetesi Spor Servisi - Imza

Sazi bey kagidi okuyup katladiktan sonra tebessum ederek "Olmaz oglum, dedi. Sen daha kac yasindasin?! Sahadaki diger arkadaslarin seninle alay ederler. Sonra evden seni merak ederler"

Ufak boylu fortografci:
"Vallah evden merak etmezler, dedi. Sonra benim anneannemden baska kimsem yok ki... Bu gunku mactan fotograf cekmezsem vazifemi yapmamis sayilirim ve gazeteme de gidemem"

Butun bu dil dokmeler para etmemisti. Sazi bey bir defa "Olmaz" diyordu. Stada girmek icin yas haddi koymustu. Elinde makinesiyle ve boynu bukuk bir sekilde disari cikti. Macin baslamasina da cok az zaman kalmisti. "Simdi ne yapmali?" diye dusundu ve aklina basin mensuplarinin oturdugu "L" tribunune gitmek geldi.

"L" tribunune gidip spor servisi sefini bulacak ve vaziyeti ona anlatacakti.

Kosa kosa "L"tribunun onune geldi. Iceri girmesine musaade ettiler. Spor servisi sefini buldu. Vaziyeti ona izah etti.

Beraberce kalkip tekrar Sazi beyin odasina geldiler. Sef, Sazi beye hitaben:
"-Boyuna bakip da ufak zannetmeyin. Benim diyen foto muhabirine tas cikartir"

Sazi bey, Mithatpasa Stadinin yeni foto muhabirinin yanagini sikti: "Haydi, git cek bakalim" dedi.

Iste Dunya gazetesi foto muhabirinin Mithatpasa Stadina ilk girisi boyle binbir muskulat icerisinde olmustu.

Mithatpasa stadina gelen seyirciler bile ufak boylu foto muhabirini ilk defa sahada gordukleri zaman afallamislardi. Herkes birbirine isaret ediyordu.
"-Ah, foto muhabririne bak. Ne kadar kucuk"

Bazan seyirciler espri de yapiyorlardi:

"-Ufak olduguna gore ufak bir gazeteye cekiyordur"

Tancan Baltali'nin boyu ufakti ama, okuyucusu 100 binleri asan "Dunya" gibi bir gazetenin foto muhabirligini yapiyordu.

Koyu bir Fenerbahcei olan Tanacn Baltali, dikkat ederseniz her maca gelmez. Fakat Fenerbahce maclarini hic kacirmaz. Babialinin oldugu kadar Mithatpasa Stadinin da maskotudur. Onu sevmiyen sporcu yoktur. Diledigi gibi sporculara poz verdirttirip resim ceker. Yalniz spor islerine degil, aktualiteye de bakar.

Ismet Pasa ve KAsim Gulegin bir numarali adamidir. Bu iki politikacimiz, Tancan Baltali ile saka bile yaparlar.

Bundan bir sene evvel Tancan Baltali, diger foto muhabiri arkadaslari ile beraber adliyenin koridorlarinda bekliyorlardi. Ozcan Tekgul'un muhakemesi vardi. Fotografcilar bir iki resim alip, gazetelerine doneceklerdi. Ozcan Tekgul geldi. Butun flaslar yanip sonuyordu.

Bir ses isitildi:
"Ozcan abla soyle durur musun?"

Bu Tancan Baltali'nin sesiydi.

Ozcan Tekgul, ufak boylu fotografciyi gorunce sasirdi:
"Gel bakayim sen buraya" dedi ve "sap" diye opuverdi. Tancan renkten renge girmisti. O kadar kisinin icinde opulmeyi kendine yedirememisti. Fakat daha sonra Ozcan Tekgul'un samimi arkadaslarindan biri olmustu.

1.33 boyunda, 33 kg. agirliginda ve 19 yasinda olan Tancan, ask hakkinda:
"-Ah, diyor, bana boyle sual sormayin. Yuzumu gozumu aciyorsunuz, Anneannem de duymasin. Sonra ne demez bana?"

Hist, Hist, Nereye?

Turk Futbolu'nu ve Besiktas'i kor kuyularda merdivensiz birakip, nerelere gidiyorsun Sinan? Halbuki sen, neresindenden baksan;
"x=2(Aragones-Denizli)/Ersun Yanal+Skibbe" denkleminin kudretli bilinmeyeniydin.

Senin degerini bilmeyenler utansin.

"Turk Futbolu Baskan Profili" basligi da gun gectikce ilginc bir hal aliyor ote yandan. "Mustafa Denizli ve Samet Aybaba ile hayatta calismam" diyen Yildirim Demiroren'in bu tornistanini da yazar tarih. Gerci o gemi donmekten bir hal oldu, tornistan bir kenara...

8 Ekim 2008 Çarşamba

Matee Ajavon

Basket Dergisi'nin (ki agabey durumlarindan oturu bizde en guvenilir kaynaktir) haberine gore, Bati Konferansi'nda, %50 galibiyetle sezonu besinci sirada bitirip, play-off yolunda yalan olan Houston Comets'in caylak guardi, Cappie Pondexter'in ve Tammy Sutton Brown'in kolej (Rutgers) comezi, Matee Ajavon'u transfer etmisiz.

Zafer Hoca'nin yabanci secimleri "Turnanin Gozu" isabetindedir ekseriyetle. Istatistikleri ve Cappie'nin tavsiyesi olmasi da bizi umitlendiriyor, kupalara koydugumuz ambargonun devami husususunda.

WNBA'de ilk senesini,
34 mac / 2 kez ilk bes
17.8 dakika
1.8 ribaund
1.7 asist
% 33.1 sut (94/284)
% 19.1 uc sayi (13/68)
% 79.1 serbest atis (72/91) istatistikleriyle gecirmis. 14 kez 10 sayinin, 3 kere ise 20 sayinin uzerine cikmis.

Kolejde son sene istatistikleri ise soyle:
33 mac / 30 kez ilk bes
34 dakika
12.2 sayi
3.6 ribaund
5.1 asist
1.8 top calma
% 39.8 sut (147-369)
% 25.2 uc sayi (127-107)
% 78.8 serbest atis (82/104)

Hayirli ugurlu olsun. Bence basarili olacaktir.

Futbol takimina ve belki baska branslara gosterilen ilgi ihtimam, taraftar ve yonetimce su kizlara yoneltilse ne olurdu sanki? Futbol lokomotiftir, diger branslara bakildiginda ise bayan basketbol sadece br banliyo vagonu gozukuyor belki ama hocasiyla, oyuncusuyla ve gecmisteki emek verenleriyle Fenerbahce Gunesi'ni onlar kadar parildatan var mi acaba?

O Bill'den, Bu Bill'e

William Laimbeer Jr. (nasil bir juniorsa) yani Bill Laimbeer, Wnba'de San Antonio Silver Stars'i uc macta "2 mars, bir duz" seklinde 8-8-16 sayi farklarla gecerek sampiyon olan Detroit Shock'un hocasi. Ama yasca buyuk ve NBA ile cok ilgili agabeylerimiz bu tanitima derinden bir "S.ktir" cekip, kendisini Detroit "Bad Boys" Pistons'in efsane oyuncusu olarak tanitacaklardir suphesiz.

O donemlere yetisemeyecek kadar gec kalmis biz bilgisayar evlatlarinin aklinda, 386 DX'lerde oynanan "Lakers vs. Celtics" oyunundaki Detorit kadrosunda yer alan birisi olarak kalir Laimbeer. Sonradan sonraya, muhtelif tv kanallarinin kirk yilda bir yayinladigi Nba programlari ve rapidshare sagolsun, eski Nba maclarini dusurdukce oralarda rastlariz kendisine.

Seneler sonra Bad Boys ile ilgili roportajlarda, rakip takim oyuncularina bu Junior soruldugunda, hakkindaki yorumlarin hep bir noktaya ciktigini gorduk. Kendisi Detroit'in Arif Erdem'iydi. Basketbolda penalti diye bir sey olsa defalarca yaptiracak, en azindan kolpasina yatmaya doymayacak bir oyuncu.

Takiminda bu karakterde oyuncularin olmasindan hoslanmayan birisi olarak “4 kere All-Star olmus, 10.000 bin sayi ve ribaund barajini gecen 19. oyuncu olmus, 685 mac ust uste oynayarak rekor kirmis, Detorit’in tarihte en cok ribaund alan ismiymis, Italya’da oynadigi tel sezonda 21 sayi, 12 ribaund ortalama yapmis, iki sampiyonluk yuzugu varmis. Bunlar onemli degil. Once insan olsun, insan” diyip bir kenarda tutmak mi lazim, canli izlemeyen birisi olarak karar veremiyorum aslinda.

Aslinda cogu bu karakterde olmayan oyuncudan farkli bir yani var Laimbeer’in. Boyle oldugunu kabul ediyor. Bir keresinde Sports Illustrated’a "I don't fight. I agitate, then walk away." demis mesela. Boyle durust tilkiyi her yerde bulamazsiniz.

Verdigi ve hakkinda verilen demecler gercekten enteresan. Onlarla bitirelim.

Larry Bird
"We don't like him that good”

Isiah Thomas
"I wouldn't say fans hate him. They love to hate him. It's a love-hate relationship. Tell you the truth, if I didn't know Bill, I wouldn't like him either."

Horace Grant (Laimbeer basketbolu biraktiginda)
"There's going to be a big party at my house tonight. Everybody's invited."

Ve kendisi:
"As far as centers go, I'm not Moses [Malone] or Kareem [Abdul-Jabbar]. I'm striving to be the best of the rest."

7 Ekim 2008 Salı

Ultras Manifesto

Cok alintilandi, cok yazildi, cok cizildi, uzerine cok tartisildi ama fikir yurutme guncelligi asla kaybolmayacak bir taraftar manifestosu oldugu ve su buhran icindeki tribun gunlerimizde "makul durumlari" bundan daha iyi izah eden bir yazinin varligina inanmadigimiz icin, elimizin altinda bulunsun istedik. Burun kivrilarak "Utopya, masal vs." sifatlariyla, adina ne denirse densin, geri gelmeyecek gunlere yakilan agittan farkli bir sey. Mucadelenin tanimi...
-----------------------------------------
It's time that all
the football fans understand what is happening between UEFA, FIFA and television
companies, together with the national leagues.

The purpose of the football's leaders is to create an european championship reserved to clubs, limitated only at the major teams from each nation.

This could guarantee them enormous gains thanx to TV rights and also sold out stadiums, 'cause in the big cities people would go to the stadium the same.

Obviously minor teams would be sacrificated, because they don't have a TV audience nor crowded stadiums.

Its is clear that the struggle is between TV audience (the major part), destined to grow, and the stadium audience (the minor part), destined to disappear or to be reduced at contour element.

In a few years the green football ground will be sponsorized and it will be forbidden to put stripes on the terraces because they could cover the publicity (see the new Ajax stadium). They will try to put thousand of people controlling the fans to avoid big flags, stripes, fires etc. etc.

And they will be helped by mass media, which make nine columns titles for the most stupid thing that happen between fans.

And in a few years the T-shirts of our teams (yeah, the T-shirt, the last thing we still have) will be full of sponsors, like the Formula One cars.

The future has been decided already: it belongs to moderated fan. There's no more room for ultras.

There's a UEFA directory that say that all the fans must be seated. They don't want anymore an active supporting but that kind of partecipation you can find in a theatre or at the cinema.

These men don't understand that for us our teams are a faith, that their symbols are tatooed on our arms and that their T-shirts, for people like us, represent our cities.

All the "curva" of the world should take all together (just for once) clamorous enterprises against the factory-football.

MANIFESTO

True fans would like these rules in football:

1) players buying/saling only before of the season, not during the championship;
2) freedom to express the joy after a goal: now it's possible to gain the lost time;
3) all the games must be played at the same day and hour;
4) limitation of foreign players in teams (I woud not have them at all) because they keep off the space to young national players;
5) stop for one year to the football player who try to go away from his team after he signed a contract because the other team offers more;
6) impossibility for the president of a football team of being also president or major-actionist of another football-team (like Sensi of AS Roma: president of AS Roma but also of Palermo: which hopes could have Palermo fans if their team exist only to help AS Roma?); Also a chairman/owner of a club should not sponsor another club which he is likely to play against.
I.E. Chelsea is owned by Roman Abramovich who has poured 20million pounds into CSKA Moscow and both may play in Champions League this season.
7) restore of the old Champions' Cup: it's absurd that a team which never won the championship (like Parma in Italy) can win the Champions League.
8) numbers of T-shirts from 1 to 11.
9) prohibition for clubs to give tickets for the away games in exclusive to travel agencies.
10) to keep every season the traditional t-shirts of the club. Otherwise, please let the social colours of the teams on the far away t-shirts
11) no players name on the club t-shirt

Ultras should:

1) to refuse every contact or help by football clubs;
2) to refuse any "help" by the police: police must control, not to help.
3) to have few different groups in the curva;
4) to go to away games with their own way;
5) coordinate with other teams' ultras clamorous enterprises to damage the TV product;
6) violate every limitation made by authority: for example if they say: "You can't go to away games", ultras should go the game by their own, taking place in the middle of the other fans, like in the 80's.

6 Ekim 2008 Pazartesi

Yarim Yamalak Bir Dram

Ben merkezli hadiseler insana cok cektirir. "Insan, dusunen hayvandir" seklindeki dogru saptamanin yani insan dogasinin en kacinilmaz getirilerinden birisidir "Ben" duskunlugu ama dengede durmasi halinde "Basari" kapilarini acacak olan bu hissiyat, kantarin topuzunun kacmasina sebep oldugunda ise yikimdan baska bir sey getirmez.

Icra makamlari, "Ben" degil de "Biz" dedikleri surece, yani mucadele dusturunu yalnizlik degil, sirt dayanacak bir kalabalik uzerine insa ettikleri zaman engebeleri asabilirler. Hele hele ortada, kohnelesmis duzene baskaldiri niteliginde olan "Devrim" gibi calismalar-projeler varsa, tum ozelliklerine ragmen eninde sonunda "Biz" kumsalinda bir kum tanesinden otesi olmadigini vurgulayabilen bir "Lider Benlik" kazanir.

Buna, birisi olumlu, digeri olumsuz olmak uzere, yakin tarihten iki ornek vermek mumkun.

Birincisi Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Ataturk. Milli Mucadele esnasinda en buhranli gunlerden bazilarini, kurucusu oldugu Meclis'teki muhalefet sayesinde yasayan Ataturk, "Bu badireyi, bu meclisle atlatamayiz" diye Gamli Baykus'luk yapanlarin hepsine "Hayir, sadece bu Meclis sayesinde atlatiriz" diyerek karsi cikmis ve her seferinde dedigini yaparak ve yaptirarak Meclis'i kendi istedigi yone sokmustur. "Biz" olmayi, "milletin sinesinde bir fert" temelinde dusunen yapinin kazanmasi zaten mukadderattir.

Ikinci ornek ise Adolf Hitler. Birinci Dunya Savasi'nda alt tarafi onbasi rutbesinde bir asker oldugu halde, ilerleyen yillarda, bizim "hizli yukselen"imiz Enver Pasa'nin terfisini bile gozyaslari icerisinde birakacak sekilde Alman Ordulari Baskomutanligi'na yukselen ve kendisini her turlu Kurmay'dan, her anlamda ustun gorerek, kendi yarattigi "Ben"likle Ikinci Dunya Savasi'nda buyuk zaferlerle buyuk yenilgiler yasayan bir model. Onun kaderi de yenilmekti...

Bugun, kurumsal alanda, liderlik vasiflarinin kiyasi icin gozonune alinabilecek isimler arasinda en keskinler olarak adlandirilabilecek isimleri saydiktan sonra sadede gelelim.

"Ben liderim". Bunu demekle lider olunuyor mu, bilinmez. Bir "secmen" kitlesinin basa getirdigi insan, suphesiz o kurumun lideri olur ama ya meziyetler ve karakter?

Meziyetler. Bir futbol kulubu baskaninin meziyetleri arasina neler girer? Herseyi bilmek? Kendinden daha ustun bilenler olduguna inanmamak? Bu yolun sonu su sarkiya cikmaz mi?

Peki peki, anladik.
Herseyden sen anlarsin.
Peki peki, anladik.
Herseyi sen bilirsin.
En guzel takimi sen kurdun.
En guzel hocayi sen buldun.
En iyi baskan sensin.
En guzel stadi sen yaptin.
Peki peki, anladik.
Sen neymissin be abi?
Aaaa aaaa aaaa

Ondan da onemlisi var. Bir lider, yonettigi yerde, kendisinden bagimsiz insanlara da olmak uzere her yere elini uzatip "Begenmedigi insanlari digerlerine kirdirmak" ve bunlarin ustune "Bindirilmis Kitalar Atamak" gibi islerin icerisine girer mi? Bir spor kulubu baskani, mesuliyetlerini bir kenara koyup, taraftarina hitaben, hazirlatirmis pankartlar acar mi? Bunlari yaparsa, ona su sarki calinmaz mi?

Elaleme guldurme kendini.
Guldurme kendini elaleme.
Yarim yamalak bir dram icinde.

Yaziklar olsun. Belki daldan dala bir final cumlesi olacak ama MSN'inin yaninda;
"Aziz Yıldırım'ı Fenerbahçe'den çok sevenler bu tablo sizlerin eseri... Sakşaka devam. Hani bedava bilet bitmişti?" yazan Efeser abi'ye kim haksiz diyebilir.

5 Ekim 2008 Pazar

Kadro Sevkiyati

5 Ekim 2008 - Pazar
21:00
Sukru Saracoglu Stadyumu
Fenerbahce-Kayserispor

Bir Dernek Baskani tarafindan, tamamen kendi cebinden karsilanan masraflarla kalkan otobusler, hazirlanan pankartlar, muhtelif semtlerden gelecek insanlara dair soylentiler...

Iki sene once Bursaspor macinda sahneye konan oyunun bir benzerinin geldigi gorunuyor. Yonetim eliyle tribune getirilen insanlar, pankartlar... Macta alinabilecek puan kayiplarindan cok, bagira bagira, hem de icra makamindan gelen provakasyonun olasi sonuclarindan korkuyorum.

Bu sezon kacinci kez diledigimi bilmiyorum ama Allah, tribundeki agabeylerime ve kardeslerime sabir versin.

4 Ekim 2008 Cumartesi

No Excuses (by Alice In Chains)

Its alright
There comes a time
Got no patience to search
For peace of mind
Layin low
Want to take it slow
No more hiding or
Disguising truths Ive sold

Everyday its something
Hits me all so cold
Find me sittin by myself
No excuses, then I know

Its okay
Had a bad day
Hands are bruised from
Breaking rocks all day
Drained and blue
I bleed for you
You think its funny, well
Youre drowning in it too

Everyday its something
Hits me all so cold
Find me sittin by myself
No excuses, then I know

Yeah, its fine
Well walk down the line
Leave our rain, a cold
Trade for warm sunshine
You my friend
I will defend
And if we change, well i
Love you anyway

Everyday its something
Hits me all so cold
Find me sittin by myself
No excuses, then I know

Bir Hilal Ugruna...

"Sehitlere Allah'tan rahmet, kederli ailesine bassagligi dilerken, teroru lanetliyoruz" cumlesi adeta ezberletilmis bir replik haline geldi memlekette. Ve 15 askeri daha sehadet mertebesine ugurladik. Ahlardan, vahlardan cok basariya ulasmis icraatlar, ruhlarini sad edecektir onlarin ama uzaktayiz o limana...

Milli Mucadele esnasinda Anzavur'a, Hilafet Ordusuna ve muhtelif ic isyanlara "Onlar isyanci ya da dusman degiller, sadece farkli gorusleri savunuyorlar" ongorusuyle bakilsaydi, savastan muzaffer cikilabilir miydi acaba? Ya da Cumhuriyet sonrasi Seyh Sait vb. ayaklanmalara "Onlar siyasi mucadele icindeler" seklinde bakilsaydi, devrimler bu kadar hizla uygulanabilir miydi? Bu insanlara kurulu meclislerde yer verilmis miydi o donemlerde?

Sen daha Turkiye Buyuk Millet Meclisi'ne kadar girmis olani munasip argumanlarla engelleyememisken ve Belediye Baskani sifatli bir tanesi butun Cumhuriyet ve Devrim Kanunlari'ni tek basina alasagi ederken, dagdakini durdurmayi dusunmek iyimserliginde daha ne kadar ruya gorecegiz?

Isin sosyal, ekonomik, cografi degerlendirmesini "sig kalmak" pahasina bir kenara koyalim. Yilda onlarca sehit veriyorsan, savas halindesin demektir. Bu halin gerekleri nelerdir?

Sehitlere Allah'tan rahmet, kederli ailesine bassagligi dilerken, sifahi olarak lanet yagdirmak mi?

Bir hilal ugruna ya Rab "Hala" gunesler batiyor. Birileri de "Hala" seyrediyor. Ama haksizlik etmeyelim. Bu sogukta Meclis koltuklari sicaciktir.
------------------------------
Galiçya’da siperinde uyuyan
Bu nefere dikkatle bak ey şair!
Şair odur,senin yazın hep nesir;
Uyuyan sen,odur sezen ve duyan…
Şair odur,çünkü onun kalemi
Uyurken düşmez asla elinden…
Kalbindeki bütün zevki,elemi
İlham ana vatanından,ilinden…
Vatanını unutamaz hiç kalbi,
Uyusa da cenksiz kalmaz rüyası…
Bebeğiyle yatan küçük kız gibi
Hep göğsünde durur nazlı bombası…
O,belki de biraz sonra vatanının
Selâmeti için şehit olacak
Onun kazandığı adsız bir şanın
Gölgesiyle tarihimiz dolacak
O,orada senin için kanını
Seve seve döker ey şair!
Sen ne için ona birkaç ânını
Vakfederek yazmıyorsun bir şiir!...
O senin için hayatını verirken,
Üşenirsin ona destan yazmağa…
Haktır almak kalemini elinden
Ve git demek ona mezar kazmağa…

Ziya Gökalp.

3 Ekim 2008 Cuma

Alem Adam Gorsun

Fenerbahce.Org'daki haber metnini asagida arz ediyoruz. Resimde, ortada arz-i endam eden Mapavri (Hakan) abi, adamlik mefhumu nedir yine gostermis.

Bir de "Toplu cekilen resimde, Zafer Hoca'nin arkasinda bir sey parliyor ama tahmin ettigimiz sey midir, bilemiyoruz" diyoruz ve topukluyoruz.

PS: Basinin onunde saygiyla egiliyoruz.

PS 2 : Resimde bize gore soldaki Duygu kardesimiz. Genc Bayan Takimi'ndan A takima gecis yapacaklar icinde hemen hemen en fazla umut vaadeden sporcumuz. Sag cenah ise, Genc Bayan Takimi'nin calistiricisi Aydin Hocamiz.

PS 3 : Yasasin Basin :)

---------------------

Fenerbahçe Bayan Basketbol Takımımız ve altyapı ekiplerimiz Fenerium Turnuvası'nın ardından İstanbul Boğazı'nda gerçekleştirilen tekne turunda bir araya geldiler.

Geçtiğimiz sezonu lig, Türkiye Kupası ve Cumhurbaşkanılığı Kupası şampiyonluklarıyla tamamlayan Fenerbahçe Bayan Basketbol Takımı, 2008 - 2009 sezonu öncesinde yapılan Fenerium Turnuvası'nda da mutlu sona ulaştı.

11 Ekim'de oynanacak Cumhurbaşkanlığı Kupası maçının ardından lig karşılaşmalarıyla sezona merhaba diyecek olan Fenerbahçe Bayan Basketbol Takımımızın teknik heyeti ve sporcuları ile alt yapı takımı antrenörleri ve oyuncuları özel olarak düzenlenen tekne gezisinde bir araya geldiler.

Sporcularımız, yeni sezon öncesi İstanbul Boğazı'nda gerçekleştirilen tekne turuyla moral depoladılar.

Üsküdar İskelesi'nden başlayan gezi boğaz turunun ardından yine Üsküdar İskelesi'nde sona erdi.
Basketbolcularımız gezi sırasında keyifli dakikalar yaşarken, renkli görüntüler oluştu.

Princess Mononoke

Anime olayini biraz salmisiz. Eski Dvd'lere bakarken yeniden rastladim, oturup tekrar izledim bu filmi.

1997 yapimi ve bence mukemmel bir anime Mononoke-Hime.

Ashitaka isimli bir prensin, kabilesini bir seytanin saldirisindan korurken lanetlenmesini ve sonrasinda yaptigi yolculukta karsilastiklarini anlatiyor. Bu tip uzak dogu kokenli animelerde bol bol atifta bulunulan "Ormanin Ruhu" olayina derin bir bakis. Derin bakis diyince hikayesi "Fransiz Sanat Filmi" tadinda ilerliyor gibi gelebilir ama izledikce basindan ayrilamayacaginizi garanti edebilirim. 10 uzerinden 11.

Scholes

Gozumuzu actik, "Man Utd" dediler. "Hani" dedik. "Aha suradaki kirmizilar" dediler. "O degil de, kizil kim" dedik. "Scholes" dediler. Aradan 20 yila yakin zaman gecti, hala gozunu acip "Hani Man Utd" diyenler o kizili goruyorlar. Hatta bir de yeni anlasma yapmislar. Yas artik olmus 34. Ne jenerasyonlar kendisini takimin degismez AMC'si yapti onu CM'de ve benim gibi ne insanlar "Nasil durduracagiz lan" diye on liberolar doldurdular Liverpool-Man Utd maclarinda ayni ekrana.

Yukaridaki resmin ait oldugu haberden, Scholes'un kucuklugunde inceden bir Oldham taraftarligi vaziyeti oldugunu anliyoruz. 65 yasindaki Ernie, Scholes'a odulunu verirken "I always supported Oldham Athletic and both United and City. (nasil bir sekilse bu artik) I reckon Paul will end up at Oldham Athletic when he calls it a day at United. He lives in Saddleworth and has been seen lots of times watching at Boundary Park" demis. Buyuk yildizin, kucuklugunde sempati duydugu takima gidip, kariyerine orada son vermesi, kasaba filmi tadinda, ic isitici bir guzellik. Scholes'un ipinde mi bilinmez ama...