Del Piero, Real’e iki tane sallamis dun aksam. Yaglarimiz eridi. Zira severiz Del Piero’yu, Real’i sevmedigimiz kadar.
Lisede bir cografya dersi sozlusundeyiz. Yazarken farkettim; bizim apacilikler hep cografya dersine denk gelmis demek. 8 Kasim’da Burcu ile bir yastikta kocama defterine imza atacak olan Burak C.K. (van basten) Kasim 1996’da oynadigimiz Rapid Wien macina elinde cografya kitabiyla gelmisti. Neymis, maci beklerken yaziliya calisacakmis. Ulan aksam 21:45’deki maca, sabahin 07:30’unda cokmusuz. Sicim gibi yagmur var. Etrafta Allahin kulu yok. Once isinalim diye bilardo salonuna giriyoruz. Daha once bu kadar ruyasinda gormus gibi erkenden gelen musteriye rastlamadigindan midir nedir, bizi tuhaf tuhaf kesiyor dukkan sahibi. Sonra zaar gibi aksama kadar surtuyoruz Kadikoy’de. Ne ders calismasi? Hogh golu yazinca kitap da o sevinc numayisinde kaybolup gitmisti zaten.
Cografya sozlusu demistik... “Bilmem ne bolgesinde hangi maden cikar?” diye sordu hoca. Calismadigimiz her seklimizden belli. Ceketin dugmesiyle oynamadayiz. Onden fisildiyor, Coulibaly’den hareketle lakabini Mihribali koydugumuz bir tanesi:
“Boksit, boksit”
Anlamaz gozlerle bakarken, bizim tayfayla goz goze geliyorum; “Juve... Juve...” diyorlar. “Ulan buradan ne cagrisim yapmasi gerekiyor?” diye dusunurken dank edince, vallahi piclik olsun diye degil, aniden agzimdan dokuluveriyor:
“Boksic ve Del Piero hocam”
Hoca “Otur Baris” derken ve futbola dair fikri olmayan sinifin % 70’i bos bos bakarken, bizimkiler siraya gomuluyor guluslerini duyurmamak icin.
Sampiyonlar Ligi’nde oynadigimiz ilk sene Juventus zirvedeydi. Kadrosunu ezbere sayabilirdik, en yedek oyuncusuna kadar. O Juventus’a, gruptan cikma umuduyla, deplasmana giderken, Star Tv’de bir program yapilmisti. Yanilmiyorsam Omer Urundul falan konuktu. Normal bir sekilde futbol konusulurken (Manchester’daki galibiyetin de gaziyla olacak) programa dansoz geldigini hatirliyorum. Omer Urundul’un “Nereye geldim lan ben?” bakislari unutulmazdi.
Juve demisken sahi, bir Padovano vardi. Ne oldu o?
Tuzla etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tuzla etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
6 Kasım 2008 Perşembe
12 Temmuz 2008 Cumartesi
Tuzla Meslek, Kol Gibi Destek
Tuzla'nin simdi muhtemelen luks apartmanlarla dolmus, o zamanlarin bos arsalari ve bir mac oncesi, Tuzla ATL (Mudur yardimcisinin telaffuzuyla atiye) hazirlik sinifi ogrencileri. Bizdeniz...
Sonralari, bir mac oncesi, arkada gozuken ve bina olacakken yarida kalmis beton yigini uzerinden asagiya konfeti atmisligimiz bile vardir, atmosfer olussun diye. Apacilik 1994'den miras bu zamanlara yani.
Ayakta, sol basta, uzerinde Fransiz Ligi Futbol Takimlarinin formalarina benzeyen t-shirtle duran Canarino... Saclar yemek tasi ile sekil verilmis bicimde. Neylersin ki tepeler vs. komple kel simdi.
Yanimdaki sari sacli ve resimde kis kis gulerken yakalanan Fahri Fenerbahceli Ibrahim de oyle olmus. Hatta o komple acmis tepeleri. Gerci onun cocugu oldu. Baba formati az biraz kellik ister neticede. Ogluna Arda adini verdi, Galatasarayli Arda'dan mutevellit ama bu kardesimiz muteaddit kereler Ipekci'de Fenerbahce maclarina gelip, Fenerbahce icin omuz omuza yapmis biridir. Ah be Ibo. Itiraf et de kurtul. Saklama artik.
Saga sola serpistirilmis cantalar ve torbalar arasinda en dikkat cekeni Chicago Bulls cantasi. "Jordan ha birakti ha geldi, Pippen hep oradaydi, aha Rodman geldi" derken Buls'un dominasyon zamanlari. Kofte dudak Amiral Robinson posterinin, koltuk altindan killar fiskirir bicimde evin kapisi arkasina asildigi yillar. Validenin "Heralde gececek bu delilikler" sabri. Az takilmadik Fanatik Basket vs. derken ve suphesiz bizim Alper'in bu cantasinin da ayri yeri vardir, hastalikli spor sevdamizda. Sevket Altug'un "Hizir idi, Yunus idi" tiradi gibi, "Djordevic mi? Naumoski mi?" tartismalari. Tahsil hayatimizi bu kadar atesli tartismadik lise boyunca.
Tartisma demisken, bir de cok sevdigim sira arkadasim Mucahit'in "Baljic, Mijatovic'ten iyi oyuncu" israri. Sira arkadasimsin, kilina zarar gelsin istemem vs ama harbiden bi siktir git be Muco...
Resimdeki dortlu siranin sadece en solu, bir futbol takimi nizaminda poz vermis ama benim onumde oturan arkadasimiz Firat olayi asmis. Sanki Juventus'la scudetto kazanmis da onun sevinciyle poster cekiminde poz veriyor herif. Gozlerdeki mutluluga ve adanmisliga dikiz. "Cikarim, topumu oynarim aga. Perugia, Torino, Lazio beni baglamaz" havalarinda. Onun yanindaki Ferdi de vasat ama sempatik futbolcu kivaminda poz yancisi. "Baba, bize de onemsiz maclarda bir 20 dakika duser mi? Primden olmayalim" sekli.
Ilerleyen yillarda sinif takiminin Aykut Kocaman'i olacak Alper disinda normal poz verenler; "Tuzla Side Story" misali asi, sessiz ama derinden arkadasimiz Mehmet Emin, Olcay Taslicukur ve Mahmut. Olcay'in gormus gecirmis, Japon futbolcu modeli bir yana, Mahmut da "Ulan koca takim menajeriyim. Su lakayit pozda yer alip cok zarar verdik karizmamiza. Antrenman da en ufak yamuga esip gurleyip sazi elime almazsam, oynatir bunlar beni" havalarinda.
En onde comelen bizim Van Basten de maruf oldugu nickindeki Marco gibi degil de Uruguay Milli Takimi'ndan Federico Magalannes'in gencligi gibi cikmis. Esmerlik, sac sekli, neredeyse bire bir... "Tutmayin lan beni, meramimi Ispanyolca anlatacagim bundan sonra" diyor.
Baska bir yazida demistik; Lise muhabbetleri askerlik gibidir, anlat anlat bitmez. Burada da cok yazip cizeriz daha ama su resimde bir sebekenin yattigini soylemeden de gecmeyeyim. Daha Turkiye'ye bahisti, iddaaydi gelmeden seneler once Tuzla ATL sinifinin siralarinda yazi tura atilir. "1-0, 1-1, 0-1"ler havada ucusurdu. Mathias Cvikl ve Kemal Yildirim, Zeytinburnu'nun gol umitleriydi. Reksan Reklam sunardi. "Vurursa gol olur. Suuuut, yandan aut"tu. Elektronik dersinden kacip, iddiaya girilen Trabzon-Samsun maci dinlenirdi. Sol bas ayaktaki, sag bas oturan ve yerde comelen. Sebeke ki ne sebeke... Anlatiriz bir ara...
"Tuzla Meslek, kol gibi destek" oyle mi? Allah belamizi versin lan bizim. O nasil tezahurat oyle...
Sonralari, bir mac oncesi, arkada gozuken ve bina olacakken yarida kalmis beton yigini uzerinden asagiya konfeti atmisligimiz bile vardir, atmosfer olussun diye. Apacilik 1994'den miras bu zamanlara yani.
Ayakta, sol basta, uzerinde Fransiz Ligi Futbol Takimlarinin formalarina benzeyen t-shirtle duran Canarino... Saclar yemek tasi ile sekil verilmis bicimde. Neylersin ki tepeler vs. komple kel simdi.
Yanimdaki sari sacli ve resimde kis kis gulerken yakalanan Fahri Fenerbahceli Ibrahim de oyle olmus. Hatta o komple acmis tepeleri. Gerci onun cocugu oldu. Baba formati az biraz kellik ister neticede. Ogluna Arda adini verdi, Galatasarayli Arda'dan mutevellit ama bu kardesimiz muteaddit kereler Ipekci'de Fenerbahce maclarina gelip, Fenerbahce icin omuz omuza yapmis biridir. Ah be Ibo. Itiraf et de kurtul. Saklama artik.
Saga sola serpistirilmis cantalar ve torbalar arasinda en dikkat cekeni Chicago Bulls cantasi. "Jordan ha birakti ha geldi, Pippen hep oradaydi, aha Rodman geldi" derken Buls'un dominasyon zamanlari. Kofte dudak Amiral Robinson posterinin, koltuk altindan killar fiskirir bicimde evin kapisi arkasina asildigi yillar. Validenin "Heralde gececek bu delilikler" sabri. Az takilmadik Fanatik Basket vs. derken ve suphesiz bizim Alper'in bu cantasinin da ayri yeri vardir, hastalikli spor sevdamizda. Sevket Altug'un "Hizir idi, Yunus idi" tiradi gibi, "Djordevic mi? Naumoski mi?" tartismalari. Tahsil hayatimizi bu kadar atesli tartismadik lise boyunca.
Tartisma demisken, bir de cok sevdigim sira arkadasim Mucahit'in "Baljic, Mijatovic'ten iyi oyuncu" israri. Sira arkadasimsin, kilina zarar gelsin istemem vs ama harbiden bi siktir git be Muco...
Resimdeki dortlu siranin sadece en solu, bir futbol takimi nizaminda poz vermis ama benim onumde oturan arkadasimiz Firat olayi asmis. Sanki Juventus'la scudetto kazanmis da onun sevinciyle poster cekiminde poz veriyor herif. Gozlerdeki mutluluga ve adanmisliga dikiz. "Cikarim, topumu oynarim aga. Perugia, Torino, Lazio beni baglamaz" havalarinda. Onun yanindaki Ferdi de vasat ama sempatik futbolcu kivaminda poz yancisi. "Baba, bize de onemsiz maclarda bir 20 dakika duser mi? Primden olmayalim" sekli.
Ilerleyen yillarda sinif takiminin Aykut Kocaman'i olacak Alper disinda normal poz verenler; "Tuzla Side Story" misali asi, sessiz ama derinden arkadasimiz Mehmet Emin, Olcay Taslicukur ve Mahmut. Olcay'in gormus gecirmis, Japon futbolcu modeli bir yana, Mahmut da "Ulan koca takim menajeriyim. Su lakayit pozda yer alip cok zarar verdik karizmamiza. Antrenman da en ufak yamuga esip gurleyip sazi elime almazsam, oynatir bunlar beni" havalarinda.
En onde comelen bizim Van Basten de maruf oldugu nickindeki Marco gibi degil de Uruguay Milli Takimi'ndan Federico Magalannes'in gencligi gibi cikmis. Esmerlik, sac sekli, neredeyse bire bir... "Tutmayin lan beni, meramimi Ispanyolca anlatacagim bundan sonra" diyor.
Baska bir yazida demistik; Lise muhabbetleri askerlik gibidir, anlat anlat bitmez. Burada da cok yazip cizeriz daha ama su resimde bir sebekenin yattigini soylemeden de gecmeyeyim. Daha Turkiye'ye bahisti, iddaaydi gelmeden seneler once Tuzla ATL sinifinin siralarinda yazi tura atilir. "1-0, 1-1, 0-1"ler havada ucusurdu. Mathias Cvikl ve Kemal Yildirim, Zeytinburnu'nun gol umitleriydi. Reksan Reklam sunardi. "Vurursa gol olur. Suuuut, yandan aut"tu. Elektronik dersinden kacip, iddiaya girilen Trabzon-Samsun maci dinlenirdi. Sol bas ayaktaki, sag bas oturan ve yerde comelen. Sebeke ki ne sebeke... Anlatiriz bir ara...
"Tuzla Meslek, kol gibi destek" oyle mi? Allah belamizi versin lan bizim. O nasil tezahurat oyle...
7 Temmuz 2008 Pazartesi
Orta Sira Yuvarlaginin Kendi Yari Alanina Bakan Dilimi
Firat kardesimin futbol dehasi ile kurulu blogunda okuduklarim uzerine aklima geldi bu mevzu.
Bizim okudugumuz Tuzla ATL gibi, zaman zaman (yoksa sIklIkla mi demeliyim. Elektronik hocasinin, sinifta oynanirken, bir domi vole sonucu kizlardan birinin suratinda patlayan topu bulmak icin “Top nerde lan” diye bagira bagira butun erkekleri dayaktan gecirdigini animsarim. Ayni hocanin, ihtisasi elektrik olmasina ragmen dersin icerisinde nizami sarjin ne oldugundan orneklerle bahsetmesi ve daha nicesi de ayri) "cennetten cikma" hadiselerin egitime katki verdigine inanilan yerlerde, 3 adet bozuk parayla mac yapmak daha da heyecan vericiydi. Yakalaninca sopa garantisi var cunku. Misal ingilizce egitim kasetlerini dinledigimiz muzik setinin kablosuyla ellerimize vuruldugu bir "Hasan almaz, basan alir" gunu hatirliyorum.
Bizim memlekette herkesin teknik direktor oldugu gibi, her sinif da Hababam'dir. "Biz okulda cok pictik yeaaa" nidalari, az samimi ortamlarin muhabbetinin azaldigi ickili grup sohbetlerinde "Anilara Giris" faslidir. En az 1 saati kurtarir. Gerci her ayri kisi ve/veya grup kendi anisi degilse sadece otomatik olarak ehehekeke diye guler ama icinden de “Yeter lan, butun gece seni mi dinleyecegiz” der.
Biz de cok pictik ama bu kliseyi kullanmayacagim. Baska yazida bol bol piclik edebiyati yapariz. Onun yerine "Cok dayak yedik bu mevzulardan" diyebilirim. Hos, dersin baslamasina yakin kagittan yapilan topa vurulan volenin, kapiyi acan Ingilizce hocasinin kafasina teget gecmesi; Denizli ile oynadigimiz kupa macini radyodan dinlerken, hocanin iceri girmesi ve mesin yuvarlagin aglarla bulusmasi ayni anda olunca goool diye firlayinca ayakta yakalanmak vs. vs. vs.
Neyse...
Hazirlik sinifinda basladigimiz para maci turnuvalari, lise son sinifa kadar surdu. UEFA gibi, kurallari olan bir organizasyonduk.
Turlu sekiller vardi muhakkak ama benim icin en ozel stil, genellikle uzun parmakli arkadaslarin kullandigi bir stildi. Uzun denemeler sonrasi ben de ustalastim (Cilala, parlat by Miyagi San) Orta parmagin uc kismi, tukurukle kaygan bir hale getirilir. El; masaya, orta parmak paranin arkasina gelecek sekilde karis biciminde konur. Kayganlastirilan parmak, eklemlerinden yukariya dogru bukulur. Diger el yumruk yapilarak, en ust ekleme vurulur ve paranin sert bicimde hedefe gitmesi saglanirdi.
20 kadar katilimcili turnuvalarda hep dordunculuk, altincilik aralarinda gezindim. Organizasyonun koklu ekiplerinden biriydim. Ilginc bir tespittir (ya da degildir, bilmiyorum) hep bizim gibi futbol delileri yer alirdi ustlerde. "Aman canim, 20 parmak uc paranin arkasinda kosturup duruyor" tarzi dusunenler ya da tatli su taraftarlari hep dusuk siralarda kalirlardi.
Buradan turnuvalarda genelde ilk ikiden dusmeyen van basten (Burak C.K.) kardesime ve ilk turlari rahat gecmek maksadiyla eslesmelerde bana cikmasi icin dua ettigim ve her macta istisnasiz, sert sutlarimla hassas ellerini kanattigim Israfil U.'ya selam ederim.
Ahlaka dair bildigim ne varsa para macindan ogrendim. Cunku para hicbir zaman bekledigim koseden gelmedi.
PS: Yukaridaki resim, parmaga oturunca en fazla can acitandir. 90'da patlamis top gibi keyif yaratir, golu atanda.
Bizim okudugumuz Tuzla ATL gibi, zaman zaman (yoksa sIklIkla mi demeliyim. Elektronik hocasinin, sinifta oynanirken, bir domi vole sonucu kizlardan birinin suratinda patlayan topu bulmak icin “Top nerde lan” diye bagira bagira butun erkekleri dayaktan gecirdigini animsarim. Ayni hocanin, ihtisasi elektrik olmasina ragmen dersin icerisinde nizami sarjin ne oldugundan orneklerle bahsetmesi ve daha nicesi de ayri) "cennetten cikma" hadiselerin egitime katki verdigine inanilan yerlerde, 3 adet bozuk parayla mac yapmak daha da heyecan vericiydi. Yakalaninca sopa garantisi var cunku. Misal ingilizce egitim kasetlerini dinledigimiz muzik setinin kablosuyla ellerimize vuruldugu bir "Hasan almaz, basan alir" gunu hatirliyorum.
Bizim memlekette herkesin teknik direktor oldugu gibi, her sinif da Hababam'dir. "Biz okulda cok pictik yeaaa" nidalari, az samimi ortamlarin muhabbetinin azaldigi ickili grup sohbetlerinde "Anilara Giris" faslidir. En az 1 saati kurtarir. Gerci her ayri kisi ve/veya grup kendi anisi degilse sadece otomatik olarak ehehekeke diye guler ama icinden de “Yeter lan, butun gece seni mi dinleyecegiz” der.
Biz de cok pictik ama bu kliseyi kullanmayacagim. Baska yazida bol bol piclik edebiyati yapariz. Onun yerine "Cok dayak yedik bu mevzulardan" diyebilirim. Hos, dersin baslamasina yakin kagittan yapilan topa vurulan volenin, kapiyi acan Ingilizce hocasinin kafasina teget gecmesi; Denizli ile oynadigimiz kupa macini radyodan dinlerken, hocanin iceri girmesi ve mesin yuvarlagin aglarla bulusmasi ayni anda olunca goool diye firlayinca ayakta yakalanmak vs. vs. vs.
Neyse...
Hazirlik sinifinda basladigimiz para maci turnuvalari, lise son sinifa kadar surdu. UEFA gibi, kurallari olan bir organizasyonduk.
Turlu sekiller vardi muhakkak ama benim icin en ozel stil, genellikle uzun parmakli arkadaslarin kullandigi bir stildi. Uzun denemeler sonrasi ben de ustalastim (Cilala, parlat by Miyagi San) Orta parmagin uc kismi, tukurukle kaygan bir hale getirilir. El; masaya, orta parmak paranin arkasina gelecek sekilde karis biciminde konur. Kayganlastirilan parmak, eklemlerinden yukariya dogru bukulur. Diger el yumruk yapilarak, en ust ekleme vurulur ve paranin sert bicimde hedefe gitmesi saglanirdi.
20 kadar katilimcili turnuvalarda hep dordunculuk, altincilik aralarinda gezindim. Organizasyonun koklu ekiplerinden biriydim. Ilginc bir tespittir (ya da degildir, bilmiyorum) hep bizim gibi futbol delileri yer alirdi ustlerde. "Aman canim, 20 parmak uc paranin arkasinda kosturup duruyor" tarzi dusunenler ya da tatli su taraftarlari hep dusuk siralarda kalirlardi.
Buradan turnuvalarda genelde ilk ikiden dusmeyen van basten (Burak C.K.) kardesime ve ilk turlari rahat gecmek maksadiyla eslesmelerde bana cikmasi icin dua ettigim ve her macta istisnasiz, sert sutlarimla hassas ellerini kanattigim Israfil U.'ya selam ederim.
Ahlaka dair bildigim ne varsa para macindan ogrendim. Cunku para hicbir zaman bekledigim koseden gelmedi.
PS: Yukaridaki resim, parmaga oturunca en fazla can acitandir. 90'da patlamis top gibi keyif yaratir, golu atanda.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)