10 Kasım 2010 Çarşamba

Kadıköy'den Düzce Topuk Yaylası'na Hicret


Geçenlerde Aziz Yıldırım'ın doğum günüydü. Kutlu olsun.

Yalnız resmi sitede haberi okurken bir an ne olup, bittiğini anlamadım; çünkü doğum günü pastasının üzerinde "Düzce Topuk Yaylası Tesisleri"nin fotoğrafı vardı. Tarih itibariyle, herhangi bir organizasyonda kupa alınması mümkün olmadığı için, pasta üzerinde herhangi bir branşın başarısı olmaması normaldir ama Düzce Topuk Yaylası Tesisleri... Aklın alacağı şey değil...

Bu Aziz Yıldırım'ın bizatihi tercihi olamaz... "Bir pasta yaptırın, üzerine tesis resmi koyun" demesinin mümkünü yok. Ama görünen köyün, yani bir nabza göre şerbetçinin şu hareketinden Fenerbahçe'de algının ne hale geldiği açıkça görülüyor.

Tesisler her şeyden önemli mi?

Belki de öyle... Belki de bizim hayata bakış açımız çok küçük. Belki de hepimiz hipodromdan birer tane at gözlüğü alıp, takmışız da hayata öyle bakıyoruz. Hadi, çuvaldız bizim olsun. İğneyi ne yapacağız?

Tesis tutkusunun camiayı getirdiği nokta, "Hele bir bitsin. Görün bakın neler olacak" noktası... Sahi neler olacak? Bizim, kendi emeğimizle yaptığımız için övündüğümüz bütün bu tesislere, bizim kadar muteber olan ya da olmayan diğer kulüpler, devlet yardımıyla çöküyorlar. Sadece tesis yapmak değil, hem tesis yapıp, hem bunu engelleyebilmek değil mi marifet olan?

Bunu bir kenara bırakalım; Düzce Topuk Yaylası'nda ya da Ankara İncek'te tesis var diye altyapıdan oyuncu çıkartmaktan vaz mı geçeceğiz? Sırf bu sebeplerden, transfer yapmayacak mıyız? Tesisler mi çıkıp oynayacak?

Kinaye ile ömür geçmez ama ne yapalım? Fenerbahçe, taraftarından esirgediği bütün bir bilgilendirmeyi "sadece" tesisleri üzerinden yapıyor. Temelini attık, katlar çıkılıyor, çatısı halloldu, boyası yapılıyor, içi döşeniyor, vs. vs. Halbuki hayat memat meselelerinde böyle şeyler yok. Bekle ki kurumsal iletişimin keyfi gelsin de haber yapsın.

Fenerbahçe, bu dünyanın defalarca üzerinden geçtiği bir yönetim pratiğini tekrar tekrar yaşıyor. İki büyük depremi dört sene arayla yaşayıp, bir şekilde atlatan camia, kocaman bir fetişin kucağında, oradan oraya savruluyor. Zikredilen hedefler bir bir aşağıya düştükçe, kitleyi "farklı ve hiç denenmemiş olanın" peşinde, güzel yarınlara inandırmaya çalışan bir "beyin takımı" yerleşiyor.

Gidiş öyle bir gidiş ki yarın bir gün "Kadıköy'den hicret ediyoruz" dense, pılını pırtını toplayıp Düzce Topuk Yaylası'na gitmeye hazırlanabilecek insanlar oluşmuş durumda. "Durun yahu, biz müteahhit firma değiliz, spor kulübüyüz" diyenlere "Höööööt" deniyor.

Pastanın üzerine tesis fotoğrafı koyanlardan, aşağıdaki nutku da bir şekilde söyletmelerini bekliyorum. Yüzsüzlüğün sonu yok. Ha gayret!

"Bugün iktidarımızın on ikinci yılını doldurduk, en büyük bayramdır, kutlu olsun. Şu anda büyük Fenerbahçe camiasının bir ferdi olarak, bu kutlu güne kavuşmanın en derin sevinci ve heyecanı içindeyim.


Taraftarlarım... Az zamanda çok ve büyük işler yaptık. Bu işlerin en büyüğü, temeli, Fenerbahçe kahramanlığı ve yüksek Fenerbahçe kültürü olan Düzce Topuk Yaylası Tesisleri'dir. Bundaki muvaffakiyeti Fenerbahçe yönetiminin ve onun değerli destekçilerinin, bir ve beraber olarak azimkarane yürümesine borçluyuz.


Fakat yaptıklarımızı asla kafi göremeyiz. Çünkü, daha çok ve büyük işler yapmak mecburiyetinde ve azmindeyiz."

1 yorum:

canadian dedi ki...

sportif hedefin CL kupasi almak ! oldugu gunlerden, sezonu kurtarmak icin ayni suda ikinci kez yikanmak uzere daum'u getirmeye ve oradan da domestik sampiyonluklari zikreden zihniyete donus... artik futbol bransinda esamemiz okunmazken varsa yoksa tesis. eskiden tek cim sahamiz 82'de cavusoglu'nun yaptirdigi dereagzi tesisiydi. simdi her yer saha her yer cayir cimen doldu. doldu da ne oldu ? altyapidan kim geldi de iki pas yapabildi ? onca atil cim sahanin tek faydasi corak sehrimize biraz zumrut yesili renk calmak oldu. anadolu yakasinin iki buyuk yesil alani var : biri karacahmet mezarligi. digeri bizim tesislerin oldugu yer.