22 Kasım 2010 Pazartesi

İsmail Şenol, Algı Kaymaları ve Boku Çıkan Küfüre Saygı Duruşu


Bundan üç sene önce... Akatlar'da yine bir Beşiktaş - Fenerbahçe maçı... Murat Kosova ve Kaan Kural ikilisi yayında. Tam da Beşiktaş taraftarı olanca sürekliliğiyle Fenerbahçe'nin gelmiş, geçmiş, eşik, beşik, ana, avrat, yedi sülale kavramlarına sinkafı basarken ikili devreye giriyor:
"Beşiktaş tribünleri coştu. Evet, muhteşem bir tezahürat var"

Hoppala Hasan dayı, maslahatım seyirdi...

Çok geçmeden Abdi İpekçi'de bu ikiliyi ayrı ayrı gördüğümüzde, vaziyeti sorup, sitem ediyoruz. Hassasiyetimizde haklı olduğumuzu, o an maçı anlatırken, heyecanla bağırılanların içeriğinden çok, yüksek sese odaklandıklarını ve ne söylendiğini duymadıklarını söylüyorlar. Makul insanlar, makul açıklama. Hiç değilse bir daha olmaz. Ya da "böyle kendimizi avutuyoruz" diyoruz. İkincisi oluyor.

Bu sefer Murat Kosova ile Kaan Kural değil, İsmail Şenol... Yakını bilinmez ama uzaktan bakınca 10 numara gazeteci, 10 numara basketbol insanı, 10 numara spor aşığı gibi duruyor kendisi. Memlekette aranıp da kolay bulunamayan şeyler...

Dün maç oynanırken twitter'dan yazıyordu kendisi. Biz de takip ediyorduk ki şöyle bir cümle geldi.

"In the arena, you're going to hear the voice of eagle after the Besiktas baskets. That's because the team is nicknamed Black Eagles."

Kazakistan'da yakından kartal görmüşlüğüm, hatta koluma kondurmuşluğum var. Devasa bir şeydi, sesini de esirgememişti sağ olsun ama ağzından "sik"e benzer bir kelime çıktığını hatırlamıyorum hayvanın. Şakası bir yana, artık ülkedeki tribün hallerini "bir kaç kendini bilmez"den kurtarıp, özneleri cümle içinde kullanabilmek gerek. Eğer "akil" diye bildiğimiz insanlar bile son yılların en pis derbi ortamlarının yaratıldığı bir salonda ikamet edenler için şu cümleleri kuruyorlarsa, ortada kartal kadar devasa bir yanlış var demektir.

İsmail Şenol ya da benzeri "elit" spor insanlarının bu topa girmesi "kendilerince" uygun olmayabilir. Saygı duyulur, hak verilir. Ama madem eleştirisi yapılmayacak, övgüsü de yapılmasın.

Fenerbahçe yapıyorsa Fenerbahçe. Galatasaray yapıyorsa Galatasaray. Beşiktaş yapıyorsa Beşiktaş... Hatanın adı koyulsun...

Beşiktaş tribünlerine dair kamuoyunda yaratılan bir "mes que un tribün grubu" algısı var. Bu algı, tribünlerde sosyal yönü ağırlıklı, düşünce yapısı kuvvetli, hür iradeye dayalı ve yaratıcı insanların bir araya geldiğini öngörüyor. Kadınlı erkekli, bir sürü gazeteci, yazar, televizyon insanı, sanatçı da "Ayyyyy çok şeker"den "kartal sesleri yankılanıyor"a kadar uzanan bir skalada beğenisini belirtiyor.

İşte bu topluluğun bir gün rakip takım (bilhassa Fenerbahçe) formasıyla Akatlar'da sahaya çıkmayı tecrübe etmesi gerek.. Erkekse alnının ortasına, kadınsa yeni yapılmış fönlü saçların arasına balgamı yemeleri ne kadar sürer, önce onu görürler, sonra da ne kadar isterlerse o kadar överler.

2 yorum:

Adsız dedi ki...

Siteni gezdim birşey bulamadım bununla ilgili ama nedendir bilinmez sadece Beşiktaş taraftarını duymuşsun. Kısa bir süre önce, Cumhurbaşkanlığı kupası maçında Galatasaray taraftarı salondan çıkartılınca Fenerbahçe taraftarının Sarı-Kırmızılı bayan oyuncular için söyledikleri neydi peki? Kendi alıcılarını da kontrol et istersen ona buna çamur atacağına.

Canarino dedi ki...

Adsız,

İyi aramamışsın demek ki.

Ne yazılmış yukarıdaki yazıda?

"Bir tribün insanı olarak, tribünün belli dinamiklerine ve hatta küfüre bile "bir yere kadar" kesinlikle itirazım yok. O yerin neresi olduğu da baş ucu demirbaşımız olan, Can Kozanoğlu'nun "Bu Maçı Alıcaz" kitabında bihakkın yer alıyor. Bundan ötesini Fenerbahçe tribünleri yapıyorsa, onlar; falanca tribünler yapıyorsa onların karşısındayız."

Selametle...