31 Aralık 2008 Çarşamba

Fast & Furious (or Drunk)


Sampanya mi hafif, biz mi agiriz? Sise patlayali bir saat olmadi ama dibini gorduk. Hayirdir insallah. Ama ben biliyorum nedenini...

Taraftarin Mutlulugu


"...taraftarımızın mutluluğu tek amacımız..." denmis resmi derginin bas yazisinda.

Yukarida da "Mutlulugun Mali Bedeli"ni goruyoruz.

Baba ogul, soyle bir haftasonu, eve kapanmadan, geze toza tam tesekullu bir maca gitmek isteseniz, odeyeceginiz meblag en az 200 YTL. Parasi olmayan gelmesin kardesim stada! Evinde otursun.

Halkin takimi mi? O da ne?

Ayip Olmasin Adama!


Nubar Terziyan demisken ve onlarca filminin arasinda saygi durusunda bulunurken, asagidaki diyalogu anmamak olmaz.

Ask Filmlerinin Unutulmaz Yonetmeni'nden:
Haşmet: Nubar sen ermeni değil miydin ya?
Nubar: Ermeniyim.
Haşmet: E ne işin var senin cenaze namazında?
Nubar: Ne yapayim? Cemaat çok azdı. Ayıp olmasın adama.

Deniz Yildizi


"Isik Dogudan Yukselir" etkisi yapti bu album bende. "Alaturka" ve "Ne aglarsin" sarkilarina cakilip, kaldigim gibi ilk bes sarkiya sarilip, kaldim bu seferde. Donup, dolasip ayni misralardayiz.

Deniz Yıldızı
Bebeğim, işte hepsi bu kadar
Deniz Yıldızı'nın hikayesidir hayat
Ne kadar kurtarırsan kar, kurtarırsan kar


Yol Arkadaşım
Korkular basmış dünyayı
Şimdi bir semt adı "Vefa"
Kutsal kavgalardan bile
Kaçan kaçana


Hala Haber Bekliyorum Senden
Bu şarkılar şifa duaları
Bu şarkılar yıkar duvarları
Bu şarkılar dostluk sal'aları


Kırık Vals
Mevsim suluboya olsa
Günlerden mercan
İşte sanki o an
Nubar Terziyan sırtımı okşar
Eski filmler hala o bahçede
Siyah beyaz ağlar


Tesbihte hata olmaz, bizim kusagin Zeki Muren'idir, Sezen Aksu. Bu isin bir Olimpos'u varsa, en ust basamakta Zeki Muren, onun yaninda da Sezen Aksu duracaktir.

Zincirbozan


Bizzat yasayanlari bir kenara koyalim; bizim gibi o vakitlerde tam alti aylik olanlardan, dunyaya gelmemislere kadar, az cok kitap okumus her insanin bile "Yahu burasi da hic olmamis" diyebilecegi ve bazen kimilerine atfedilen naifliklerden, kimilerinin eksikliklerinden kopurebilecegi bir film olmus Zincirbozan ama bir takim tabulara dair yapimlarin "Ezberbozan" olmasi yolunda en onemli adimlar, denemelerdir nihayetinde.

Darbenin akabininde bir gozalti seansinda; "alinan" sayisi merkeze dokuz kisi olarak bildirildigi icin ve adamlardan bir tanesi kacinca, sokaga cikma yasagindan habersiz bir simitcinin, "Gidince salariz seni" esliginde yedek tutuklu olarak oyuna (!) alinmasi ve sonunda idami. Filmin en anlamli sahnesiydi.
"Hakim elinde kalemle oynuyodu. Kiriverdi sonunda. Ben de anlamadim ne oldugunu" diyordu simitci.

"Marmaris Nu'cusu" anlamistir.

30 Aralık 2008 Salı

Bas Icine Sylvia


Gozden kacirmisiz. Bizim grubumuzda yer alan Spartak Moskova'da oynayan, Chicago Sky'in 1.98 boyundaki caylak Wnba oyuncusu Sylvia Fowles, 19 Kasim'da deplasmanda oynadiklari Beretta macinda, kendi caldigi topun pesinden smaci basivermis. Bu ayni zamanda Fiba Euroleague Woman organizasyonunun ilk smaci.

Videosu burada

Big Syl, bundan tam bir sene once, Kasim 2007'de de, okulu Louisiana State'in Lafayette ile yaptigi macta, yine kendi caldigi topla smac yaparak LSU'nun ilk, NCAA'in ise altinci smac yapan oyuncusu olmustu (Bkz. Yukaridaki resim)

Diger bes oyuncuyu anmadan gecmeyelim.
Ilk smacin sahibi Georganne Wells (1984)
Charlotte Smith
Sancho Lyttle
Michelle Snow
Candace Parker

Beretta'nin kocu da ayni Lafayette'ninki gibi dusunmustur kesin. Ne demis gecen sene smaci yiyen hocamiz?
“I think it’s great for women’s college basketball. I’m glad for LSU. I’m sorry to be a part of it, but hey, that’s life.”

28 Aralık 2008 Pazar

Eski Dostlar : Summer Erb


2003-2004 sezonunda, ligin ilk bes macinda oynadiktan sonra sakatlandi ve ancak play-off'larda takimda donebildi Summer. Yine de o donemden bu yana bayan basketbol takimini takip eden herkeste cok ayri bir yeri vardir. Saha icinde oldugu ve olmadigi tum zamanlarda "Bu kiz basketbolu biraktiktan sonra da kalsin bizde. Karizmaysa karizma, basketbolsa basketbol, ne arasan var?" dedirtse de maalesef bizim ulkemizde isler boyle yurumedigi icin uzaklara gitti. Hos, teklif edilse de kalmak istemez, memleketine donerdi belki ama akla bile gelmemistir kesin...

Internette gezinirken, iki yildir UNC Asheville Bulldogs'un asistan koclugunu yaptigini ogrendik. Ilgili haberin tamami bu linkte okuyabilirsiniz. Haberde cok hosa gidecek aciklamalari da var Summer'in.

“Playing overseas was an experience that I absolutely loved,” says Erb. “By the time I was 25, my passport was completely filled. I got to see some amazing things, especially in Turkey where I was surrounded by historic places that were over 2,000 years old.”

“The fans are intense all over Europe,” she says. “It’s a whole different breed of animal. They live for their sports and it doesn’t matter what sport it is.”


Kendisini, sahada carpani yikmasiyla ve saha disindaki baba tavirlariyla hatirlayacak Fenerbahce taraftari.

Asheville'in Fenerbahce ile baska bir baglantisi daha var. Amerika'da egitimine devam eden Fenerbahce altyapisinin basarili isimlerinden, aileden taraftar Ipek Derici, Summer'in takiminda forma giyiyor. Su ana kadar yaptigi on macin, uc tanesini kazanan Asheville formasiyla, on macta da forma giymis.
13.5 dakika
3.0 sayi
1.8 ribaunt istatistikleriyle oynuyor. Summer reis'e ve Ipek'e nice basarili sezonlar.

27 Aralık 2008 Cumartesi

Kabadayi


Izlemek bugune nasipmis.
Buyuksun. Cok buyuksun.

À Tout Le Monde (by Megadeth)


Don't remember where I was
I realized life was a game
The more seriously I took things
The harder the rules became
I had no idea what it'd cost
My life passed before my eyes
When I found out how little I accomplished
All my plans denied

So as you read this know my friends
I'd love to stay with you all
Please smile when you think of me
My body's gone that's all

À tout le monde [To all the world]
À tout mes amis [To all my friends]
Je vous aime [I love you]
Je dois partir [I have to leave]
These are the last words
I'll ever speak
And they'll set me free

If my heart was still alive
I know it would surely break
And my memories left with you
There's nothing more to say
Moving on is a simple thing
What it leaves behind is hard
You know the sleeping feel no more pain
And the living are scarred

À tout le monde [To all the world]
À tout mes amis [To all my friends]
Je vous aime [I love you]
Je dois partir [I have to leave]
These are the last words
I'll ever speak
And they'll set me free

So as you read this know my friends
I'd love to stay with you all
Please smile, smile when you think about me
My body's gone that's all

À tout le monde [To all the world]
À tout mes amis [To all my friends]
Je vous aime [I love you]
Je dois partir [I have to leave]
These are the last words
I'll ever speak
And they'll set me free

Issiz Salonlar I


Ilk olarak cocukluk yaslarimizda, TRT’nin genellikle Pazar gunleri verdigi spor temali Amerikan filmlerinde tanistigimiz futbol harici sporlara, memleketimizde “Amator Branslar” deniyor, malum oldugu uzere. Her ne kadar bu sporlardan basketbol ve gorece voleybol, oyuncu maliyetleri acisindan bakildiginda amatorlukten cikmis olsa da belli muesseseler disinda, spor kuluplerini de kapsayan hemen tum diger takimlar ve bu sporlarin seyircileri / taraftarlari (yazinin geri kalan kisminda taraftar olarak anilacaktir) “tamamen” amatordur, Turkiye’de.

“Amator Taraftar” kavrami zayif bir oksimoron ya da dupeduz sacmalik gibi gelebilir kulaga. Zira bu iki unsurun spordaki yeri; hobi ya da tutku temelinde oldugu icin, profesyonelligin gerekleri olan “Ehil olmak” ve/veya “Yaptigi isten bir gelir elde etmek” gibi durumlar, gecerli degildir. Ancak burada “taraftar”a atfedilen amatorluk de boyle bir sey degil. Bunu acmadan once isin kulupler ayagina bir bakalim ve salonlarda taraftarsizligin ana nedenlerinden birisini gorelim.

Brans olayini fazla dallandirip budaklandiracak degiliz. Bayan/Erkek Basketbol ve Bayan/Erkek Voleybol birinci ligleri bize yeterli doneleri saglayacak zaten. Bu dort lige baktigimizda gordugumuz tablo cok aci. Zira elli bir takimin yalnizca on bes tanesi spor kulubu. Bu on bes tane spor kulubunu takim takim ayirdigimizda karsilastigimiz tablonun ozeti, vahameti arttiriyor. Fenerbahce, Galatasaray ve Besiktas, bu liglerin hepsinde var ve onlarin disinda kalan kulup sayisi sadece uc (Erdemir, Karsiyaka ve Samsun). Kulupculuk ruhuna sagindan solundan bulasmis olan okullari da isin icine kattigimiz zaman ulastigimiz rakam yirmi dort oluyor. Geri kalan yirmi yedi takim ise ya muessese ya da belediye ekipleri. Yani cogunluk onlarda! Peki bunun neresi aci?

Sporun kitleler uzerinde pozitif etki saglayan yapisinin en temel taslarindan biri, yani az once okullar ile spor kuluplerini bir tutmamizi saglayan “Kulupculuk Ruhu” ve onun getirdigi aidiyet hissi, muesseselerde ya da Belediye takimlarinda vucut bulmaz. Cunku camialarin temsil ettigi kitlenin mensubu; muessesenin ise sattigi malin musterisi vardir. Cunku camialar mensuplarina bir takim imkanlar sunmak icin cabalarken, muesseseler (gayet dogal olarak) kar amaclar. Cunku camialar, bir spor kulubu kimligiyle tezahur ettigi zaman adini buyutecek ve kitlesini memnun edecek basarilarla birlikte, bu basariyi devam ettirmesini saglayacak gelir kalemlerini yaratmaya calisirken; muesseseler ise, yeni musteriler kazanmak (ve cirolarinin artmasi) icin kendilerine degisik reklam mecralari ararlar. Dolayisiyla bu durumlar, kulup takimlari taraftarinda varolan tutkunun, muessese ve belediye takimlarini takip edenlerde hic olmamasi ya da bunlarla iliski (calisan, calisan yakini vb.) surdugu muddetce varolmasi anlamina gelir ki bu da spor kulturu daha bir cok seyde oldugu gibi tam manasiyla ilerlememis, Turkiye benzeri ulkelerde tek basina bile “ilgisizligin” sebebi olarak adlandirilabilir.

Buna ragmen endustriyellesmesini tamamlamis, her bakimdan kurumsal olan ve sirketlerin de icerisinde oldugu (hatta yonlendirdigi) spor organizasyonlarina sahip ulkelerdeki doluluk oranlarina bakip, “Onlarda da mi tutku eksikligi var kardesim?” denebilir. Elbette hayir, boyle bir tespit, derinlik yoksunu olur. Zaten biz de en basta bahsettigimiz Amerikan filmlerini seyrederken “Ulan heriflerin alayi mirasyedi herhalde. Sefa pezevengi gibi, ortamina gore beyzboldan cikiyorlar, Amerikan futboluna gidiyorlar. Buz hokeyini bitiriyorlar, curlinge kosuyorlar” sigliginda dusunmekten vazgeceli seneler oluyor. Oyleyse nedir nihai tespit? Turkiye’deki ilgisizlik sorununun kulup bazli bir ayagi da samimiyet. Bu bahsettigimiz ulkelerdekinin aksine; ne ozel kurumlar ne de devlet kurumlari, yatirimlarinda samimi degiller. Gectigimiz yillarda bayan basketbol liginde yasanan THY rezaleti bunu bir kez daha gozler onune sermisti. Bunun yaninda, basina yansimayan ama bu liglerde yer alan hemen tum takimlarin zaman zaman karsilastigi “alacaklarin odenmemesi” vb. durumlar da yatirim yapanlarin ne kadar isteksiz veya hazirliksiz oldugunu anlatan en gozonunde ornekler. Yolda yuruyen herhangi birini cevirip, kapanan onlarca muesseseden ya da yatirimlari kisarak liglerde gozukmeyen bir suru belediye takimindan sadece bir tanesinin ismini soylemesini istesek, umdugumuzdan daha fazla cevap alacagimiz kesin. Cunku her kusak bu vb. bir kac takima sahit oldu.

Sucu muessese kuluplerine ve devlet imkanlarini kullanarak yatirim yapan belediyelere yasladik ama ya spor kulupleri? Hele “Buyukler”. Onlar tamamen sucsuz mu? Sabirsizlik yuzunden, basta futbolumuz olmak uzere butun spor dallarimizin en buyuk sorunu ve meyvesiz agaci olan altyapiya “verilmeyen” onem, uzun vadeli basarilari imkansiz kildi. Yillarca uzerinde emek harcanan yetenekli oyuncularin, mali imkansizliklar nedeniyle, “Armut pis, sapsiz, cekirdeksiz agzima dus” diye dusunen kotu niyetli muessese kuluplerine kaptirilmasi bir nebze bahane olabilirdi ama 40 yillik bir surec icin sadece bunun neden olarak gosterilmesi, her ortamda ilgili burokrasiye yon verdigi iddiasinda bulunan Istanbul oligarsisinin basarisizligi miydi? Degildi. Cunku az sayida gonullu disinda bir ugras verilmedi. Yani basarisizlik degil, umursamazlikti sebep. Istense, keyfi siyasi idarelerin hakim oldugu donemler basta olmak uzere her donem, muessese-spor kulubu iliskisi, iki tarafin da cikarina olacak sekilde duzenlenebilirdi. Bu cozum yolu ne kadar antidemokratik bir dayatma olarak gorulurse gorulsun, o zamanlar bu tip seyleri dusunen insanlarin oldugunu biliyoruz. Yukaridan asagiya boyle bir hareket tarzi, bugun amator sporlarin cok daha farkli yerde olmasini saglayabilirdi. Oysa simdi gecmisten gelen aliskanliklar yuzunden, “3 buyukler” bile yatirimlarini donemsel olarak yapiyorlar ve en ufak basarisizlikta subelere yatirim neredeyse sifira iniyor.

Fenerbahce uc buyuk kulup icerisinde su aralar en istikrarlisi konumunda ama Eczacibasi Kulubu Baskani’nin Fenerbahce’yi kastettigi “Bu kulupler buyuk gecmise sahip olabilirler ancak bir takim aliskanliklarini kaybetmis durumdalar. Bizimle basa cikabileceklerini dusunmek hata olur” demeci icin kim “Yanildi” diyebilir? Altyapiya en ufak onem vermeden, yaptigi transferlerin icerisinde voleybolun buyuk isimleri olmasina ragmen onlarla futursuzca yol ayiran bir yapinin saglamligini kim ciddiye alir? “Avrupa’da yari finali falan bosverin siz. Lige bakin lige” dendiginde surati allak bullak olan Wnba oyuncularina “Haksizsiniz” demek mumkun olur mu? “Subeyle ilgili herseyden sen sorumlusun. Butun ekibi sen kuracaksin ama kucuk bir detay var. Hocayi biz belirleyecegiz” diye adeta cocuk kandirmaya calismak, kurumsalligin neresindedir? Bu sorulara konu olan kulupler basariyi yakalasa da istikrari bulabilirler mi? Bulamazlarsa, uzerinde buyuk etkileri oldugu bu toplumu amator branslara cekebilirler mi? Mesela Spor Sergi’nin dolup tastigi zamanlarin gecip gitmesinin tek nedeni, Turkiye’nin en guzel salonunun insanlardan sokulerek, basketbolun Zeytinburnu’na surulmesi midir? Meydani muesseselere birakanlarin sucu yok mudur?

26 Aralık 2008 Cuma

For Your Eyes Only


Guzel bir Bond filmidir. Yirmi iki film arasinda en komik baslangica sahip olandir. Carole Bouquet guzeldir, hostur ve baska ve daha guzel yesil gozleri hatirlatir, hic unutulmayacak...

For your eyes only, the nights are never cold
You really know me, that's all I need to know
Maybe I'm an open book because I know you're mine
But you won't need to read between the lines

Iyi ki Dogdun CK


Simdi "Yaslaniyoruz" desem, tribunde omuz omuza oldugumuz onca agabey "Siz yaslaniyorsaniz, biz ne oluyoruz?" diyecek ama yillar da geciyor iste. 10 sene. Dile bile zor, uzun...

O on senede, Kiziltoprak'tan stada dogru yururken "Nasilsiniz abi?" dedigimiz kimi buyukler, esas aleme yolcu oldular. Tribunde gorunce "Naber len?" diye yanagindan makas aldigimiz kucukler, buyuduler. Bazilari cok uzaklara gitti. "Ne kader!" ya da sairlerin dedigi gibi "Heyhat!" mi denir bilmem, biz de uzaklardayiz simdi. Ve gerek geceleri uyumaya calisirken kulakliktan bize eslik eden besteleri dinledigimizde, gerekse yanibasimizdaki kucucuk stadin tribunlerine baktigimizda, bir suru seyle beraber CK'yi da hatirliyorsak ve derinden bir "Helal olsun" diyebiliyorsak, bir borcumuz var demektir. En az Camlica'dan esen ruzgar kadar stadda varligini hissettiren ama ruzgarin aksine "taraftar adam"in icini isitan CK'ya tesekkur borcu...

Nice mutlu yillara CK... Uzak Asya'dan sevgilerle, saygilarla...

25 Aralık 2008 Perşembe

Valkyrie


Many saw evil. They dared to stop it.

Ufakligimizda, yillardir Turkiye'de kalan bir Alman tanidigimizin, mahalledeki bir agabey icin "Ayni Stauffenberg'e benziyor" demesine mukabil, "Yapma be abi, Effenberg'le ne alakasi var simdi bu adamin" diye dalga gecmemiz neticesinde karsilastigimiz "Cahile bak!" bakislari akabinindeki aciklamalardan ogrendigimiz ve sonrasinda hakkinda detaylica bilgi edindigimiz 20 Temmuz Suikast Girisimi'nin bir numarali ismi Albay S.

Ikinci Dunya Savasi'nin en ilginc yasam oykulerinden ve sureclerinden biri, Valkyrie'ye giden yol. Savasta yaralanip, bir gozunu, bir elini ve diger elinin iki parmagini kaybeden Stauffenberg'in liderligini yaptigi Hitler'e suikast girisiminin hikayesi.

Resimdeki sekilde "Benziyor gibi" olmak, Tom "The Top Gun" Cruise'un rolu kotarmasini saglayacak mi, bilinmez ama film alinir. Diger Ikinci Dunya Savasi filmlerinin yanina konur.

24 Aralık 2008 Çarşamba

Say Say Bitmez


Zamaninda sarf ettigi uc kelimeden dort tanesi Fenerbahce'ye kufur olan sporcu ve teknik personel transferi konusunda, Aziz Yildirim doneminde bir zirveden digerine atladigimiz malum. "Aman sirin gosterelim" ugraslari kapsaminda, kulup dinamiklerinin attigi taklalar da malum.

Bu taklalardan gaza gelip "Ben aslinda portakalda vitaminken Fenerbahceliydim. Agacta cok sevdigim bir yaprak agabeyimiz, biz daha olgun meyve haline gelmeden Fenerbahceli futbolcularin gelip agacin altinda dinlendigini soyleyince cok etkilenip sari lacivert renklere gonul verdim" diye cosan bir ornegi, yukaridaki resimde sag basta goruyoruz.

Resmi siteden bir demecini ogreniyoruz kendisinin:
"Fenerbahçe'de, Can Bartu ve Cemil Turan gibi sembol isimlerden biri olmak istediğini daha önceden ifade eden Emre Belözoğlu... bla... bla... bla..."

Bir tezahuratimiz vardi bizim. "Hayal mi goruyorsun, yoksa ruya mi?" diye. Onun arkasindan gelen eylem tespiti cumlesine muhatap olan yerde olmak daha cok yakisir size beyzadem.

Oyle Can Bartu olmak, Cemil Turan olmak kolay degil. Once Fenerbahceli olmak gerek. Bak, resimden bile gozukuyor aradaki sonsuz fark. Saymaya omur yetmez.

Imparator Veda Etti


“Imparator” lakabi bizde bol kesedir. Mesleki anlamda biraz basarili olan adam, hele bu basarilarini arka arkaya kazanmissa, mensup oldugu camia tarafindan direk olarak “Imparator” olarak lakaplandirilir. Ancak memleket sathinda “En ‘Imparator’ kim?” konulu bir calisma yapilacak olsa, Süleyman Akdı ilk ikiye kesin girer. Hatta rakibiyle atbasi birinciligi paylasirlar.

1990’lardan sonra camiaya katilan yeni yarisseverlerin, Turkiye Jokey Kulubu’nun eski yarislari iceren video kasetlerinde 1960’li yillardaki yarislarini gorunce sasirdigi ve 1-2 sene icinde hayranlik beslemeye basladigi bir jokey oldu Süleyman Akdı.

Sozunden donmeyecek inatta ve imparatorun getirdigi (veya getiremedigi) bir at yuzunden buyuk para kaybetmis olan birer kisi haric, “Ben kuponuma hayatta yazmam abi Sulo’yu” diyen her 1.000 kisiden 998 tanesine sozunu yediren jokey oldu Süleyman Akdı.

Favori oldugu yarista gelemeyince bankocularin Sauron’u, acik kosuda 1.05 ganyanli surdirek ati yikip muhtemeli patlatinca bombacilarin Gandalf’i oldu Süleyman Akdı.

Ve bugun jokeyligi birakiyor imparator. Kupa alinca Veliefendi balkonundan, en azindan jokey olarak, halki selamlamayacak artik. Fotofinise cektigi hareketler, onun icin acilan pankartlar ve dokulen gozyaslari (abartmiyoruz, en az 10 kez kupa alirken aglayip “Imparatoooor” diye bagiranlar gormuslugumuz vardir hipodromda) “Istanbul’un Mazisi” agacindaa acan birer cicek olacak artik.

Biz uzatmayalim, o konussun. Gule Gule Imparator...

“Başta ben ve Ahmet Atçı gibi jokey arkadaşlarım yeni nesle dürüstlüğü öğrettik, Yener ağabey. Girdiğimiz bütün yarışları alın terimizle kazanarak çirkin adamları yok ettik. Pistte babam çıksa fark etmez, hiçbir şekilde kimseye yol vermem, ben yarışta kendimi kaybederim. Bana yıllardır ‘‘İmparator’’ diyorlarsa dürüstlüğümden, mesleğe olan aşkımdandır. Şunu da söyleyeyim, ben Fatih Terim'den önce ‘‘İmparator’’um, o benden yaşça çok küçüktür. Önceleri bana ‘‘Eusebio’’ diyorlardı, 1969'larda Beckenbauer'dan esinlenerek bu adı taktılar. Dünyanın her yerindeki at yarışlarında dolaplar dönüyor ama, bizde kesinlikle böyle bir şey kalmadı. Çok iyi jokey olup da sonradan bu işlere bulaşanlar şimdi paraya muhtaç durumda. Mesela Hasan Heybetli arkadaşımdır, onun bütün atlarına bindim. Hiçbir gün bana değil teklifte bulunmak, iması bile olmadı. Heybetli, her gün hipodroma gelip yarışları beyefendi gibi izledi, oyunlarını da resmi gişelerden oynadı. Daha önce Oflu Hüseyin Cevahir'in atlarına da bindim, Dündar Kılıç'ın ağabeyi Yahya Kılıç'ın atlarına da. Bir tek gün bu insanlar benden bir şey istemedi.”

Gule Gule Fenerbahce


Aylar once, Fenerbahce Vapuru’nun son seferine cikip, emekli olacagini ogrendigimizde yazmistik asagidakini:
Yenilikler, modernlesme, cagi yakalamak vb. olgular iyi hos ama kocaman bir tarihin gorkemli yadigarini jilet ruhsuzluguna indirgeyebilmek, kulturel bir degeri islik calarak cope atabilmek gunah degil mi?

Aynen boyle dusunen imkan sahipleri (ki buyuk ihtimalle Ali Koc'un buyuk payi vardir bu iste) sayesinde Fenerbahce Vapuru’nun kaderi jilet olmak degil artik. Halic’teki Koc Muzesi’nde sergilenecek ve ufak tefek tadilatlarla Bogaz Turlarina katilacakmis. 1953’den bu yana, 55 senedir Marmara’yi mesken bilen bu baba isimli, baba vapura, arada sirada gordugumuzde ya da ozel olarak ziyaretine gittigimizde bir selam cakmak mumkun olabilecek, ne mutlu ki.

Mazi Kalbimizde Bir Yaradir



Mahallenin en şık ağabeylerinden birinin, Fenerbahce’nin bugunune dair “Ne bekliyordun?” sorusuna diger şık ağabeyin cevabi.
-------------------------------------
Huzur bekliyorum.

Adam gibi, kahrolmadan, sinir olmadan mac seyretmeyi...

Ayağım çeke çeke değil, geçmiş senelerde olduğu gibi, yeni bir haz, yeni bir zevkle, keyifle,
maç izleme arzusuyla stada gitmeyi...

Sampiyonlar Ligi’nde sampiyonluk falan degil ama ligde şampiyonluk farkını bese altiya çıkarmayı...

Dünyanın parasını verip, sırf ismini aldığım adamların guzel oyununu da canlı canlı, keyifle izlemeyi...

Pazar günkü maçta olduğu gibi, cok değil on dakika da olsa halı saha keyfinde tıkır tıkır işleyen bir takım gormeyi...

Ne mi istiyorum?

Pankart açılsın. Rakip taraftarla ta..k yapılsın. Birbirimize düşmeyelim. Başkana s..tir çekmeyelim. O bizle uğraşmasın, biz onla uğraşmayalım.

Ne istiyorum? Çok şey mi? Hiç bir şey mi? Aslında hiç bir şeyi. Yani olması gerekeni...

23 Aralık 2008 Salı

Bir Leylek Kalmisti


Eski aliskanligimiz Spor Toto, Almaty'de bunyede hortladigindan bu yana, otuz alti kolonluk matbu kuponlarin tadini sanalda bulamasak da 1-0-2'lerin pesindeyiz. Bu haftanin Spor Toto programini "Herhalde program falan olmaz ama yine de bir tiklayalim bakalim" diye acinca yukaridaki resmi gorduk. Ingiltere, Hollanda ve Iskocya ligleri var programda. Eskiden beri boyle atraksiyonlara girisilir arada sirada. Bizim de aklimiza hep ayni sey gelir:
Her kus tamamdi, bir leylek kalmisti.

22 Aralık 2008 Pazartesi

Boca'nin Gokkusagi


Boca Juniors'un San Lorenzo ile yaptigi mactan dogal bir guzellik olarak, gokkusagi. Tribun renkli, doga renkli. Bizim tribunun uzerinde, yonetimin sayesinde yakinda renksizlikten gunes bile acmayacak.

Sari Melekler vs. Besiktas : 3-0


Seda ve Anja'nin sayi yukunu cektigi macta Bayan Voleybol Takimi, Akatlar'da 3-0 kazaninca, gunun sonucu; Fenerbahce:1-Besiktas:1 oldu.

Kraliceler vs. Besiktas : 105-112


Besiktas ile Caferaga'da oynadigimiz maci 105-112 kaybettik. Iki uzatma ve bu skor, pek pazla karsilasilan bir sey degil ulkemiz bayan basketbolunda. Uzaktan bakinca, cocuk yaslarimizin en travmatik maclarindan birini; on kusur sene once 103-106 yenildigimiz Galatasaray macini hatirlatiyor bize ama bu mac ne final, ne de baska bir sey. Senelerdir “Keske her sube boyle olsa…” dedirten bu kizlarin yorulma, yenilme hakki herkesten cok. Ikinci yarida gerekeni yapip, Akatlar’dan zaferle doneceklerdir.

Toplam hucum sayisinda 90-73, ribauntlarda ise 49-39 ustunlugu var Fenerbahce’nin ama belli ve uzun vadeli anlarda savunma zaafi ortaya cikmis olmali ki 23 hucum ribaunduna ve tahmin edilemeyecek ekstra yuzdelere (Tammy’nin Fenerbahce’de uc senedir serbest atislardaki en yuksek ortalamasi 71.2 ve bu macta 13’de 13 atmis) ragmen yenilmisiz. Besiktas’ta ise iki yabanci oyuncu ve Tugba, toplam 86 sayi, 32 ribaunt yapmislar. Sayilarin % 77'si, ribauntlarin % 82'si ediyor ki % 60 isabet orani ile atilan bu sutlarin savunma konsantrasyonunu nasil da gitgide daha cok bozdugunu tahmin etmek zor degil. Zafer Hoca’ya sunulan maddi imkanlarin gorece kisitliligi ve buna bagli olarak kadro yapisi, bu sene boyle maclar yasatabilir ama sampiyonluktan emin olmamak icin bir sebep yok.

Farkli bir istatistik olarak; bunu ve bundan onceki 5 sezonu gozonune alacak olursak, Fenerbahce’nin ligde 100 ve uzerinde sayi attigi bir maci ilk kez kaybettigini soyleyebiliriz.

2004’de Gure Belediyesi’ni 105-53 (D) ve 127-58 (E),
2006’da Burhaniye’yi 108-48 (E),
2008’de Burhaniye’yi 117-67 (E) ve Edremit’i 112-53 (E),
2009’da ise Burhaniye’yi 100-75 (E)

Sezonun son kaybedilen maci olmasi dilegiyle...

21 Aralık 2008 Pazar

Saam Gwok Dzi Gin Lung Se Gap


Nam-i diger; Three Kingdoms: Resurrection of the Dragon

2008 yapimi bir Cin filmi. Uc hanedanin butun Cin'i ele gecirmek ve barisi tesis etmek icin yillarca savasmalariyla bir adim ileri gidememelerini konu alan filmde esas oglan, yani basit bir askerken hanedanlardan birinin Pasaligina kadar yukselen Zhao Zilong'u Andy Lau oynuyor.

Konu surekli birilerini kesip, bicmek uzerine oldugu icin ask mesk anlaminda bir seyler gelismediginden, hanim kiz olarak en cok sivrilen, Live Free or Die Hard'dan (ya da bazilarinin Peta icin soyunmasindan) hatirlanebilecek olan Maggie Q. O da Zilong'un dusmani ve imparator dedesinin, yetenekli torunu Cao Ying rolunde.

Film iyi hos da bir tuhaf bitiyor. En yakini tarafindan bir komploya kurban giden Zilong, haini affedip, yarali halde son savasina dogru hucuma gecerken, Cao Ying "Onu canli teslim alacagim dedecigim" diye merhuma ruhani bir soz veriyor. Veriyor ama 1000 kisilik orduyu da adamin uzerine saliyor. Sonra da "Credits" akmaya basliyor. Cin sinemasinda sonlar boyle muallak mi oluyor?

Karla Kapli


Ilk gun buz ustunde ince bir tabakaydi. Ikinci gun bileklerin hizasina yaklasti. Ucuncu gunde hava gunesli. Bizim oralarda bilgic bilgic havaya bakilip, "Kar topluyor" denilen kivamdayiz Almaty'de. Bakalim, kucucukken neredeyse boynumuza kadar gelen, Istanbul'un 1986-1987 karini yasayacak miyiz?

Universite sahasini kar aldi da bir yar sevdim, el aldi.

WNBA'de Yilin Fotografi


Oylama wnba.com sitesinde devam ediyor ama galip simdiden belli. Becky Hammon'in resmi 72-28 onde.

Hammon, Rusya milli takiminin formasini giydigi halde, Amerikan Bayragi'na saygi durusunda.

Diger resimde ise Atlanta Dream oyuncusu Jennifer Lacy topu saklamis ama bulabildikleri her bosluktan elini kolunu uzatan Chicago Sky oyunculari var cevrede. Armintie Price ise olayi biraz abartmis.

Bizim oyumuz Lacy'den yana oldu. Mazlumun arkasindayiz.

20 Aralık 2008 Cumartesi

Konya Deplasmani


Her "Haksizlik oldugunu" dusundugunde, dili dondugunce "Bunlarin olmamasi gerektigini" soyleyenleri tenzih ediyoruz. "Binlerce" diyemesek de var boyle insanlar. Ama sayilari her hadiseye ayni baski makinesinden branda cikaranlarin sayisini gecmedikce, "Bir yerden baslamali" denir. O bir yer de hep Fenerbahce olur. Boyle gelmis, bizim icra makami "atalet adaletten once gelir" dedigi icin de boyle gider.

Hocam? Baskanim?


Yerel secimler yaklastikca, medyatik Belediye Baskan Adaylari inceden boy gostermeye basladi. Bir tanesi de Zekeriya Beyaz Hoca Efendi olmus. DSP, Istanbul Esenler'e aday gostermis kendisini. Vaatleri arasinda ilcede yayin yapan yerel televizyon kanallarinda gecenin belli saatlerinden sonra normal akis arasina parca atmak varsa (olur, olur) oylari patlatabilir.

Esenler Yolu, Zekeriya Hoca askiyla dolu.

Elf Ekmegi


Lembas degil mevzu...

Hellboy II'yi ancak seyredebildik. Filmde Prens Nuada ve Prenses Nuala (ki bunlar Elf irkindan oluyorlar) isimli ikizleri ve elfler uzerinden ana temayi gorunce insanin aklina dusuyor. Tamam cok daha eski bir mitolojik unsur falan ama yine de Tolkien baba sagolsun, elflerden ne ekmek yedi sektor, onun sayesinde.

Bir de; e be prenses abla, madem ikizinin bir nevi "Seduced by the dark side" oldugundan bu kadar emindin ve saplayacaktin bicagi nihayetinde. Ne diye uzun uzadiya ugrastirdin alemi?

The Deeper The Love (by Whitesnake)


When I look back
On everything I've done
I know you must have cried
A river of tears,
But, you were there
When I was feeling low
To walk me through my darkest fears.

So when the sun goes down
An' those nights grow colder,
I will be there
Looking over your shoulder.

An' the deeper the love
The stronger the emotion,
An' the stronger the love
The deeper the devotion.

There were times
I almost let you go
When I thought I needed to break free,
But you were there
To whisper in my ear
Why don't you share my dreams with me.

So when the sun goes down
An those nights are growing colder
I will be there
Looking over your shoulder.

An' the deeper the love
The stronger the emotion,
An' the stronger the love
The deeper the devotion.

I don't mind, what you're doing to me,
I don't mind, 'cause you're all I can see
I don't mind, baby, you mean the world to me.

When the sun goes down
An' those nights are growing colder,
I will be there
Looking over your shoulder, baby, baby, baby.

(Solo)

So When the sun goes down
An' those nights are growing colder,
I will be there
Looking over your shoulder.

'Cause the deeper the love
The stronger the emotion,
An' the stronger the love
The deeper the devotion...

I never gonna let you go,
In my heart, I know.
I love you, I love you.
Oh baby, I really love you...

Nereye Pacanga?


Besiktas taraftari oldugu icin, Kazakistan'in hayirsever isimlerinden biri haline gelmis bulunan Tolga Demirgibi'nin sponsorlugunda, iddia tahsilatcisi Cuneyt abinin yancisi olarak ve "Canarino Disari 40 Yilda Bir Cikar" senlikleri kapsaminda, karnimizi doyurmaya gittik Esperenza nam mekana.

Sol kosede votkadan cosup ve kendinden gecip tenorun soyledigi sarkilara eslik edenlere mi delireyim, tekaut bankacilara aitmis gibi duran masadan firlayip sahnede 15 dakika ayni figurlerle dans edenlere mi sinirleneyim (Sana ne lan! Egleniyor insanlar) derken yemekler geldi.

Iskembe corbasi oldukca guzel. Koca bir sise sirkeyi, 3 tabak corbaya bosaltarak performansimiza dair ipucu vermisizdir diye dusunuyoruz. Akabinde pacanga boregi kondu masaya. Dram da burada basladi. Kestik, gevrek kismindan bir dilim aldik. Tam da ay coreginin "ortasi en guzel parcasidir" tarafindan akrabasi olan pastirmali bolgeye girisecegiz, garsoniye geldi. "Sicagi getirdim" diyerek, pacangayi aldi, goturdu. Ulan yemedim ki ben daha onu! Kavga cikarmadiysak, yabanci ulkede olusumuzdan, tirsimizdandir. Sikiysa Kadikoy'e gelin!

Iyice Almaty


Kar yagdi.
Buz tuttu.
Sis indi.
Sahdi, sahbaz oldu Almaty.

Sira Sende Liverpool


25.02.2009 – Santiago Bernabéu
10.03.2009 – Anfield Road

Kop da gel, Liverpool.

Fenerbahce-Besiktas


Fenerbahce ile Besiktas Bayan Basketbol takimlari 2008-2009 sezonunun kendi aralarindaki ilk ayagini Pazar gunu Caferaga’da oynayacaklar. Buna istinaden son bes sezonu (sadece lig olmak uzere) kapsayan, takimlar bazinda kucuk bir istatistik yumagi sunalim dedik.

Rast gele Fenerbahce…

5 senede 26 mac yapmislar.
2004 = 4
2005 = 5
2006 = 6
2007 = 8
2008 = 2

17 maci Fenerbahce kazanirken, Besiktas’in galibiyet sayisi 9.

Bu maclari sahaya gore inceleyecek olursak;

Fenerbahce’nin sahasinda 13 macta,
11 Fenerbahce galibiyeti
2 Besiktas galibiyeti

Besiktas’in sahasindaki 13 macta ise,
7 Besiktas galibiyeti.
6 Fenerbahce galibiyeti.

Sayilar
1775 – Fenerbahce
1638 – Besiktas

Ribaundlar
877 – Fenerbahce
884 – Besiktas

Asistler
401 – Fenerbahce
324 – Besiktas

Top Calma
280 – Fenerbahce
221 – Besiktas

Blok
80 – Fenerbahce
46 – Besiktas

Top Kaybi
385 – Fenerbahce
435 – Besiktas

Drago vs. Apollo


Eski sampiyon, yenisiyle kesisiyor.

Nikolai Valuev vs. Evander Holyfield

Arslan Eksi


Izinde iki Galatasaray macina birden denk gelmistik. Bir tanesi Galatasaray ile oynanan Erkek Voleybol maciydi. Disarida konusurken “Arslan’a bakar abi mac” derken, kapilar acilip da iceri girince bir de baktik takim isiniyor ama Arslan kenarda. “Hayda Atilla Mayda” dedik, “Sakat herhalde” diye dusunurken de maci kaybettik. Ertesi gun Turgay abiyle telefonda konusana kadar sakat sanmaya devam ettik ama megerse sakatlik farkli yerdeymis. Disiplinsiz davranislari yuzunden kadro disi kalmis Eksi.

Turkiye sartlarinda en kurumsal kulup gibi gozuken ama monarsik kosullanmalar yuzunden, modern kurumsalligin yanindan bile gecemeyen Fenerbahce’de sporcu bireylere yaklasimlar da ayni paralelde sikintilar iceriyor. Taltif-Tecziye islemlerini yazili bir cetvel uzerinde degil de keyfi ve IV. Murat filmindeki sekilde iki dudak arasindan yuruturseniz, oyuncular uzerindeki etkiniz ancak sozlesme sonlanana kadar olur.

Futbol takimindaki ornekleri bir yana koyacak olursak (ki ayrilanlarin da benzer temellerden sikintili olduklari kulaklara geliyor) bilhassa voleybolda basarili oyuncularin acikta kalmasi soz konusu degil. Belki bu futbolda da boyledir ama Fenerbahce, Galatasaray ve Besiktas’ta forma giymek dururken, hic bir futbolcu Turkiye’de diger takimlara gitmez. Oysa voleybolda durum farkli. Orta vadede yatirim yapan muessese kulupleri, oyunculara daha cazip gelebiliyor. Kaldi ki yatirim yapilan “orta vade” bir oyuncunun kariyerinin hemen hemen tamami anlamina da gelebiliyor. Yani bir oyuncu 20 yasini gectikten sonra voleybola bakisini bildigi ve yatirima devam surecini az cok tahmin ettigi bir muessese kulubunde voleybol kariyerini sonlandirabilir.

Fenerbahce’nin tercih edilmesinin bir numarali sebebi taraftarlarca aidiyet duygusunun hissettirilmesi. Suphesiz bu diger kulupler icin de boyledir. Fenerbahceli ya da Galatasarayli olarak anilmak, Turk Spor Tarihi’nde cok farkli bir yer edinmek demek ama genc yastaki bir oyuncunun aklinda bundan cok, karsilastigi muamele yer eder. Arslan Eksi krizinin cozume kavustugu haberi gelince yine aklimizdan gecti. “Sozde kurumsallik yuzunden kaybedilenlere ve kotu referanslara bir centik daha mi atiyoruz acaba?” diye dusunmedik degil.

Ceyrek Final'e Dogru


Grubunu 6-4 ile ikinci bitiren Fenerbahce Bayan Basketbol Takimi, nam-i diger Ligin Kraliceleri, bir kez daha gediklisi olduklari ceyrek final kapisindalar. Bu seferki rakip 4-6 ile grubunu ucuncu bitiren Lotos. Isabetli sut atan ama cok top kaybi yapan bir ekip. 2002 ve 2004 senelerindeki ikinciliklerinden sonra, 2005 sezonunu da iyi gecirmisler ama ondan sonra bir daha galibiyet sayilari, yenilgilerinin uzerine cikmamis.

Nicole Powell’in yerine oynamaya basladigindan bu yana 5 macta, takimin en yuksek sayi ortalamasina (14.6) ulasan Matee’nin, Nevriye, Tammy ve Esmeral’in karsisinda, Beard ve Matovic ile dayanmaya calisacak Lotos. Birsel’in de katilmasiyla yeniden Final Four kapisina dayanacagiz gibi gozukuyor.

Lotos taraftarinin resmi biraz da eski Caferaga goruntulerine benzemiyor mu? Polisin on siralara dizilip, seyir zevkinin icine etmedigi basketbol gunlerine?

CEV Kupasi'nda Son 8


Fenerbahce Bayan Voleybol takimi, sene basinda Sampiyonlar Ligi’ne katilma hakkini reddetmis ve gectigimiz sezon Vakifbank Gunes Sigorta’nin kazandigi CEV Cup’a katilmisti. Grup maclari bitti ve takimimiz ceyrek finale kaldi.

Senelerdir devam eden ve artik ufak ufak sonuc vermesi gereken yatirim sureci bizi en ust kupada ceyrek finale tasiyabilseydi, Bayan Basketbol Takimimiz gibi aliskanliga dayali bir istikrara yol yakalanamaz miydi dusuncelerinden kendimizi alamasak da kupa kupadir. Cigdem onderligindeki takimiza basarilar dilerken, yukarida ceyrek finaldeki rakibimiz Spartak Omsk’un resmini koyalim. Takimdan cok animasyon ekibi gibiler, masallah!

Sezai Aydin


Cocuklugumuzda haftanin en mutlu gunleri oldugunu yazmaktan bikmayacagimiz haftanin altinci gununde, “Cumartesi’den Cumartesi’ye” programindaki Walt Disney cizgi filmlerinin arasina serpisen, Kecioren Belediyesi’nin duzenledigi havuz yarismalarini sunardi kendisi.

Turkiye’nin gorup gorebilecegi en basarili dublaj sanatcisi olduguna inandigimiz Sezai Aydin’i, Avrupa Yakasi’ndaki performansi ile izledik bu haftaki bolumde. Berber Nejat rolu ile muazzamdi. Mahalle bakkalini birakip, supermarketten alisveris yapanlarin semte geldiginde torba saklayan mahcubiyeti gibi, berberini degistirip canti kuafore kayanlarin ilerleyen surecteki hayal kirikligindan dem vurulunca, sadece sakala gittigimiz Mecidiyekoy’deki berber geldi aklimiza. 10 dakikada butun amator kumeyi ve cikan olaylari ogrenirdik. Anadolu Ajansi sasar, Berber Haber Ajansi sasmaz.

Sesiyle Turkce can verdigi butun sinema ve televizyon kahramanlarina ama en cok da Fred Cakmaktas ve Bill Cosby’ye istinaden, Sezai Aydin’a saygiyla...

16 Aralık 2008 Salı

Engin Divrik

Antu'daki taraftar oylamalarinda yazmistim asagidaki yaziyi.

Engin'i anlatmaya tasvir‚ tesbih ve muhtelif soz sanati yetmez ama ben bir deneyeyim. Simdi misal‚ uzun ve tempolu bir tezahurattasinizdir ve muhakkak kan ter icindesinizdir. Birileri bufeye su almaya gitmistir. Gelen sisenin yarisini dikip‚ geri kalani turnikeye devredersiniz ama 10 saniyelik rahatliktan sonra‚ bogaz durmadan ayni hizla yirtildigindan ve omuz omuza durusun sicakligindan‚ vucuda giren su buhar olup gider. Yoruldugunuz anlarda‚ "En azindan yarisinda tempo dusureyim de nakaratta geri girerim tezahurata" diye aklinizdan gecirmenizi muteakip bir yerlerde Engin´i gorunce "Yerim ulan tempo dusurmeyi" diyip‚ daha hizli ve istahli girersiniz o boru gibi sesinizle. Anlatabildim mi bilmiyorum? Burasini bilmem de biz omur billah seni sectik kardesim.

Ve bugun...

Fenerbahce tribunune, hem de kendi yonetiminden, aylardir sistematik bir saldiri var ve bu saldiri dur, durak, akil, izan, ahlak, hasili hicbir beseri erdem icermiyor, dinlemiyor.

Tribunlerin asayisinden ve izleyenlerin can guvenliginden dem vurarak tribun ruhunu oldurmeye calisanlarin, tribune bicakla, silahla giren ve uzerlerinden tomarla kombine cikanlardan haberdar olmamasi mumkun mu? Velev ki haberleri yok, bu da baska bir ayip degil mi?

Yonetimin vizyon sahibi, etikten uzaklasmamis ve vitrine, hitabiyla da yakisan (Hadi isim de verelim; Ali Koc) isimleri sayesinde biraz empati yapabilen ve ortam yumusatmayi basaran zihniyetin sonu neden bu kadar cabuk geliyor? Aslolanin ve bagimsiz tribune dayatilanin, "dikta" rejimi olmasindan oturu mu?

Ve tam da zurnanin zirt dedigi yer. Aylardir "Bagimsiz Fenerbahce Tribunu" zihniyetine karsi, dikta felsefesinin her turlu yonetsel pratigi sergilendigi halde seslerini cikarmadan oturanlar ve hatta tum icra dayatmalarinin arkasinda durarak, saga sola "Mamaniz kesildi, aglarsiniz tabii" seklinde saldiranlar bugun neden suskun? Daha da kotusu, nasil oluyor da "Yonetim hakli kardesim" diye nutuk atan bazilari, ozur bile dilemeden "Gecmis olsun" deme curetini gosterebiliyorlar?

Su meshur sozu bloga koyali cok da fazla olmamisti ve bu olaylari dusunuyorduk. Tekrar edelim:
Her sey sona erdiginde, dusmanlarimizin sozlerini degil, arkadaslarimizin sessizligini hatirlayacagiz.

Bu kahpeliklere sessiz kalanla omuz omuza durmak onursuzluktur. Seninleyiz kardesim.

Hakan Demirel


"Olur" dedik. Olmadi.

"Olacak" dedik. Olamadi.

Serbest atislarinin potaya degmedigi oldu. Attigi sutlarin hicbirinin girmedigi oldu. Ama Hakan Demirel bir turlu "oyuncu" olamadi. Bundan sonra olur mu? Kim bilir?

Bizim bildigimiz su:
Aydin Hoca'nin ardindan Tanjevic goreve geldiginde "Aydin Hoca bana hic sans tanimadi. Tanjevic'le kendimi bulacagim" beyanati verdiginde, dost meclislerinde arkasindan "Nankor" demekte beis gormemistik, zira o an onumuze ciksa farkli bir sey demezdik. Kiymet bilmezlik, vefasizlik, vb. butun fikirsel hareketlerin, ne kadar yetenekli olursa olsun, bir insani cikaracagi nokta her zaman yalnizlik kapisidir.

Ve olmadi, olamadi, derken Hakan Demirel ile yollar ayrildi sonunda.

Gayet de guzel oldu.

Jeltoksan


Kazakca’da “Aralik” anlamina gelen bu kelime, milliyetci Kazaklar icin sozluk anlamindan daha fazla sey ifade ediyor.

1986 Aralik ayinda, Komunist Parti’nin 27. Kongresi toplaniyor ve Kazakistan’i yonetmekle sorumlu uc parti sekreterinden birincisi olan Dinmuhammed Kunayev, Sovyetler Birligi’nde bir sene once gorev basi yapan Gorbacov’a giderek “22 yildir yuruttugu gorevinden ayrilmak istedigini, zira hakkinda cikan adam kayirma ve yonetim zaafi gibi soylentilerden sitkinin siyrildigini” soyluyor. Ayrica “Yerine etnik kokeni Rusya olan birinin atanmasinin gerekli oldugunu” ekliyor. Gorbacov’a gore bu atama isteginin nedeni, parti saflarinda giderek yukselen (simdiki Kazakistan Devlet Baskani ve o yillarda Kazakistan’dan sorumlu ucuncu parti sekreteri) Nazarbayev’i durdurmak. 1993 yilinda olen Kunayev ise yazdigi kitapta “Gorbacov’un kendisinden, yerine gelecek yonetici ile ilgili tavsiye almak bir yana dursun, tek isim bile konusmadiklarini, sadece ‘Iyi bir yoldas yollayacagiz’ demekle yetindigini anlatiyor.

Kimin dogruyu soyledigi bilinmez ama her nasil oluyorsa oluyor ve 1964’den beri gorevde olan Kazak asilli Kunayev’in mesaisi nihayete eriyor. Gorbacov’un perestroika planlarinin isiginda, baslarinda Kazak bir yoneticinin olmaya devam edecegini dusunen Kazak’lar fena halde yanildiklarini; Kunayev’in yerine daha once Kazakistan’la hic bir sekilde ilgisi olmayan Rus asilli Gennady Kolbin ataninca anliyorlar. Bir belgesel klasigi olan “Kizilca Kiyamet” de bundan sonra kopuyor.

Haber, baskent Almaty’ye ulasir ulasmaz, ogrenci merkezli bir kitle hareketi basliyor. Damla damla buyuyen kalabaligi soyle izah ediyor bir ogrenci:
“Kaldigimiz yurttan disariya cikarken, arkadaslarimiz gelip, buyuk bir ogrenci grubunun sehir meydanina dogru ilerledigini soyledi. Biz de onlara katilmaya karar verdik. Meydana ulastigimizda polisin girisi kapattigini gorduk ama bir sekilde meydana ulastik”

Gencler beyaz carsaflarin uzerine cesitli sloganlar yazarak, Kazakistan Komunist Partisi Merkez Komite Binasi’nin onune dogru yuruyuse geciyorlar. Kendi deyimleriyle “Denize akan bir nehir” gibi hedeflerine yururken, ellerindeki pankartlarda “Kazak Ulusu Kazak Bir Lider Hakediyor”, “Liderimizi Bize Geri Verin”, “Kazakistan, Kazaklarindir” ve “Her Ulusa, O Ulustan Lider” yazilarini tasiyorlar. Baslangicta sayilari 250 kadar olan ogrencilerin sayisi, halkin da katilimiyla bir kac saat icinde 5000’e kadar yukseliyor. Ertesi gun katilimcilarin daha da artmasi ve onbinlerle ifade edilecek rakamlara cikmasi uzerine Parti Merkez Komitesi; gonulluler, polis, askeri ogrenciler ve istihbarat orgutlerinden, yani yerel guvenlikten olusan birliklerle kitleyi gozaltinda tutmaya ve olan biteni kayit altina almaya basliyor.

Siddet olaylarinin nasil basladigi hususundaki tevaturler muhtelif. Yetkililer, protestocularin asiri tutumunun siddeti baslattigini soylerken, gostericiler de Merkez Komite’nin kitleyi provoke etmek icin kalabaliga adam sizdirdigini ve boylelikle mudahale ortami yarattigini anlatiyor. O gune sahit olanlardan bazilari, uzerlerinde ogrenci olduklarini belirten emareler bulunan ama daha once hic rastlanmamis insanlardan (Bize de tanidik degil mi?) bahsediyorlar. Yerel guvenlikle catismalar tum hiziyla surerken, protestocular once Parti Merkez Komite Binasi’ni, sonra da Sehir Hapishanesi’ni ele gecirerek daha once gozaltina alinan arkadaslarini serbest birakiyorlar. Vaziyet iyiden iyiye ayaklanma halini alinca, Sovyet Ordusu’ndan kalabalik birlikler (70.000 kadar oldugu soyleniyor) guvenlik gunclerini takviye etmek icin Kazakistan’a sevkediliyor ve bu gelismeyi muteakip “cok agir” mudahale ibreyi tam tersi yone donduruyor. Mudahalenin cikardigi fatura konusunda, bu tip olaylarda, her zaman her yerde yasanan “Resmi-Gayriresmi Rakam” celiskisi mevcut.

Kazakistan Komunist Partisi Merkez Komite’ye gore;
Katilimci Sayisi : 11.000
Tutuklanan : 660
Olen : 2

Kazakistan Devlet Universitesi ogretim uyesi Burbasov’un yaptigi arastirmada ulastigi bilgiler daha degisik elbette.
Katilimci Sayisi : 25.000 (En az)
Tutuklanan : 5.000

Onca hadisede sadece iki ogrencinin (Kayrat Risqulbekov -22- ve Lyazzat Asanova -16-) olmesi akla pek yatkin gelmiyor ama arastirmalara dayanan gayriresmi aciklamalar da kesin bir rakam ifade edemiyor. Ornegin, Amerikan Kongre Kutuphanesi’nde olu rakami “En az 200” olarak gozukurken, bazi yerel kaynaklarin soyledigi, sayinin 1000 civarinda oldugu. Rakamlara bogulmadan son bir fikire yer vermek gerekirse, Muhtar Shahanov (Kazak yazari ve Eski Buyukelci), bir KGB yetkilisinin olu sayisini 168 olarak dogruladigini anlatiyor ama bu da digerleri gibi onaylanmamis bir bilgi.

Sovyet askerlerinin, bazi Kazak ogrencileri sehir disina cikardiktan sonra ormanda ayakkabilarini ve coraplarini cikarttirarak karlar uzerinde biraktiklari anlatiliyor. Tutuklanan ogrencilerin cikarildigi mahkemeler jet hiziyla bitirilmis ve 10 yila kadar hapis hukumleri verilmis. Tesadufen alanda olan, gosterilere karismadigi halde, tutuklanan insanlar olmus. Bunlar da katilimci olmadigi anlasilana kadar aylarca cezaevinde yatmislar. Ciktiklarinda ise fislenme yuzunden, islerine veya okullarina geri donme firsati bulamamislar. 1989’da, bu hareketler ve haksiz yere hapsedilen insanlar icin Kazak aydinlari bir takim girisimler baslattiklarinda, Talaybek Ylaytegin isimli Kirgiz asilli bir Sovyet askeri, Jeltoksan olaylarinin bastirilmasindaki basarilar yuzunden aldigi nisani iade ediyor ve bu da hapisteki insanlarin yavas yavas saliverilmesinde oldukca etkili bir tavir olarak hareketin tarihine geciyor.

Kazakistan, olaylarin baslangicindan bes sene sonra (1991) ayni gun bagimsizligini ilan etmis ama Jeltoksan olaylari ile ilgili kayitlar hala Moskova’daki Komunist Parti / KGB arsivlerinde ve Almaty’de kapali duruyor. Gosterilere katilanlardan ve yakinlarindan gelen yukaridaki bilgi kirintilarinin uzerinde bir sey yok. Kazakistan’in o donemdeki siyasi figurlerinden bazilari (basta Devlet Baskani Nursultan Nazarbayev olmak uzere) hala politik skalanin icerisindeler ancak olaylardaki rolleri veya katilimlari hic bir sekilde aydinlatilmis degil. Bayram olarak kutlanmasina ragmen, kisa sureli “Bagimsiz Kazakistan” tarihinin bu en onemli donum noktasina devletin verdigi (daha dogrusu vermedigi) onem oldukca dusundurucu. Olaylarin yirminci yildonumunde kurbanlar icin yapilan anitin acilisina gelen Nazarbayev’in ertesi sene hic bir anma toreninde yer almamasi ve Cin’e gitmesi buna dair bir ornek. Devlet kadar, halkin azimsanamayacak bir kismi da bu bayrama oldukca duyarsiz. Kazakistan’in da aydinlanma yolunda, tipki Turkiye gibi “Asiri Fikirsiz Bir Kisim Genclik” derdinden muzdarip oldugunu soyluyor Jeltoksan’in ogrenci taniklari ve saniklari.

Derbi Nostaljisi I


Ruşen Eşref Ünaydın'in derbinin taraflarina dair yazdiklariyla baslayalim:

“Galatasaray, doğuşunun üçüncü yılı memleketin ilk birincisi iken, yani sürekli şanının en yüksek zamanındayken Fenerbahçe henüz bir yaşında idi. Şu halde, Fenerbahçe doğmuş da olsa Galatasaray gene elbette ilk göz ağrısı idi; en göz önünde durandı; fakat diyebiliriz ki o doğuştan sonra pek en gözde olmadı. Çünkü Galatasaray bir mektep idi; bir kültür ocağı. Onun kendine göre bir geleneği, daha yekpare tutumlu bir seviyesi, bir çerçevesi vardı… O, şehre kolay katılamazdı; şehir ona kolay sokulamazdı! Günün siyaseti, partinin tutması gibi şeyler ona pek işlemezdi. Yeni doğan kardeş ise bir semti; doğrudan doğruya şehirden bir parça, o, şehirden her çevre ile daha ve girgin temas edebilirdi! Şehir ona daha çabuk sokulabilir ve katılabilirdi! Meşrutiyet’te iktidara gelen hükümet, diyelim; “ İtiyat ve Terakki” , mektepten, ocaktan çok semti tuttu; semti, yani şehri, ve her seviyeden bir kümeyi… Onun için dilediği muhitten üye ve oyuncu derleme genişliği de bu kolaylığa eklenince Fenerbahçe’nin itibarı da daha kısa zamanda yayıldı.”

15 Aralık 2008 Pazartesi

Lukus Olmayan Stad


Boca Juniors'un stadi ve Luciano Figueroa'nin gol sevinci. Bizim "Lukus" stadyumla sadece "Hakim Renkler" birbirini tutuyor.

Gorunurdeki tribunde ustten isitma yok, localar yok, hostesler yok.
Peki ne var?
Pankartlar ve ayakta taraftarlar.

Bugun Sukru Saracoglu'na bakan gozler ve bunlarin yanindaki kulaklar, bundan seneler onceden miras kalan tek bir seye sahit olabilir mi, Camlica'nin hissetirmeden esen ama yagmur yagdiginda onu uzerinize serpen sert ruzgarindan baska?

Cagdas stadyumlar seviyesinde yapilar insa etmek gelisimin sartidir ama "Madem gelisiyoruz, dibine kadar da degiselim" diyerek; isinize gelmeyen ve endustriyelligin getirecegi kar noktasinda musteri tabanli degil, sevda odakli yer alan insanlari silmeye calisirsaniz, ileride bir gun mutlaka yukaridaki resmi ararsiniz.

14 Aralık 2008 Pazar

Lukus Stad


Maci izlemek icin ofisten cikacagiz birazdan. Tam dukkani kapatmaya niyetlenirken Barad-Dur'un Antalya maci oncesi stadyumdan bildiren mesaji geldi. Ne demis kardesim:
"Millet Dominos'tan pizza paket yaptirip gelmis maca. Deliricem, bokunu cikarttilar artik"

"Keyif degil mi arkadas, ne karisiyorsunuz insanlara?" denecek bir durum degil bu. Stadyum atmosferi denen seyin uzerine sicip bir de diktigi tuyle "Boyle olmamis. Obur turlu mu sekil versek" diyerek oynayan ve her yerini musterilik bokuna bulayan bir anlayis, Saracoglu tribunlerinde gunden gune cogunluga kosuyor.

Eskiden "Burasi sinema tiyatro degil" diye bagirildiginda bir zahmet ayaga kalkip, iki dakika sonra yeniden oturan ve bunun icin bile "Yaziklar olsun" zilgiti yiyenlerin yerini, sadece "gozune uzak bir pozisyonda" sahayi gormek ya da cok kizdigi "kendi sporcusu"na kufur etmek icin ayaga kalkanlar aldi hepten. Ve butun bu boslukta baska seyler de palazlaniyor. Bilmedigimiz, gormedigimiz, agabeylerimizden isitmedigimiz, gordukce canimizi yakan seyler geziyor Kadikoy ve havalisinde artik. Bir agabeyimiz msn iletisine "Satilik Koy. Kadikoy. Alan razi, satan razi" yazdiginda ve "Yok be abi" diyemedigimizde ne kadar icimizin yandigini, kavruldugumuzu bir tek biz biliriz.

Meshur sarkinin misralaridir, seneler once Metin Akpinar'dan dinledigimiz;
Çekil git meyhaneci beni halime bırak
Tükenip gideceğim bu gece bardak bardak

Ama biz sise sise tukeniyoruz. Nasil olacak?

51 Sayi


Basketbol Ikinci Ligi'nde I.T.U., Beykoz'u 88-84 yenmis. Bu macta bizi ilgilendiren, gulumseten ve ayni anda huzunlendiren ne olmus peki? Ibrahim Kutluay; hani o arkasindan tek ayak uzerinde kirk yalan soylenerek yollar ayirilan Ibrahim 51 sayi atmis.

Ikinci lig macidir, Ibrahim zaten oraya fazladir, sudur, budur, mevzu o degil. Mevzu hizmet etmeye hazir evladini yemekte istidatli olmaktir. Bu istidadi gosterenler, kendi kapilari da ayni yere acildiginda sitem etmeye yuz bulabilecekler mi? Ibrahim'in ve daha nice emsalin sordurdugu soru budur.

2/6 Iki Sayi
8/11 Uc Sayi
23/24 Serbest Atis

Eline saglik Ibo.

Painted On Water


Eurovision'daki yegane birincimiz, yillar once Fahir Atakoglu'nun 12 Mart Belgeseli muzigi uzerine yazilan Lal sarkisiyla insani oldugu yere bir kac dakika cakan Sertab Erener ve Trail Blazer'in Secret Missile'inda, Vita Es Morte'sinde, No One Wins The Fight'inda insani mest eden Demir Demirkan ortak projesi olarak "PoW"

Atem Tutem Ben Seni, Burası Muştur, Ha Bu Diyar, Kaşık Havası, Zeybek Havası vb. tinilari meshur muzisyenlerle (Al Di Meola, Alan Pasqua, Kai Eckhardt) seslendirecekmis Sertab. Duyar duymaz insani heyecanlandiran bir sey. Bilhassa ceken tek muzik kanalinin Kral Tv oldugu bir yerde, "yeni ve kaliteli" muzige ac bilac surekli ayni dvdler donerken playerda, elimize ciktiktan bir sure sonra gececek olsa da "dort gozle" bekleten bir sey.

Yazik Oldu Real Madrid'e


Hiçbir şeyden çekmedi dünyada.
Barca'dan çektiği kadar.
Hatta aradaki puan farkindan bile,
O kadar müteessir değildi.

Saat farki dort. Mac TR saatiyle 23:00'de. "Dayandik, dayandik. Dayanamadik, genis ozete kaliriz" dedik. Dayanamadik. Iyi ki de dayanamamisiz. Dakikalarca TV basinda kivranacakmisiz yoksa. lacivert (King Santillana) reisin mesaji karsiladi bizi sabah. "Yenildik galiba" dedik. Yenilmemisiz. Mutluyuz. Gonul rahatligiyla ozet seyredebilir, "Kurtar bakalim Casillas, elbette yiyeceksin" diyebiliriz.

Kral Tv'den Real Madrid icin istiyoruz.

A little bit of Real in my life
A little bit of Madrid by my side
A little bit of Real's all I need
A little bit of Madrid's what I see
A little bit of Real in the sun
A little bit of Madrid all night long
A little bit of Real here I am
A little bit of Madri makes me your man

Fenerbahce:1 - Galatasaray:1


Cumartesi erkeklerde, hem de 2-0'dan 2-3 maglubiyet, Pazar gunu ise bayanlarda galibiyet oldu. Kupadan sonra ligde de Galatasaray maglubiyeti. Sampiyon takimin ya da ondan geri kalanin, kisitli kadrosuyla cabalayan Galatasaray'a iki kez yenilmesi aklin alacagi bir is degil. Bayan takiminin, sponsora ("Yildiz alamadik madem, niye olduk Acibadem?" bestesini de hatirlatalim) ragmen ligdeki yerini de hafzala almiyor. Boylece saskin edici bir sezon geciyor.

Gercekten oyle mi peki? Senelerdir "gec kalinmis transferlerden ve sezon ortalarinda apar topar kimya duzeltme calismalari"ndan muzdarip degil miyiz? Tamam, Eczacibasi artik bir ekol olmus voleybol konusunda ama uzerine insa edildigi temel ve kalesinin surlari itibariyle "Turk Spor Tarihi" demek olan Fenerbahce, bir voleybol hamlesini neden uzun vadeli bir nihayete erdiremiyor kac senedir?

Bu maclari kurcalarken gordugumuz bir icraati sebebiyle Voleybol Federasyonunu da kutlayalim bu arada. Sitedeki istatistik bolumu muazzam olmus. Set sureleri, teknik molalara giris skorlari ve oyuncu istatistikleri, bizim gibi rakam delilerinin gozunu kamastiracak cinsten. Scout Man : Onat KURT yaziyor sayfanin altinda. Bir Fenerbahce emekcisi...

Kazakistan Berbadi


Rahmetli Muhtar Cem Karaca'dan, sadece ulkeyi degistirerek.
Blogda kacinci kez adi geciyor, bilmem ama nur icinde yatsin.
-------------------------------------------
Hisar suyu buz kesmiş diş vurmadayım.
Diş vurmadayım da babooy, berbat haldayım.
Bizim elin boranına selamım söyle.
Kazakistan soğuğunda berbat haldayım.

Felek vurdu tekmesini gurbet eldeyim.
Gurbet eldeyim de babooy, berbat haldayım.
Çukurova gurbetine selamım söyle.
Kazakistan gurbetinde beter haldayım.

13 Aralık 2008 Cumartesi

Adile Naşit


21 sene once.
Gercekten öldü mü?
Kim demis?
Peki tursunun iyisi sirkeyle mi olur, limonla mi?

Fenerbahce-Galatasaray


Erkek Voleybol - 17:30 - Burhan Felek - Cumartesi
Bayan Voleybol - 13:00 - Burhan Felek - Pazar

Bahtimiz acik olsun.

Lili Marleen (by Marlene Dietrich)


Vor der Kaserne
Vor dem großen Tor
Stand eine Laterne
Und steht sie noch davor
So woll'n wir uns da wieder seh'n
Bei der Laterne wollen wir steh'n
|: Wie einst Lili Marleen. :|

Unsere beide Schatten
Sah'n wie einer aus
Daß wir so lieb uns hatten
Das sah man gleich daraus
Und alle Leute soll'n es seh'n
Wenn wir bei der Laterne steh'n
|: Wie einst Lili Marleen. :|

Schon rief der Posten,
Sie blasen Zapfenstreich
Das kann drei Tage kosten
Kam'rad, ich komm sogleich
Da sagten wir auf Wiedersehen
Wie gerne wollt ich mit dir geh'n
|: Mit dir Lili Marleen. :|

Deine Schritte kennt sie,
Deinen zieren Gang
Alle Abend brennt sie,
Doch mich vergaß sie lang
Und sollte mir ein Leids gescheh'n
Wer wird bei der Laterne stehen
|: Mit dir Lili Marleen? :|

Aus dem stillen Raume,
Aus der Erde Grund
Hebt mich wie im Traume
Dein verliebter Mund
Wenn sich die späten Nebel drehn
Werd' ich bei der Laterne steh'n
|: Wie einst Lili Marleen. :|