31 Ocak 2009 Cumartesi

Return to Innocence (by Enigma)


Love - devotion
Feeling - emotion

Love - devotion
Feeling - emotion

Don't be afraid to be weak
Don't be too proud to be strong
Just look into your heart my friend
That will be the return to yourself
The return to innocence

If you want, then start to laugh
If you must, then start to cry
Be yourself don't hide
Just believe in destiny

Dont care what people say
Just follow your own way
Don't give up and use the chance
To return to innocence

That's not the beginning of the end
That's the return to yourself
The return to innocence

Don't care what people say
Follow just your own way
Follow just your own way
Don't give up, don't give up
To return, to return to innocence.
If you want then laugh
If you must then cry
Be yourself dont hide
Just believe in destiny.

Askeri Cezaevi : Zimbardo Deneyi

Sene 1971. Amerikan Deniz Kuvvetleri, Stanford Universitesi hocalarindan Philip Zimbardo'nun basinda olacagi bir proje icin fon ayirir. Yapay bir askeri cezaevi ortami olusturulduktan sonra, hayatlari boyunca suca karismamis ve hic bir psikolojik bozuklugu olmayan yirmi dort kisi secilerek, kura ile 12 mahkum-12 gardiyan seklinde ayrilacak ve iki hafta suresince cezaevinde kalacaklardir.

What happens when you put good people in an evil place? Does humanity win over evil, or does evil triumph? These are some of the questions we posed in this dramatic simulation of prison life conducted in the summer of 1971 at Stanford University.

Yukaridaki gereksiz, daha dogrusu cevabi bilinen sorularla bezenmis cumleler esliginde tanitilan deney gercekten, son derece dramatik bir surece sahne olur. Iki hafta surmesi gereken calisma, altinci gunun bitiminde sonlandirilir. Zira 70 kusur kisi icerisinden secilen ogrencilerden kurada gardiyanliga tayini cikanlar sadist egilimler gostermeye baslarlar ve buna mukabil mahkumlar arasinda da stres, depresyon, davranis bozukluklari had safhaya cikar.

Deneyin gercekciliginin iyice garanti altina alinmasi dusunuldugunden midir, bilinmez; kutusunda mahkumluk cikanlar bir Pazar gunu, standart polis prosedurleri (hatta daha fazlasi) ve sirenler ile komsularinin bakislari esliginde evlerinden alinirlar. Polis merkezine gittiklerinde haklari hatirlatilir, parmak izleri alinir. Ayna gozluklu aynasizlar esliginde gozleri kapatilip, bekleme hucresine kapatilirlar. Ve olaylar gelisir...

Deneyin bundan sonraki sureci, her anlamda etkileyici ve tuyler uprpertici olur. Mesailerinin sonunda evlerine giden gardiyanlar gucu ellerinde hissettikce mahkumlara yuklenirler. Isin ilginci hic bir oryantasyon egitimi almadiklari ve tecrubeleri olmadigi halde, genel cezaevi yontemleri esliginde, sertlik teamullerinde davranmalaridir. Bunun bir simulasyon oldugunu ve istedikleri an cikip gidebileceklerini bilen mahkumlar ise, bunu yap(a)mazlar ve mazur kaldiklari muamele sonucu neredeyse akil sagliklarini kaybedecek hale gelirler. Oyle ki bazilari deneyi yarida birakmak zorunda kalir. Alti gune, isyanlarin, aclik grevlerinin ve kacma tesebbuslerin sigmasi da cabasi.

Sonuc olarak soyle bir yargiya varmis sayin Zimbardo ve ekibi:
After observing our simulated prison for only six days, we could understand how prisons dehumanize people, turning them into objects and instilling in them feelings of hopelessness. And as for guards, we realized how ordinary people could be readily transformed from the good Dr. Jekyll to the evil Mr. Hyde.

Bilmey miyiz? Hatta en iyi bilenlerdeniz.

30 Ocak 2009 Cuma

Bir Tel Sac...

Cuzdani acarsiniz, isil isil bir tel sac carpar gozunuze. Alamazsiniz gozunuzu. Hicaz'in Sengin Semai'si gelir inceden, akildan kulaga dogru.

Yıllar ne çabuk geçti o günler arasından
Bir tel saç onun kaldı bütün hatırasından
Hâlâ duyarım bin sızı her yarasından
Bir tel onun kaldı bütün hatırasından

Bir Tatli Huzur



Kfy96.com sitesinde, Sedat Tufekci koydu bu resmi. Su netlikte bir resim, en fazla ne kadar duygulandirabilir ki insani?

Yekununu aldiginizda gunlere varan saatlerinizi burada gecirdiyseniz,

Kofte tezgahindan cikan dumanlar etrafinizi sardiysa,

Sabirlar tastiginda, bir degisiklik olmayacagini bile bile "Yonetim uyuma, taraftara sahip cik" diye bagirdiysaniz,

Havanin onca soguguna ragmen tikis tikis kalabaliktan basinizda ter yuzunden emaneten duran sari lacivert bereyi duzelterek arkaniza donup, "Nereye gelmis lan kuyruk" diye bakarak, merdivenden yukariyi goremediyseniz,

Turnikeye yaklasirken, iki haftada bir yasamaniza ragmen o kesintisiz heyecanla yureginiz pir pir etmisse,

Polis kontrolunden gecip, giris kapisina hizli adimlarla giderken camurun pantolonunuza sicradigini hissedip "S.ktir et simdi pantolonu" dediyseniz,

Ve nihayet buradan tribune ciktiginizda, Camlica ruzgari iceriden bestelerin ilk notasini getirir getirmez soyleye soyleye basamaklari cikip, arkadaslarinizin yanina geldiginizde, tezahurati kesmeden size de bir omuz verilmisse,

Birakin bu netlikte bir resime duygulanmayi falan; bakip bakip, iki buyuk raki bile icersiniz.

Evet, belki Kalamis degildi orasi ama biz oraya bir tatli huzur almaya gidiyorduk hep.

CCCP vs. USA



"CCCP mi kaldi lan?" demeyiniz. Kalmasa da, gitmesek de, gormesek de James Bond'da ilk gorundugu film olan "The Spy Who Loved Me"de, Anya Amasova ablamizi James'in uzerine salan General Anatol Alexis Gogol'undan tutun da, Apollo'yu essek sudan geldikten sonra da dovmeye devam eden Ivan Drago'suna tum sinematik varliklara uzanan surecte onemli bir karsit figurdur.

Memleketimiz spor geyiklerine de cokuse kadar; "Oglum tabii ki adamlar basarili olur. Katildigi musabakayi kazanamayani Sibirya'ya suruyolarmis lan" seklinde damgasini vuran Sovyetler, yillarca buzdan heykel seklinde ifadesiz ama cok basarili sporcular cikardi. Her ne kadar araya bir Anna Kournikova yilisikligi ve gevsekligi girmis olsa da bugun gelinen noktada, Avusturalya Acik yari finalinde, 3 Rus-1 Amerikali teniscinin olmasi bizim gibi nostalji delileri icin guzel bir nimet.

Serena Williams
00. Meng Yuan - Cin
00. Gisela Dulko - Arjantin
00. Shuai Peng - Cin
13. Victoria Azarenka - Belarus
08. Svetlana Kuznetsova - Rusya
04. Elena Dementieva - Rusya

Dinara Safina
00. Alla Kudryavtseva - Rusya
00. Ekaterina Makarova - Rusya
25. Kaia Kanepi - Estonya
15. Alize Cornet - Fransa
00. Jelena Dokic - Avusturalya
07. Vera Zvonareva - Rusya

Her ne kadar Safina, Dokic'i eleyip bir ruyaya son da verse ve her ne kadar Jankovic'e bildirdigi hadler sayesinde sempatimizi kazanmis da olsa da macta gonlumuz Serena'dan degil, Dinara Safina'dan yana. Rocky'deki Gorby reis misali kalkip alkislayacagiz kazanirsa.

Urfali Babi


Aslinda Best Of Music olarak etiketlemek lazim bu konuyu ama ondan da otesidir Yilmaz Kayral, nam-i diger Urfali Babi. Alemin iyi Fenerbahcelilerinden olan bu abimizi, uzun sure sonra, bir kac ay once Vamos Bien'in cikardigi fanzinde gorduk. Aklimiza geldi kendisi, Salako'daki performansi, "Bastir Ankaragucu" sarkisi, henuz dunyana gelmedigimiz 1970'ler...

Efsane sarkisiyla harmanlayalim.

Kambur üstüne zambur
Sanki deve hörgücü
Birakin işi gücü
Bastir ankaragücü
Bastir ankaragücüüüüü

Münihte cok eglendik
Her bransta elendik
Bir gümüs madalyaya
Bastir ankaragücü
Bastir ankaragücüüüüü

Acidir türkün gücü
Alinacakdir öcü
76'ya kadar
Bastir ankaragücü
Ula bastir ankaragüci

Trt televizyon
Istiyoruz revizyon
Daha ne eziliyon
Bastir ankaragücü
Bastir imanima ankaragücüüüüü

Bir sise su liraya
Maas yetmez kiraya
Kasapdaki siraya
Bastir ankaragücü
Bastir ankaragücüüüüü

Vergi geldi her kula
Fakire yetim dula
Altimizdaki cula
Bastir ankaragücü
Bastir ankaragücüüüüü

Bosa palavra attik
Kafalari oynattik
Bes yillik planina
Bastir ankaragücü
Kalkinma planina
Bastir ankaragücüüüüü

Bu nasil baldir bacak
Kime kismet olacak
Mini sortlu bayana
Bastir ankaragücü

29 Ocak 2009 Perşembe

İlişkide Emir Komuta

"... yapilacak. Yap!" komudunun sadece cihet-i askeriyenin ikamet ettigi kislalarda er-erbas olarak gorev yaparken karsimiza cikacagini sanarken yanildigimizi, daha misket oynamayi biraktigimiz yaslarda anlamistik. Ilkokul iyiydi de ortaokul bir tuhafti sanki. Muzik gibi ruhu dinlendirmesi gereken bir derste strese sokulmak, beden egitimi dersinin, Bostanci Ortaokulunun hemen yanindaki inzibat birliginde yapilmayan bir ciddiyette yapilmasi gibi durumlardan "Nereye geldik lan biz" oluyorduk ve neticede lacivert gomlekle, gri pantolonun uniforma oldugu ulkemiz tedrisat kurumlarinda anladik, "ulan askerlikten oncesi ve sonrasi da fena gececek anlasilan" diye dank etti.

Egitim de, is hayati da bu minvalde milyon tane ornegi sokuveriyor insan hayatina ama otesi. Hele "The light she once brought in is gone forevermore" durumu...

"Hayattan cikilacak! Cik!"
"Hatiralar unutulacak! Unut!"

Gerci bu kadar "Emir demiri keser" olmuyor, gonul islerinde talimatlar. "Senin icin en iyisi bu" formunda cikiyor insanin karsisina. E iyi hos da dereyi gormeden pacayi sivayan meshur 35 yas sairi, Cahit Sitki Taranci'nin yazdigi su asagidaki dizelere, bu kadar "Siyah beyaz Turk filmlerinde kaldi onlar" muamelesi yapmak neden? Gercekten kalmadi mi boyle dizelerin ithaf olunacagi kimseler?

...ve neden sonra
tekrar duydugun gün sesimi gökkubbede,
hatirla ki mahser günüdür.
Ortaliga düsmüsüm, seni ariyorum.

Ve bir Turk filmi degil ama o kadar duygulu 1939 yapimi bir baskasi. Bu konuyla bir yerinden alakasi oldugundan degil. Yukaridaki dizeler icin samimiyetle "Ben" diyen adama kendini hatirlattigindan geliyor.

Bu kadar edebi olmaya gayret eden yazida biraz cig duracak ama:
Seviyorum ulan!




George: What'd you wish when you threw that rock?

Mary: Oh, no.

George: Come on, tell me.

Mary: If I told you it might not come true.

George:
What is it you want, Mary? What do you want? You want the moon? Just say the word and I'll throw a lasso around it and pull it down. Hey, that's a pretty good idea. I'll give you the moon, Mary.

Mary: I'll take it. And then what?

George: Well, then you could swallow it and it'd all dissolve, see? And the moonbeams'd shoot out of your fingers and your toes, and the ends of your hair.

Tenis Sevdasi


Bizim memleketin muhtelif semtlerinde, o semtin olanca karmasasindan siyrilmis, baska seyle ilgilenen insanlar arasinda en cok dikkat cekenler, bir amator maci ya da ondan da tuhafi bir antremani seyredenlerdir.

Dereagzi'nin halka acik oldugu son zamanlar, bizim de Kadikoy'deki itfaiye karsisindaki Ses Dershanesi vakitlerimize denk geldiginden, ders kacislarimizi idman tesislerinde degerlendirirdik. Saha daha bombosken tribunlere insanlar gelir, cekirdek citlemeye baslar, acik havada bir spor programi yaparlardi, marti manzarali. Adeta bir mesaiydi.

Lazaroni'nin gorevine son verilip, Ridvan ve Veselinovic'in gorev basi yaptigi gun, o kucuk tribun tarihi saatlerinden birini yasamis ve tiklim tiklim dolmustu. Lazaroni tesislerden arabasiyla son kez ayrilirken, bir kac ufak islik duyulmus ancak net alemlerinde van basten nickiyle maruf Burak Can Kurt kisisi kalabaliga hitaben "Arkadaslar Manchester maci icin.." diyip alkis tutunca, herkesin katilmasi sayesinde, sicak bir ugurlama yapilmisti. Her ne kadar bu sicaklik, soguk havada idmanin gecikmesi yuzunden bekleyenlerin, meteorolojinin anasina avradina sovmesi sayesinde asiri hararet seviyesine yukselmis olsa da guzel gundu.

Yine kalabalik bir gunde, Efes Pilsen ve Petar Naumoski hakkindaki ince (!) goruslerimizi kendi aramizda arz ederken, "sakalli" diye bildigimiz bir agabeyin "O Naumoski kac para aliyor, biliyor musunuz siz?" taarruzuyla karsi karsiya kalmis, basketbol ekonomisi uzerine gayri akademik gibi, degil gibi yorumlar dinlemistik.

Liseli kizlarin "Erooooooool. Erooooool" diye yirtinip, akabinde "Bakti, vallaha bana bakti" diye costugu, Bolic'ten hazetmeyenlerin (kim ola ki bunlar) "Bolic, senin ben ayagini s.keyim" diye bagirdigi, guzide bir mekandi. Bazen idman olmadigi zaman da birileri otururdu tribunde. Ayni yukarida resim gibi olurdu goruntu. Gerci bu kare Avusturalya Acik'tan. Karisik Ciftler macinda, koca tribunde tek kisi.

Icindeki tenis aski bambaska.

Biz de Seni Cok Sevdik


Cappie Pondexter demek; iki sezon, iki sampiyonluk, muhtesem Avrupa Kupasi maclari, azim, hirs, hatira korusu, pankartlar, ayrilik, gozyasi demek Fenerbahce icin. "Hey gidi..."li eskiye dair muhabbetlerde hep ozlemle anilacak bir oyuncu demek. Ve "Galatasaray Yok" demek...

Simdi UMMC Ekaterinburg'da. Bu turu gecersek, rakip olarak karsidan o ve takimi gelecek. Duygusal bir mac olacak, orasi kesin. Ama mevzu simdilik o degil. Cappie, Wnba Sitesi'ndeki bloguna aylar sonra bir yazi yazmis. Soyle diyor:

Anyway, this is my first season in Russia at UMMC… and it's pretty much the same as Turkey, just a lot colder. I didn't think I'd love a place as much as Turkey, but I love it here too. The team is great, the city is great and the people are treating me very well.

Stadi mi Yakalim?


Trabzon'a caylar.
Bize de cezalar.
Bu nasil is baskanim?
Stadi mi yakalim?

Dogru soze ne denir?

28 Ocak 2009 Çarşamba

Eric Theodore Cartman - 5



Robert Redford: Why do we hold the Sundance Film Festival here, Phyllis? It's so painfully crowded.

Phyllis: Because. People from L.A. love to come to a quaint little mountain town for a few days, and this gives them an excuse.

Robert Redford: No, this used to be a quaint little mountain town. Now look at it. Sushi restaurants, upscale clothes stores, $25 parking, Liam Neeson. I tell you, Phyllis, I think we've tapped this town's resource out. We must move this festival to another small mountain town and begin again.

Phyllis: That's not a bad idea. But where?
------------------------
Brokeback Mountain demisken...

South Park 2. Sezon, 9. Bolum.

- Oh my God, I found a penny!
- You, Bastard!
diyalogu ve Tom Hanks'in basrolunde oynadigi Mr. Hankey The Christmas Poo filmiyle ikinci sezonun en baba bolumlerindendir.

Bagimsiz Film Festivalleri'ni konu alir ve yukaridaki sekilde baslar. Akabinde kamera ilkokula doner ve Cartman "Bagimsiz Filmler" hakkindaki tezini patlatir.
------------------------
Cartman: No, dude, independent films are those black and white hippie movies. They're always about gay cowboys eating pudding.

Wendy: No they're not! Independent films are produced outside the Hollywood system. They're movies about all the glitz and glamour of Hollywood.

Cartman: Byeh, sure. Well, you show me one independent film that isn't about gay cowboys eating pudding!

Episode II


Alttaki Brokeback Mountain, tamam. Peki ustteki ne? Kucaktakinin elinde duran kemer olmasa, Brokeback Mountain II sanar miyiz? Muhakkak.

Ingiliz boksorler, Nicky Cook ve Enzo Maccarinelli (Tam bir Ingiliz ismi) rakipleriyle yapacaklari mac oncesi boyle bir poz vermisler. Fotomac muhabirinin onerisi olabilir bu poz. Akla baska bir sey gelmiyor.

Hicbir Seyde Gozum Yok


Bizim oyle 10.000'lerde, 15.000'lerde gozumuz yok. Federasyon istiyor diye bunu yapmanin manasi da yok. Soyle bir salon da bizde olsa, daha ne isteriz.

Kimin mi burasi? Lotos'un, acilisini bizim mac ile yapacagi salonu.

Polonya Yollari


Gercekten cok ilginc mac olmus. Canli gozlerin gordugu bir yana, istatistikler de fena. Ribauntlarda 37-21 ile adeta ezmisiz ama bizden daha cok sut atmis Lotos. Onun disinda, Lotos'tan uc kat fazla serbest atis kullanip, iki kat fazla isabet kaydetmemize ragmen, mac sonunda sadece dort sayi fark olmasi, hic bir sey seyretmeyen insani endiselendirmeye yeter de artar. Ote yandan onlarin da on uc gibi kucuk bir rakam da olsa % 100'le atmalari, benzer yuzdelerin biraz da talihle ikinci macta yuzumuze gulebilecegini dusunduruyor ama son bir dis etken daha var ki bildigim kadariyla Lotos bu macta yeni sahasini kullanima aciyor. Yani motivasyonun bini, bir para kendilerinde.

Yine de bir kac yazi once dedigimiz gibi, Katie vs. Tamika oldu biraz da ve ilk roundu Katie kazandi. FIBA sitesindekinin uzerine mac yorumu olmaz aslinda.

Katie Smith underlined her status as one of the true greats in USA basketball history last year by capturing a third gold medal with the United States Olympic team and then earning MVP honors in the WNBA Finals with championship-winners Detroit.

On Tuesday night, the 34-year-old was doing her best to help Fenerbahce rule the roost in the EuroLeague Women play-offs, scoring a game-high 28 points in Fener's 87-83 triumph over Lotos PKO BP Gdynia.

27 Ocak 2009 Salı

Ozgurluk


Italyan Bayan Voleybol Takimi, Asytel Volley Novara'nin tribunleri.

Pankartlara ocu muamelesi yapilmamasi, tribunde ozgur olmak, onyargilarin degil, keyfin bakislari altinda olmak, bizim tribunlerimizin uzun suredir tadamadigi ve gecmiste kalan guzel bir duygu.

J.J. Hamile

Allah anali babali buyutsun.

Ikiz olsun, erkek cocugun adi Emrah, kizinki Gulcan olsun.

Dayi da Nuri Alco olursa, tadindan yenmez bu hayat.

Degismemis


Konular, nesneler ve ozneler degiserek ayni sekilde ilerliyor.

Bundan bes sene once, ben askerdeyken baslamis bir organizasyondu. icerisinde iki sezona yakin aktif emek vermekten zevk aldigim bir yerdi. Icimiz aciyarak kapatmistik. Kapatirken de asagidaki cumlelerle anlatmistik hissiyatimizi. O gunlerden bugunlere bir sey degismedi hala. Degisir mi? Sanmiyoruz.

Ozledik seni Fenerbasket.

Tez geçse de her sevgide bin hatıra vardır.
Sevda denilen şey yaşanan hatıralardır.
Sevmek de sevilmek de bahar ömrü kadardır.
Sevda denilen şey yaşanan hatıralardır.


-----------------------------

Üzülerek ve çok insanı üzerek verdiğimiz bir karar oldu ama vermek zorunda kaldık. En son şunu yazmıştım.

Çocukluğun Commodore 64 günlerinden, mesleğim gereği bilgisayarın başından kalkmadığım günlere uzanan yolda, hakkında emek verme şerefine ve zevkine nail olduğum şeylerden birisi oldu Fenerbasket.

'Kapanma kararı'nı yersiz bulan kardeşlerimiz / ağabeylerimiz olacaktır şüphesiz. Ben bile bu kararın alınmasında parmak kaldıranlardan biri olarak bazen 'Acaba...' diyorum. Lakin Veda Yazısı'nda da vurgulandığı üzere, yaşanan süreç oldukça vurucu oldu. 'Kişilerin değil, Fenerbahçe'nin taraftarıyız' diyenlere fazla bir şey diyemem. Muhakkak ki öyleyiz ama kurumlar, bireylerin insiyatifinde işler. Bu işlerlik esnasında kimi zaman şahsınızın ve fikriyatınızın kurum hassasiyetine dair hayal kırıklığına uğradığını hissedersiniz. Bu da öyle bir durum. Özel bir kurumun çalışanları olsak, kanunlar çerçevesinde karşısında olduğumuz zihniyetle mücadele etme imkanımız olurdu ama 'Fenerbahçe Sevgisi' bir Fenerbahçeliyle mücadele etmeme kanunu üzerine kurulu bir Anayasa'dır bizce.

Özetle, yaşananlar bizim için çok yaralayıcı oldu. 'Bizce kaybedilenler' olarak nitelendirebileceğimiz şeylerin yokluğunun ardından bir süre eskisi gibi olamayacağımız açık. Bahsi geçen 'bir süre' zarfında sitenin açık kalması ve işlerin devam etmesi (insanların şevki kırıldığı için aksama ihtimali yüksek olduğundan), üyelerimizle ziyaretçilerimizi hayal kırıklığına uğratmakla eşdeğer olacaktı. Yukarıda bahsedilen Anayasa esasına istinaden fikrimizi belirttik. Bu fikir için kardeşlerimizle / ağabeylerimizle yan yana yürüdük ve bu minvalde misyonumuzu tamamladık.

Burada dönüp arkama baktığımda; uzun sayılamayacak bir geçmiş ve binlerle ifade edilemese bile 'bir sürü' olarak nitelendirebileceğim değerli insan görüyorum. Sitenin kapanışını duyurmak istememizin nedeni de buydu. İnsanların yüzüne telefon kapatır gibi kapatmamak, açıklama yapmadan sevilen bir ortama kilit vurmamak ve burası aracılığıyla birbiriyle bağlantıda olan insanları yarı yolda bırakmamak istedik. Nitekim bu bir kaç günlük ara bunun içindir.

Bazı yerlerde bu sürece popülizm diye yaklaşanlar olmuş. Küçücük bir bilgiyi tekrar vurgulayayım; bir kuruş maddi menfaat beklenmedi buradan. Sağolsun, Gürkut abi bir reklam için aracı oldu. O da sitenin reklamın hakkını verecek kapasitesi olduğundan değil, abiliğinden. Vesileyle ona da teşekkür ederim. Eğer ki popülist olmak istenseydi, şampiyonluk sonrası gelen bir derginin reklamı geri çevrilmez, reklam süresinden sonra kapanma gerçekleşirdi. Mecbur kaldığım için yazdığım bu durum, amatör bir aşkın tezahürünü, aklında soru işareti olanlara ispatlamıştır, diye umuyorum.

Dönüş meselesine gelince; kararı birlikte aldığımız kardeşlerimle konuşurken bile bu hissiyatımı paylaşmadım ama bu tip gidişlerin dönüşü zor olur. Günümüzde 'Kurumsallaşma ve Profesyonellik' adı altında her türlü riya bir çok değerli insanı adeta yerken; Fenerbahçe Kulübü'nün her mevkiinin, 'Aziz Yuvam' diyen Fenerbahçelilerle dolup taşmasını kutsal bir amaç addeden insanların amacına ulaşması gerçekten zor. Bu olmadıktan sonra da bu sitenin geri dönmesinin manası yok.

El netice:

En küçük şüphem yok ki buraya emek veren ve burada yazan insanların hepsi Fenerbahçe için yaşamayı ve savaşmayı sürdürecektir. Fakat bu kale şimdilik yıkıldı. Allah geri dönüp, tekrardan inşa etmeyi nasip etsin.

Herkese çok teşekkürler.

Jankovic Ne Diyor?


Avusturalya Open resmi sitesinde bu resmin yazi alti soyle:
Jelena Jankovic of Serbia reacts after a point in her fourth round match against Marion Bartoli of France during day seven of the tournament.

Sitenin yermedigi Jankovic-Hakem diyalogunun devamini da biz yazalim.

"Hocam bakar misiniz? Ozel olarak konusabilir miyiz? Simdi biliyorsunuz, ben buraya klasmanda bir numara olarak geldim. Yine biliyorsunuz, henuz bir Grand Slam sampiyonlugum yok. Efendim? Evet, yasim 23 ama kazanamadim iste. Hayir, mal degilim. Neyse hocam. Mevzu o degil simdi. Kendim icin bir sey istiyorsam namerdim. Benim bir fanim var, Flying Dutchman adiyla bir blogu var kendisinin. Nedendir bilmem, beni yere goge koyamiyor orada. Her turnuvada "Sampiyon olacak" diye gider yapiyor arkadaslarina, sonra ben dandik bir turda dandik bir adama elenince mahcup oluyor. Sizden ricam en azindan bir yari final falan gorsek de "Bir dahaki sefere" diye niyetlense cocuk. Mumkun degil oyle mi? O zaman soyle yapsak hocam. Simdi ben ilk seti ayi gibi 6-1 kaybettim ya, bu set de gitti gider. Hic degilse bir iki ihtilafli pozisyonda benden yana karar verirseniz, 6-4 falan kaybedeyim. Yakin ara olsun yani. Ben bir ara lisan-i munasiple "yeteneksizin onde gideni, sancaktari" oldugumu, Martina Hingis'in tirnagi olamayacagimi iletecegim Dutchman'e. Onunki de can neticede"


Sonra ne oldu?
Jelena Jankovic, Son 16 macinda Marion Bartoli'ye elendi. Onu eleyen Bartoli de bir sonraki turda Vera Zvonareva'ya 6-3 ve 6-0 yenilerek turnuvaya veda etti.

1 numara mi (hahahahahahaaa)

Bir Onerim Var


Senelerdir Fenerbahce Trabzon'a gider. Taraftarlari da pesinden tabii. Ve senelerdir orada insan gibi gecirilen saatlere sahit olunmamistir. Hem stadyum disinda, hem stadyum icinde, Fenerbahce taraftari sehrin dusman isgaline ugramasi gibi bir tepki yaratir karsi cenahta ve ona gore bir tavirla karsi karsiya kalir, sehri terk edene kadar.

Iki senedir oynanan Fenerbahce-Trabzonspor maclarinda ise tam tersi bir hava hakim. Kendi taraftarina tastan, sopadan, kufurden baska bir seyi layik gormeyen Trabzonspor taraftarina cay-corba servisi yapiliyor Sukru Saracoglu'nda. Ve tribunculer bunu elestirince kiziyor bazilari "Ne yani, vahsi hayvan mi salalim adamlarin uzerine" diye ironi yaparak ekliyorlar "Insanlik ogretiyoruz" diye.

Birincisi, bu vakte kadar ogrenmemis adama iki macta cay vermekle beseri degerleri asilayamazsiniz. Ikincisi, arti veya eksi bir sey yapmak gerekmiyor. Stada gelen deplasman takimi taraftarina, eve gelmis misafir muamelesi yapmak yersiz, gereksiz.

Her sene cay, her sene cay, ayip ayrica. Onumuzdeki sezon, mac cikisi, bir gece misafir edip, ertesi sabah bogaza nazir, cayli-simitli bir kahvalti sonrasi ogleden sonra ozel ucakla Trabzon'a yolcu etmek gerek topluca.

Mac sonunda bizim taraftarimiza "Stadi terkedin ...... ........." diye bagirilirken, bunun gercek olmasini dileyen ve sifatlar konusunda cay verdikleri Trabzonspor taraftariyla hemfikir olan birilerinin icra makaminda olmasi ne kadar acidir. Bu caylarin, biraz da inat maksadiyla ve alacagi tepki bilinerek verildigine inanmamak mumkun mu?

Yeter! Rafael Benitez. Yeter!


Beni su resmi bloga koymak zorunda biraktiniz ya;
"Helal olsun (!) size"

Sana degil Everton. Bizim kizil kamillere diyorum. Iki maclik, kendi sahamizda iki 1-1'lik sicmanin uzerine bir de eleniyor muyuz kupadan, sivamasi da o olur.

Miyagi-San'in Daniel-San'a "Cilala-Parlat"i gibi, Rafa'dan takima "Sic-Sivaa"

Ayrica "We dominated the game, controlled everything but it was just one mistake and they have scored" demis Rafa pasam. "Futbolun adaleti yok. Onumuzdeki maclara bakiyoruz" da dedi mi acaba? Kupadan elenip, Asya diyarlarinda telefonu kapattirmayin lan bana.

24 Ocak 2009 Cumartesi

Haksizlik

Size, sakincali piyade idi; bize, vatan kurtarmaya calisan aslan.
16 sene gecti o gunden bu yana.
O oldu, siz yasiyorsunuz.
Bundan ala haksizlik mi olur?

Cryin' (by Aerosmith)


There was a time
When I was so broken hearted
Love wasn't much of a friend of mine
The tables have turned, yeah
'Cause me and them ways have parted
That kind of love was the killin' kind
Now listen
All I want is someone I can't resist
I know all I need to know by the way that I got kissed

I was cryin' when I met you
Now I'm tryin' to forget you
Love is sweet misery
I was cryin' just to get you
Now I'm dyin' cause I let you
Do what you do - down on me

Now there's not even breathin' room
Between pleasure and pain
Yeah you cry when we're makin' love
Must be one and the same

It's down on me
Yeah I got to tell you one thing
It's been on my mind
Girl I gotta say
We're partners in crime
You got that certain something
What you give to me
Takes my breath away
Now the word out on the street
Is the devil's in your kiss
If our love goes up in flames
It's a fire I can't resist

I was cryin' when I met you
Now I'm tryin' to forget you
Your love is sweet misery
I was cryin' just to get you
Now I'm dyin' cause I let you
Do what you do to me

'Cause what you got inside
Ain't where your love should stay
Yeah, our love, sweet love, ain't love
If you give your heart away

I was cryin' when I met you
Now I'm tryin' to forget you
Your love is sweet misery
I was cryin' just to get you
Now I'm dyin' just to let you
Do what you do what you do down to me,
baby, baby, baby

I was cryin' when I met you
Now I'm tryin' to forget you
Your love is sweet misery
I was cryin' when I met you
Now I'm dyin' cause I let you
Do what you do down to , down to, down to, down to
I was cryin' when I met you
Now I'm dyin' to forget you
Your love is sweet
I was cryin' when I met you

Kaza Olmasin


Lan oglum, akilli olun, ciddi olun. Rakip sizden kat kat zayif diye kucumsemeyin. Nerde boynu bükük Everton görsen, hor görme kim bilir ne derdi vardır, o garip halinde ne sırlar gizli, onu bu hallere bir koyan vardır. Bak gelip takiveriyor elin cahili 87. dakikada, sonra kalakaliyorsunuz, yesilin kirmizinin uzerine mor renkle. Bu sefer de skorda bir sikinti olursa insan icine cikamayacagiz bak. Aman diyeyim. Lan...

Halef-Selef


"Fenerbahce'den gidenlere dair ne yazsak, tekrar dusuyoruz" demistik bir sure once. Iste yine o durumlardan birisi. Sayfalarca yazsak, 'dogrusu soyle soyle oldu aslinda' diye izahat versek ne olur? Oyle bir kitle olusmus ki "Allah belanizi versin" bedduasi edilse, sorgusuz sualsiz, "Lan neden bela okundu ki bize?" diye dusunmeksizin, hep bir agizdan "Versin. Bin beter olalim" demeye hazir.

Uzatmaya gerek yok. Bir kardesimin yazdiklari var asagida. Daha iyi anlatilamaz. Ilk degildi, son da olmayacak.

Vay be; yine bir katakulli, yine bir plan-proje. Yollarımız ayrıldı.
Zaten Aydın hoca da Ceo olacaktı.
Zaten Ibrahim'e önemli görevler verilmişti.
Zaten Aurelio'dan çok daha iyileri vardı, şimdi mi değere binmişti.
Zaten... Zaten... Bu liste uzar gider.

23 Ocak 2009 Cuma

Nedir?


Cem Karaca, Emrah sarkisinda

Sabahtan uğradım ben bir fidana.
Dedim, mahmur musun?
Dedi ki, yok yok
Ak ellerin boğum boğum kınalı.
Dedim, bayram mıdır?
Söyledi yok yok.
Dedim, inci nedir?
Dedi, dişimdir.
Dedim, kalem nedir?
Dedi, kaşımdır.
Dedim, ak memeler oy?
Dedi, koynumda.
Dedim, ver öpeyim.
Söyledi, yok yok yok.
Dedim, ölüm nedir oy?
Dedi, boynumda.
Dedim, gel ölelim be.
Söyledi, yok yok yok.


ve... Halil Cibran
İnci, kum tanesinin etrafına ızdırabın ördüğü mabeddir. Nedir bedenlerimizi oluşturan özlem ve nedir etrafına inşa edilen taneler?

22 Ocak 2009 Perşembe

Nasil Tas Olunur?


Uc yontem var:
1. Babaya kalkan el tas olur (Bkz. Ust Sol resim)
2. Medusa'nin gozlerine bakan tas olur (Bkz. Ust Sag resim)
3. Jankovic'e 'guzel' diyen tas olur (Bakmayiniz. Size yazik.)

Banshee

World of Warcraft'ta, Undercity'de mukim Kralice Sylvanas'in yaverligini yapan "Fallen Elves" ablalarimizin kokenini arz edelim:

In Irish legend, a banshee wails around a house if someone in the house is about to die. There are particular families who are believed to have banshees attached to them, and whose cries herald the death of a member of that family.

Taraftar Sosyal Anketi


Direk copy-paste

-------------------------------------

Taraftar Sosyal Anketi

Politikacılar, gazeteciler, televizyon programcıları, eski hakemler ve yöneticiler, hatta şarkıcılar ve müzik yapımcıları, kendilerini aydın olarak adlandıranlar, akademisyenler, kulüp başkanları, hatta kimi zaman takım oyuncuları ve es geçtiklerimiz. Çoğu hayatında maça gitmemiş, gidenleri de şeref ve basın tribününe giden, yani aslında hiçbir zaman "içeriden" olmayan, ama içeriyi adı gibi bilen kişiler yukarıdakiler.

Bu insanlar kendilerini birer sosyoloji ve psikoloji uzmanı olarak görüp taraftarlar hakkında kimi açıklamalar yapar, kararlar alır, suçlular bulur, çünkü onlar hep doğrudur. Hep araştırmalar vardır ortada dönen, şirketlerce yapılmış, ama nedense hakkında konuşulan kesimin hiçbir zaman bu sorularla karşılaşmadığı araştırmalar.

Hem bu hakkında konuşulan hem de konuşan kesimin içinden bir kaç Sosyoloji - Psikoloji - Siyaset Bilimi - Felsefe - Gazetecilik öğrencileri olarak; soralım, anlayalım, ortaya bir şey çıkartalım, önlerine koyalım dedik. Çünkü bizim işimiz bu, sormak, anlamak. Ama biraz tersten sorduk... Bu işi oturduğu yerden çıkarım yaparak, kayınpederinin gazetesinde yazarak, birilerinin istediğini yazıp istemediğini görmezden gelerek, televizyonlarda küfürler savurup rating uğruna şov yaparak, hiçbir şey bilmeden çok şey bildiğini sanarak yapan kişilerin sormadığını, sormayı akıl edemediğini yahut işlerine gelmeyeni sorduk. Cevap bekliyoruz. Herhangi bir takım tutmanıza da bir gruba bağlı olmanıza da gerek yok. Sporu sevmeniz, takip etmeniz, fikir belirtebilmeniz yeterli bizim için.

İndirin, cevaplayın, taraftaranket@gmail.com a yollayın

Anket Sorulari

Kurumsal Amcadan Masallar


Final Four yolu, Katie Smith transferi falan derken keyiflerden keyif begeniyorduk ki kazan kayniyormus megerse. Gecen sene "vb." bir durumda karsi karsiya gelen Bayan Basketbol Subesi ve Kurumsal Yapi, bu sene rovans yapmaya karar vermisler.

Basket Dergisi
'ndeki haber soyle:
Fenerbahçe Bayan Takımı'nın antrenörü Zafer Kalaycıoğlu takımın alacakları nedeniyle kulübe protesto çektirdi.

Allahi var, olanlar icerisinde en kurumsal yapi Fenerbahce'dedir memleket nezdinde. Neticede kurumsallik var, kurumsallik var, ama bir de ucuncu kurumsallik varmis. Bir zamandir bilinen, duyulan. 066 Masal Hatti gibi. Artcisi nasil gelecek bakalim.

Sari Melekler Yari Final'de


Bayan Voleybol Takimi da Avrupa Kupasi'nda yari finalde. "Istanbul'da isimiz zor olacak" onyargisinin % 60'lari gecmesini saglayan bir "ilk mac" sonrasinda, bu kadar elini kolunu sallayarak tur gecmeyi, % 40'larin bile dusundugunu sanmiyoruz ama Fenerbahce bu, Fenerbahceli bunlar.

Maci anlatan resim, Hakan (Mapavri) agabeyin kamerasindan.

Sergilenecek olsa, uzerine konan lacivert zeminli tabelaya (ayni kendisini, Turk ve Fenerbahce Voleybol Tarihine yazdirdigi renkte) altin harflerle "Kaptan Kararliligi" yazilacak bir Cigdem Can Rasna fotografi.

Ve ayni zamanda, memleketteki spor kultursuzlugune en cok uzuldugumuz noktayi yuzumuze akseden bir fotograf.

Amerika'daki Hall Of Fame'ler ve oradan gecen herkesin saygisini haiz isimler geliyor akla. Ve dusunuyor insan. Bu kizin ve onun gibi, emegiyle gozyasini harmanlayarak kalpten ter akitan oyuncularin tesislerde birakacagi tek hatira, sadece idman salonuna giden koridorlarin duvarlarinda duran, zaman icinde bakimsizliktan sararmis resimler mi olmali? Alaturka kurumsal yapilarin maneviyat anlayisinin gittikce zalimlesmek yerine, degerlere onem verir hale geldigini gorebilecek miyiz acaba?

Buna ragmen, taraftarlarin kalbinde kocaman bir salon vardir, icerisinde heykeller dikili. Oyle "devlet kurumu heykeli" soguklugunda degil ama... Tribundeki omuz omuza sicakliginda... Her heykelin kaidesinde kimin icinse ona dair bir yazi. Misal;

Paslar yerini bulsun.
Cigdem smaci koysun.
Bu yil da Fenerbahce,
Yine sampiyon olsun.
Ya ya ya sa sa sa.
Fenerbahce cok yasa.

Cigdem'in yazisi boyle olacak. "Sizinle bir resim cektirelim mi?" diye sordugu, taraftarlar onu hic unutmayacak. Yari final icin bir kez daha tebrikler Kaptan, tebrikler Fenerbahce...

Ramak ve Rekor


Turk Voleybolu'nda bir ilki gerceklestirmek uzere Avrupa Kupasi grubumuzda son haftaya girdigimizde "Tur gecildi. Bir set alsak is tamam yahu" diye sevinirken yuregimizin agzina gelmesini "Standart Fenerbahcelilik Gerekleri" altinda mi degerlendirmeliyiz? Aynen oyle.

Gecen senenin sampiyonuna tebrikler. Ilk kez ust tur goren Turk Takimi:
Fenerbahce

Sene sonunda ikinci sampiyonlugu da aldik mi, tadindan yenmez bu sezon.

Katie vs. Tamika


"Final Four'a gider miyiz, bilmem (ve belki biraz da zannetmem) ama Lotos'u eleriz" diyorduk ki transfer haberi patladi. Lotos Gdynia, Tamika Catchings'i getirmis Polonya'ya. Wnba'in "Kariyerimde "yok" diye bir sey yok. Hasbelkader araya bir iki tane sikismissa, onlari da aradan cikartiriz" tipindeki oyuncularindan birisi Mika.

2006 sezonunda, Eurocup'ta Spartak Moskova formasiyla mucadele ederken, bir kez daha kesismisti yollarimiz. Sadece Fenerbahce ile degil, Ceyhan'la da oynamisti Spartak ve yerine Lisa Leslie gelene kadar yaptigi yedi karsilasmanin dort tanesi Turk takimlarina karsi oldu Mik'in. Iki macta; 32 sayi, 19 ribaunt, 4 asist, 8 top calma ile oynamisti o zaman ve grupta iki maci da kaybetmistik.

Gerci Matovic'li ve Alana'li Lotos ile Williams'li, Penicheiro'lu, Robinson'lu, Grubin'li Moskova'yi karsilastirmak olmaz ama "Catch, her yerde Catch" ve "Fenerbahce vs. Lotos" oldugu kadar "Katie vs. Tamika" da olacaktir bu seri.

Bekliyoruz.

Muhayyile


Vfb Friedrichshafen-Iskra Odintsovo

Herkes ayakta...

Devekusu Kabare'nin Askolsun oyunu. Evleneli fazla bir sey olmamis ama aileler yuzunden bosanmak durumunda olan bir ciftin, istemedikleri bosanma davalarini hayal etmesiyle ilgiliydi son parodi. Orada, hakim Metin Akpinar, sonlarda "Bizimkiler kari degil. Bu da kari degil. Bu muzir nesriyat. Posete koyucaksin bunu, posete" diye costugu Sema Yunak'a, ortalarda "Senin muhayilleni yerim" diye hitap ediyordu. Ilk orada duyduk, muhayyileyi. Cumle icinde kullanalim mi?

Turkiye'de su yukaridaki gibi bir voleybol tribunu gorecegini sanmak icin, bir Turk spor ve tribunseverinin muhayyilesinin oldukca fazla olmasi gerekir. Agzimizin suyu akarak bakiyoruz, yarisina razi oldugumuz su tribune.

Noluyo Lan?


Fenerbahce Dergisi'nin Ocak ayi tanitim sayisinin haberi, resmi sitede:
Link Burada
Muhtelif maclarda sahadan alinan kareleri, internetten istikrarli sekilde izleyen hemen herkes ayni kanidadir ki resmi yayin organlarinin resim secicilerine hastayiz. Gerci neyine degiliz ki? Zilyon bilgi yanlisi, imla yanlisi, ima yanlisi bir yana. Taht bir yana, Sah bir yana... Saha ici fotografciligi off-court durumlara da sicramis. Bir tek bize mi garip geliyor bu haller, bilmiyorum ama su resmi gorup de "Noluyo lan orada?" dememek mumkun mu? Aile var lan.

20 Ocak 2009 Salı

Cikarim, Esnerim, Kralini Tanimam


Bizdeki ismi ile "Isin Kilici"ni boyle anlatiyordu Cem Yilmaz. Bilhassa bizim nesilde hem Star Wars'dan hem de Voltron'dan bilinen bir silahtir Isin Kilici. Sorgusuz sualsiz dusmanlarinin orasini burasini kesen Jedi'lardan, "Ben de basini olusturacagim" gibi tuhaf bir replige benzer sekilde "Simdi de isin kilicini olusturun" diyen Voltron'a kadar kullanisli bir seydi neticede. Hos, Jedi'larin isin kilici olmadan da rakiplerini alt etmisligi bulunmasina ragmen, bes aslandan mutesekkil Voltron'in buna basvurmadan kavgadan galip ayrilmisligi da pek yoktur ya, neyse...

Gozden kacirmisiz, 2008'in Nisan ayinda, 20th Century Fox'un duzenledigi bir anket sonucunda, filmlerde yer alan silahlar icerisinde en iyisi secilmis, lightsaber. Siralama soyle:

1. Lightsabre (Star Wars)
2. .44 Magnum (Dirty Harry)
3. Bullwhip (Indiana Jones)
4. Samurai sword (Kill Bill)
5. Chainsaw (Texas Chainsaw Massacre)
6. Golden Gun (James Bond - The Man With The Golden Gun)
7. Bow and arrow (Robin Hood)
8. Machine gun (Scarface)
9. The Death Star (Star Wars)
10. Bowler hat (James Bond - Goldfinger)

Sozu Obi Wan reise birakarak, bitirelim.
Obi Wan Kenobi
This is the weapon of a Jedi Knight. Not as clumsy or as random as a blaster. An elegant weapon for a more civilized time. For over a thousand generations the Jedi Knights were the guardians of peace and justice in the Old Republic. Before the dark times, before the Empire.

Ilk Kapisma Berabere


There is no shame of drawing in a local derby - fair game, fair result

Yok ya. Baska? Kupa macini kazanmadan demec vermek yok. Rezil olduk ulan sizin yuzunuzden :)

Gergena Branzova Besiktas'a


Gergena Branzova'nin neden Fenerbahce'ye alindigini bilen var mi? Federasyon? Turgay Demirel-Mahmut Uslu? Icilen bir aci kahvenin kirk yillik hatiri? Nedir? Bilenler bilmeyenlere anlatsin.

Gecen sezon 29 macta, 17 dakika, 6.8 sayi, 3.8 ribaunt ortalamalari ile oynayan, 2009'da ise bol bol yukaridaki fotograflarla takima giren (!) Branzova, soylentilere bakilirsa takimdan ayrilmis ve Besiktas'a gitmis. Sevindik. Bir de merak ettik; acaba Fenerbahce'nin calismak istemedigi "herhangi" bir oyuncuyu almamazlik edecek mi su anki Besiktas yonetimi?

Meet Karamurat


Gokyuzunde yalniz gezen bir cismin, yeryuzunde onun kadar yalniz bir cocugun evine bodoslama girmesiyle basliyor, Meet Dave. Oradan buradan sekip, Josh'in akvaryumuna giren goktasinin, baligin butun suyunu emmesiyle "Breh breh breh. Fantastik bir seyler olacak kesin" diyoruz. Megerse bu, enerji kaynaklarini tukettigi icin baska dunyalardan enerji cukkalamaya gelen ("hamisine nanay pipi kaymak" da diyebiliriz. Bkz. Tarik Akan vs. Necla Nazir) Nil gezegeni sakinlerinin onden yolladigi bir cihazmis. Bu Nilliler, okyanusun butun suyunu cekip, kendilerine gereken enerjiyi aldiktan sonra, dunyayi kor kuyularda merdivensiz birakacaklarmis. Fakat hic umulmadik bir sekilde cisim Josh'in ellerine gecince planlar 2.5 alt/ust olmus.

Zaten bu uzayli milleti bir gunden bir gune de dunyaya indigi zaman ortaligin anasini bellesin, basarili olsun, istilayi tamamlasin. Yok. O kadar teknolojiye illa bir zirtapozluk olacak. En son "Dunyalar Savasi"nda "Tamamdir bu is, kanirttilar dunyayi" demistik ki, bu sefer de mikrop yoluna gittiler. Yalniz, bu baglamda cocuklugumuzun dizisi Visitors'in hakkini yememek lazim. Koca bir neslin kertenkelelere sempatyle ve hatta ("Bir Diana cikar mi lan?" umidi besleyerek) askla yaklasmasini saglayan bu dizi, uzayli basarisinin televizyon ekranindaki zirve noktasidir. Long Live Diana!

Dave'e donecek olursak; cismin pesinden dunyaya gelen Nil tayfasi (ki bunlar parmak cocuk boyundadirlar) kaptanlari Eddie Murphy'nin tipinde bir gemiye binmektedirler. Bu android-uzay gemisi organizma, uzaylilarin "Illa ki meshur bir yere inis yapalim. Mal gibi kirsala inmeyelim. Hem zaten bir tane uzayli filminde olsun, Ozgurluk Heykeli gozukmezse, neme lazim kiyamet falan kopar" seklindeki dusuncelerinden oturu, gider Liberty Adasi'na kafaustu cakilir.

Filmin basinda uzaydan gelen cisimle hasbelkader muserref olan Josh'in, genc ve dul annesi rolunde en son Zack ile edebi ahlaka mugayir film cevirmeye calisirken biraktigimiz Elizabeth Banks var. Liz, sehirde gezip "Ne ayak lan bu dunyalilar" diye bakinarak, ortama ayak uydurmaya calisan Eddie'ye arabayla carpinca kaderleri birlesiyor ve olaylar gelisiyor.

Uzaydan gelen ve dunyalilarin icerisindeki sakli erdemlere hayran olarak, yasli yeryuzunu cok seven yaratiklarin macerasini anlatan film, bilhassa Eddie Murphy ve gemi tayfasinin cesitliligi (Misal No.4, Pat Kilbane performansi) sayesinde oldukca eglencelik aslinda. Yalniz insan takilmadan edemiyor. Misal en sonlardaki "I'm Dave Ming Chang" sahnesi, fena halde "Karamurat benim"i animsatti bize. E zaten super kahramanlik desen, cagin imkanlari dahilinde, Seyitoglu Battal Gazi'den, Karamurat'tan daha superi bulunmazdi. O zamanlar "Puhahahahaa sacmaliga bak laaan" diye izledigimiz filmler icin "Tek suclari, donemlerinde ozel efekt olayinin gelismemesi ve butce fakiri olmasi midir?" diye sormak geliyor icimizden. Degil tabii. Sadece diyaloglar bile o filmleri alir baska bir yere koyar sinemanin absurdluk aleminde ama Cuneyt babaya da hak vermiyor degiliz zaman zaman. Sikiysa onun hisardan atladigi gibi, gokdelenden atlasaniza lan!

19 Ocak 2009 Pazartesi

Sahi, Ne Oldu Ona?


Turk sporunun iki buyuk kulubu olan Fenerbahce ve Galatasaray arasindaki rekabetin, 100. yasini geride biraktigi gunlerdeyiz. Goz ucuyla goreceklerimiz bile koca bir kulliyat buyuklugunde olacagi icin “Soyle bir geriye donup baktigimizda…” ile baslayan cumleleri kurup, boyumuzdan buyuk islere girmemek gerek. Biz yakin tarihin kolay unutulamayacak bir isminden bahsedecegiz sadece. Hem sari kirmiziyi, hem de sari laciverti, hem sevindirip, hem de uzen bir oyuncudan…

Ezeli rekabetin mazi-i mesudu yadedilirken, muhabbete bayan basketbol cesnisi karistiginda, bu bransla en ilgisiz insanlarin bile “Yahu Amerikali bir kiz vardi. Ne atsa sokuyordu. Iki takimda da oynamisti hatta” diyerek, hatirlar gibi olacagi kadar iz birakan bir isim vardir. Yarismanin birisinde “Fenerbahce’de ile Galatasaray’da sampiyonluk yasayan ve bu basarilarda tek basina cok ama cok buyuk pay sahibi olan takim sporu oyuncusu?” diye bir soru ciksa, sasmaz bicimde ilk sirada ismi soylenecek oyuncudur. Her “eski tanidigi animsayinca” sorulan sual kabilinden:
Sahi, bir Clarissa Davis vardi. Ne oldu ona?

Clarissa, 4 Haziran 1967, Teksas dogumlu. Koskoca sehre dair bu tesbihi yapmak ne kadar dogru olur bilinmez ama San Antonio bir semtse (kariyerini okudukca goreceginiz uzere) Clo da bir semt asigi. Ve ayni zamanda semtinin yuz aki. Oralarda, okul caglarina dair kendisi hakkinda anlatilanlardan bir kac kuple sunalim.
“Clarissa’yi Pease Ortaokulu’nun bahcesinde her daim parmaginda bir basketbol topu cevirirken gormek mumkundu. John Jay Lisesi’ne gitmeye basladigi yillarda ise okul takiminda oynuyordu ve maclardan birinde tek basina 75 sayi atacak kadar yildiz bir oyuncuydu. O zamanlar Jay erkek takimi bile, cogu macta skorborda bu sayiyi nadiren yazdirabiliyordu. Clo, ayni zamanda o gune kadar Teksas’taki liselerin gordugu en iyi voleybolcuydu ve onun mezuniyetinden on sene sonra Demetria Sance, John Jay’e gelene kadar da oyle hatirlandi”

Texas’in “Miss Basketball”u secilmesine yol olan muazzam basarili lise yillarindan sonra, 1985’de Texas Universitesi’ne basladi Clarissa. Daha ilk senesinde, “El cabuklugu-marifet” misali, “Ayaginin uguru-yetenek” sayesinde, 35-0’lik bir seri sonunda NCAA’in ilk namaglup sampiyonlugunu kazandirdi Longhorns’a. “Payi vardir mutlaka ama ‘Kazandirdi’ falan, iddiali laflar bunlar” dememek lazim. Zira finallerde MOP (MVP degilmis. Ilk ikisi “Most ve Player” tutuyor ama V=Valuable olmus O=Outstanding) secildi kendisi. Ertesi sene yine Final Four, son iki senesinde de Ceyrek Final derken, Texas Universitesi turnuva performansinda zirve yapadursun, Clarissa da bu dort yil icerisinde “Tamam birader kapa sen simdi. Bu odul toreni bitsin, sizin odulu de almaya gelecegim. Doncem ben size” tadinda, “igne atsan odulden yere dusmez” bir kolej kariyeri yapti kendisine. Okulunun sayi ortalamasi rekorunu kirarak ve 1980’lerin en iyi konferans / NCAA takiminlarina secilerek bitirdigi kolej kariyerinin ardindan da yurt disi macerasi basladi.

Toplam yedi sene oynadigi Italya, Japonya ve Turkiye’de bes sampiyonluk kazandi. “O bir fenomendi. Bugun hangi takimda oynasa, yildiz olurdu. Erkek basketbolcularin maclarina katilip, onlarla basedecek kadar (hatta bazen daha iyi) oynayabilirdi. Mukemmel sut atiyordu. Cok yuksege ziplayabiliyordu. Oyun kurucu ozellikleri vardi. Cok gucluydu. Potadan donen her topu tipleyebilirdi. Bir suru oyuncunun yaptigini, tek basina yapabiliyordu yani”. Kolejden takim arkadasi Kamie Ethridge’in bu sozlerini okuyanlar “Aslen Kriptonlu muydu peki?” diye soracak kadar abartili bulabilirler ama izleyenler Clarissa’nin, en azindan Turkiye sinirlari icerisinde, gercekten boyle oldugunu hatirlayacaklardir. Fenerbahceliler, Galatasaraylilar, Besiktaslilar, Brisalilar, Botaslilar, IUSBKliler, hasili tum takimlarin oyunculari, “Aliyoruz galiba” dedikleri maclarin onun elinde eriyip gitmesini tecrube etmislerdir muhakkak.

Amerika’da ABL (American Basketball League) organizasyonu baslayinca, bir Connecticut takimi olan New England Blizzard ile anlasti Clarissa. Yalnizca iki bucuk sene surebilen ve sonunda Wnba’e yenilerek kapanan bu dramatik organizasyonda, takip eden senelerde Long Beach Sting Rays ve San Jose Lasers takimlarinda da forma giyerken, iki araya bir dereye yeni bir rekor yerlestirip, bir macta attigi 36 sayiyla, ABL finallerinin sayi rekorunu elde etti.

Sene 1999’a geldiginde, Clarissa 32 yasindaydi. Fenerbahce’ye Turkiye Bayanlar Basketbol Ligi’ndeki ilk sampiyonlugunu kazandirip, ulkesine dondu. Yeni jenerasyonlarin gumbur gumbur geldigi bu sezonda Phoenix Mercury formasi giydi ve tam da “14 macta tutturdugu 9.3 sayi, 2.7 ribaund, 1.4 asist ortalamasiyla profesyonel basketbola veda etti” derken, Fenerbahce’ye geri geldi. Kariyerinin son sampiyonlugu, Turkiye Kupasi oldu. Lig Galatasaray’in sampiyonlugu ile bittiginde ise Clo’nun kariyer defteri kapanmisti.

Uluslararasi alanda da Olimpiyat ucunculugu gibi basarilari olan yildiz oyuncuya, neden erken sayilabilecek bir yasta basketbolu biraktigi soruldugunda, cevabi cok basit ve mutevaziydi:
“Biraktim cunku kalbimde oyle olmasi gerektigini hissettim. Kariyerimi saglikli ve rahat bir bicimde tamamladigim icin mutluyum. Insan hayatinda da sezonlar vardir. Iste bu, artik birakmam gereken sezondu. Profesyonel basketbol hayatim sirasinda is tecrubelerim oldu. Artik bu tecrubelerimi basketbolun diger yuzunde yasarken degerlendirecegim”

Ve gercekten de bu dedigini yapti. Yazinin baslarinda kendisi icin “Bir Semt Asigi” demistik. Universite yillarindan sonra ara verdigi “Texas-Basketbol-Ben” musellesine, 2000 yilinda geri dondu. San Antonio Spurs organizasyonu, sehirde kurulacak Wnba takimi icin yapilacak ayarlamalarin basina gececek birini ariyordu. Hall Of Fame olarak adlandirilan Texas’in gurur listesi icerisinde yer alan uc bayan basketbolcudan birisi olarak, Clo’nun bu goreve gelmesi surpriz sayilmazdi. Durmadan fazla mesaiye kalan tutkulu ve gozupek bir devlet memuru gibi (Gerci bizde bu tip memur, uzun zamandir sadece ‘Dolap Beygiri’ filminde arz-i endam etmistir ama...) buyuk bir tutkuyla calisti ve karsiligini 2003 yilinda, San Antonio Silver Stars’in lige girmesiyle aldi. Silver Stars’in Genel Mudurlugu gorevinde de iki sene var gucuyle calisip, adeta sadece kulubun icerisini silip supurmedigi kaldiktan sonra istifa etti ama giderken geride sportif anlamda cok basarili olmasa da sponsorluk ve reklam harikasi bir yapi birakti. Oyle ki San Antonio sponsor desteginde ikinci, seyirci ortalamasinda (10.384) ise ucuncu sirada durarak goz kamastiriyordu.

Bu ayriligin akabininde Clarissa’yi baska bir vuslat bekliyordu. Tam 31 sene Texas Universitesi Bayan Basketbol Takimi’nin calistiriciligini yapan Jody Conradt, istifa eden yardimcisinin yerini “Senden iyisini mi bulacagiz?” diyerek, ona teklif etti. Okulu, artik kendi zamanindaki gibi finallere asina degildi ama “Austin merkez, Layik olsun herkes” dusturuyla burada da elinden geleni ardina koymadi.

Ve 2008... 6 Agustos 2008’de, Turk basketbolseverlerin yakindan, Fenerbahcelilerin ise daha yakindan tanidigi Cappie Pondexter, Tammy Sutton Brown ve Matee Ajavon gibi oyuncularin mezun oldugu universitede, Rutgers’da yardimci kocluga basladi Clo. 1988 dogumlu Epiphanny Prince’in (ki kendisi Murry Bergtraum Lisesi’nde okurken bir macta attigi 113 sayiyla bu alanda bir rekorun sahibi) surukledigi Scarlet Knights namiyla maruf takimin, su ana kadar oynadigi on bes macta on galibiyeti var. Buradaki macerasi ne kadar surecek ve bundan sonra yolculuk nereye, bilinmez.

Bilinen ve gorunen o ki; guzel baslamis, guzel devam etmis ve henuz sona ermemis bir hikaye Clarissa’nin hikayesi. Bayan basketbola kendini adamis ve bu ugras pesinde her alanda emek vermis birisi o. Zamaninda Turkiye’de de oynamis olan, eski basketbolcu ve 16 yillik esi Gerald Wrightsil ile TeamXpress adinda bir de vakif kurmuslar, idealleri dogrultusunda. “Kiz ogrencilere verilen burslarin ve onlarin sportif / sosyal anlamda gelisimlerini saglamak icin gosterilen akademik cabalarin semeresini dort senedir almaya basladigini” soyluyor, Turk sporunun uvey evlat bir bransinin unutulmazlari arasinda yerini alan Clarissa.

Senelerdir “Su bayan basketbol artik bir sekilde temayuz etse…” diye bosuna bekleyen bir avuc insanin yuzunde gulucukler actiran, icini isitan bir kariyer oykusu. Boylesi degil ama onda biri bizde olur mu? Cok bekleriz.

17 Ocak 2009 Cumartesi

Bostanci Tayfa


Ekli bir resim oldu, zira ilk resimde tayfanin eksigi Bora, ikinci resimde zahir.

Bostanci, Emin Ali Pasa Caddesi, Tursucu Deresi Sokak. Bostanci ile Suadiye'nin kesistigi nokta. Yolun bir tarafi Bostanci, digeri ise Suadiye Muhtarligi'nin alaniydi.

Bu bahcedeki duvarda kirmizi karincalarla siyah karincalarin kapismasini izlerdik. Arada sirada bir akrep cikardi ortaya. Bir de siyah orumcekler ama onlar birbiriyle muhatap olmazdi. Biz de kendilerine saygi duyardik haliyle. Karincaya benzemez neticede, soktumu sokartir diye.

Duvarin arkasindaki, koyu kahverengi toprak, duz zemin "Basalti mi, bas mi?" tartismasina mahal birakmayacak guzellikte misket oynatirdi tayfaya. Biraz yagmur yagip, akabinde hafif kuruduktan sonra da sahane civi saplama oynanirdi, yine ayni mekanda. O apartmanin diger yanindaki komsu bahce de gazoz kapagi oyununun ev sahibiydi ve karsisinda, Timur'larin evinin altinda bir lahmacuncu vardi. O yaslarda butun dukkanlar -ci idi zaten. Baska baska, tuhaf isimleri yoktu. Lahmacuncu, Tuhafiyeci, Yemisci, Elektrikci, Kirtasiyeci, Atarici.. Bir atarici vardi bu resmin cekildigi bahcenin ust tarafinda, oturarak mahalleye gireni cikani kestigimiz duvarin bitisiginde. Wizard Of Wor oynardik orada. Siyah tuz kaplanmis cekirdegi aldigimiz yemisci agabey de hemen donusteydi.

Bahcenin Tolgalarin evine giden kosesine dogru, bir kopek kulubesi vardi, ekseriyetle icerisinde kalani olmayan. Bahcenin geri kalani otlarla kapliydi. Acik hedefti, takilmazdik pek o kisimda. Ilk resimde, yolun uzerinde gozuken soldaki apartmanin arkasiydi bizim mekanimiz: "Arka Bahce". Otlarin diz boyunu, hele bizim dizlerimizin boyunu coktan gectigi bahceye, boru savaslarinin cephanesi gizlenir, catisma arasi dinlenmeler burada yapilirdi. Cikarken sola dogru giden yukseltiden cikar, inerken duvardan atlardik. Yukseklerden atlaninca ayaklarin altini yakan o siziyi burada tanidik.

Kar yagip da sartlari olgunlastiracak kadar tuttugu zaman, genis tahtalardan yaptigimiz kizaklarla, tren yoluna uzanan bu yokusun yol ayrimina dogru kayardik. Yazin da dort tane bilye ve ayni cesit tahtalarla yaptigimiz tornetler gorurdu isimizi. Timur'la F subesinde okudugumuz Mehmet Karamanci da bahsettigimiz yol ayrimindan saga dogru giderken, solda kalirdi.

Gun geldi, Cocukluk yillari denince baska yeri ve yillari akla getirmeyecek kadar guzel Bostanci'dan tasindik, yan semte Kucukyali'ya gittik. Facebook falan derken, iki ehlen bir sehlen, yillar sonra geri donduk. Bizim gidisten az sonra mahalleye gelen terzi agabeye bir iki sorduk, "Nerde bizim alem" diye ama denk getiremedik. Gurbet donusune nasipse...

Hulasa; alfabetik sirayla, Aycal, Baris, Bora, Mehmet, Timur, Tolga.

Alayina gider, Bostanci Tayfa...

FIBA All Star 2009


8 Mart 2009'da Fransa'nin Paris sehrinde yapilacak olan EuroLeague Women All-Star Maci icin oylamalar acildi.

Her oyuncuya oy verebilmek mumkun ama "Avrupa vs. Dunyanin geri kalani" seklinde yapilacak bu macin ana aday listesinde eski ve yeni birarada olmak uzere bes oyuncumuz var.

Avrupa
Nevriye Yilmaz
Linda Frohlich

Dunyanin Geri Kalani
Tammy Sutton Brown
Cappie Pondexter
Mattee Ajavon

Pivotlar kisminda yalnizca bir adaya oy verebiliyoruz. Forvetler ve guardlarda ise iki isime izin var. Her gun (sadece bir kez olmak uzere) oy kullanabiliyoruz.

Bizim secimimiz soyle oldu.

Nevriye Yilmaz
Linda Frohlich
Anna Vajda
Rebekka Hammon
Kathy Wanbe


Tammy Sutton Brown
Lauren Jackson
Cappie Pondexter
Matee Ajavon
Diana Taurasi

Kapilari Kiralim mi?


Nedim Karakas iyi Fenerbahcelidir. Sevilir, sayilir. Lakin bazen, Fenerbahce sevgisinden, hararetinden olacak oyle seyler soyler ki hayal kirikligi yaratir.

Bunun orneklerinden birini Omer Onan'in Ulker'e transferinde bir kez yasamistik. Cok sasirmistik. Sonra Omer Onan geri dondugunde "Ben hakkinda bunlari sarfettigim insanla ayni cati altinda olamam. Yakisik almaz" der diye dusunduk. Olmadi. Kisisel tasaruftur. Diger ornegi Aydin Ors mevzusunda yasadik. Cok gerekliymis gibi cikip "Zaten Aydin Hoca'da sezon icerisinde kac kez istifa etti" diye tuhaf bir beyanat vermisti. Yine sasirmistik. Sasirmaya doyamiyorduk.

Abdi Ipekci'de bir Avrupa Kupasi macina gidiyoruz. Saha kenarina akulu kornalar ve muhtelif "rakip konsantrasyonu dagitici" malzeme getiriliyor. Cantalarin hepsi bir anda tasinamadigindan, bir tanesi geride birakiliyor haliyle. Sonra donup bakiyoruz ki canta yok. "Nedim abi, canta nerde?" diyoruz. "Daga kacti" dese daha az sasiracagimiz bir cevap veriyor. Sol elinin parmaklarini, sag kolun dirsek icine getirip, kolu sallayarak "Bu kadar bicak cikti cantanin icerisinden. Emniyet aldi" diyor. Ipleri kesmek icin getirilen meyve bicaginin samuray kilici muamelesi gormesine mi sasalim, yoksa bizi taniyan Nedim abinin bu manasiz mubalagasina mi, anlamadik.

Meger mubalaga, sevdigi bir seymis Nedim Karakas'in. Yine bir mesela, artik Fenerbahce'nin Avrupa'da kader yolunu cizecegi bir mac oncesi "Bari mu maca gelin, insafsizlar" kabilinden bir aciklama yapti kendisi; "Kapilarin kirilmasini istiyorum" diyerekten. Ve simdi yine seyirci yoklugundan oturu, bir aciklama yapmis. Diyor ki;
"Taraftarlarımız ne yazıkki bu tip maçlarda salonu doldurmuyor. ULEB´in yeni aldığı kararlar var. İlerleyen sezonlarda takımlara %60´ı sportif başarılarından %40 da gişe hasılatı‚ maça gelen taraftar sayısı gibi etkenlerle lisans verecekler. Yani biz çok iyi maçlar çıkartıp uzun yıllar Avrupa´da başarı dahi göstersek A lisansı alamayabiliriz. Lottomatica maçıyla birlikte de sürpriz kampanyalar başlatıyoruz. 30 milyon seyircimiz var diyorsak bize seyircimizin desteği lazım. ULEB toplantısında yetkililer ´Boş salon istemiyoruz´ dedi. Yani bizim seyirci potansiyelimiz belli. Lottomatica maçı gibi Avrupa maçlarının hepsi büyük önem taşıyor. Taraftarımızın salonu doldurması gerekiyor. Erdemirspor maçından sonra bir taraftar ailesini aldım onlarla birlikte karşıya geçtim. O aile Tuzla´dan geliyormuş. Onlar oralardan Abdi İpekçi Spor Salonu´na gelirken İstanbul içinde yaşayan Fenerbahçelinin bu salona gelmemesini anlamıyorum. Her zaman taraftarı davet etmek gerekmez. Bizim sadece Kadıköy´de taraftarımız yok. İstanbul´da Abdi İpekçi´ye yürüme mesafesindeki Fenerbahçeliler gelse zaten salon dolar. Ancak bizim İstanbul´daki taraftarımıza bu kadar maç ağır geliyor. İzmir ve Ankara´da oynasak tüm salon dolu olur... Bütün maçların İstanbul´da olması taraftarı zorluyor."

Hakli. Bir kac elin parmaklari kadar adama oynanan Avrupa Kupasi maclari goruldu. Utanildi vs. ama bu sorunun giderilmesine cabalamayan (?) isimlerden birisi olarak Nedim Karakas'in icerisinde bulundugu subenin hic kabahati yok mu?

- Mac saatlerinin duzenlenmesi
- Kombine uygulamalari
- Ulasim kolayliklari

Bu maddelerden hangisi layikiyla yerine getirildi? "Bunlar saglikli olsun ki ayaklari alissin" diye dusunmeden, mevlaniz kayirsin diye seraiti ortaya salarsaniz, gozuken ahval iste bu olur.

Mesai saatine alinan Avrupa Kupasi maclari gorduk. Diger subelerin maclariyla cakisan maclar gorduk. Kulup tarafindan dagitilan ama polis tarafindan toplanan kombine biletler gorduk. Yolcu muessese kulupleri bir avucun yarisi taraftarina (!) her turlu ulasimda her turlu organizasyon imkanini saglarken, hanci spor kuluplerinin bu konudaki daginikligini gorduk. Ve o "Kapilari kirin" denen macta, kirmak falan degil, sadece iceri girmek isteyen insanlarin polis tarafindan gozaltina alinmaya calisildigini gorduk.

Sadece sikayet etmekle, "Taraftar var ya taraftar, cok suclu. Bizim butun pur-i pakligimiza ragmen gelmiyorlar" demekle olmuyor maalesef. Kapilar kirilmasa da kalpler kiriliyor boyle olunca.

16 Ocak 2009 Cuma

Asirlik Rekabet


Laf olsun, torba dolsun diye degil. Tami tamina bir asirlik oldu rekabet bugun itibariyle. Fenerbahce ve Galatasaray arasinda oynanan ilk macin tarihi 17 Ocak 1909. Bitmesin. Kadikoy'de bulusalim.

Wind Of Change (by Scorpions)


I follow the Moskva
Down to Gorky Park
Listening to the wind of change
An August summer night
Soldiers passing by
Listening to the wind of change

The world closing in
Did you ever think
That we could be so close,like brothers
The future's in the air
I can feel it everywhere
Blowing with the wind of change

Chorus:
Take me to the magic of the moment
On a glory night
Where the children of tomorrow dream away
In the wind of change

Walking down the street
Distant memories
Are buried in the past forever

I fallow the Moskva
Down to Gorky Park
Listening to the wind of change

Take me to the magic of the moment
On a glory night
Where the children of tomorrow share their dreams
With you and me

Take me to the magic of the moment
On a glory night
Where the children of tomorrow dream away
In the wind of change

The wind of change blows straight
Into the face of time
Like a stormwind that will ring
The freedom bell for peace of mind
Let your balalaika sing
What my guitar wants to say

Take me to the magic of the moment
On a glory night
Where the children of tomorrow share their dreams
With you and me

Take me to the magic of the moment
On a glory night
Where the children of tomorrow dream away
In the wind of change

Gelecek


Bordeaux-Chateauroux macinda, tribunde bir amca. Her tribuncuye, biraz da kendi gelecegini gostermiyor mu?

15 Ocak 2009 Perşembe

Suç


Durum bu.
Senin ya da benim suçum var, ne çıkar bundan.
Durumumuz şimdi anlaşmazlık olduktan sonra.
Suç senin olmuş, ya da benim, ne çıkar.

Özdemir Asaf

"Konfetilerin süzüldüğü o an..."mış


Resmi sitemizde bir haber

Resimde saglanan atmosfer ovunc verici bir sey olmali ki, HSBC'nin, takvimindeki aylardan birisi icin yaptigi bu fotograf seciminin haberi yapilmis. Ne goruyoruz resimde? Konfetiler, taraftarlar, bir de pankartlar var gozlerimiz yaniltmiyorsa. Buraya kadar guzel. Hani fikredilen ile zikredilen arasinda farklar olustugu zaman, bir cumleye baslama sekli vardir. "E peki adama sormazlar mi..." diye. Tam zamani.

E peki adama sormazlar mi, madem bu goruntu bu kadar guzel de engellemek icin bu kadar caba nedir diye?

Elizabeth


Bizi uzak yakin irgalamayan bir surec ve memleket ama Cate Blanchett'in performansiyla ve Jordi Molla'nin canlandirdigi Ispanya Krali Philip'in insanda yarattigi "Ne dovulur bu" istegiyle, guzel film, Bakire Kralice Elizabeth'in hikayesi.
--------------------------------
Raleigh: I'm just returned from the New World, majesty. I have claimed the fertile coast in your name, and called it Virginia, in honour of our Virgin Queen.

Elizabeth: Virginia? And if I marry? Will you change the name to Conjugia?

Kombo


Street Fighter olgusu, I'den baslayarak bizim memlekette bir kac neslin hayatina imza attigi icin yazilmayan fazlaca bir sey kalmamistir. Golden Axe'in ve Double Dragon'un yaninda fazlaca zor geldigi icin "Street Fighter I"i oynamadik ve Bostanci'daki atarici fazla yetenekli abiler barindirmadigi icin yillarca nasil bittigini ogrenemedik. Emulatorlerden ogrenmek nasipmis. Megerse butun olay Hadouken'de yani adukette bitmekteymis. 1987 yapimi bu oyunda "Sadec yumruk ve tekme ile delikanli gibi doveyim rakiplerimi" hissiyatindaki bir adamin basarisiz olmasi zaten kadermis.

Birinci bolumdeki ana karakter Ryu'nun, ikinci bolumde yanci Ken yaninda sonuk kalmasi bizi sinir etmistir her zaman. "Ken'in aryukeni daha yuksek abi. Hem Ken daha fazla depdep cekiyor" seklindeki gayri akademik tespitler bizim icin etkileyici olmamis, Arada sirada sekil olarak benzedigimiz Honda'ya kapilsak ve hukkuik seanslari yasasak da Ryu reisten vazgecmemisizdir.

Japonya'da, Retsu ve Geki
Amerika'da, Joe ve Mike
Cin'de, Lee ve Gen
Ingiltere'de, Birdie ve Eagle
Tayland'da ise Adon ve Sagat nam arkadaslari sopaya cekerek bitirebildigimiz oyundaki karakterlerden nasil tiksinildiyse, bunlardan sadece Sagat ikinci bolume terfi etti. Geri kalanlarindan bazilari fantastik SF versiyonlarinda rol aldiysalar da oyunun fenomen olmasini saglayan surecte kendilerine yer bulamadilar.

Zaten Street Fighter II ve II' (Turkiye Atari Salonlari Birligi'nce 2.5 olarak adlandirilmistir) disinda kalan versiyonlar havada cekilerek 15 dakika suren depdepler ve ota boka, her karakterin cikardigi aduketler yuzunden serinin mudavimlerince hos gozle bakilan oyunlar olmadi.

Aduket falan demisken, Kucukyali Atari Salonlari'nin mesai derecesinde bagli isimlerinden Muzaffer'i bir kez daha yadedelim. Kendisi oyunun seslendirmelerini kendince yorumlamakla meshur bir arkadasimizdi. Ayni zamanda ben yan makinede "Knights Of The Round"u tek jetonla bitirirken, ayni performansi Snow Bros'da sergilerdi. Huzurlarinizda bir Muzaffer kombosu:

Aduket
Aduket
Aryuket
Aryuket
Dapdapdapduruket
Aryuketforyuket
Aaaaaryukeet

13 Ocak 2009 Salı

Meydan


Rusya'da, Kizil Meydan'da bir buz hokeyi maci.

Meydan denen sey, oyle kondugu gibi, adlandirildigi gibi, col gibi durmuyor baska yerlerde iste. Gerci, yasal bir sekilde meydanda toplanma talebini iletenlere (konusmasindan anlasildigi kadariyla) "Isteyene gider" seklinde yaklasan bir valiye sahibiz. Fazla bir sey beklememek lazim. "Boyle bir sekil yapalim, basketbol oynansin, ne bileyim bir sportiflik olsun" dense, "Akabinde komunizm gelebilir" diye reddeder Muammer amca. Sporculari gotuturler merkeze. Zaten bu aralar merkez yine trendy bir mekan oldu, cikti.

12 Ocak 2009 Pazartesi

Bir Hafta Sonra Bugun


Everton'in Hull City'yi 2-0 yendigi macta ilk golu atan Fellaini'nin sevincini goruyoruz. 6 gun kaldi. Bakalim 6+5 gun sonra eser kalacak mi gulen yuzlerden, neseli cocuklardan? O degil de bir yenemezsek, o zaman "Cuma'ya gittim. Gelicem" oluruz. Kac Cuma surer o, bilinmez.