31 Ağustos 2010 Salı

Yumurta mı Eleştiriden Çıkar, Biat mı Tavuktan?


Bugün siyasette ya da sporda, saflar çarpışırken çınlayan lafların arasında en çok kulağa çarpan şu:
"İktidarın / muhalefetin üslubu çok sert ve gayri ahlaki. Böyle olunca biz de istemediğimiz halde o şekilde davranabiliyoruz"

Bu memlekette eskiden "darağacı" manasına gelen "siyaset" kelimesinin içeriğine dair blog sayfalarında getirilebilecek bir çözüm yok.

Belki Fenerbahçe için de böyle ama defalarca yazdığımız şeyleri bir kez daha karalamak, en azından kendi hafızamızı tazelemeye hizmet eder.

Buyurun...

Eleştirinin de, ona karşı savunmanın da ölçüsüz olabildiği bir camia Fenerbahçe.

Kuruluşundan bu yana geniş halk kitlelerini ilgilendiren, kongresinde hepi topu 200 kişi bulunduğu geçmiş zamanlarda bile şenliği eksik olmayan bir kulübün, iletişim çağında çok daha sağlıklı şartları haiz olması beklenirdi ama olmadı.

Kurumsallık iddiasındaki yönetimin benimsediği sıfır derecenin altındaki şeffaflık, yangından mal kaçırır gibi taraftardan bilgi kaçırılması vb. sebepler sayesinde iktidar ve muhalefet, kendi fanuslarında yaşayan kapalı toplumlar haline getirildi. Uzaktan uzağa atılan taşlar ise hedefi bulmadan, havada kaldı.

"Yapılması gerekenler" deyip, iki nokta üst üste koyduktan sonra maddeleri sıralamak işe yaramaz. Çünkü kimse umursamıyor.

"Mali tabloları dileyen gelip, incelesin. Tabii ciddi olmak kaydıyla" diyorlar. Ciddiyetin kıstası nedir ya da siyah değil de gri takım elbise ile gelinse, ciddiyet eşiği geçilir mi, bilinmiyor..

"İcraatlar hakkında aksi yönde düşüncesi olanlar bizimle paylaşsın. Kapımız her zaman açık" diyorlar. Kongrede, divan kurulunda kürsüye çıkıp konuşan insanlar kulüp binasının yakınında görülünce "Bunun ne işi var burada?" fısıltıları yükseliyor.

Kongrede çıkıp konuşmak da kolay değil tabii.. Kraldan çok kralcılar, gözleriyle ısırıyorlar.

Kronolojik olarak; pankart asan taraftara, "Siktirin gidin buradan. Ne işiniz var burada?" deniyor. Pankart asmak komple yasaklanıyor. Sadece kulüp elinden çıkma pankartlar seyircinin alınmadığı yerlere asılıyor. Pankart asmak izine bağlanıyor. Velhasıl, taraftara holdingin "üretim departmanı çalışanı" muamelesi yapılıyor.

Futbolcunun biriyle yaşanan bir gerilim sonrasında, "Taraftara kimse küfür edemez" nidasına cengaverce karşı konup, "Ben ederim" deniyor. Başka bir "Siktirin gidin buradan" başka bir yerde patlıyor. Yanında "10 senedir sizinle uğraşıyorum. Vurduracaksınız sonunda kendinizi" eşantiyon olarak geliyor.

Bunlar normal mi?

Dikkat ederseniz işin teknik, taktik, yönetsel boyutlarına daha girmedik. Zaten gerek de yok. Daha bir süre önce bambaşka bir sektörde öncü olup, akabinde futboldan en az profesyoneller kadar anladığını iddia etmek, hani o "doğuştan teknik direktör olduğu" için haklı şekilde eleştirilen taraftarların takındığı tavırdan pek de farklı değil ama söyleyen nerede? Varsa yoksa "Bu bizim halkımız var ya, sporu mabadından anlıyor mirim" teranesi. E doğru da tersini neden söylemiyorsun ağabeyciğim, ablacığım?

Ve siz, diğer değerli ağabeylerim ve ablalarım... Forumlarda, orada burada yönetime "Sonuna Kadar Arkandayız" derken, alkış efektinden, +1907'den, kadeh tokuşturan smileyden başka ne verebildiniz fikir olarak?

"Evet, yanlışları var ama kantara koyduğumuzda sevapları günahlarını kat kat aşar" deyip, en baştan yumuşamayı ele almak bir yana, "Şu yanlışın var.." diye karşısına geçebildiniz mi icra makamının?

Yok... Yok... Yok...

Yumurtayı, tavuğu, hindiyi, tavus kuşunu bilmem ama "eleştiri" denen şey, suskunluktan ya da eleştiri karşısında kendini siper etmekten çok daha (nasıl desem) dişe dokunur bir iş.

Tarih tekerrür ederken geçmişe bakınca; kaybedilmiş savaşlardan sonra, sadece mağlup başkomutana "Yanlış yapıyorsunuz" diyen subayların itibarını iade eder.

Hiç yorum yok: