Tiyatro etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tiyatro etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
14 Ekim 2010 Perşembe
Münir Özkul'a Sevgi Duruşu
Hangi birisini söylesek kafi gelmez.
Mahalle köşelerinde "Ulan bir de şey vardı ya..." deyip, peşine bin beş yüz kez izlediğimiz filmlerinin, en komik sahnelerini anlatarak büyümüş bir nesiliz.
Biz gitmeyeceğiz de kim gidecek ustanın yanına!
Moskova'dan sevgiler Mahmut Hocam...
24 Aralık 2009 Perşembe
18 Şubat 2009 Çarşamba
Gazanfer Ozcan

Kucukken annemizi, babamizi, dedemizi, hasili cevremizde kim varsa onlari "Hep varlar" bilirdik. "Hep" bizim icin tuhaf bir seydi.
Kucukken televizyonda gorduklerimizi "Aslinda yoklar, sadece camda varlar" sanirdik. Cizgi filmler gibi. Cam bizim icin tuhaf bir seydi.
Sonra "Olmek diye bir sey var" dediler. "Vardir, tamam ama" dedik, onlar olmezler sandik.
Sonra ogrendik ki oyle degilmis o isler. Gidiyorlarmis meger.
Sonra gorduk gozlerimizle. Iki esselamualeykumverahmetullah. Iki omuz. Iki kurek. Iki dua. Dogdun 1-0, simdi 2-0.
Tum alemin en sevdigi amcalar / teyzeler gitti once; Selim Nasit, Adile Nasit gibi. Bizim mahallemizin en sevdigi amcalarin gidisini gorduk, Turan amca gibi.
Simde de Gazanfer Ozcan'a el salladi kure-i arz. Gerci, arzuladigi gibi "oyun sonrası makyajını silerken, her şeyi bitirmişken" gitmedi fani alemden baki aleme ama "alkışını almadigini" soyleyemez kimse. Oyle ki baki kalan gok kubbedeki sadalarin arasindadir o alkis.
Gule gule ustad. Gule gule alemin en babacan amcalari, en şık abileri.
14 Ekim 2008 Salı
Bir Sehnaz Oyun
Sagimizda Rusca, solumuzda Kazakca coskusu yasandigindan ve dolayisiyla Istanbul'a muvasalata yakin, "cok cok ozledigimiz bitane"nin arkasindan gelen onca seyin arasinda bizzat "Guzel Turkce"nin kendisi de oldugundan, tiyatrolarda ne var ne yok diye gezerken rastladim "Bir Sehnaz Oyun"a. Biz tribun tayfasi olarak her sene bir tiyatroya gitmeye yelteniriz ama bir turlu beceremeyiz. Kultur Sanat elcimiz olarak Cihan (kadikoylu1907) abi, elini tasin altina sokup bir organizasyon yaparsa topluca akiliyor, yoksa tiss.
Bu sene "Geleneksel Tiyatroya Topluca Gitmek Isteme ama Gidememe ya da Tek Basina Gitme" senlikleri kapsaminda bir sey basarabilecek miyiz, bilemiyorum ama oyle ya da boyle bu youna gitmek gerek. Su Cilgin Turkler'in yazari arastirmaci-gazeteci Turgut Ozakman'in yazdigi "Bir Sehnaz Oyun"
Imparatorlugu, donusumu ve Cumhuriyet'i edebiyat alaninda neredeyse oksuz-yetim birakmis ve resmi tarihe bel baglayarak, kusaklarina ozel caba olmaksizin hic bir sey ogretmemeyi teamul edinmis anlayisa, eksik-fazla her baskaldiri degerlidir. Bu da belki onlardan birisidir. Gidelim, gorelim...
Bu sene "Geleneksel Tiyatroya Topluca Gitmek Isteme ama Gidememe ya da Tek Basina Gitme" senlikleri kapsaminda bir sey basarabilecek miyiz, bilemiyorum ama oyle ya da boyle bu youna gitmek gerek. Su Cilgin Turkler'in yazari arastirmaci-gazeteci Turgut Ozakman'in yazdigi "Bir Sehnaz Oyun"
Imparatorlugu, donusumu ve Cumhuriyet'i edebiyat alaninda neredeyse oksuz-yetim birakmis ve resmi tarihe bel baglayarak, kusaklarina ozel caba olmaksizin hic bir sey ogretmemeyi teamul edinmis anlayisa, eksik-fazla her baskaldiri degerlidir. Bu da belki onlardan birisidir. Gidelim, gorelim...
14 Eylül 2008 Pazar
Tekin Akmansoy
Denizlili sanatci ama en bilinen senaryosu be oyunculuguyla Kayserili isadami Nori Kantar, yani Tekin Akmansoy'a dair bir roportaj yayinlandi, gecende Hurriyet gazetesinde. Turkiye'de sanatcilik uzerine. Ustadin sozlerine dikkat etmek gerek.
Duzgun ve akil sanatci kisiliginin yaninda, cok da iyi bir Fenerbahcelidir, Akmansoy. 85 yasini doldurmasina ragmen, dinc bir sekilde, Fenerbahce'nin basketbol ve (bilhassa) voleybol maclarinda her daim gorebilirsiniz kendisini.
Yukaridaki, tam ortada Tekin Akmansoy'un bulundugu bir Burhan Felek Spor Salonu cikisi resmi. O salonu da ozlemedik degil. Bir suru maclar ve bir de sampiyonluk kazandik Caferaga'da ama Burhan Felek voleybola daha evla geliyor gonullerde.
Orada alinacak bir sampiyonluk; Anadolu ile mac yapmaya giden Fenerbahce'de cocuk yastaki oyuncular Zeki Riza Sporel'i ve Alaaddin Baydar'i gorunce, "Futbola degil de celik comak oynamaya mi geldiniz?" diyen ama yedikleri 7 golun 4'unu birinden, 3'unu digerinden gorunce buyuk ihtimalle sasiran, rahmetli Burhan Felek'e de hinzir bir selam olurdu hem.
Baska bahara...
Duzgun ve akil sanatci kisiliginin yaninda, cok da iyi bir Fenerbahcelidir, Akmansoy. 85 yasini doldurmasina ragmen, dinc bir sekilde, Fenerbahce'nin basketbol ve (bilhassa) voleybol maclarinda her daim gorebilirsiniz kendisini.
Yukaridaki, tam ortada Tekin Akmansoy'un bulundugu bir Burhan Felek Spor Salonu cikisi resmi. O salonu da ozlemedik degil. Bir suru maclar ve bir de sampiyonluk kazandik Caferaga'da ama Burhan Felek voleybola daha evla geliyor gonullerde.
Orada alinacak bir sampiyonluk; Anadolu ile mac yapmaya giden Fenerbahce'de cocuk yastaki oyuncular Zeki Riza Sporel'i ve Alaaddin Baydar'i gorunce, "Futbola degil de celik comak oynamaya mi geldiniz?" diyen ama yedikleri 7 golun 4'unu birinden, 3'unu digerinden gorunce buyuk ihtimalle sasiran, rahmetli Burhan Felek'e de hinzir bir selam olurdu hem.
Baska bahara...
27 Temmuz 2008 Pazar
Baykal Saran ve Destanın 8. Babı
Bu aralar vefatlardan gidiyoruz.
1937'de Kutahya'da dogmus Baykal Saran.
Buyuk bir tiyatrocuydu. Ferhunde Hanim ve son olarak Kurtlar Vadisi dizileriyle televizyonda gorundu, hatirladigim kadariyla.
28 Temmuz 2006'da kanserden vefat etti. Nasilsa aklimda kalmis vefat tarihi.
Olumunden bir sure sonra, daha once Istanbul'da baska bir kadrodan canli izleme mutluluguna nail oldugum "Kuva-i Milliye Destani" adli siirin Ankara Devlet Tiyatrolari tarafindan sahneye konan oyununda rol aldigini ogrendim. Ses kaydi gecti elime. Rustu Asyali, Cetin Tekindor ve ismini animsayamadigim baska muhim tiyatrocular da vardi oyunda ama 8. Bap'da Baykal Saran'in performansidir beni yerle bir eden...
Belki daha cok oyuna gitmek nasip olur. Belki de olmaz... Ama simdiden soyleyebilirim ki bu asagidaki misralari rahmetliden iyi cikarabilen gorecegimi sanmiyorum.
"Dağlarda tek tek ateşler yanıyordu. Ve yıldızlar öyle ışıltılı, öyle ferahtılar ki şayak kalpaklı adam nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden güzel, rahat günlere inanıyordu ve gülen bıyıklarıyla duruyordu ki mavzerinin yanında, birdenbire beş adım sağında onu gördü. Paşalar onun arkasındaydılar. O, saatı sordu. Paşalar : «Üç,» dediler. Sarışın bir kurda benziyordu. Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı. Yürüdü uçurumun başına kadar, eğildi, durdu. Bıraksalar ince, uzun bacakları üstünde yaylanarak ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak Kocatepe'den Afyon Ovası'na atlayacaktı."
Nur icinde yatsin.
1937'de Kutahya'da dogmus Baykal Saran.
Buyuk bir tiyatrocuydu. Ferhunde Hanim ve son olarak Kurtlar Vadisi dizileriyle televizyonda gorundu, hatirladigim kadariyla.
28 Temmuz 2006'da kanserden vefat etti. Nasilsa aklimda kalmis vefat tarihi.
Olumunden bir sure sonra, daha once Istanbul'da baska bir kadrodan canli izleme mutluluguna nail oldugum "Kuva-i Milliye Destani" adli siirin Ankara Devlet Tiyatrolari tarafindan sahneye konan oyununda rol aldigini ogrendim. Ses kaydi gecti elime. Rustu Asyali, Cetin Tekindor ve ismini animsayamadigim baska muhim tiyatrocular da vardi oyunda ama 8. Bap'da Baykal Saran'in performansidir beni yerle bir eden...
Belki daha cok oyuna gitmek nasip olur. Belki de olmaz... Ama simdiden soyleyebilirim ki bu asagidaki misralari rahmetliden iyi cikarabilen gorecegimi sanmiyorum.
"Dağlarda tek tek ateşler yanıyordu. Ve yıldızlar öyle ışıltılı, öyle ferahtılar ki şayak kalpaklı adam nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden güzel, rahat günlere inanıyordu ve gülen bıyıklarıyla duruyordu ki mavzerinin yanında, birdenbire beş adım sağında onu gördü. Paşalar onun arkasındaydılar. O, saatı sordu. Paşalar : «Üç,» dediler. Sarışın bir kurda benziyordu. Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı. Yürüdü uçurumun başına kadar, eğildi, durdu. Bıraksalar ince, uzun bacakları üstünde yaylanarak ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak Kocatepe'den Afyon Ovası'na atlayacaktı."
Nur icinde yatsin.
Gule Gule Suna Pekuysal
“Falanca denince akliniza ne gelir?”
Aklindan fazla sey gectigine cok rastalanamamis manken, futbolcu vb. meslek gruplarinin standart alti bakis acilarina sahip bir takim mensuplariyla yapilan roportajlarinin klisekare kalibidir bu soru obegi.
“Bizim memleket soyledir, bizim memleket boyledir” vs. vs. diye bir suru tenkit maddesi sayabiliriz, sayilmistir ama oyle insanlar da cikarir ki memleket, yasarken yaptiklari islerle kendilerine hayran biraktirirlar, biraktirmislardir; kayiplarinda ise, bir kez tanisip ellerini sIkmisligimiz olmamasina ragmen kalbimiz bukulurcesine uzulebiliriz, uzulmusuzdur. Iste o insanlarin adi zikredilince akla bin turlu sey gelir.
Sanki Sinop ve havalisinden Nigde’ye kadar tek sahil seridi uzerinde Sili misali bir ulkeymisizcesine yanlis bir tespitle, “Akdeniz insaninin ust seviyede gezen duygularin insani olmasi”yla ozetlenemeyecek bir durum bu.
Adile Nasit oldugu zaman, Bostanci’da sokak ortasinda oturup aglayan insanlar gordugumu hatirliyorum. Bugun hala filmleri seyredildiginde (ki ortalama bir film meraklisinin 1 haftalik sure zarfinda ona ve takim arkadaslarina rastlamamasi imkansizdir) ilk bir kac dakikadaki “Hey gidi rahmetli, ne oynardi?”dan, “Ne oynuyor yahu”ya gecirir sizi. Sanki ciksaniz ve gitseniz film platosunda yakalayacakmissiniz gibi…
Adile Nasit deyince akliniza ne gelir? Hulusi Kentmen’e, Munir Ozkul’a ve belki Turk Sinemasina en cok yakisan aktris gibi ust perdeden cekip, elde zil ziplarmis gibi kosan Hafize Ana’ya ve Tursucu kelimesinin bir suru kusagin zihnindeki ilk anlamlarindan biri olmasina kadar ne detaylar…
Kemal Sunal deyince akliniza ne gelir? Her turlu Saban’dan, Gulen Adam’a, Himmet agabeyinin deyimiyle ailenin yuz aki-yuz karasi ikileminden, Tosun Pasa’ya ve onlarcasini saysan mutlaka unuttugun bir seyler gorecegini farketme gercegine kadar cok ama cok sey…
Sadri Alisik deyince; USS Enterprise’da Spakettin’e giderlerine ve Janice’e takilmalarina guldurdugu, Ofsayt Osman’da “Bu da mi gol degil?” derken degme “Sinemada aglanir mi lan”cisina yan cizdirdigi akla gelmez mi mesela, daha milyon performansin yaninda…
Daha kendisi dunyada yokken cekilen filme atifla “Bediaaaaa” diye Vahi Oz esprisini yapmamis kac kisi vardir?
Muruvvet Sim’i tas catlasin bir iki dusunmeden sonra cikaramayan var midir? Cevat Acikalin’i tanimayan? Yadigar Ejder’i bilmeyen?
Rahmetliler, nur icinde yatsin. Ilk anda aklimiza gelmeyenler kusura bakmasin. Yasayanlardan gidelim biraz.
Sener Sen deyince akliniza ne gelir? Badi Ekrem mi? Vecihi mi? Ziya mi? Serkomiser Ziver mi? Zugurt Aga mi? Mesudiyeli Mesut mu? Mutemet Riza mi? Kumandan Husamettin mi? Eskiya mi? Yonetmen Hasmet mi? Komdeyen Abidin mi? Daha sayayim mi?
Allah gecinden versin, Halit Akcatepe terk-I diyar eylediginde, kac kisi “Guduk Necmi de gitti. Halbuki daha gencecikti” diyecek onca yasina ragmen?
Munir Ozkul, Hababam Sinifi’nda kalp krizi gecirirken ve stadin yolunu bilmez diyen ogrencilerinin basina dikilirken nasil iki ters bir duze getiriyorsa, kafasinda kukuletali sari lacivert beresiyle, elini gogsune koyup Fenerbahce Posterini Emel Sayin’a gosterirken “Helal sana Baba” dedirtmeyecek mi her seferde?
Hayat guzel. Kotu olsa da bir yere gidesi gelmiyor herhalde insanin. Sairin demesiyle “Bakakalirim giden geminin ardindan. Atamam kendimi denize. Dunya guzel” misali. Yine de kapi calip, elinde tirpaniyla kara siluet seklinde tasvir edilen ve adina ecel denen vakit, senin acmani beklemeden paldir kuldur iceri girdigi zaman kendi gidiyor ama herseyi kaliyor bu yukarida ismi sayilanlar gibi olan insanlarin. Yani, yine ayni sairin dedigi gibi “Kendi gitti, ismi bile kalmadi yadigar” degil onlarin kaderi…
Cok mu uzattik ne? Basliktan bu yana Suna Pekuysal lafi gecmedi ama lafin uzayacagi varmis demek ki.
Bizim kusagin aklina muzikal diyince iki sey gelir genellikle. Lukus Hayat ve Hisseli Harikalar Kumpanyasi. Lukus Hayat denince de iki kisi. Suna Pekuysal ve Zihni Goktay. Suna Pekuysal akla Adile Nasit’i getirir. Adile Nasit de Suna Pekuysal’i. Simdi Suna Pekuysal da akla getirdigi insanin yanina gitti. Erken oldu. Doluyor mu gidenlerin yeri? Gidenlerin ait oldugu donemlerin duygulari bu zamankilerden cok farkli oldugundan midir nedir, hayir dolmuyor. O yuzden erken oldu.
Ileride bir gun Lukus Hayat kocaman puntolarla sahne hayatinda, eski kusaklarin hayatindaki gibi, yer alirsa perde acilirken de kapanirken de gosterisli donemlerinin gosterisli oyuncularina gorkemli bir vefa bayragi sallanir umarim.
Elden gelse, “Vefa” diye bir semt ve boza bile birakilmayacak bir donemin en yakin sahitligini, cok farkli bir yer olmasina ragmen yasam alanimizda yani tribunlerde yapiyoruz uzun zamandir. Guzelliklerini ozlemle andigimiz zamanlarin eski insanlari oteye koy olmayan yere giderken hepsine selam durmak gerek.
Gule gule Suna Pekuysal…
PS: Yukaridaki sair Orhan Veli. Siiri de bu alinti yaptigimiz. Dinleme firsati bulursaniz, okurken tam hakkini veriyor Musfik Kenter, hep yaptigi gibi...
Kitabe-i Seng-i Mezar
Hiçbir şeyden çekmedi dünyada
Nasırdan çektiği kadar;
Hatta çirkin yaratıldığından bile
O kadar müteessir değildi;
Kundurası vurmadığı zamanlarda
Anmazdı ama Allahın adını,
Günahkar da sayılmazdı.
Yazık oldu Süleyman Efendi'ye
Mesele falan değildi öyle,
To be or not to be kendisi için;
Bir akşam uyudu;
Uyanmayıverdi.
Aldılar, götürdüler.
Yıkandı, namazı kılındı, gömüldü.
Duyarlarsa öldüğünü alacaklılar
HAklarını helâl ederler elbet.
Alacağına gelince...
Alacağı yoktu zaten rahmetlinin.
Tüfeğini depoya koydular,
Esvabını başkasına verdiler.
Artık ne torbasında ekmek kırıntısı,
Ne matarasında dudaklarının izi;
Öyle bir rüzigar ki,
Kendi gitti,
İsmi bile kalmadı yadigâr.
Yalnız şu beyit kaldı,
Kahve ocağında, el yazısiyle:
"Ölüm Allahın emri,
Ayrılık olmasaydı."
Aklindan fazla sey gectigine cok rastalanamamis manken, futbolcu vb. meslek gruplarinin standart alti bakis acilarina sahip bir takim mensuplariyla yapilan roportajlarinin klisekare kalibidir bu soru obegi.
“Bizim memleket soyledir, bizim memleket boyledir” vs. vs. diye bir suru tenkit maddesi sayabiliriz, sayilmistir ama oyle insanlar da cikarir ki memleket, yasarken yaptiklari islerle kendilerine hayran biraktirirlar, biraktirmislardir; kayiplarinda ise, bir kez tanisip ellerini sIkmisligimiz olmamasina ragmen kalbimiz bukulurcesine uzulebiliriz, uzulmusuzdur. Iste o insanlarin adi zikredilince akla bin turlu sey gelir.
Sanki Sinop ve havalisinden Nigde’ye kadar tek sahil seridi uzerinde Sili misali bir ulkeymisizcesine yanlis bir tespitle, “Akdeniz insaninin ust seviyede gezen duygularin insani olmasi”yla ozetlenemeyecek bir durum bu.
Adile Nasit oldugu zaman, Bostanci’da sokak ortasinda oturup aglayan insanlar gordugumu hatirliyorum. Bugun hala filmleri seyredildiginde (ki ortalama bir film meraklisinin 1 haftalik sure zarfinda ona ve takim arkadaslarina rastlamamasi imkansizdir) ilk bir kac dakikadaki “Hey gidi rahmetli, ne oynardi?”dan, “Ne oynuyor yahu”ya gecirir sizi. Sanki ciksaniz ve gitseniz film platosunda yakalayacakmissiniz gibi…
Adile Nasit deyince akliniza ne gelir? Hulusi Kentmen’e, Munir Ozkul’a ve belki Turk Sinemasina en cok yakisan aktris gibi ust perdeden cekip, elde zil ziplarmis gibi kosan Hafize Ana’ya ve Tursucu kelimesinin bir suru kusagin zihnindeki ilk anlamlarindan biri olmasina kadar ne detaylar…
Kemal Sunal deyince akliniza ne gelir? Her turlu Saban’dan, Gulen Adam’a, Himmet agabeyinin deyimiyle ailenin yuz aki-yuz karasi ikileminden, Tosun Pasa’ya ve onlarcasini saysan mutlaka unuttugun bir seyler gorecegini farketme gercegine kadar cok ama cok sey…
Sadri Alisik deyince; USS Enterprise’da Spakettin’e giderlerine ve Janice’e takilmalarina guldurdugu, Ofsayt Osman’da “Bu da mi gol degil?” derken degme “Sinemada aglanir mi lan”cisina yan cizdirdigi akla gelmez mi mesela, daha milyon performansin yaninda…
Daha kendisi dunyada yokken cekilen filme atifla “Bediaaaaa” diye Vahi Oz esprisini yapmamis kac kisi vardir?
Muruvvet Sim’i tas catlasin bir iki dusunmeden sonra cikaramayan var midir? Cevat Acikalin’i tanimayan? Yadigar Ejder’i bilmeyen?
Rahmetliler, nur icinde yatsin. Ilk anda aklimiza gelmeyenler kusura bakmasin. Yasayanlardan gidelim biraz.
Sener Sen deyince akliniza ne gelir? Badi Ekrem mi? Vecihi mi? Ziya mi? Serkomiser Ziver mi? Zugurt Aga mi? Mesudiyeli Mesut mu? Mutemet Riza mi? Kumandan Husamettin mi? Eskiya mi? Yonetmen Hasmet mi? Komdeyen Abidin mi? Daha sayayim mi?
Allah gecinden versin, Halit Akcatepe terk-I diyar eylediginde, kac kisi “Guduk Necmi de gitti. Halbuki daha gencecikti” diyecek onca yasina ragmen?
Munir Ozkul, Hababam Sinifi’nda kalp krizi gecirirken ve stadin yolunu bilmez diyen ogrencilerinin basina dikilirken nasil iki ters bir duze getiriyorsa, kafasinda kukuletali sari lacivert beresiyle, elini gogsune koyup Fenerbahce Posterini Emel Sayin’a gosterirken “Helal sana Baba” dedirtmeyecek mi her seferde?
Hayat guzel. Kotu olsa da bir yere gidesi gelmiyor herhalde insanin. Sairin demesiyle “Bakakalirim giden geminin ardindan. Atamam kendimi denize. Dunya guzel” misali. Yine de kapi calip, elinde tirpaniyla kara siluet seklinde tasvir edilen ve adina ecel denen vakit, senin acmani beklemeden paldir kuldur iceri girdigi zaman kendi gidiyor ama herseyi kaliyor bu yukarida ismi sayilanlar gibi olan insanlarin. Yani, yine ayni sairin dedigi gibi “Kendi gitti, ismi bile kalmadi yadigar” degil onlarin kaderi…
Cok mu uzattik ne? Basliktan bu yana Suna Pekuysal lafi gecmedi ama lafin uzayacagi varmis demek ki.
Bizim kusagin aklina muzikal diyince iki sey gelir genellikle. Lukus Hayat ve Hisseli Harikalar Kumpanyasi. Lukus Hayat denince de iki kisi. Suna Pekuysal ve Zihni Goktay. Suna Pekuysal akla Adile Nasit’i getirir. Adile Nasit de Suna Pekuysal’i. Simdi Suna Pekuysal da akla getirdigi insanin yanina gitti. Erken oldu. Doluyor mu gidenlerin yeri? Gidenlerin ait oldugu donemlerin duygulari bu zamankilerden cok farkli oldugundan midir nedir, hayir dolmuyor. O yuzden erken oldu.
Ileride bir gun Lukus Hayat kocaman puntolarla sahne hayatinda, eski kusaklarin hayatindaki gibi, yer alirsa perde acilirken de kapanirken de gosterisli donemlerinin gosterisli oyuncularina gorkemli bir vefa bayragi sallanir umarim.
Elden gelse, “Vefa” diye bir semt ve boza bile birakilmayacak bir donemin en yakin sahitligini, cok farkli bir yer olmasina ragmen yasam alanimizda yani tribunlerde yapiyoruz uzun zamandir. Guzelliklerini ozlemle andigimiz zamanlarin eski insanlari oteye koy olmayan yere giderken hepsine selam durmak gerek.
Gule gule Suna Pekuysal…
PS: Yukaridaki sair Orhan Veli. Siiri de bu alinti yaptigimiz. Dinleme firsati bulursaniz, okurken tam hakkini veriyor Musfik Kenter, hep yaptigi gibi...
Kitabe-i Seng-i Mezar
Hiçbir şeyden çekmedi dünyada
Nasırdan çektiği kadar;
Hatta çirkin yaratıldığından bile
O kadar müteessir değildi;
Kundurası vurmadığı zamanlarda
Anmazdı ama Allahın adını,
Günahkar da sayılmazdı.
Yazık oldu Süleyman Efendi'ye
Mesele falan değildi öyle,
To be or not to be kendisi için;
Bir akşam uyudu;
Uyanmayıverdi.
Aldılar, götürdüler.
Yıkandı, namazı kılındı, gömüldü.
Duyarlarsa öldüğünü alacaklılar
HAklarını helâl ederler elbet.
Alacağına gelince...
Alacağı yoktu zaten rahmetlinin.
Tüfeğini depoya koydular,
Esvabını başkasına verdiler.
Artık ne torbasında ekmek kırıntısı,
Ne matarasında dudaklarının izi;
Öyle bir rüzigar ki,
Kendi gitti,
İsmi bile kalmadı yadigâr.
Yalnız şu beyit kaldı,
Kahve ocağında, el yazısiyle:
"Ölüm Allahın emri,
Ayrılık olmasaydı."
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
