30 Kasım 2008 Pazar

Mavi'ye Dikiz

LiveScore'dan ogrendigimize gore, Manchester City-Manchester United macinin 80. dakikasi oynaniyor ve United 1-0 onde. Ama mevzu o degil.

Yukaridaki resim, City'nin Schalke'yi 2-0 yendigi mactan bir kare. Stephen Ireland, kendisinin birinci, takiminin ikinci golunu kutluyor. Bu ayin basinda, United'in bir gol kutlamasindan hareketle, kendilerine "Soytariligin luzumu yok. Kicinizdan renk uydurmayin" demistik. Simdi City'ye soyluyoruz.

"Yikilin lan. Renginizi giyin, oyle gelin. Yikil..."

Koptu, Geliyor.

"A fly, Sir, may sting a stately horse and make him wince; but one is but an insect, and the other is a horse still"
Samuel Johnson

"Ayril da gel ulan"
Veliefendi'den

Izin dolayisiyla ara verdigimiz, "Flying Dutchman Blog'da At Yarisi" yazilarina onumuzdeki hafta basliyoruz.

Dovme Nerde Yaptirilir?

Bir sure once "Dovme nedir?" diyip, Barad-Dur'un omuz nahiyesindeki Fenerbahce Armasi calismasina "Sahikasidir" demistik.

Izin zamaninda, Barad-Dur'un yeni dovmesi icin ilgili mekana gittik. "Gozumuz kamasti" desek yeridir. Kadikoy Carsisi'nda 60 numara'da DreamCatcher Tatoo. Dovme eserse, bunlar (sah)eser.

http://www.dreamtattoo.com/

Linda is Back In Town

Fenerbahce Bayan Basketbol Tarihi'nin en sempatik ve duygusal yabanci oyuncusu, gecen hafta Caferaga'ya geri dondu bir macligina. Bu seneki takimi Broker Kosice ile Fenerbahce'ye yenildikleri macta forma giymedi. Iyi ki de oyle oldu. Caferaga'da Fenerbahce formasindan baska forma giydigini gormek zor olabilirdi, taraftar icin.

Aklima gelmisken; Akyazi maci sonrasi, donuste yogun ilgimize maruz kalan ve "Bunlar deli olabilir mi?" bakislarini elden birakamayan sevgili Andrew enistemiz, benim "Kill For You" atkisini takiyor mu acaba arada bir de olsa?

Linda, Linda, Uber Alles...

Inleyen Nagmeler

Yine ruhumuzu sardi.

Fenerbahce - Besiktas : 2-1

Ramalama (by Roisin Murphy)

Could a body close the mind out
Stitch a seam across the eye
If you can be good, you’ll live forever
If you’re bad, you’ll die when you die

Hearing only one true note
On the one and only sound
Unzip my body
Take my heart out
'Cause I need a beat to give this tune

Taking a picture of
Taking a picture of
Taking a picture of

Oh the body swayed to music
Oh the lightning glance
If I would give it all and all
Maybe you would hear me
Ask for half a chance

Hearing only one root note
Planted firmly in the ground
Undo my heart, unzip my body and
Lend to my ear a clear and a deafening sound

Unzip my heart

And if I need a rhythm
It’ll be to my heart I listen
If it don’t get me too far wrong

And if I
And if I
And if I need a rhythm
It’s gonna be to my heart I listen
If it don’t take me too far gone

Everybody smile please
Nobody pay no mind to me
Finger in position on the switch
A little flash photography

Taking a picture of you
Taking a picture of
Taking a picture of me
Taking a picture

Ramalama Bang Bang
Flash Bang Big Bang
Bing Bong, Ding Dong
Dum dum d’ dum dum

With a hammer Bang Bang
Flash Bang Press Gang
Bing Bong, Ding Dong
Dum dum d’ dum dum

With a st’ stammer
Bang Bang
Crash Bang
Big Bang
Boing Boing
Boing Boing
Dum dum d’ dum dum

With a st’ stammer
With a st’ stammer
With a st’ stammer
Bang Bang

Crash Bang
Big Bang
Bing Bang
Crash Bang

And if I
And if I need a rhythm
Gonna be to my heart I listen

And if I
And if I need a rhythm
Gonna be to my heart I listen

And if I
And if I need a rhythm
Gonna be to my heart I listen

And if I
And if I
Need a rhythm
Need a rhythm
Need a rhythm
And if I
And if I need a rhythm

28 Kasım 2008 Cuma

James Bond Figurleri

"James Bond figurleri var midir acaba?" diye meraklanmistik, bir kac yazi once. Varmis. Sagdaki Sean Connery'den goreceginiz (ve digerlerini az cok tahmin edebileceginiz) uzerine, pek olmamis. Joseph Wiseman'in Dr. No'yu solo gorunce biraz umitlenmistim ama... Yine de alinmaz mi? Alinir.

Fenerbahce-Besiktas

Yarin Kadikoy'de, Fenerbahce-Besiktas.

Guncel oneminin yani sira, Besiktas maclari cok fazla ehemmiyet arz eder bizim icin. Cocuklugumuz, 0-3'den 4-3 Galatasaray galibiyeti ve benzerleriyle nasil mesutsa, seri Besiktas maglubiyetleri ve beraberlikleriyle ise bir o kadar meyustur.

Fenerbahce ile Besiktas arasinda oynanan ilk mac, mac gununden 87 sene once, 22 Nisan 1924'de olacakti. Ancak Besiktas sahaya cikmadigindan, Fenerbahce hukmen galip geldi. Olay, donemin gazetelerinden Ikdam'da yazildigina gore soyle gerceklesti:
"... Cekilen kura mucibince, ilk oyun Besiktas'la Fenerbahce arasinda idi. Musabakalarin muntazam bir program tahtinda icrasi ve karisikliga meydan vermemek icin, Galatasaray Kulubu hafta icinde turnuva musabakalarina istirak eden kuluplere birer tezkere yazarak, her kulubun kendi oyuncularile ispat-i vucut etmelerini bildirmisti. Fakat Besiktaslilar, Union Club'den Bekir ve Refik Bey'leri takimlarina idhal ettiklerinden, bittabi Galatasaray Kulubu buna itiraz etmis ve binnetice Besiktaslilar sahadan cekilerek Fenerbahce galip addedilmistir"

Sahada oynanabilen ilk mac ise tam 84 yil once bugun, 28 Kasim 1924'de yapildi. Fenerbahce, bu maci Zeki Riza Sporel'in iki, Cafer Cagatay'in ve Alaeddin Baydar'in birer goluyle 4-0 kazandi.

Su kadar macta su kadar galibiyet, maglubiyet bilgilerinden ziyade, "Tarihte O Gun" formati atacak olursak, iki takim , iki tane 29 Kasim maci yapmis. Bunlardan birincisi 1953 (Istanbul Ligi), digeri ise 1964 (Turkiye Ligi) yillarinda. Iki mac da Inonu Stadi'nda oynanmis. 1953 macini Besiktas 2-0 kazanirken, 1964'deki mac 1-1 berabere bitmis.

Yarin 29 Kasim sanssizligini da yenmek dilegiyle. Inleyen Nagmeler...

Eric Theodore Cartman - 3

South Park hippi istilasina ugradiginda, Cartman'in cabalarini anlatan 9. Sezon'un 2. bolumunden. Cartman, Belediye Meclisi uyelerine, karsi karsiya kaldiklari tehdidi anlatmaya calisiyor.
------------------------------------------
Mayor, something very big is happening, and if you all don't give me a moment of your time, there may be no more South Park to council over!

I'm talking about the end of all life as we know it. For the past several days I've been... noticing a steep rise in the number of hippies coming to town. At first I thought maybe it was just a coincidence. Then I saw this... Three new drum circles have sprouted up here, here, and here. They're all growing in diameter, at a rate of two hippies per hour. What this means... is that the hippies are conglomerating. They'er thriving, if you will. I think that they're setting up for a... Hippie music festival.

Ti's, it's simple science. Look: When hippies start to nest in a new area, it draws other hippies in. With the right weather conditions and topography, it can lead to a music festival. One that last for days, even weeks. Reggae on the River, Woodstock, Burning Man, they will all pale in comparison to what we're looking at now. In my professional opinion... I think we're looking at a full-blown hippie jam festival the size of which we've never seen.

I know hippies. I've hated them all my life. I've kept this town free of hippies on my own since I was five and a half. But I can't contain them on my own anymore. We have to do something, fast!

Dogru Demis

In the End, we will remember not the words of our enemies, but the silence of our friends.

Martin Luther King Jr.

Dili Olsa da Konussa...

lacivert (King Santillana) reisin yeni siiri. Istanbul'dan daha yeni donmusken, icerisinde raki ve Bogaz gecen siir bizi gecenin bir yarisinda fena vurdu. Eline saglik reis.
-----------------------------
Beyhude gecen omrumuzde yasiyoruz tasayi.
Yalniziz, kalenderiz, cekiyoruz rakiyi.
Kafamizda sac kalmasa da oynuyoruz afilli delikanliyi.
Dili olsa da konussa su Canakkale Bogazi.

27 Kasım 2008 Perşembe

Sinema Mesaisi

Iznin yalniz gecen bir gununu sinemaya ayiralim dedik ve Kadikoy Reks’e sabah girdik, aksam ciktik, mesai gibi. “Mustafa” ve “Quantum Of Solace” en merak ederek gittiklerimizdi.

Oncelikle Mustafa… Sevket Sureyya Aydemir’in Tek Adam’indan baslayarak, Lord Kinross’a, Halide Edip’e ve Ataturk’un yaverlerine uzanarak, bu ise yakinen egilmis insanlarin asina olmadigi pek de bir sey yok filmde. Cikista, ergenden yeni cikmis tayfanin “Pasa da alemciymis be ekemekeke” seklindeki tepkilerine bakinca, filme dair tartismalar da oldukca anlasilir aslinda. Devrimini tam olarak oturtmamis, aksine devrim liderinin vefatindan sonra Ikinci Dunya Savasi karmasasina dalip, kurulus surecini harala gurele ile gecirmis memleketimizde, onca cahil isyanin hatirasi dururken, endiseleri normal karsilamak gerek. Hic sevmedigimiz, “ne kokar ne bulasir “ zihniyetinin dusturu da olsa, “Bence sen de haklisin” denebilir, begenene de elestirene de…

007’ye gelince; hayal kirikligina ugradik.Belki biz tam anlamamisizdir ama ne orgutmus kardesim bu. Spectre halt etmis yaninda. Yapiya dair en ufak ipucu olmadigi gibi, uc bes filmde zor cozulecekmis hissi veriyor. Vesper’dan oturu romantik bir konu devamliligi var ama seri klasiklerinin de bazilari olmayinca James Bond mu izledik, yoksa baska bir sey mi karar veremedik? Hadi sinemaskop baslangic ekranindaki James’in ates etme sahnesinin sona tasinmasini nispeten anladik. Moneypenny ve Q da zaman asimina kurban gitti uzun suredir, pekala. Matis’in olmesine de soyleyecek bir sey yok. “My name is Bond… James Bond” nereye gitti? Araya bir “Shaken, not stirred” atilsa fena mi olurdu? Allahtan M degismiyor. Judi Dench’e iyi alistik zira. Yalniz petrole bulanarak canina kastedilen Ajan Fields ile 1964'deki Goldfinger'da altinla kaplanarak olen Jill Matterson'a (Shirley Eaton) dogru nostalji yasadigimizi da atlamayalim. Guzeldi.

Swatch’un film oncesinde reklamini yaptigi 007 Villain Collection saatleri de oldukca guzel ama saat koleksiyonu fikri, bir tuhaf geliyor insana. Yani alinir ama bir gorselligi olmaz ki kardesim. Figurleri ciksa da alsak. Scaramanga, Jaws falan derken bir rafi kaplariz. Bir bakalim, vardir belki.

Bir Mac Aradan Sonra

Sezon basindaki Cumhurbaskanligi Kupasi uzuntusunden sonra bu mac cok onemliydi. Oyle ki Ankara macindan bile biraz daha fazla onem arz ediyordu bizim icin.

Taraftarlar arasindaki atismayi anlayabiliriz. Yoneticiler arasindakini de anlamak mumkun. Zira bunlar amator. Kalben seven, bu paralelde hizmet etmek isteyen bireyler ve bunlarin olusturdugu topluluklar. Belki yoneticiler icin fazla abartili bir duygu ikliminin resmini cizdik ama neticede onlar da taraftar. Arsizi, ugursuzu her yerde var. Onlar konumuz degil.

Peki sporcular? X bir kulubun oyuncusu, agiz ishali olmus gibi, rakip takim, oyuncular ve taraftarlar uzerine konusmaya baslayinca ne yaptigini saniyor acaba? Kendisine motivasyon saglamak mi? Camiasinin arzusunu percinlemek mi? Seviyesizlesmenin ve daha uc gun once baska forma giydigini unutup, “Ben var ya ben. Olurum bu renkler icin” diye durulmadan, dalgalanmanin manasi nedir?

Galip geldigin mactan sonra, rakibi ve belki ondan onemlisi, Milli Takim’dan veya sosyal yasamdan arkadaslarini kucuk gorup, soyunma odasinda kufurlu tezahuratlarla cosmanin yarari muallaktadir ama sonucu ekseriyetle bellidir.

Gecen sezon sampiyonlugunda bir mac ara sonra, kaldigimiz yerden devam.

Galatasaray : 58
Fenerbahce : 66

Tebrikler…

Herkes Yilar, Nevriye Yilmaz

“Turkiye’nin en iyi bayan basketbolcusu kimdir?” diye sorulsa buyuk olasilikla ve buyuk farkla Nevriye secilir. Bu kadar yetenekli ve bu kadar “her sene uzerine katan” baska bir Turk oyuncu gormeyen nice taraftar var Caferaga tribunlerinde.

Fenerbahce’de, asagidaki ortalamalarla 88 lig maci oynadi.
26.6 dakika
12.0 sayi
7.2 ribaunt (3.2 Hucum – 4.0 Savunma)
1.3 asist
1.1 top calma
% 55.0 iki sayilik atis ( 421 / 765 )
% 82.1 serbest atis ( 215 / 262 )

Oyun tarafi boyleyken, ne yalan yazalim, ilk zamanlar tribune sahadan yansiyan bir “AEG buzdolabi bile bu kizdan sicakkanlidir” kanisi vardi bir zamanlar. Yanilmisiz cumle cemil. Yapisi itibariyle saha icinde “basarisiyla paralel mulayim” bir tarzi olmasinin yaninda, tribun denen “disaridan bakinca akli gidik gibi gozuken bizdenizler”e alismak da zor olmustur suphesiz.

Yukaridaki resim, iki sene once Akyazi deplasmani donusunde cekildi.
Taraftar’in omzunda “Herkes yilar, Neyriye Yilmaz”

Twilight

Sinemada en son gittigimiz vampir filmi Dracula 2000 idi. Seneler gecmis beyaz perdede vampir gormeyeli. Twilight’i da canli seyredemeyecegiz ama nostalji yasatacak gibi duruyor. Konu soyle.

Bella, “Okulda cheerleader olacagim, trend neyse dibine vuracagim” demeyen, yani yasiti kizlar gibi hoppa olmayan, icine kapalica bir kardesimizdir. Renee denen tenesir paklayasica annesi, yeni kocasi ile Florida’ya tasinmaya karar verince Bella’da babasinin yanina, baskent Washington’in Forks adinda Ingiltere iklimli bir kasabasina gider. “Ulan hic bir sey degismeyecek anasini satayim” karamsarligiyla yerlestigi bu guzide kasabada Edward isimli esrarli ve piril bir gencle tanisir. Kisa surede, delici gozlerinden cikan bakislarin taa icine kadar isledigini goren Bella, gozlerin sahibi Edward’a “Erkekim” demeye baslar. 05 Eddy citalardan hizli kosmakta, tek eliyle arabalar durdurmaktadir. Ilk bakista cinsin onde gidenidir, daily planet muhabiridir, super kahramandir ama isin dogrusu kendisinin vampir oldugudur. Her vampir gibi olumsuzdur ama her vampir gibi olmayan “vejetaryen”lerdendir ve insan kani kullanmamaktadir. Yine de kendisini tavsandi, geyikti kesmemekte, kirsal alandaki nefes alma yuruyuslerinde (!) cografyanin kendisine sundugu gri ayilara ve dag aslanlarina saldirarak ihtiyacini karsilamaktadir. Ama Bella ile yakinlastikca icguduleri kendinden gecmeye baslar. "Ask mi, kan mi?" arasinda kalir ve (bir sinema klasigi olarak) olaylar gelisir.

Stephen King'in "Salem's Lot"u ile basladigimiz vampir meraki devam ederken, alinacak Dvd'ler listesine bunu da sokuyoruz neticede.

Esmeral Tuncluer

Ust uste Bayan Basketbol Takimi'ni yaziyoruz ama yine en istikrarli konumda olanlar onlar. Astoria’da Turgay abi ile sohbet ederken, laf Bayan Basketbola gelince, “Nazar degmesin, Esmeral sahane oynuyor” dedi. Durmak dinlenmek bilmeden sirtina aldi gidiyor gercekten. Bu seneki istatistiklere de bir goz atalim istedik.

6 mac
33 dakika
14.0 sayi
3.5 ribaund
6.0 asist
1.7 top calma
% 50.0 iki sayilik atis
% 50.0 uc sayilik atis
% 85.0 serbest atis

Nazar degmesin.

26 Kasım 2008 Çarşamba

Tornet Tornet Tirrrrr

Bostanci Tursucu Deresi'ni tren yoluna dogru goturen yol her turlu binek araci kullanicisi icin keyif veren bir yokustur. Bir yazi yazarken aklimda canlaniverdi, o yokus ve tornetlerimiz. Bilya en ufak bir tasa degdiginde, hizla giderken tirrrrr sesi cikaran tekerlek, tak diye kilitlenir, paldir kuldur yuvarlanip, basta dizlerimiz olmak uzere, her yerimizi kanatirdik. Gerci bizim burun o zamanlar da buyuktu ve genellikle ilk o carpardi yere. Bir suru tornetimiz oldu, hepsinden de en az bir kere dustuk. Bir Arka Bahce ve surekli boru savaslarimiz vardi Bostanci'da. Guzeldir Bostanci. Dogduk, buyuduk. Ask ise Kucukyali'ya kismetmis...

Jolen mi Geldi, Volkan?

Taraftar-Musteri ayrimini en keskinlestiren seylerden bir tanesi de tribunden sahaya yapilan "ha hu"lardir bize kalirsa. Gerekli gereksiz, her ama her pozisyonda "Baaaas, Yuruuuuu, Vuuuur" diye bagirip, istedigi olmayinca ".mina koyayim senin gibi topcunun ben" tepkisi verenlerin mantikli bir tribunculuk zihniyetinden yani asli gorevi olan destekten uzak oldugu soylenebilir.

Ayni sekilde "232 mac ust uste kaybetseler ve surekli kiclarini kasir pozda vurdumduymaz oynasalar da havaalanina gidip karsilayalim, yollarina cicekler derelim" seklindeki yalan anlayisin da hastalikli hali ortada.

"Madem cok biliyorsun ve bir seyi begenmiyorsun, denge nasil olacak, anlat bakalim" denirse, her tribunde ornekleri vardir bu dengenin. Fenerbahce'de yonetimin turlu icraatlariyla koseye sikistirilmaya calisilan belli bir zihniyet, saglikli tribunculugun kitabini yazacak olgunluktadir misal.

Mevzunun temasi biraz da bu denge belki ama konuyu Fenerbahce-Porto macindaki Volkan'a baglayacagimizdan ve kendisinde "denge" kelimesinin "d"si bile olmadigindan, uzatmayacagiz. Tribun ne yaparsa yapsin, profesyonel olan ve milyon dolarlara yakin (belki fazla) para kazanan adamlarin, kendi taraftarindan gelen tepkiye (yanlis bile olsa) sicagi sicagina mukabeleye can atiyor olmamasi gerekir.

Volkan icin uzun uzadiya yazmaya gerek yok. Meshur bir filmimizin, meshur bir repligini yazalim.

- Seni hic sevmiyorum, sutoglan.
(Kumandan Husamettin)

Sehir Efsanesi

Hurriyet'te bir haber:
Sağ arka adelesinde ağrısı bulunan Emre Belozoglu'nun MR'dan sonra durumu netlik kazanacak ve Beşiktaş maçında oynayıp oynamayacağı belli olacak.

Fenerbahce'nin Newcastle'dan transferi, portakalda vitaminken bile Fenerbahce Kapalisi'nin mudavimi E.B.'nin muzmin sakat oldugu yonunde cikan haberler artik kabak tadi verdi. Senede 20 mac oynayacak diye bir garanti mi var? O kadar para saymisiz, neden yoralim bu kadar kalp kapakcigindan (!) Fenerbahceli cocugu? Ne de olsa Samandra dort donum bostan. Yan gel yat Osman.

25 Kasım 2008 Salı

Hasan Almaz, Bakan Oglu Alir

"Hakemin kararlarina sinirlenip, sahaya inen asbaskan"

Turkiye'de bunun olmasina sasiran var midir? Yoktur.

Siyasi nufus sahibi bir insanin oglunun bunu yapmasina sasiran var midir? Yoktur.

Sasilacak bir sey yoksa, buna yazi yazmanin mantigi nedir? Belki o da yoktur ama Milli Piyango'nun "Size de cikabilir" reklami ile buyumus bir kusagin fertleri oldugumuz icin, "Delikanli cikabilir" umidiyle bakiyoruz bu durumlara. Cikmiyor.

Spordan Sorumlu Devlet Bakanı'nin oglu saha basiyor bu memlekette. Adam en azindan durust davranmis. Kapi arkalarinda palazlanmamis. Resmi dil ne diyor bakalim?
"Murat Başesgioğlu ise bugün yaptığı açıklamada, Futbol Federasyonu'nu da bu konuda uyardığını belirterek, "Kural ne ise o olacak. Cezası neyse çekecek" dedi."

Bunun devami soyle midir sayin Bakan?
"Cezasi neyse cekecek. Bu baskin sahaya degil, Turk Sporuna yapilmistir. Esefle kiniyorum. Bizi yolumuzdan dondurmeye muvaffak olamayacaklar. Turk Milleti bunun da ustesinden gelecektir. Birlik ve beraberlige en cok ihtiyacimiz oldugu bu gunlerde bla bla bla..."

Tahminen degildir. Zira basan Hasan degil, oglunuz. Hadi sizin istifanizi falan gectim. Burasi Japonya degil neticede ama en azindan baba-ogul kimliginizi bir yana birakip, mesul oldugunuz vatani gorev icabinca, "Ben bu ulkenin Spordan Sorumlu Devlet Bakaniyim ve maalesef oglum suc sayilabilecek bir ise imza atti. Gereken ceza elbette verilecektir ama eger bu hareketi yaparken icra ettigi gorevinden istifa etmezse, ben Bakanlik gorevini birakacagim" tarzinda bir lisan-i munasipli gonul koymayi denemez misiniz?

Burayi muhim insanlar okuyor tribine girmis degilim size hitap ederken. Ama bu fakirhane blogu okuyan, benim tanidigim agabeylerim ve kardeslerim hayatlari boyunca "Spordan Sorumlu Bir Bakan"in yamacindan gecmeseler de sporun ne oldugunu sizin rambo evladinizdan cok daha iyi bilirler. Onlardan bir tavsiye olarak aliniz.

Burhan Felek Idman Salonu

“Izinde Istanbul”un son ve mukemmel kismindan once bir de salon- stadyum safahatimiz vardi. Ilk ayakta Bayan Voleybol Takimi’nin Avrupa Kupasi macina gittik.Gecen sezon onca mac ve erkek takiminin sampiyonlugunu kazanmamiza ragmen, Caferaga Spor Salonu ile voleybol sporu arasinda bir sogukluk seziyorduk. Burhan Felek’te yeni salonda oynanacak maclara dair umitli olmamiz da bu sebeptendi. Gerci sezon basindan bu yana bir kac mactir kulagimiza “Nasil salon lan bu?” nidalari da geliyordu ama gozumuzle gormus olduk. Hakikaten salon degilmis. Baska bir seymis, adi konamaz.

Tribun kismiyla baslayalim. Koltuklar uzerinde oturulurken kiriliyor. Eregli ile oynanan bayan voleybol macinda biraz hareket olunca koltuk sayisi yuzde on oraninda azalmis. Keza bu macta da fazla seyirci olmamasina ve olanlarin da hemen hepsinin oturmasina ragmet caaat cuuut seklindeki kirilma sesleri hic eksik olmadi. Salonun yapimina baslanmadan once merakli sporsever edalariyla “Tribunler nasil olacak?” diye sormustuk ilgililere. “Tenis kortunun tribunlerini iceriye alacagiz?” demislerdi. Teknik boyutuna akil erdiremem ama galiba hakikaten aynilarini curuk muruk bir sekilde kullanmamislar. Sacma bir dusunce gibi gozukse de baska bir sey aklima gelmiyor. Ayiptir, neticede yeni insaat lan bu! Tribune, hatta salona dair tek iyi nokta, sahane pankart asilabiliyor olmasi. Misal, Nilufer Belediyesi ile oynanan macta GroupIzmir pankartlarinin salonu susleyerek tam tur gezmesine vesile olan bir duvar yapisi var.

Sahanin ise bir arenadan farki yok. Protokol tribununun uzerine iki tane daha ayni yukseklikte tribun koyarsaniz, ancak normal tribune ulasabiliyorsunuz. Yan cizgilere paralel olan yuksek tribunde en ortaya oturup, yumruk yaptiginiz sag el basparmaginizi yere dogru diklemesine indirdiginizde rakip voleybolculardan birinin infaz emrini gladyatorlere verdiginizi hayal etmek mumkun. Durum boyle olunca tavan da bir hayli yuksek olmus. En azindan Caferaga’da bol bol, eski Burhan Felek’te ise ara sira yasadigimiz “Ha degdi ha degecek” stresi burada yasanmayacak. Ama “burada ne kadar daha sure mac oynanacak?” sorusu aklimiza gelince, baska stresler yasiyoruz.

“Bu salon mac oynanmasi icin yapilmadi” cumlesi dolasiyor her yerde. O zaman voleybol federasyonu bu salonu neden yapti? Idman icin. Super. Peki neden mac yapilacak salon yapilmadi? Bilinmez. Bir tane mantikli cevapla karsilasamadik bu soruya. Hakikaten nedir mantik? Maalesef su, bize kalirsa:
Ulkemizde futbol disinda kalan spor dallarinin bir gercegi var. Bilerek kucuk kalinmak isteniyor. Basketbol, bu sporun dunyadaki popularitesi ve orta vadede basarili olarak en ust duzey organizasyonlarda isim yapan Turk oyuncular sayesinde bu durumu (ya da “kabugu” mu demeliyiz) bir nebze kirmak zorunda kaldi ama parke ve panyanin monarsik Turgay Demirel yonetimi tarafindan buyuk vizyonsuzluk ve anti demokrat tavirlarla idare edildigini az cok bu isle ilgilenen herkes biliyor. Ulkelerde nasil ki siyasi iktidarlar kendi elitlerini yaratirsa, sportif alanda da yonetimler kendi elitlerini yaratiyorlar. Secim yontemleri demokratik ama sonrasi tamamen belirli zumrelerin ve camia odaklarinin etkisinde gecen icraat sureclerinden ibaret. Taraftar denen seyin salona sadece kendi istekleri cercevesinde yerlesmesini saglamak, aksi durumda turlu engeller icat etmek gibi icraatler. Dolayisiyla muesseselere yakinlik hasil olmasi vs. vs.

Turkiye voleybolunun, popularite anlaminda, basketbol seviyesine ulasmasina hala uzun sureler var. Ama yonetimsel anlamda gittikleri yola bakilirsa, bu beylerin piri basketbol federasyonu. “Bir salona bakip bunu soylemek cok yanlis ve adaletsiz” denebilir ama voleybolu kitlelerden uzak tutmak icin elinden geleni yapan bir zihniyet de alkislanamazdi herhalde.

Bu arada salonun oluru, yukaridaki resimmis. Bakalim bu deve, bu hendegi ne zaman atlayacak?

24 Kasım 2008 Pazartesi

Istiklal Marsi ve Eller Havaya

Bugun yazisirken Cem Bengisu kardesim tespitini soyleyince, cogumuzun bildigi ama degistirmek icin cabalamak bir yana dursun, usul usul parcasi bile oldugu vaziyet yine gozlerimin onune geldi.

Bizim memlekette Istiklal Marsi okunurken garip bir sessizlik hakimdir. Aksi bir durum olsa, misal iki tane senlikli melodi tingirdatilsa ayni ortamdakiler "Amaaan kalk kiz, biz biliyoruz da mi oynuyoruz?" moduna gecer ama Istiklal marsi soylenirken bu coskunun paralelinde bir saygi yasanmaz asla. Belki ikinci kitanin, ucuncu misrasinda "Sana" derken bir ses yukselir ama o kadar...

Malatya'da sirf bunun icin erbas ve erleri calistirmakla gorevlendirildigimizde, saygi ve coskuyla soylememenin yaninda Istiklal Marsi'ni "hic bilmeyenler" oldugunu farkedince cok utanmistim. Sevmeleri ve saygi duymalari gereken bir sey oldugunu anlatmak icin verdigimiz caba ve bos bakislar, aradan gecen 4 seneye ragmen dun gibi aklimda.

Resmi tarihte yaptigi gibi yuzeyselliklerle susleyerek, ogretmek yerine ezberletmeyi tercih eden sig Milli Egitim zihniyetinin tartisma goturmeyen eseridir bu durum. Tarihinin en serefli hadisesinin kutsal urununu bile insanlardan uzaklastirmayi basaran kafa yapisinin, ulkeyi karanliktan ve ataletten kurtarip aydinliga cikaran "devrimlere" ait ya da sadik oldugunu iddia edebilmek mumkun mu? Bugun 13 yasinda bir ogrencinin dikkatini cekip, tuhafina gidecek kadar aleni olan bu hususta onca yilin Cumhuriyet (?) idarecilerince (!) bir sey yapilmamasi ne acidir. Devlet adami sifatiyla ortada gezen bu adamlar mi olgun, yoksa 13 yasindaki bu vatan evlatlari mi? Birincisi diyenin alnini karislarim...

Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır parlayacak!
O benimdir, o benim milletimindir ancak!

Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal!
Kahraman ırkıma bir gül... ne bu şiddet, bu celâl?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal.
Hakkıdır, Hakk'a tapan milletimin istiklal.

Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım;
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

Garbın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar.
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imânı boğar,
'Medeniyyet!' dediğin tek dişi kalmış canavar?

Arkadaş, yurduma alçakları uğratma sakın;
Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.
Doğacaktır sana va'dettiği günler Hakk'ın,
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.

Bastığın yerleri 'toprak' diyerek geçme, tanı!
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehid oğlusun, incitme, yazıktır, atanı.
Verme, dünyâları alsan da bu cennet vatanı.

Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan, şühedâ!
Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Hudâ,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyâda cüdâ.

Rûhumun senden İlahî, şudur ancak emeli:
Değmesin ma' bedimin göğsüne nâ-mahrem eli!
Bu ezanlar-ki şehâdetleri dinin temeli-
Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli.

O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım.
Her cerîhamdan, İlâhî, boşanıp kanlı yaşım;
Fışkırır rûh-ı mücerred gibi yerden na'şım;
O zaman yükselerek arşa değer belki başım!

Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl!
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl.
Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl;
Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet,
Hakkıdır, Hakk'a tapan milletimin istiklâl!

24 Kasim - Almaty

En son 12 Kasim’da yazmistim. Gunler gectikce “Ulan yine gidiyoruz” diye dusundugumdendir sanirim, elim gitmedi bir daha basligi Almaty olan bir yere. Gurbet demek neticede…

"Sayili gun cabuk gecer" klisesi bu kadar can acitir miydi, gun sayilan Istanbul'dan ayrilmamak olsaydi? Hadi gec Istanbul'u; Taksim'de lodos gunessizlikten faydalanip sopsoguk sararken etrafimizi, sarildigimdan ayrilmamak icin saniyeleri sayarken ne cok yandi canim...

"Sonra... Sonrasi yok. Olur mu?" demistik baska bir yazida, bir zaman once. Mukemmel oldu hem de. Peki ya bundan sonra? Bencil ya da nankor degilim, yalnizca seviyorum... Gelecekte payima bu sarkiyi dusurecekse bile seviyorum.

Yine hazan mevsimi geldi.
Yine yapraklar rüzgârların peşi sıra gidecek.
Yine deli gönlüm, yine bu mevsimde
Hicranını yalnız başına çekecek.
Hüsranını yalnız başına çekecek.

Geleceksin belki de, o zaman
Ne o yapraklar, ne o rüzgârlar ve ne ben olacağım.
Yine deli gönlüm, yine bu mevsimde
Hicranını yalnız başına çekecek.
Hüsranını yalnız başına çekecek.

Makam: Nihâvend

10 Kasım 2008 Pazartesi

Kifayetsiz Muhteris

Wta'i Venus kazandı.

