27 Ağustos 2010 Cuma

Fenerbahçe'de Sevda ve Hamaset ile Kamuflaj

Hiçbir şeyden çekmedi Fenerbahçe, sevgiden çektiği kadar. Hatta bahtsızlığından bile bu kadar müteessir değildi. İşine gelmediği zamanlarda anmazdı ama kurumsallığın adını, iptidai de sayılmazdı. Yazık oldu Fenerbahçe'ye...

Fazla hamasetten çekilir de fazla sevda acı çektirir mi bir kitleye? Çektiriyor işte.

Rahmetli İslam Çupi'nin "Fenerbahçe büyüklüğü"ne dair sarf ettiği o edebi sözlerin bir uyuşturucu gibi kullanılmaya başlanması, kısa bir geçmişin işi. Fakat bu kullanım ve olan biten hadiseler öyle travmatik bir durum yarattı ki her nehre düşen boğulmamak için timsaha sarılır gibi, malum söz öbeğine sarılıyor.

Ha, bir de "Yenilgilerinde seni daha çok seviyorum" teranesi var...

Normal şartlar altında bu safiyane hissin adına "terane" demek yanlış olurdu ama durum fena, çünkü hamaset teknik işlere kadar geldi.

Bir inşaat yaptığınızı düşünün. Kalitesiz malzeme kullanımı, kötü işçilik vb. herhangi bir sebepten istediğiniz sonuç ortaya çıkmıyor. "Bu durum daha iyi bir inşaatın habercisi" der misiniz? Sanmam.

Oysa Fenerbahçe ne zaman yenilse ortada bir "Bu mağlubiyet, şampiyonluğun habercisi" lafı dolaşıyor. Sanki kulüpteki herkes kendiliğinden müthiş bir bilinç düzeyine erişmiş de o yenilgiden sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacakmış gibi... Ama nerde? Öyle bir belde, kimbilir hangi bir kıt'a-yı muhayyelde?

Ortada büyük dertler var. Kulübün sürekli ulaşmaya çalıştığı kurumsal yapının, aslında tek elden yönetilen bir tuhaflıklar silsilesi olması. Futbol takımındaki hesapsız hareketler. Çok övülen ve övünülen süreçlerin, sezon sonlarında hüsran olarak geri dönmesi. Taraftar ve kulüp arasında iletişimsizlik. vs. vs.

Bütün bunlar olanca sertliği ve çözüm beklentisiyle olduğu yerde dururken, "Ben Fenerbahçe'yi çok seviyorum" diye ortalarda gezinmek tuhaf geliyor bana. Kimse, kimseye "Sevmiyorsun" demiyor. Kimse, kimseye "Sevme" de demiyor.

Böylesi ya tavşan necaseti olmak ya da "Cuma'ya gittim. Gelicem" diye dükkan camına kağıt yapıştırıp, ibadetinin reklamını yapmak gibi bir şey.

Halbuki Fenerbahçe için herkesin ya biraz kokması ya da hafif bulaşması gerek.

1 yorum:

stingachu dedi ki...

"Bir inşaat yaptığınızı düşünün. Kalitesiz malzeme kullanımı, kötü işçilik vb. herhangi bir sebepten istediğiniz sonuç ortaya çıkmıyor. "Bu durum daha iyi bir inşaatın habercisi" der misiniz?"

Bu bina boyle oldu, en azindan ayakta kalsin bir sonraki icin iyi malzeme kullanirim, isciligimi biraz gelistiririm, ucuncusunde hersey cok daha guzel olur diyebilirim. Koca bina yapildiktan sonra kapisi kapanmiyorsa, binayi yikmaya kalkmam, kapiyi degistiririm.

Daum kapiyi kapatamadi, binayi tepesine yiktik (yonetim yikti, biz zurnanin son deligiyiz sonucta), Aykut binaya yeniden basladi. Daha temeli yeni atiyor. Daha cikacak uc dort kati varken tum hevesini kirmak olmaz.

Yenilgilerinde seviyorum diyemeyecegim, uzuluyorum ama Aragones'e bir sene sabreden bir klubun (ki bjk ile kupa macinda yedek kaleciyle maca cikilmasi benim icin sabir tasinin catlama sesinin duyulma anidir) Aykut'a en az 5 sene sabredebilmesi, sabretmenin otesinde desteklemesi anlamina gelir benim nazarimda.