Anime etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Anime etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
15 Aralık 2010 Çarşamba
2010 - 2011 Anime Takvimi
Dev gibi, değil gibi hizmet. 2010 - 2011 kışında çıkacak olan animeleri takvim poster haline getirmişler. Büyüt, döktür, evinin duvarına as, "arigato gozaimasu" de.
The Assasination of Yogi Bear
Sinemalara kendisi animasyon olarak gelir ayak, oldukça gerçekçi bir alternatif Ayı Yogi hikayesi de burada. Duygulanmamak elde değil.
6 Aralık 2010 Pazartesi
Kore wa Zombie Desu Ka
Animeden devam...
Fragmanını yukarıda görmekte olduğunuz bu yapımda Ayumu Aikawa adlı kardeşimiz, bir seri katilin kurbanı olur. Fakat defnedilmeden önce necromancer olarak tabir ettiğimiz çakal büyücülerden bir tanesi olan Yū adındaki abla kendisini zombi olarak ayağa diker.
Ayumu'nun uyandığı dünyada "masō shōjo" nam büyücü kızlar ve vampir ninjalar fink atmaktadır.
Bu seri "High School Of The Dead" ile dimağımızı şenlendiren zombili animeler fırtınasına, pek de dahil olmayacak gibi gözüküyor ama bir ümit bekleyelim bakalım diyerek buralara aldık. Hayırlısı...
Paths Of Hate
"Tiyatronun yerini hiçbir şey tutmaz ama canlı sinemanın yerini, bir çok alanda, animasyon tutabilir"in kanıtlarından bir tanesi olduğunu düşünebilirim bunun. O derece güzel olmuş... Çizgi roman modellemesi ile bir animasyon film; "Paths Of Hate". Fragmanı yukarıda. Piyasaya düşünce kaçırmayın.
17 Kasım 2010 Çarşamba
Animasyon Gerçek Oldu : Yaşasın Pop Müzik
Bir çok sanatsal ve doğasal güzel şeye olduğu gibi, bu sefer de "bizibozmaz.com" uyandırdı bizi.
Bazı huylarını platonik sevdiğimiz Japonya, bu sefer de sanal bir sanatçı çıkartmış.
Hatsune Miku'nun konserleri dolup, taşıyor. DVD'ler karaborsada.
Darısı bizim memleketin başına. Bilhassa son dönem pop starlarından (!) görmediğimiz hayırı, sanallarından görebiliriz.
Yukarıda bir konser kaydı var. 3D nelere kadir, oldukça net biçimde gözüküyor.
5 Kasım 2010 Cuma
Miyazaki, South Park'ta...
Her şey aklıma gelirdi, daha doğrusu bu tayfadan her şeyi beklerdim de Hayao Miyazaki'nin bir şekilde South Park'ta bu şekilde yer alacağını düşünmezdim.
Yeni bölüm, "Mysterion Rises.." bilhassa Kenny'nin hakkının iyice verilmesiyle gözümde yukarılara oturmuş durumda ama Cartman'ın Cthulhu ile kaynaştığı sahne, 1988 Studio Ghibli ürünü "Tonari no Totoro" filminde Mei'in Totoro ile karşılaştığı sahne olunca, resmen yerlere yuvarlandım.
Buradan, yeni bölümü; aşağıdaki videoda 04:20'den sonra da bahsettiğim sahneyi izleyebilirsiniz.
3 Kasım 2010 Çarşamba
Alemin Tenten'i Geliyor
Animasyon candır. Tenten animasyonu da canan. Hem can, hem canan geliyor.
Peter Jackson demiş ki:
“With live action you’re going to have actors pretending to be Captain Haddock and Tintin. You’d be casting people to look like them. It’s not really going to feel like the Tintin Hergé drew. It’s going to be somewhat different. With CGI we can bring Hergé’s world to life, keep the stylized caricatured faces, keep everything looking like Hergé’s artwork, but make it photo-real.”
18 Ağustos 2010 Çarşamba
Orko Gibi Senin Ben...
Şu fotoğrafa bakıyorum, yine en sempatiği İskeletor gibi geliyor. İyi tayfasının kılık kıyafete gel. Hepsi birbirinden eksantrik. Hele Orko'ya bak, tipini...Dünya çizgi film tarihin en efsane isimli karakteri de en sol köşede yerini almış bu arada.
"Hayvan Adam"
O kadar izledik, bu sıcakta oturup uzun uzun yazacak hal de yok. Eskileri yad edelim diye koyduk işte. Bir de Thunder Cats vardı bak. O orijinal bir şeydi.
Bugünlük 1990'lar tadının sonu...
9 Temmuz 2010 Cuma
Osman - Bir Deli Oğlan
"Sizler hep böylesiniz! Daha ne kadar zaman, bu ülkede yapılan her iyi şeyin temeline dinamit koyup uçuracaksınız?"
Çok güzel bir kısa film olmuş..
Çok güzel bir kısa film olmuş..
25 Haziran 2010 Cuma
28 Nisan 2010 Çarşamba
Arakawa Under The Bridge
Genç ve başarılı bir yönetici olan Kou Ichinomiya, boğulmak üzereyken kendisini kurtaran Nino isimli ve Venüs'ten geldiğini iddia eden kıza "Hayatı boyunca kimseye borçlu kalmadığını ve hayatını kurtarması karşılığında kendisinden bir şey istemesini" söyler. Bunun üzerine Nino "Sevgilim olur musun?" diye sorar ve olaylar gelişir.
Büyük bir köprünün altında ve çevresinde yaşayan birbirinden cins karakterlerin sırayla ortaya çıktığı ve "Okul, 1 Erkek, 1200 Kız" döngüsünü bozan güzel animelerden olan "Arakawa Under The Bridge" dördüncü bölümden kısa bir videoyla yukarıda.
İngiltere'deki bir yetimhaneden Japonya'ya gelen küçük Stella, Kou'ya "Chun Li'nin karşısına çıkmış Ryu" muamelesi çekerken görülüyor.
Büyük bir köprünün altında ve çevresinde yaşayan birbirinden cins karakterlerin sırayla ortaya çıktığı ve "Okul, 1 Erkek, 1200 Kız" döngüsünü bozan güzel animelerden olan "Arakawa Under The Bridge" dördüncü bölümden kısa bir videoyla yukarıda.
İngiltere'deki bir yetimhaneden Japonya'ya gelen küçük Stella, Kou'ya "Chun Li'nin karşısına çıkmış Ryu" muamelesi çekerken görülüyor.
11 Mart 2010 Perşembe
Federer Kim Oluyor?
Değil Federer, gelmiş geçmiş bütün 1 numaralar bir araya toplansa, bu topu çıkaramazlar.
Japon anime yapımcıları olarak bir tek tenis sporunun anasını bellemediğiniz kalmıştı. Onu da böylelikle aradan çıkartmışsınız. Samimi tebriklerimin kabulünü arz ederim.
17 Şubat 2010 Çarşamba
Seikon no Qwaser
Gizli ve büyük güçleri ihtiva eden bir ikona.Onu koruyan merhum babanın iki kızı.
Onları koruyan kilise personeli.
Hepsini korumaya gelen element bükücü tayfa.
Ve tabii yine otu boku büken kötü adamlar.
Anime'de lise ve "ekiri mekeke" çizgisinden biraz uzaklaşmak isteyenlere bire bir. Henüz altı bölümü yayınlandı. Soundtrack albümünü de buldum ama bölüm başlarında çalan müzik nedir, onu bir türlü yakalayamadım internette.
Ben Vahit, o müziği bulana veya getirene tam 100.000 lira veriyorum.
26 Ocak 2010 Salı
Dance in the Vampire Bund
Vampir prenses Mina Tepes.Onun kurt adam koruması, Akira Kaburagi.
Animelerin olmazsa olmazı, bir lise.
Hasılı anime cenahından vampirlerin Japonya baskını. Orjinal bir çalışma.
Burada resmi sitesi.
Burada da şimdiye kadar yayınlanan bölümleri.
21 Ocak 2010 Perşembe
Ripatta parippari ba...
Buradan sarılabilir, basitlerin basiti animasyona ve saçmaların saçması sözlü şarkıya.
16 Ocak 2010 Cumartesi
Majo no Takkyūbin
Yani "Kiki's Delivery Service"Hemen her yerde Miyazaki'nin en zayıf eseri olduğu söylense de günü layıkıyla kurtaran bir yapım.
Cadılık töresi gereğince 13 yaşında evden ayrılması ve cadısız bir yerleşim biriminde yıl boyunca eğitim görmesi gereken Kiki'nin ve kedisi Jiji'nin kapağı attıkları okyanus komşusu kasabada yaşadığı kimi zaman hüzünlü, kimi zaman neşeli (bu kalıbın hastasıyım da) maceralar anlatılıyor animede.
Miyazaki hikayenin yazarı değil, yönetmeni. Eser sahibi ise Eiko Kadono.
Kiki'nin saçları orjinalinde daha uzunken, animasyon ekibinin işini kolaylaştırmak için kısa olması tercih edilmiş. Bu da Studio Ghibli filmlerinde gördüğümüz ve sevdiğimiz klasik kız çocuğunu hikayenin kahramanı yapıyor tabii. O kız çocuğunu İngilizce versiyonda seslendiren isim, Örümcek Adam serisinden bildiğimiz Kirsten Dunst. Yalnız seslendirme konusunda Japonca ön yargımı kesinlikle koruduğum bir film. İngilizce seslendirme, içerideki ruhu asla yansıtmıyor izlerken.
2011'de yılında vizyona girecek bir de film projesi üzerinde çalışılan Kiki, 1989'da çekilmiş. 21 yıl önce yapımda ve yayında emeği geçen herkese bizden arigato gozaimasu.
15 Ocak 2010 Cuma
Tonari no Totoro
Biz hata etmişiz. Adamların bu filmi "Grave of The Fireflies" ile birlikte gösterime sokmasında bir bildikleri varmış. İlkiyle girilen bunalımdan, ikinciyle çıkarmak gibi insani bir düşünceyle yaklaşmışlar olaya ama biz kaçırmışız o nazik fikri."Tonari no Totoro" isimli bu muazzam sıcak film için bir arkadaşımla konuşurken "çok sığ" demişti. Bırak çöp adamı, düz bir çizgiyi bile cetvel yardımı olmadan çizemeyen bir adamın bu yorumuna "hassiktir" cevabı vermekte haksız olmadığımı filmi izleyince bir kez daha idrak ettim.
Bir ilanla bitirelim:
Hikayenin karmaşık olmaması bir animeyi kötü yapmaz. Başta iki kardeş olmak üzere bütün karakterler yine mükemmel işlenmiş. Aradan 21 sene geçmiş olmasına rağmen bütün Türkiye anime yaparlarının (kimse artık onlar) bir araya gelip, bunun onda biri kadar iş çıkaramamış olması bile her türlü eleştiriyi, tek başına taca atacak bir vaziyet. Kısacası:
"Miyazaki çok pis koyar, unutulmaz kolay kolay"
Anneleri hastanede kalan iki kardeşin, babalarıyla birlikte hastaneye yakın bir köy evine taşınmasını anlatan filmde, evin yanındaki ormanda hüküm süren Totoro isimli doğaüstü varlıkla yakınlaşan abla Setsuke ve kardeş Mei'in macerası anlatılıyor. Uzun zaman sonra "Spirited Away"de de karşımıza çıkacak küçük siyah kamillerin ilk kez burada zuhur ettiğini de görüyoruz bu arada. Filmin İngilizce seslendirmesi ile ilgili enteresan not ise kardeşleri, hakiki iki kardeşin, yani Dakota Fanning ile Elle Fanning'in seslendirmesi.
Bunu izlemeyen "Ben anime seviyorum" demesin. Ya da desin, ama eksik kalacağını da bilsin.
Bir ilanla bitirelim:
Aşağıda görüldüğü üzere, ufaklık Mei ve kediden otobüsün maceralarını konu alan "Mei to Konekobasu" isminde bir de ufak devamı çekilmiş, 13 dakikalık. Bulanların veya görenlerin insaniyet namına bir haber sarkıtması rica olunur.
Tottoro tottorooo
Tottoro tottorooo
10 Ocak 2010 Pazar
Grave of the Fireflies

Avusturalyalı genç bir vatandaşın, hafif mübalağa ile, blogunda altına bu yukarıdaki kelimeleri yazdığı "Grave of the Fireflies" son tahlilde, küçük yaşlarda bir kızı / kız kardeşi olanların, yani direk empatiye sarması muhtemel kişilerin, asla ve kat'a izlememesi gereken bir film. Her şeyi atlasanız bile, şu yukarıdaki resimden hemen sonra Setsuke'nin ölümünün verdiği halet-i ruhiyeden kurtulmak, uzun süre mümkün olmaz gibime geliyor.
Babaları deniz subayı olan Seita ve Setsuke'nin, anneleri ile beraber kaldığı evin bahçesine daha sonra kullanmak üzere erzak gömmesiyle başlıyor film. Hemen akabinde oturdukları mahalle, hava bombardımanı neticesinde kül oluyor. Abi-kardeş, halkın toplandığı ve hastane olarak kullanılan ilkokula gittiklerinde Seita, annesinin feci şekilde yanarak ağır yaralandığını ve normal bir hastaneye kaldırılmazsa öleceğini görüyor ama kız kardeşine bir şey söylemiyor. Annelerinin hemen ertesi gün ölmesi, evsiz kalan çocukların halalarının yanına taşınmasına sebep oluyor. Fakat hala denen zerzevat kadın kendini savaşa kaptırdığından sabilere ıstırap oluyor ve oradan ayrılıp, dere kenarında bir mağaraya sığınıyorlar. Setsuke burada düzensiz beslenme ve açlıktan ölüyor.
Filmi izledikten sonra, üzerinden bir süre geçmeden uzun uzadıya anlatmak bile zor. Küçük nüanslarla gerçek bir yaşamdan uyarlanmış hikaye savaşta insanların ne kadar manyaklaşabildiğini başarıyla anlatıyor. Çizgi yapımlara "çocuk işi" diye yaklaşanların bilhassa bir kaç sahnede yanıldıklarını anlayacağı kesin.
El netice...
Edinin ve izleyin. Üzülürsünüz ama pişman olmazsınız.
Castle in the Sky
Hafta sonunu iki tane Studio Ghibli filmi ile geçirdim. Birincisi bu. Bizdeki Tellioğulları veya Seferoğulları gibi bir sülale olan Laputagillerden arta kalan tek mirasçı konumundaki Sheeta kızımızın, hükümet elindeyken korsanlar tarafından kaçırılmaya çalışılması ve bu esnada yüksek irtifadan düşmesi ile başlıyor film.
"Bu kıza ne gibi bir şekil olacak da hakkın rahmetine kavuşmadan, kurtulacak?" derken boynundaki kolyenin ışıldaması paraşüt görevi yapıyor ve Sheeta'nın, merhum pilot babasının hayallerini gerçekleştirmek isteyen maden işçisi Pazu'nun kucağına uyuyarak yumuşak iniş yapmasını sağlıyor.
Pazu'nun "Yetimler birbirine sahip çıkmalı" düşüncesiyle hareket etmesi ve evi barkı, işi gücü bırakıp kızı takip edenlerden kaçırması ile olaylar gelişiyor.
Meğer Sheeta kızımız, Laputa hanedanının prensesiymiş. Boynundaki kolyenin fonksiyonu sadece yüksekten düşenleri kurtarmak değilmiş. "Acil durumlarda kullanınız, ortalığın anasını beller, sizi itten uğursuzdan korur, kollar" kolyesiymiş. Üstelik öyle kolpadan bir şey de değilmiş, koca koca robotları harekete geçiriyormuş. Kötü adamlar da bu gücün peşindeymiş, falan filan.
Söz konusu gücün toplandığı yer de filme ismini veren kale... Gökyüzünde, bir bulutun ve o bulutun içindeki fırtınalarının kamuflajında dolaşan küçük bir şehir yüzölçümündeki kale Laputa hanedanının bütün sırlarını ve gücünü içinde taşıyor. Herkesin çabası buna ulaşmak. Pazu ve Sheeta, Pazu'nun hayali için, korsanlar ganimet için, hükümet hem ganimet, hem de kalenin silahları için.
Bu arada bir sürpriz olarak Sheeta'nın kalan tek Laputa olmadığını, yani ortalıkta bir de "No.. There is another one" kişisi bulunduğunu öğreniyoruz. Muska kod adlı bu sarı çıyan kılıklı pezevengin seslendirmecisi de bizim ağlak Jedi Mark Hamill.
Herkesin aynı anda kaleye ulaşması ile "Siz kötüyseniz biz de iyiyiz ulan. Bakalım el mi yaman, bey mi yaman" şekline giren mücadele; Muska'nın "Alem buysa, kral benim" diyerek askerleri ortadan kaldırmasının ardından, Sheeta ve Pazu'nun korsanlarla ittifak kurmasıyla heyecanlı bir hal alıyor. Hafif hüzünlü, bol mutlu bir sonla, bu Miyazaki yapımına da noktayı koyup, önümüzdeki animelere bakıyoruz.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


