2 Kasım 2010 Salı

Baba, Oğul, Kutsal Menajer!


Baba, menajer.
Oğul, menajer.

Baba, kulüp menajeri.
Oğul, sporcu menajeri.

Baba, oyuncularla takıma alınırken ilgileniyor.
Oğul, oyuncular takımlara  satılırken.

Baba var. Oğul var. Bir tek Kutsal Ruh eksik. O da para oluyor herhalde. Varlığı bir dert, yokluğu yara olan hani.

Aslında mevzu futbol olsa, ortalık ayağa kalkar ama, memleketin spor bilinci genellikle top rakipteyken kendi sporcusuna "baaaaas" diye bağırmaktan ve ara sıra ganyan bayiinde "Ayrıl ulan" diye haykırmaktan geçtiği için basketbola pek kafayı takan yok.

Sürekli salonlarda olanlara gelince... Bir kısmı bilmedikleri için, geri kalan çoğunluk ise "Yahu biz kırk kişiyiz, kırkımız da birbirimizi kollarız" lafını şiar edindiği için susuyor.

Kim kaldı geriye?

Kulüp menajerinin herhangi bir akrabasının sporcu menajerliği yapmasına şaşırıp, vaziyeti etik bulmayan bizim gibi üç beş tane modası geçmiş vatandaş.

Bir de, bazı kulüp başkanları var... Çok eleştirdiğimiz bir kısmının, bu konularda hakkını yemek ayıp olur. Bir duysalar, çıkışa doğru duvardan duvara kırmızı halı döşeyecek olanlar biliniyor.

Menajer babası olmak ayıp değil. Menajerliği meslek edinmek de öyle. Ama hem menajer olayım, hem taraftar kalayım, hem her yere girip çıkayım, olmaz.

"Bir taraftan elime kovanı alıp ağacın dibine oturayım. Hoppala balı gümleteyim, hoppidi pişen armudun iyisi ağzıma düşsün" dedin mi, üç kuruşa otuz beş köfte olur ki, öyle esnaflık olmaz.

Uzun lafın kısası, bu kadar ehlikeyf olmamak lazım. Yarattığı karakaşa, kara göze kurban olduğum Allahım, insanları nerelerden nerelere düşürüyor.

Başlığa uygun bitirelim:

In nomine Patris et fillii et Spiritus Sancti... Amen!

Ok mi OK?

Hiç yorum yok: