25 Ağustos 2009 Salı

Alışverişte Çakılmak

Bugün uzuun aradan sonra dışarıya çıktım. Ramazan ayında çabuk tükeniyor besin stokları. Biraz alışveriş yapmak gerekti. Meyvenin iyisinin mevsimi geldi Almaty'de.

Şantiyede geçen süreler boyunca kendime "Güvenlik sıkıntısı ve belaya 'zıt kutup' muamelesi yapan bendeki bünye olmasa, halk arasına bir iki saatlik tedbil-i kıyafet salvolarını daha çok yapardım" diye telkin ediyorum ama her çıkışta kazın ayağının öyle olmadığını da anlıyorum. Bambaşka sebepler de var.

Sebeplerin bir tanesi dil problemi... Latin alfabesine yüksek sadakatten ötürü; Kril alfabesine, ilk gördüğüm zamandan beri "Bu ne lan böyle!" çektiğim için, okumasını öğrenmek işime gelmiyor. Hal böyle olunca da "Okuyamadığım dili konuşup ne yapacağım? Ben, yazma ve okumada ana dile ve öncelikli yabancı dilime yükleneyim. Bari onlardan olmayayım" gibi ilkel bir düşünce içine girmek hiç zor olmuyor. Netice itibariyle, Türkiye'deki "Yabancı Dil Seviyeleri" içinde en yaygını olan "Ofiste derdimi anlatabileceğim kadar" derecesini seçip, Rusça okumaya ve konuşmaya o kadarlık mesai ayırıyorum. Haliyle bu da dışarıda beni idare etmeyecek bir miktara tekabül ediyor.

Sebeplerin bir tanesi lisan, ama birincisi değil. Birincisi özlem...

Asosyalliğin sınırlarında gezen ama İstanbul gibi bir metropolde doğup büyümüş adam için; kısıtlı sosyal zamanların geçtiği her mekana mana yüklemiş olmak ve bu zihin alışkanlıklarını nereye gidersen git yanında taşımak, mukadderattan öte bir vaziyet.

Sağda solda top oynayan çocukları görünce mahallenin veletleri sanmak, trafik ışıklarının aydınlattığı kavşakları semtin dörtyol ağzı olarak tahayyül etmek, yağmur sertçe yağarken altına saklanabileceğin bildik çıkıntıları aranmak... Ama sonunda bambaşka bir yerde olduğunu bilmek. Bu vb. durumların hepsi "Vay anasını!" dedirtiyor. Adamın midesine oturuyor. İşte bu, "alışkanlığa özlem" kısmı.

Uzuun aradan sonra dışarı çıkışın adresi alışveriş merkezi oldu bugün. Güzel bir manav da var içeride. Girdim, alışverişi yaptım, çıkıyordum ki yeni birer Benetton ve Bvlgari mağazasının açıldığını gördüm.

Erkek-Kadın ilişki klişelerinin içerisinde belki de ilk akla geleni (hani mesela "Aileler Yarışıyor" panosundaki seçeneklerin içerisinde en yüksek oy oranına sahip olanı) "Alışveriş seven kadın ve onu beklemekten bıkan erkek" olur. Klişedir ama doğrudur. Bu klasik tanımın içerisinden sıyrılıp, sevdiğini alışveriş yaparken izlemekten keyif alan adama "Manyak" diyen de çıkar, ona acıyan da. Ama bir de vatandaşa sormak lazım, ne hissettiğini. Misal? Tamam, bunu gidip de benim gibi serde zaten ince bir manyaklık olan adama sormamak lazım ama seviyorum ben kardeşim. İçeride gezerken "Sıkıldın mı? Yok. Sıkıldıysan otur şurada. Yok, yok." şeklindeki diyaloglar yaşayarak, mağazada yaver gibi dolaşmayı ve gösterilen elbiselere "Öbürkü daha iyiydi" dediğimde "Hadi oradan" demesini özlüyorum.

Aslında düşünüyorum da; iki tane ticari işletmeden bir tanesi, beni içerisindeki koltuğa oturtup, melül melül etrafa bakmaya çakıyorsa ve diğeri asılı olduğu bir kolyesinin yanındaki beni düşündürüyorsa, birlikte alışverişler de amenna ama ben "sadece" O'nu çok özlüyorum. İşte bu da sevgiliye özlem. Ve bu mideye falan oturmuyor, çünkü yutkundurmuyor, boğazda takılıyor.

Hiç yorum yok: