25 Kasım 2010 Perşembe

Dünya'nın En İyisi, Avrupa'nın En İyisi, Türkiye'nin En İyisi


Dünya'nın en iyisinin kim olduğu malum... Şurada hayat hikayesi yazıyor.

Avrupa'nın en iyisine bakalım.

2000 ve 2002 sezonlarında iki denemeden sonra, soluğu EuroCup'ta alan Fenerbahçe Kadın Basketbol Takımı, aralık vermeden 2007'den beri FIBA'nın Euroleague organizasyonunda yer alıyor.

Beşinci sezona giren süreç zarfında bugüne kadar 64 maç yapılmış. Bu karşılaşmaları ülkelere göre ayırdığımızda karşımıza çıkan tablo şu:


Fenerbahçe'nin üstün olmadığı tek ülke Rusya ve görüldüğü gibi, aradaki fark oldukça büyük.

Bu ülke takımlarına karşı kazanılan iki galibiyetin birincisi yine UMMC Ekaterinburg'a karşıydı ama bu sonuncu kadar manalı değildi. UMMC'nin 6 sayı farkla ve hiç öne geçemeden kaybettiği müsabaka, aynı zamanda Fenerbahçe'nin Rusya'da kazandığı ilk galibiyet oldu.

Gerçi "Boğazın karşı yakası" deyince sanki iki hisara kurulmuş, öyle maç yapan takımlar akla geliyor ama bu tabiri kullanmadan geçmeyelim...

Rekabetin Avrupa'daki yansımasına denge getirmek için, seviyesi olduğundan yüksek gösterilmeye çalışılan diğer yakadaki güzide rakibimiz, deplasmanda oynadığı maçlarda 26-27-28 olarak, ardışık şekilde fark yemeye devam ederken, Fenerbahçe'nin gidip "Avrupa'nın En İyisi" denilen takımın anasını laciverte boyaması (Bkz. Karamürselli Deli Hamdi) o ünvanı, en azından bir süreliğine kendisinin almasına yeterlidir.

Ve gelelim Türkiye'nin en iyisine.


Migros günlerinden beri "Fener'e... Fener'e..." deyip durduğumuz Birsel Vardarlı'nın Türkiye'de bir eşi benzeri olduğunu düşünen varsa, Münir Özkul'un dediği gibi "Turrrrrup sıkmak lazım" onun fikrine... Ne Nilay, ne Esmeral, ne Işıl, ne de diğer zikredilen isimler, onun özelliklerine sahip değiller. Türkiye gerçek bir spor ülkesi olsa, iki değil on takım şampiyonluk için mücadele etse, Birsel Fenerbahçe'de değil bir başka takımda oynasa, şüphesiz takımını sırtına alıp götüren o olurdu. Forma rengine göre değişecek bir şey değil yetenek ve sporculuk meziyeti...

1 yorum:

tozlu parkeler dedi ki...

Geçen yıl, Caferağa'daki sezon içi Galatasaray maçı sonrası bu maçı Sue Bird seyretse hasetten çatlardı diye düşünmüştüm.
Günden güne geliştiriyor kendisini, oyun zekası mükemmel bu kızın. Sanki litvanya'da, yugoslav ülkelerinde falan doğmuş, genlerinde basketbol kültürü yaşıyor gibi.
Harakova'nın gelişinden sonra ikinci plana düşer mi diye düşünmedik değil ama yok , bu sınavı da hakkıyla verdi.