1 Ağustos 2009 Cumartesi

Eller Nereye, Biz Nerede?

Kabul, bahsettiğimiz organizasyonlar arasında dağlar kadar fark olabilir. Ve yine kabul; oradaki en önemsiz maça bile, binlerle ifade edilecek sayıda insan giderken, buradaki maçlar için kimi zaman 100 kişiyi salonda görmek bile mucizenin kelime anlamı olabilir. Fakat bunlar çabalamamak için bahane olamaz.

"Çabalamamak" kelimesinden kastım şu. Her fırsatta telaffuz edilen rakam itibariyle, 70 milyonluk bir ülkede yaşıyoruz. Bu ülkede "Kadınları, Hayatın İçerisinde Önemli Bir Sac Ayağı" haline getirmeye çalışan onlarca kuruluş var. İş hayatı ve siyasi durumlara dair edilecek kelamları uzmanlarına bırakacak olursak; en kolay "Bireyi ve dolayısıyla toplumu yönlendirme" yöntemi olan sporda, bu kolaylığın hakkının verildiğini söylemek mümkün mü?

Her fırsatta ülkenin aydınlık yüzü olduğu söylenen bayan basketbolcuların nereyi aydınlattığını birisi söylesin zahmet olmazsa. Kırk yılın başında hatırlanarak lütfen isimlerinin zikredildiği, spor sayfalarını mı aydınlatıyorlar? Yoksa, sezon sonlarında şampiyon olunca topukluları giyip çıktıkları ve "Biz aslında atfedilenin aksine, son derece femineniz" yazısıyla verilen röportajları ile haftasonu eklerini mi?

Bu yaratılan manzarada kabahati olanlar sporcular, teknik personel ya da kulüpler değil kesinlikle. Federasyon... Son tahlilde, sporcular ve diğer personel geleceklerini garanti altına almak için bu işi yaparken, kulüpler de sporcuya yapacağı ödemelerin kaygısıyla boğuşuyor. Federasyon ortam yarattığında "Hayır kardeşim. Bizim işimiz olmaz" derlerse onlara da edilecek bir kelam olur ama ben tanıdığım, bildiğim ya da duyduğum herhangi bir ismin bu vb. sorumluluk projelerinden kaçınacağını zannetmiyorum. Ama Federasyon inatla, kerameti kendinden menkul, iki günlük All Star organizasyonlarından başka bir yol yordama yanaşmıyor sosyal sorumluluk namına.

Yukarıda Wnba'deki Seattle Storm takımının, 10. Yıl kutlamaları kapsamında Space Needle'da katıldığı partiden resimler var. Oyuncular oturmuş, insanlarla ilgilenip, onlara imza veriyorlar. Kızlardan birisi Sue Bird ile tanıştığı için ağlıyor.

Bu yaşlar böyledir. Biz de elimizde kağıtlarla Pete Williams'ların, Conrad McRae'lerin ve diğer basketbolcuların peşinden koştuk, küçük yaşlarımızda. Maçtan maça görürdük. Kimse bize onları getirmezdi. "Sosyal Proje" nedir, bilmezdik. Öyle laubaliliklerle (!) işimiz olmazdı. Devir değişti, iletişim çağına geldik. Toplumun yaşam alternatifleri arttı. 12 Dev Adam'lar, Potanın Perileri, Filenin Sultanları derken bir masal yaratıldı. Evet, bir masal...

Ne demiştik? 70 milyonluk bir ülkede yaşıyoruz. 70 milyonu çevirip bir sorun bakalım "Bu ülkenin aydınlık yüzünü biliyor musunuz?" diye. "Efendim?" falan derlerse "Anlamadım" mealinde; isim isim sorarsınız. Bakalım kaç kişi tanıyor o aydınlık yüzleri? Hayal kırıklığına uğramak yok ama...

İşte bu yüzden "Bir Masal" bu "Aydınlık Yüzler" olayı. Oyuncular ve diğer unsurlar da masal kahramanları. Bir varlar, bir yoklar. Ve ilgililer bu işi ciddiye alıp, doğruya yönelene kadar da ekseriyetle "yok" kalacaklar. Biz çıkalım kerevetine!

1 yorum:

Kurtkan dedi ki...

bir bayan basketbol koçu olarak yazınızı çok beğendim.düşüncelerinizin tamamına katılıyorum.