22 Ağustos 2009 Cumartesi

Ramazan ve Neylersin

Nerede o eski ramazanlar?

Yok, o kadar eskiden bahsetmiyorum. Daha bir kaç sene önceden, benim eski ramazanlarım nerede yani? Şu efkar zamanlarında kendi kendime diyalog gibi yazmaktan da hoşlanmıyorum ama neylersin?

"Neylersin" demişken, Zülfü Livaneli'nin şarkısı geldi aklıma. Paul ön adlı Fransız bir şairden bestelenmişti. "Karanlık bastırmış, sevişmezsin de neylersin?" diye biten bir şiirdi. Neyse...

Aslında "Nerede?" sorusunun cevabı basit. Türkiye'de o eski ramazanlar... Dışarıda ramazan geçirmek, yani dışarıda ayın 22'si gibi özel ve güzel günler geçirmek zor zanaat ama sonunda zanaatkar olmuyor insan. Sadece omuz ağrıyor, özlem yükünden. Ramazan'da da sahur mahmurluğu, imsak-iftar arası durgunluğu, iftar coşkusu, iftar sonrası ağırlığı; bunların hepsi aynı gibi duruyor ama değil. Çünkü insanlar aynı değil.

İftarda evdeki sofraya oturmak, iftarı dışarıda yapmaya aniden karar verince apar topar yer aramak, planlı gidince muhabbet eşliğinde erkenden oturup arada hurmaya ya da suya dalıp gitmek, daha eski zamanlarda bir yandan Maraton tribününden gözüken Söğütlüçeşme Camii'nin ışıklarını kesip, diğer yandan eldeki buz gibi olmuş sandviçi hazırolda tutmak ve Abdi İpekçi'de kan ter içinde beklerken "Açın, okunmuş" denmesinin ardından benzer bir sandviçe yüklenmenin sonrasında "Okunmamış lan! Günahı benim boynuma" sesleri. Hey gidi!

Velhasıl-ı kelam; "Hey gidi!" denecek yıl ve hatıra çok ama, "o eski" ramazanlardan bir tanesini seçecek olsam hangisini seçerim acaba, diye düşünüyorum da... Bak görüyor musun? Yine aklıma geldi aynı şarkı:
"Karanlık bastırmış, sevişmezsin de neylersin?"

Hah, en özlediğim ramazanı da hatırladım şimdi. Bu yukarıdaki şarkıda saklı.
Peki resim ne alaka?
Şarkıda saklı olan resimde de saklı bir yandan.

Hoşgeldin ya şehr-i ramazan.

1 yorum:

medgallis dedi ki...

daha da kotusu gurbette bayram sabahidir. bunu bilir bunu soylerim.