2 Ağustos 2009 Pazar

Mahalle'de İnleyen Nağmeler

Bugün uzun zaman sonra kuyu suyu içtim. "Nesi ilginç ya da yazmaya değer lan bunun?" denebilir tabii. Doğru, ne ilginç, ne de yazmaya değer... Ama damağa değen tat öyle demiyor işte.

Kan, ter içinde kalınan mahalle zamanları vardı. En son bizim kuşak zamanında yaşanmıştır herhalde. Belki bizim kuşaktan bir iki sonrası da tutmuştur ucundan ama eminim ki sonuncular değil. Onlar Counter Strike'la ve türevleriyle haşır neşirdiler bilgisayarda, mahalleden çok. Hem sonra, isteseler de olmazdı; zira "Mahalle" denecek yerlere çoktan arabalar park etmişti. Belki bir duvar üstleri vardı, hava akşam üzerine giderken oturulacak; ama onda da üzeri emilecek tuz kaplı kocaman siyah çekirdekler olmayınca ve arada sırada bir kabuksuz çekirdeğe denk gelip de sevinilmeyince, o eski, orjinal tadı bulmak imkansızdı. Neyse...

Bizim zamanımızın koşturmacalı mahalle günlerinde, maçımız ya da oyunumuz bittiğinde ev yerine en yakın kuyu suyuna koşardık. Hortumdan ya da musluktan kana kana içerdik. Başefendi sokağın bittiği yerde, sol tarafta, içerisi ayva ağaçlarıyla dolu bir bahçe vardı. O bahçenin yerinde şimdi, esecek yelleri kesen bir apartman var. O bahçede su içer, ayva yer, ayvaların susatması yüzünden bir daha su içerdik. Kısır döngü...

Bugün, işçilerin başında dururken ve tepeden doksan derece açıyla inen güneşle kendimi yakarken, bir şırıltı duydum inceden. Sesin kaynağına gidip, baktığımda açık bırakılmış bir musluktan akan suyu gördüm. Yani bugün, uzun zaman sonra kuyu suyu içtim. Bir an mahalleye gider gibi olmadım, mahalle de bana gelmedi. Hayat o kadar kolay getirmiyor özlenenleri insana ama film gibi izlettiriyor. İzledim... O bahçedeki gibi "Yiyecek ayva bulamadım" diyeceğim ama şu yalnız halden iyi ayvayı yemek mi olur? Ben de karşımdaki dağlarında kar gözükürken Almaty'nin, kana kana su içtim.

Sonra mesajı geldi van basten'in; "Küçükçekmece'de yol kenarında et-rakı yapıyoruz eski abiler ile. Sen de olsaydın; tam senlik ortam" diye. Olimpiyat istikametinde mola verilmiş, beni anımsamışlar Barad-Dur ile, sağolsunlar... Gece dönüşlerim geldi aklıma. Şu resimden doğru eve dönerken; dümdüz karşıya devam eder, aynı yolu tekrar geri yürürdüm; giderken solu, gelirken de haliyle sağ tarafı süzerek yan gözle. Kışın soğuğunda atkıyı boyundan gözlere kadar sarıp, küçük de bir selam edip yanan ışığa; önce bir "Mihrabım Diyerek", sonra da bir "İnleyen Nağmeler"

Hiç yorum yok: