21 Ağustos 2009 Cuma

Tren Sesleri

Bostancı'da dibinde sayılırdık ama Küçükyalı'da oturduğumuz iki ev de tren yoluna oldukça uzaktı. Buna rağmen, rüzgar zaman zaman trenlerin çıkardığı sesleri getirirdi yukarılara. "Çu-çuf çu-çuf" diye sürüp giden ve banliyöden eksprese değişen bu monotonluğa ek yeri düdük sesleri...

"Pencereye hiç bakmadan, dışarıdan geçen kayıkların karpuz yüklü olduğunu bilirim" demiş ya Orhan Veli, bir şiirinde. İşte aynı onun gibi, trenlerin çıkardığı sesleri tanırım ben de. Ama en çok ne zaman duyardım, anımsamıyorum. "Lodos zamanı" diyeceğim, ama değil. "Yazın" desem, kolay kolay hiç bir meltem taşımaz o kadar mesafeye, o kadar sesi.

"Anımsamıyorum" dedim ama yanlış oldu. "Anımsamak işime gelmiyor" olacak doğrusu. O seslerin yukarıya kadar geldiğini farketmeye başladığım ilk zamanlar, trenlerle iç içe olma günleri geçtikten hemen sonraydı çünkü. Zor günlerdi, sonrasında da hep zor oldu.

Doğrusu o ya, bir zamanlar aklım fikrim trendi. Askerdeyken bizim foruma yazdığım uzun mu uzun bir yazıda anlatmıştım hepsini. Sonra, bir sürü diğeriyle birlikte o yazı da sıfırlara birlere karıştı matrix aleminde. Bostancı'da oturduğumuz yerin karşısından geçen tren yolu, o yolun karşısındaki ilkokul, yanındaki ortaokul, trenle gidip geldiğimiz lise ve sevdiğim insanı taşıyan trenler. Ve sonra işte bir paragraf öncenin son cümlesi zor günler...

Trenler varken çok mu kolaydı?

Yalnızca bizim için varlarken, bir zorluğu yoktu. Çocukken tren yolunun ortasında, semender peşinde koşardık. Biraz daha büyüdük, bozuk paraları raylara koyup, trenin üstünden geçerek büyütmesini bekledik. Biraz daha büyüdük, kestirme diye rayların üzerinden gittik. Biraz daha büyüdük, istasyonlar boyunca raylardan yürüdük, keyif olsun diye. Nasıl keyifse...

Peki ya diğer zamanlar? Bir sene önce kendime hitaben yazmışım bu aşağıdakileri. Daha iyi anlatamam kendime, şimdi yazmaya kalksam.

Hangi senenin Şubatıydı o? Lapa lapa değil, üc kez lapa yağıyordu kar. Tren yollarını kar almaz halbuki kolay kolay. Aaah, evet 2000'di. Ve Topkapı'dan bindiğin arabanın radyosunda "Şiddetli kar yağışının trenle ulaşımı bile aksattığını" duyduğunda, 30 dakika kan ter içinde cep telefonunu aramıştın. Stresten kan boşalınca burnundan akıl etmiştin evi aramayı ancak. Nasıl da kilitleniyorsun bazen. O çok cici insan (Nur içinde yatsın) açmıştı telefonu, "Dışarıda kar topu oynuyor evladım, çağırayım mı?" demişti. "Hayır efendim, sadece merak etmiştim" diye cevap verdin. Evet efendim, "sadece" ölüyordu meraktan...

Meraktan sinir oynamalarımı mutat hale getirecek kadar düşündürüyordu beni trenler ama zor değil, bilakis, güzel zamanlardı. Sonunda vuslat olan her şey gibi güzel...

Geçenlerde Gürkut abi gönderdi bu aşağıdakini ve bir kaç tane daha başka tarifeyi... "Trenlerle ilgili bir şey yazarsan koyarsın" dedi gönderirken de. İçine doğmuş gibi. Trenlerle ilgili yazacaklarım bitmez benim. Bilhassa o yokluk öncesi bir kaç seneye sığan hatıraları istasyon istasyon anımsayacak kadar dolu dolu hatırlıyorum. 19. yüzyılın sonlarından ve yirminci yüzyılın başlarından tren tarifeleri. Diğerlerini de koyacağım ama en çok bu ilgimi çekmiş olmalı ki yanıma bunu almışım. Ne güzel tarife ama... Hoş, eski zamanların nesi kötü geliyor ki bize? Hepsi tamam da şu "Bifurcation" tutmuyor bir tek şimdiyle. O da Feneryolu istasyonu olsa gerek.

Hey gidi istasyonlar... İstasyonda sevdiğini beklemek, onu getiren tren, sen daha anca uzaktan görmüşken onu, harekete geçip giden trenin ardından gelen sıcaklık, belki bir düdük ama azalan ray sesleri arasında "Hoşgeldin" demek.

- Hoşgeldin. Nasıldı tren?
- Merhaba. İyi... Yeni mi geldin?
- Oldu biraz.
- Ne yaptın?
- Hiç... Sen gelmeden önce "sadece" ölüyordum, heyecandan.

3 yorum:

koskorcuk dedi ki...

kardeşim çok güzel ve sana yakışan bir yazı. bilirim tren aşkını ve trendeki aşkını :)
"bifurcation" şimdiki yol ağzı gibi bir yer adlandırması. o zaman tam Feneryolu ile Göztepe arasında tren yolu makası var, yol çatallanıyor. Feneryolu istasyonu olan yerin arkasında bulunan geniş arazi (8 bahçeli köşkün arasında) bugun bagdat caddesi olan caddede işleyen tramvayların bakım, tamir atolyesi ve garajı. bu yüzden yol agzı, çatal denen bir yer. Şimdinin Feneryolu :) Yıl 1899 ve 1906 arası.

mcD dedi ki...

ne güzel yazmışlar Maltepemi :)

Biz küçükken trenden hep tehlikeli bir araç olarak bahsederlerdi,serseriler şunlar bunlar önünü keser paranı alır, döverler trenden atarlar. hatta annemin cüzdanını çalmışlardı, o ablamla benim ellerimizi tutarken. küçükken en çok eğlendiğim şey de trendekilerin beni havaya kaldırıp o tutacakları tutturup sallamalarıydı. belki de ondandır okadar kötüleselerde ben hep ulaşımımı trenle yapmışımdır.
istasyonları sırasına göre ezberlediğim ilk zamanları hatırlarım, şans kapıyı çalınca diye aptal bir programı izledikten sonra bindiğimde olmuştu :)

raylara demir para koymalar falan çok zevkli atraksyonlardı bizim için,sonuç olarak bizi maltepeden kadıköye tam istediğimiz saatte, tam istediğimiz manzara da indirebiliyordu tren. Nasıl sevmeyelim ki :)

ardiles dedi ki...

ben de çok severim trenleri. İstasyon caddesinde evden çıkıp trenle Haydarpaşa, oradan vapurla Karaköy koşa koşa tünel ve ver elini Alman Lisesi. Aynı yolla dönüş. Paralı okulda okuyorduk. Dünyanın parasını veriyordu babam okula. Kızıyordum zaman zaman "bir servis parası mı çok geldi" diye. İyi ki vermemiş servise. İyi ki yıllarca tren,vapur,tünel gidip gelmişim. Çocukluğumun en güzel yılları geçti trende. Bu tarifeye baktım da hemen bir tabela yapıp korsan olarak asıcam Göztepe istasyonuna.

GHiEUZ-TéPé diye. Hakkımız kardeşim TREN YOLU İSTAYON ADI AÇILIMI. Demokratik hak.