27 Kasım 2010 Cumartesi

Bir Müesseseyi Çok Sevdim, O Beni Hiç Sevmiyor


Haber ajanslara düştüğünden beri gözümden yaş eksik olmuyor... Gülmekten tabii...

Efes Pilsen taraftar organizasyonu Efesliler'in karşılaştığı durum, çok sinir bozucu ve onur kırıcı. Normal şartlar altında, "taraftarın halinden taraftar anlar" kabilinden destek olunması gereken bir hadise var ortada, vahşetler denk! Ama şerait müsait değil..

Kısaca özetleyecek olursak, yaşananlar şundan ibaret:

Efendim, Efes Pilsen - Union Olimpija maçında, Efes Pilsen'in vefakar, cefakar ve de mutat taraftarları, her zamanki aksesuarları olan kösler eşliğinde, her zamanki yerlerini alıyorlar. Lakin tam da gülbank başlamış ve aradan çok zaman geçmemişken bir mübelliğ zat gelip, oyuncuların davulun çıkardığı sesten rahatsız olduğunu ve mümkünse davul çalmaktan vazgeçmelerini söylüyor. Tabii Nasreddin ho..., pardon, Efesliler durur mu? Yapıştırıyorlar taaccübü ve reaksiyonu. Pankartlar sökülüyor. Mesken terk ediliyor. "Yanınızdayız" pankartı ters asılıyor ve Asakir-i Mansure-i Efes Pilseni formaları çıkartılıyor.

Makara şurada dursun, biraz ciddiyet...

Yapılan açıklamada şöyle bir kısım var:
"Efes Pilsen Spor Kulübü'nün taraftarı yoktur' diyen insanlara inat takımımızı her şartta her maçta destekledik"

Biz de öyle diyenlerden olduğumuz için gönül rahatlığıyla cevap verebiliriz herhalde:
"Bizi bir tek siz anladınız ama siz de yanlış anladınız"

Oysa dediğimiz gayet açıktı.:
Biz size "Efes Pilsen'de kendini taraftar sananlar olamaz" demedik; "Efes Pilsen'de ve benzerlerinde taraftarlık diye bir şey olmaz" dedik.

Taraftarlık, kulüpçülük demektir. Kurumlarda kulüpçülük yapılamaz. Çünkü kulüpçülük, "Madem kâr edemiyoruz. Kapatalım gitsin" kafasıyla yapılmaz. Yerin dibine de batsa, üç beş kişinin devam ettiği küçücük lokalleri olan semt kulüplerinin bile taraftarı olur ama Efes Pilsen Spor Kulübü'nün taraftarı olamaz. Ancak taraftarcılık oynayan küçük grupları vardır. Onlar da, akşam ezanı okununca "Aliiii, baban çağırıyoooo" diye annesi tarafından eve davet edilip, gelmemekte inat edince babası pencereye çıkan çocuk gibi, "Bak kızıyorum ama..." denince boynunu büküp eve gidiverirler. Aynı bu olayda olduğu gibi...

Ayrıca her fırsatta Türkiye'nin büyük spor kulüplerinin taraftar klişelerini eleştirip, her şeye kulp taktıktan sonra, yapılan açıklamada "yol parası ve simit" gibi güzide deplasman argümanlarını kullanmaları da bilahare takdire şayan. Klasikler kolay ölmüyor tabii..

Söze nihayet verecek olursak...

Kendisini Efes Pilsen taraftarı sanan herkesin burnunun yüksek irtifada gezdiğini söylemek tabii ki mümkün değil ama "basketbol kültürü" üzerine yaratılan bir elitizmin "Biz farklıyız" algısı eşliğinde, bu memleket sporunun temel direği olan spor kulüplerini ve onların taraftarlarını küçümsediğini de kimse inkar edemez. Bu alınan, manidar bir boy ölçüsüdür.

Ne kadar endüstriyel olursa olsun, kurumsallaşma hastalığına kendisini ne kadar kaptırırsa kaptırsın; bir Fenerbahçe, bir Galatasaray, bir Beşiktaş ya da bir Karşıyaka muadili spor kulüpleri, asla müessese soğukluğunda olmayacaklar.

Tuncay Özilhan'ın "Biz yazdık" diye elinde salladığı basketbol tarihi kitabında bahsi geçen yılları açıp, o zamanlarda çekilen Türk filmlerine bakın mesela... Bir tane bile müessese takımının maçına giden insan görebilecek misiniz bakalım? "Ama o basketbooool" demeyin. Spor tarihi tek bir yerden yazılmaz. Bu yaşananlar ve sizin Kaf Dağı'ndaki kafanızın üzerine dökülen soğuk su, yağmur bulutunun değil, Türkiye'nin spor tarihinin, Türkiye'nin büyük kulüplerinin şamarı ve soğuk duşudur.

Yanınızdayız! Kahkahalarla gülmek için...

2 yorum:

Sıradan Biri dedi ki...

harika.

Rodosto dedi ki...

"Ama o Basketboool" diyenler için
bkz. İstanbulspor
bkz. Güneşspor