Böylece olur olmaz bayan (?) tenisçilere güvenerek, Kazakistan diyarına şiir gönderip de "Favorimiz belli" diyince ve peşinden hezimete uğrayınca, hicap hissinden müteessir olan gül gibi yazı insanı, ortamların söz sanatı piri Flying Dutchman, şöyle Fotospor tarzı başlık atacak kadar kendinden geçmiş.
"KUPA VENUS GEZEGENİNDE"

"Telekom hatları kesti" veya "Fener İTÜ'den mezun oldu" gibi.

Delikanlı adam, "Blog yazarlarımız Canarino ve Barad-Dur haklıymış. Bu Jankovic; kifayetsiz muhterisin önde gideni, bayrak taşıyanı, atkı sallayanıymış. Geçtim Martina Hingis'i, Steffi Graf'ı bir Jana Novotna kadar olamadı. Her ortamda üçün birini alan tenisçiye tenisçi, maskesi çıkık Predator'e benzeyen kadına güzel dediğim için kendime inanamıyorum" der.

10 Kasim 1938

Kimi zaman vatanın gözyaşları asla dinmek bilmez.

9 Kasım 2008 Pazar

9 Kasim 2008

İstanbul'a maç günü ancak inebildiğimizden, tribündeki yerimizi alamadık. Acıbadem'de Cihan abilerde izledik maçı. İlk dakikada "Hayda. Atilla Mayda" demedik dersek, yalan olur. Ama 1, 2, 3, 4 derken yeniden tarih tekerrürden ibaret olunca, "Allah'ın sopası yok" demekten dekendimizi alamadık.

Fenerbahçe kalesine pota kurmalı yıllar gibi, "Kadıköy'e ilk kez bu kadar rahat geliyoruz"lar havalarda uçuşuyordu. Ne o kurulan potaya sayı atılabilmişti ne de bu rahat gelmeberaberinde galibiyet getirdi. Ne olduysa yine her zaman olanlara oldu. Defalarca edilen itiraf doğrulandı. Bizim Kadıköy'de elimiz ayağımız titriyor demişlerdi. Sektirmediler. Biz de sektirmedik.

Canarino Istanbul'da

Sabaha karşı Almaty'den bindik, sabaha karşı İstanbul'da indik.
Abilerle Kalamış'da piize gittik.

7 Kasım 2008 Cuma

Quantum Of Solace

"Shaken, not stirred"

Yeni Bond vizyonda.

James Bond maceralarini cogunlugun aksine, romanlardan filmlere dogru baslatan birisi olarak Sean Connery, Roger Moore ve biraz da Pierce Brosnan performanslarina ne kadar hayransak, Timothy Dalton'dan da o kadar "Bu ne lan boyle?" uzakliginda kalmisizdir. Bu Daniel Craig de Timothy ayarina yakin gidiyor nazarimizda.

Olsun. Nihayetinde James Bond filmidir. Gosterime girdiginde kapisinda ilk siralar alinasidir.

Bu arada Daniel Craig, afiste Memati'yi mi andiriyor ne?

Ogren de Gel J.J.

Flying Dutchman (bu yazinin bundan sonraki kisimlarinda F.D. olarak anilacaktir) adina bloglar isgal ettigi ve dortlukler yazdigi yetmiyormus gibi, Jelena Jankovic icin bir de arlanmadan "Yeni Kralice" demis Hollanda'dan.

Hayir, neye gore kralice? Guzellikmis, estetikmis, ona hic girmiyorum zaten. Zira ucuncu sinif filmlerin vamp kadini gibi siyahlar giyinip gectigi kamera karsisindan alip, saclari keserek erkekler hamamina yollasaniz hic bir sekilde "Hamamda kadin var" muamelesi gormeyecek bir insan evladi kendisi.

Tenis kralicesi mi? Guldurme adami F.D.

Biraktim Hingis kadar kazanmasini, bir tane Grand Slam'i yok. Wta birinciligi desen, Hingis'in dortte biri kadar degil. Toplam kazanci Hingis'in ucte birini ancak bulmus. Ciftleri kurcalamayalim ki iyice ezilmesin J.J.

Simdi neymis, sezonun en iyi sekiz bayan teniscisinin (Dinara Safina, Serena Williams, Elena Dementieva, Ana Ivanovic, Vera Zvonareva, Svetlana Kuznetsova, Venus Williams, Jelena Jankovic) katildigi turnuvayi kazanirsa, kalitesi tescil edilecekmis kralicenin (!).

"Bir gunde tahta cikmadik, bir gunde inmeyiz" diyecek milyon tane adam var tenis aleminde. Daha cok beklersin, "kisaca F.D."

Tamam, baslangicina uygun, soyle anli sanli finisli bir kariyer yapamadi belki Hingis ama Jankovic'le karsilastirilacak kadar da kotu degildi tenis safahati.

Hingis 3 ise, Jankovic 1'dir.
3'un 1'ini alir, kariyerini sonlandirir.

6 Kasım 2008 Perşembe

They Mostly Come At Night...

Mostly...

"Resident Evil: Extinction" filmini seyretmek az once kismet oldu. Alice konvoyun genc kizini korumasi altina alir gibi olunca, aklimiza Aliens'daki Newt geldi. Kendisi, South Park'da Cartman'in bolca makara yaptigi "They mostly come at night... Mostly" cumlesiyle, bizi bunalima sevketmis ve nihayetinde Alien 3'un basindaki vefatiyla da ruhumuzda derin yaralar acmis bir kucuk kizimizdir. Simdi buna benzer bir rolu ucundan gorunce, "Ulan acaba Newt'a ne oldu, baska hangi filmlerde oynadi?" diye bakalim dedik.

Meger Carrie Henn kendini egitim ogretime vermis. California Universitesi'nde Cocuk Egitimi uzerine derece kazanmis.

Babasi Amerika Hava Kuvvetleri'nde gorevliyken cocuklugunun buyuk bir kismini Ingiltere'de gecirmis. Aliens'da rol aldiginda, Lakenheath'de (Ingiliz Kraliyet Hava Kuvvetleri'nin buyukce bir tesisinin bulundugu Dogu Ingiltere'deki bir kasaba) okuyormus. Alien'dan once (okul piyesleri de dahil olmak uzere) hic bir yapimda rol almadigi gibi, Alien sonrasinda da ne televizyonda ne de sinemada gorulmus. Artik lagimlar, ayakkabi boyasiyla boyanmis parlaklikta ama orasindan burasindan asit fiskiran yaratiklar kizi nasil etkilediyse...

Universiteyi bitirdigi Stanislaus California'da ogretmenlik yapiyormus halihazirda. Alemin Tegmen Ellen Ripley'si Sigourney Weaver'la da hala mektuplasiyormus.

Resimde Newt'i tirsim tirsim tirsarken ve Carrie Henn'i evlenirken goruyoruz.

2192 Gun Once

“Oglum adamin biri vardi, gol oldu, 30 metre uctu”

Benzeri hadiselere rastlasak da bu tip cumleler ekseriyetle “Yapma ya ahahaha”lara yol acsin diye anlatilan sehir efsaneleridir, stadyumlara dair konusmalarda.

Biz henuz 30 metresine, 10 metresine rastlamadik ama 2002’de bir macta, her golden sonra arkamizdan asagiya ucan birilerini tanimistik.

1, 2, 3, 4, 5, 6 derken sayelerinde ve kendi sevincimizin de coskusuyla abilerden biri (King Santillana) gercekten ciddi sekilde sakatlanmisti tribunde.

Her seye ragmen, ne guzel Carsamba gunuydun sen, 6 Kasim 2002.

Boksit ve Del Piero

Del Piero, Real’e iki tane sallamis dun aksam. Yaglarimiz eridi. Zira severiz Del Piero’yu, Real’i sevmedigimiz kadar.

Lisede bir cografya dersi sozlusundeyiz. Yazarken farkettim; bizim apacilikler hep cografya dersine denk gelmis demek. 8 Kasim’da Burcu ile bir yastikta kocama defterine imza atacak olan Burak C.K. (van basten) Kasim 1996’da oynadigimiz Rapid Wien macina elinde cografya kitabiyla gelmisti. Neymis, maci beklerken yaziliya calisacakmis. Ulan aksam 21:45’deki maca, sabahin 07:30’unda cokmusuz. Sicim gibi yagmur var. Etrafta Allahin kulu yok. Once isinalim diye bilardo salonuna giriyoruz. Daha once bu kadar ruyasinda gormus gibi erkenden gelen musteriye rastlamadigindan midir nedir, bizi tuhaf tuhaf kesiyor dukkan sahibi. Sonra zaar gibi aksama kadar surtuyoruz Kadikoy’de. Ne ders calismasi? Hogh golu yazinca kitap da o sevinc numayisinde kaybolup gitmisti zaten.

Cografya sozlusu demistik... “Bilmem ne bolgesinde hangi maden cikar?” diye sordu hoca. Calismadigimiz her seklimizden belli. Ceketin dugmesiyle oynamadayiz. Onden fisildiyor, Coulibaly’den hareketle lakabini Mihribali koydugumuz bir tanesi:
“Boksit, boksit”

Anlamaz gozlerle bakarken, bizim tayfayla goz goze geliyorum; “Juve... Juve...” diyorlar. “Ulan buradan ne cagrisim yapmasi gerekiyor?” diye dusunurken dank edince, vallahi piclik olsun diye degil, aniden agzimdan dokuluveriyor:
“Boksic ve Del Piero hocam”

Hoca “Otur Baris” derken ve futbola dair fikri olmayan sinifin % 70’i bos bos bakarken, bizimkiler siraya gomuluyor guluslerini duyurmamak icin.

Sampiyonlar Ligi’nde oynadigimiz ilk sene Juventus zirvedeydi. Kadrosunu ezbere sayabilirdik, en yedek oyuncusuna kadar. O Juventus’a, gruptan cikma umuduyla, deplasmana giderken, Star Tv’de bir program yapilmisti. Yanilmiyorsam Omer Urundul falan konuktu. Normal bir sekilde futbol konusulurken (Manchester’daki galibiyetin de gaziyla olacak) programa dansoz geldigini hatirliyorum. Omer Urundul’un “Nereye geldim lan ben?” bakislari unutulmazdi.

Juve demisken sahi, bir Padovano vardi. Ne oldu o?

Kirmizi?

Manchester United, Celtic'e attigi golu kutluyor, kutlamasina da...
Yahu kardesim sizin renginiz kirmizi degil mi?
Soytariligin luzumu yok. Kicinizdan renk uydurmayin.

Arsenal Deplasmani

21:45’in uzerine koy 4 saati, oldu mu sana 01:45? Bekle o saate kadar ama maci izleyeme. Star Tv’nin Avrupa yayini, mac baslayinca sifreye giriyormus meger.

Uyku tutmadi. Televizyonun sesi kapali. Kulaklikta Blind Guardian’dan “Batallions Of Fear” albumu.

Dakika 10, 0-0
Dakika 20, 0-0
Dakika 30, 0-0
Dakika 40, 0-0
Dakika 50, 0-0
Dakika 60, 0-0
Dakika 70, 0-0
Dakika 80, 0-0
Dakika 90, 0-0

Buna da sukur.

Saat oldu 04:00. “Ozeti izleyelim bari” derken, kafa yastikta kalmis.