16 Kasım 2010 Salı

Önemsiz Bayram



"9 gün iş yok. Hadi tatile gidelim"

Gidelim tabii.

"Hayat gailesi yıktı, devirdi, bitirdi bizi. Azıcık nefes alma imkanını da mı kaçıralım?"

Kaçırmayalım elbette.

Bir de hayatın zorluklarını "artık" çekmeyenler var. Nefes de almıyorlar aynı zamanda. Hepsi birden, bir yerlerde medfun.

Amca, teyze, hala, dede, baba, anne... Bir süre önce sokak isimleriyle ve "Burada çok trafik var, en iyisi arkadan dolaşalım" sözleriyle gidilen adreslerinde artık parsel numaraları..

"Bâtıl inançlar, feodal âdetler" gözüyle bakıp burun havada "Amaaan" diye küçümseyerek yola devam ettiğiniz zamanlardan arta kalan, kazanılması muhtemel sevaplar değil, kaybedilmese de burkulan kalpler olur.

Uzun lafın kısası, bayramın önemsizi olmaz bu hayatta.

Acı ama; elini öpmekten imtina ettiğiniz büyüğünüzü, gözünü öpmekten sakındığınız sevdiğinizi, sesini duymayı boş verdiğiniz dostunuzu, yeşil örtü altında merhum ya da merhume diye görebilirsiniz iki bayram arasında. Ve üzülürsünüz sonra. Şaire falan da güvenmeyin hiç. Öyle "en fazla bir yılda" geçmez ölümün acısı, pişmanlıkla karıştığında.

Sevmediğinizi yine sevmeyin. Küs olduğunuza yine küs kalın. Sebepsiz değilsiniz ya, vardır bir hikmeti... Ama seviyorsanız onu / onları, kırmayın, bükmeyin bayram vakti.. İş işten geçtikten sonra "mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan; yedi kandilli süreyya’yı uzatsan oradan" diyemezsiniz çünkü; sadece şiirdir o. Ne yapabiliyorsanız, bu dünyada yapacaksınız...

Bayramınız mübarek olsun...

Hiç yorum yok: