10 Kasım 2010 Çarşamba

2010, Basketbol, Racon, Şakir, Adalet


Bazen hayat, teknik-taktik-plan-program kaldırmaz.

Adamın birisi gelir. "Yeter" demesi yeterli olur. İşe girişir. Bir yıl, iki yıl, üç yıl, beş yıl, on yıl... Kendine belirlediği süre zarfında amacına ulaşır. Mağlup olduğu zamanlarda bile galiptir o yolda.

Kurtuluş Savaşı'ndan bahsederken "Atatürk, Samsun'a çıktı. Oradan Erzurum'a geçti. Sonra Sivas'a geldi. Ankara'ya gitti. İzmir'i aldık. Bitti" diye özet geçebilen ve emeği ve tutkuyu küçümseyip, bunlara önem vermeyen insanların ezici çoğunlukta olduğu bir ülkede, yukarıdaki tip adamlara sabır gösterilmesini beklemek abes.

Bir de "O bir savaş bile değildi aslında" diyerek konjonktür babalarının yanında saf tutma meraklıları var ki en fenası onlar... Fenerbahçe'nin Turgay Demirel - Mahmut Uslu - Bogdan Tanjeviç üçgeninde yaşadıkları entelektüel ellerde "2010 Raconu" diye adlandırıldı ve aklanmaya çalışıldı ya hani... Bu ikisi bir benzer işlerdi işte. "İçimdeki muktedir aşkı bambaşka..." diye haykırmaktan kendini alamayan okumuş çocuklar.

Şimdi herkes itiraf etti ortada nelerin döndüğünü. Savaş bitti. Sıra ölüleri gömmekte. Yaralılara elbette şefkat gösterilecek ama "bir zamanlar" düşman oldukları unutulmadan. Fikrin esareti olmaz lakin fil hafızalı olmak gerek. Gün doğduğunda, uyandığında, haklı mücadelenin siperine dayanmak yerine, yönetenin kucağına oturanlardan olursan ya da onların kimler olduğunu unutursan kardeşim; şiirdeki "eşraf ve âyân ve mütehayyizânın çoğu ve ağalar"a benzersen yani, devam ederiz ateşi ve ihaneti görmekte...

Son söz:

Bir adam var ortada, adı Şakir. Başka isimle seslenilmez ona. "Ne diyorsun sen?" denirse, verilecek cevap belli. Çiçek Abbas usulü:

- Ne diyem? Mahmut mu diyem? Şakir?

Bir iş var meydanda, sırf alavere dalavere. Adına "alçaklık"tan başka şey denirse, verilecek cevap belli. Yine sahne alır Abbas:

- Ne diyem? Racon mu diyem? Gafil?

Hiç yorum yok: