22 Aralık 2009 Salı

Bir Kez Daha

Her yerde kar var.
Kalbim onun her gece...

Ya da...

Cae la nieve
y esta tarde no vendrás;
cae la nieve
y mi amor de luto está.

15 Aralık 2009 Salı

Roberto Carlos'u Uğurlamak

Roberto Carlos transfer olduktan sonra, stadyuma ilk geldiğinde kulüpte yaşanan ve yakından şahit olduğum koşuşturmayı ömrümün sonuna kadar unutmam herhalde. Candan Erçetin'in o eski ve meşhur klibinde olduğu gibi; önde Carlos, arkada kitle olmak üzere bir o yana, bir bu yana koşturmalar. Carlos geçene kadar açık kalan ve kapandığında, dışarıda kalanların haykırarak zorladığı kapılar.

Şimdi Carlos'un yolcu olduğu haberleri gelirken, taraftarların ağıtları ve "Güle güle diyelim" mesajları internet forumları ile vatan kurtarma platformu facebook'da gırla gidiyor.

Oysa Roberto Carlos nam bu oyuncu, Fenerbahçe performansı göz önüne alındığında, gayet kolaylıkla King Santillana reisin, ilgili yazısında büyük isabetle bahsettiği üzere, "İsmindeki azameti oynadığı kulüpten büyük sayan, her hafta ülkesine dönme demeçleri sıralayan, sonra bizlere keyif bağışlayarak gitmeyen sol bek" olarak değerlendirilebilir.

"Şu kadar maç oynadı, bu kadar golü, şu kadar asisti ve isabetli ortası var. Sol kanatta tren gibi gidip, geldi" türünden istatistik ve teknik vaziyetleri bir kenara bırakalım. "Hemen herkes" derecesinde bir çoğunluk kabul edecektir ki Carlos'un forma giydiği süreç zarfında, Fenerbahçe'ye en büyük getirisi reklam alanında oldu.

Evet, Roberto Carlos önemli bir transferdi.
Evet, bu transfer ile Fenerbahçe ismi beynelmilel alemde bir kat daha fazla duyuldu.
Uğurlamak da doğrudur. Kıçına teneke bağlayacak halimiz yok.

Fakat şu oluşan hassasiyet coşkusu var ya. İşte o, Fenerbahçe taraftarındaki asli vefa duygusunun popüler kültüre karşı oynadığı maçı kaybetme golüdür ki bu maç dönmez artık.

Galatasaray Yok

Gittin, bu gidiş bizce ölümden de beterdi.

Nicole Powell, Katie Smith, Penny Taylor falan bir yana, sen bir yana.

14 Aralık 2009 Pazartesi

En Hakiki Mürşit ve YouTube 31'i

"Dünyada her şey için, maddiyat için, maneviyat için, muvaffakiyet için, en hakiki mürşit ilimdir, fendir" diye biliyoruz.


“YouTube, Atatürk ile ilgili özel bir kanun nedeniyle yasaklandı. Atatürk diyoruz, din diyoruz, Türkiye’nin hassasiyetleri diyoruz... İnsanların buna saygı göstermesi lazım. Yabancıların da buna saygı göstermesi lazım. YouTube bu kanun nedeniyle mahkeme tarafından yasaklandı. 32 karar var, daha birincisi uygulanıyor. 5651 (internet kanunu) olmasa da bu yasaklanacaktır. Bu özel bir kanun ile verilen bir karar. Ancak medyaya bakıyorsunuz, ‘İnternet kanunu çıktı, YouTube’u yasakladılar, sansür getirdiler.’ Ne alakası var.”

Hakikaten pek bir acarmışsın sen Tayfun.

Fakat, sen korumaya çalıştığın insanı hiç anlamamışsın be Tayfun. Bak, ne diyor devamında.

“Yalnız, ilim ve fennin yaşadığımız her dakikadaki safhalarının tekamülünü idrak etmek ve terakkiyatını zamanında takip eylemek şarttır. Bin, iki bin, binlerce sene evvelki ilim ve fen lisanının çizdiği düsturları şu kadar bin sene sonra bugün aynen tatbikata çalışmak elbette ilim ve fennin içinde bulunmak değildir.”

Sen tahsilini nerede yaptın, derslerini nerenle dinledin ha Tayfun?

Fazla 31'den mustarip zihniyete selam olsun! Ayrıl da gel Tayfun.

Erkek Basketbol CEO'su

Şu şartlar altında, bizim şubeye en çok Victor yakışır. Ne de olsa yalan rüzgarı esiyor.
Nikki de gelirse renk olur hem.

13 Aralık 2009 Pazar

7

Zamanında "Karga" için ne demiştim buralarda?

Velhasıl-ı kelam; tam terk-i diyar eylerken, zamanında can vermiş olan can alıcı tarafından "Marş" komutu verilerek, gözlerimin önünden akıp gitmeye başlayacak olan film şeridi biçimindeki "Hatıralar Resmi Geçidi"nde; "Kıt'a dur" komutu vereceğim belki de tek lahzanın geçtiği yer Karga...

Fazla uzakta değil, Karga'nın bir sokak arkasında, Oyun Atölyesi var. 29 Kasım akşamı "7 - Şekspir Müzikali"ni izledik orada. Oyun bitti. Kapanan perde defalarca açıldı, alkıştan. Sonunda çıkarken dışarıya, kulağıma doğru eğilip, "Kendi rekorunu kendin kırdın" dedi bir ses.

Dolan gözlerin önünden bir film şeridi geçti.
Mırıldandım.
"Kıt'a dur"

12 Aralık 2009 Cumartesi

THY

Bizi sağ salim indirdi, Allah razı olsun.

Ama her şeyi İstanbul'da bıraktı.

Gecenin 5'inde bekle, bekle, bavul yok.

Hilkatten sinirli bir yapım olduğu için alanda bulaşmadık adam bırakmadım. Muhataplarım "Siktir git lan bu ülkeden" de diyebilirlerdi, o derece şiddetle saldırdım sağa sola fakat anlayışla karşıladılar.

Hemen her şeyim o bavulda kalmasına rağmen, üzerinden bir kaç gün geçmişken ben de artık hoşgörülü olayım diyorum ama yapamıyorum. Diyeceğim o ki; bizi sağ salim indirdin, Allah razı olsun, ama bavul departmanının yapacağı işe sokayım THY. Ömrümü yedin THY.

03 Aralık 2009 Perşembe

İstanbul Ağrıları

Bir şeyler yazayım dedim ama yok, olacak gibi değil. Ve içimde bir sıkıntı ki anlatılır şey değil.

Tam da ayrılırken "Sen şu tarafa" diye beni uzağa itekleyen bir "iki yana doğru kafa sallama"nın bile altından kalkamıyorken günlerdir, gerisinin üstesinden nasıl geleceğim, bilmem ki.

Geceleri, ince ateşin de etkisiyle, kalkıp kitaplara sarılıyorum. Her seferinde 3-5 sayfa işte... Saat 4 falan, esas okuduğum hatıralı kitap çekyatın üzerinde kalmışken, yerde durana (*) uzandım. İnce bir kitap, rastgele bir sayfa, yazının başlığı "Dönüp Gelmek", sonu ise şu aşağıdaki gibi.

"Hani bir sevgilin vardı, yedi-sekiz yıl önce, dün yolda rastladım, sevindi beni görünce...
Evlenmiş, iki çocuğu olmuş, biri kız biri oğlan... Mutluymuş, kocasını seviyormuş, kendilerininmiş evleri... Bir suçlu gibi ezik, sana selam söyledi..."

Önce kitabı kapadım. Sonra yorganı alıp, çekyatın üzerindeki hatıralı kitabı elime aldım. Çekyata uzanıp, yorganı üzerime çekerek, kitabı göğsüme bastırdım. Uyumuşum.

(*) Engin Ardıç, Daktilo Konçertoları, 1990

21 Kasım 2009 Cumartesi

Aman "Carpe" Yaman "Diem"

Blog yazıp, site açıp, kendini imla kılavuzu veya esaslı mütefekkir addeden onlarca "kerameti kendinden menkul" insan var bizim memlekette. Allah'a şükür, hayatı yaşarken rahle-i tedrisinden geçtiğimiz büyüklerimiz hep alçak gönüllü olmayı ve "Ben bilmiyorum" demeyi öğretmeye çalıştılar bize. Başarabildiysek, ne ala...

Ne demiş Çetin Altan vakti zamanında;
"Türkiye, yazarları köşe yazarlığına muhtaç etti. Yazar dediğin 100 yılda bir çıkar!"

100 yılını falan bilmem ama zor çıkar herhalde, ve çıkan da yazı ile, şiir ile birbirine aşık olur.

Halbuki bizimkisi yeni neslin "Arkadaş kalabildik" teranesi gibi... Arkadaşça yemek, arkadaşça görüşme, vs. Adına da "Carpe Diem" diyorlar onun.

Velhasıl-ı kelam, kısa bir ara... Bir kaç gün sadece kitap, kitap, kitap...

20 Kasım 2009 Cuma

Turgay Demirel'in Maceraları

Hazır kamuoyu Galatasaray'da yapılan "Evrakta Sahtecilik" vb. konularında Federasyon'un ne yaptırım uygulayacağını merak ediyorken, kameralarımızı şöyle arşive, geçmişe doğru bir çevirelim.

Hatta biz susalım, 1995 yılından kupürler konuşsun.



Demek resimdeki gibi, sadece top çevirmiyormuş Turgay Bey. Daha ne işler çeviriyormuş. Hani şimdi "Zamanında biz de yapmıştık bir benzerini. Ceza vermesek de olur" der mi acaba, gündemdeki konu için?

Anne Değil, Dayı!

“I’ll tell you what I just said yesterday to somebody: ‘Didn’t I tell you don’t use no fucking flash on my daughter?’”

Halle Berry değil de Die Another Day'deki Jinx söylemiş gibi. Haklı kadın.

19 Kasım 2009 Perşembe

Hamster Oteli


Şaka mı, değil mi, bilemedim ama haberini falan yaptıklarına göre gerçekten vardır böyle bir şey.

Rivayete bakılırsa, Fransa'da, Nantes'da bir otel açılmış. Otelin adı "Villa Hamster" ve geceliği 99 €.

İsmiyle müsemma bu manyak mekanda hamsterlar ne yapıyorsa, onu yapma şansı (!) varmış. Malumaliniz, hamster denen mahlukat, yemle beslenmek, tekerlek sürmek ve saman üzerinde uyumaktan başka hiç bir bok yemez. Burada kalmaya giden arkadaşların da sike sürülecek aklı olmayan kişiler olarak "Haydi gidip, bunları yaparak eğlenelim" dedikleri görülüyor.

Hala doğru olmasına ihtimal veremiyorum böyle ruh hastası bir vaziyetin ama Fransızcam da yok ki ne diyorlar, anlayayım. Hayır, yukarıda tekerleğe tutunmuş maymunu gördükçe sinirleniyorum. Şeytan diyor ki tut kolundan bunları, götür Splinter ustaya, 'Al hocam, eti senin kemiği benim' diye bırak kanalizasyona.. Ama sonra Bayrampaşalı Sefa'nın Kene bestesi geliyor aklıma. Ne diyordu orada? "Ulan i...ler fare reislik mi yapar"

PVH Hepsini Yazmış

Papazın Çayırı'nda PVH, Cemal Nalga Olayı'na dair yazılabilecek her şeyi yazmış.

En can alıcı paragraf ise bu:

"Bugün Galatasaray'ın başına bu geldi diye sevinmesin kimse, yarın Fenerbahçe'nin başına da gelecek, Efes Pilsen'in de... Tanjeviç operasyonundan beri federasyonla vıcık vıcık ilişkilerin ortasında yuvarlanan bir Fenerbahçe var. Federasyonu İtalya'ya gitmekle tehdit eden Tanjeviç'e, Turgay Demirel tarafından Fenerbahçe'nin uygun görüldüğü ve bunun Fenerbahçe yönetimindeki insanlar tarafından gerçekleştirildiği söyleniyor. Böyle bir ilişkinin sağlıklı olması, kirli bir şeylere uzanmaması normal mi? Belki de insanların ellerinde dosyaları, belgeleri bile hazır, şimdilik saklıyorlar... Bu federasyonun iktidarını devamı için Fenerbahçe ile girdiği işler hiç ortaya çıkmayacak mı sanıyorsunuz? Keşke hepsi bir bir dökülse, belgelense, bu işlere kulüpte kim aracı olduysa ipi çekilse..."

Yazının tamamına şuradan ulaşmak mümkün. Ulaşalım, ulaştıralım, doğru analiz sağlayalım.

Aydın Örs ve 100. Yıl



Tomorrow will take us away
Far from home
No one will ever know our names
But the bards' songs will remain
Tomorrow all will be known
And you're not alone
So don't be afraid
In the dark and cold
'Cause the bards' songs will remain
They all will remain

Ayşe Abla Spor Kulübü

Basketbol camiasında bir şaşkınlıktır gidiyor.


Hakikaten büyük rezalet. Ama bunda şaşı bakıp, şaşıracak bir şey yok. Mevzu bahis Galatasaray ise güvercin takla vaka-ı adiyedir çünkü.

Ayşe Abla Spor Kulübü'nü unuttuk mu? Ömer Büyükaycan'ın Galatasaray'a nasıl transfer olduğunu?

Şaşılacak şeyler var elbette. Mesela Turgay Demirel'in hala ve ısrarla Federasyon Başkanlığı makamını işgal etmesine şaşırıyorum ben. Ama pardon, doğru ya, Fenerbahçe seçtirmişti onu da. Büyüklerimiz ne derse, o olur!