11 Ağustos 2010 Çarşamba

Kuyruk Sokumuna Sorular ve Özde Taraftar Soykırımı


Türkiye'de neden fikirlerin değil de kişilerin arkasında durulur?

Hadi bunu bir nebze anlayalım; lakin arkada durmuşken mahrem bir yerle bu kadar yakın ilişkide olmak nedendir? Hani kimi zaman yalamak, kimi zaman itelemek için aportta beklemenin sebebi nedir?

Güçlünün, bürokrasinin tepesinde yer alanın, kurumda muktedir olanın fikirlerine, "hizmetlerini unutmadan ve hakkını vererek", kırk yılda bir tatlı sert teğet geçip, "İş eleştirmeye gelince babamı tanımam" hallerine girebilmek niçin bu kadar yaygındır?

Muhalefet denen şey, yol, yordam, yöntem tayin etmeden, her akla estiğinde huruç ederek sağlam argümanları klişe savunmaların önünde birer birer harcamak mıdır?

Ya U dönüşü nerededir? Fikirler neye göre değişir? On yıl boyunca "ak" diyenler, neyi görünce "kara" çalmaya başlar? Daha evvelsi gün adı geçtiğinde "Tuuuuu" diye yöneticilik vasfına tükürenler, hangi arada derede kasideye geçer?

"Militan, devrim, devrimci ve muhafız" kelimeleri, ucuzluğun şahikasını "Ben bu devrimin militanıyım; yine söylüyorum: Devrimcinin bizzat kendisine karşı da acımasız bir muhafızım.." cümlesinden başka bir yerde, bir arada yapmış mıdır?

Cevapsız sorular... Öznesi, nesnesi, hatta yüklemi bile değişir. Bir tek şey değişmez:
Abalı

Eli kalem tutan ve/veya televizyonda kendine yer edinmiş her spor insanının bir numaralı özlemidir, sahalarda ve saha dışında Avrupalı gibi olmak. Topçusu nasibini alır, yöneticisi giydirilir ama en çok taraftara patlar bomba.

Bu taksimin haklı tarafları da yok değildir hani... Üçlünün içinde yasa ile, nizam ile, teamüller ile sağı solu bağlanmayan tek unsur olduğu için tepkisi de uçsuz bucaksız olabilmektedir bu insanların. Değil kanunun numarası, isterse adedi 5149 olsun, bir yerden yine "yırtık dondan" çıkar gibi çıkıp, ortalığı alt üst edebilirler.

Taraftar nedir? Her türlü genellemenin mezesi mi? Herhalde... Öyle olmasa, kalem efendilerinin "Toplarıyla, tanklarıyla gelseler dahi. Önünde kırılır hasmının sa’i" mısralarına muhatap olmazlardı.

Bir takım odaklar taraftarı kandırıyor.
Rant kapısı kapanınca isyan ettiler.
Tabii maması kesilenler sesini yükseltiyor.
Hadsizler... Nankörler...

Bunların hepsi taraftara nağmeler... Diyelim ki böyle söyleyenler haklı... Diyelim ki eleştiri hakkı denen şey, zaman zaman çığırından çıkma noktasına "asla" gelmemeli... Diyelim ki sonunda çilesinden fırlayan insanlar, tarzlarında bir hatadır ettiklerinde hemen yaftalanmalı... Diyelim ki falan, diyelim ki fişmekan...

Soru:
Yukarıdaki cümlelerin onda birini yöneticiler için, sürekli olmak kaydıyla, kurabiliyor musunuz?

Cevap:
Ne münasebet! Yönetici yapınca "İnsan beşer, kuldur şaşar", taraftar edince rantçı.

Taraftar dediysek, öyle hepsi değil aslında... Bir kere protokolde olmayacak. Öyle oldu mu, hafazanallah, yönetici tanıdığı falan çıkar da başa dert gelir. Ağır bir tribünde de olmayacak. Hani locası olur, özel isimli yer olur. Orada içip, içip tenasül uzvunu sağa sola gösteren insanların gazete köşelerinde veyahut köşe sahiplerinin blog kenarlarında ayıplandığını hiç görmedim ben. Ne hoşgörü ama! Hoş, o görünün aynısını kale arkalarından gelen tepki için göremiyoruz fakat olsun o kadar. Hem halk dediğin nedir ki? Elinin kiri!

Nasıl? Güzel oldu mu genelleme? Yanlış mı? Yok yahu, genelleme dediğinin yanlışı olmaz.

İşin ilginç tarafı.. Medyada yer alan ya da buna aday olan o arkadaşlara "bütün medya satılık" dendiği zaman kızıyorlar, "Ne alakası var? Genelleme yapmayın. Yeni kuşakta muazzam yazarlar var" diye. Sanki bu kuşaklar tribüne uğramıyormuş gibi...

Daha fazla uzatmayalım..

Fenerbahçe, son beş yılda iki büyük travma yaşadı. Hiçbirinde kendine "lider" diyenler ortada gözükmedi. İnsanlar televizyonları açtığında ya "IC Oteller Zinciri"nin reklamlarını ya da amatör branşlarda kazanılan kupaları izlediler. Bunun "Ekmek bulamıyorsanız pasta yiyin"den ne farkı vardı?

Komutanları her zorlukta cepheyi bırakıp kaçan bir ordunun askeri "disiplinsiz" diye suçlanamaz. Sosyal hayat, kişisel bir savaştan ibarettir. Örgütlü sosyallik, mesela kulüpçülük ise bu savaşın kitlesel hali... Müstakbel ordu neferlerini eğitmek yerine küçümseyerek bu harpten galip çıkılamaz.

1 yorum:

Adsız dedi ki...

Senin gibi,benim gibi eleştirenlere,sağlam argümanlar koyup arkasında duranlara diyecek hiçbir şey yok.Ama çoğunluğun sadece bir transferle ya da bir şampiyonlukla fikrinin değişeceğini bilmek,insanı ister istemez o protestolardan soğutuyor.

"İpne şimdi bağırıyor,sezon sonu şampiyonluk gelirse imkanı olsa başkanı omzunda taşır" dedirtiyor.