4 Ekim 2012 Perşembe

Yeniçeri, Paşa, Padişah... Yediniz Fenerbahçe'yi. Afiyet Olsun!



"Allah bir daha kötü gün göstermesin ki bir daha buraya yazmak gerekmesin" demiştik ama olmadı. Benim artık Fenerbahçe'ye dair söyleyecek bir sözüm kalmadı. Bu kalmamazlık, kötü gün şeklinde vücut buldu. Yazık oldu. Neyse, haydi sadede...

Alphonse de Lamartine, üç ciltlik Osmanlı Tarihi'nin "Aşiretten Devlete" isimli birinci cildinde, Yeniçeri Ocağı'nın kuruluşunu şöyle anlatır.

"Orhan Bey'in etrafında derhal İslâmiyete yeni geçmiş gençlerden bir avuç asker toplandı. Orhan Bey bunları, Osmanlıların savaş ruhu olan dine adamak istiyordu. Ulu dervişlerden, Hacı Bektaş adlı birisi, Amasya'dan pek uzakta olmayan Sulca kasabasında yaşıyordu. Orhan Bey yeni askerlerini bizzat alarak, dervişin yanına götürdü ve ondan dinin bu yeni çocuklarına sancak, ad ve hayır vermesini rica etti. Bu derviş, kurulan yeni teşkilâtın, îmansızları hatalarından koparacağını ve Muhammed'in Tanrısı'na bir milyon yeni mümin kazandıracağını anlayınca, yerinden doğruldu; yeni milisin genç askerlerinden birine yaklaşarak, onun şahsında bütün birliği takdis etmek üzere, elini genç askerin başına koydu. Bu sırada, dervişin kaftanının yeni, omuzunun üzerinden kayarak askerin ensesi üzerine düştü.

Derviş Orhan Bey'e dönerek, 'Bugün kurulan bu milisin yüzü gün gibi ak ve aydınlık, kolu ağır, kılıcı keskin, oku delici olacaktır. Giderken muzaffer, dönüşünde galip olacaktır. Haydi, yolunuz açık olsun!' dedi."


Aynı Yeniçeri, Necip Fazıl'ın Gençliğe Hitabe'de bahsederken "aşk, vecd, fetih ve hakimiyet ile süslenen" dediği ilk iki buçuk asırdan sonra, yine Necip Fazıl'ın anlatımıyla devletin gördüğü en büyük rezillikleri yaşatacak ve sonunda ocak "efendisi" Sultan Genç Osman'ın bile canına kıyacaktır:

"... rezilce lisan tecavüzlerinden sonra "Altuncuoğlu" isimli, yeniçerilik tereddisinin âbide çapında sembolü bir alçak, Halife ve Padişahının kaba etini çimdikliyor ve şöyle diyor:
- Osman, ne de güzel götün var!
Ve o anda başına inecek namuslu kılıçlar altında gebertileceğine, kahkahalarla karşılık görüyor."

Bu coğrafyanın ve insanların hayatı tarih boyunca her süreçte üç zümrenin elinden geçmiş.

1) Zorba askerler.
2) Zorbabaşı vezirler.
3) Zorbalara isteyerek ya da istemeden boyun eğen padişahlar.

Hiç mi güzel günler olmamış?

Olmaz olur mu? Ama az sürmüş ama çok; asker askerliğini, vüzera vezirliğini, sultan sultanlığını yaptığında mülk mutluymuş.

Yeniçeri bir keresinde isyan edip kelle istediğinde ve aldığında, Ahmet Paşa'nın adının başına bir de "Hezârpare" yani "bin parça" getirdi. Sebep? Paşanın cesedini meydanda ağaca bağlayıp, mafsal ağrılarına iyi geliyor diye, parçalara bölerek halka sattılar. Sepetine "yek pare" Ahmet Paşa alan uzadı, gitti. Say ki Alex'in "mecazen" yaptığı da budur.

Hafız Paşa, IV. Murat'la helalleşip kapıda bekleşen yeniçerilere tokatla giriştikten bir kaç saniye sonra katledilirken, Kösem ile ittifakı sayesinde içinden sırıtan Topal Recep Paşa'nın "Gel beri Topal zorbabaşı" cümlesiyle biten hayatı boyunca yaptıklarını, Aykut Kocaman'a "say ki" diyerek bağlamak, en hafif tabirle "ayıp" olur. 3 Temmuz'un Hafız Paşa'sı,sonranın bu kadar çap eksikliğini kendine yakıştırıyor mu, diye sormak ise haktır.

Ve padişah... Mülkün sahibinin yeryüzündeki gölgesi... Onun için uzun uzun kronoloji yazmak gerek. Şimdi ben bunu söyleyince paslaşmışız sanılacak ama değil.

Dün akşam yazıyı taslak olarak kaydedip, devamını yazmayı bugüne bırakmıştım. Az evvel Barış Gerçeker'den bir mail geldi, yeni yazısını yollamış kardeşim. Okudum.
"Hah" dedim. Ancak bu kadar güzel yazılır. Sayın ki bana izin vermiş, bu yazıya ben devam edeceğime, ondan alıntı yapmışım. Çünkü evet, ancak bu kadar güzel yazılır.

Kronoloji - Barış Gerçeker

Son bir söz de ben ekleyeyim kardeşimin müsaadesiyle. Dünya durdukça el altında bulunası kitaplardan "Kâbusname"de, Keykavus "Padişah olmak hali nicedir, onu beyan eder"ken şöyle diyor ve doğru diyor vesselâm.

"Ahde hilâf etme, yani bir nesneye ahdetsen, ahdini sıma ki ahde hilâf etmek kamu halk ayıptır, hâssa ki padişah ola. Zira halk eğer ahde hilâf etse, vefa etmese, âcîzliğine delildir. Padişah neden âcîzdir ki, ahde hilâf ede, vesselâm."