11 Ağustos 2010 Çarşamba

Nah Buraya Kadar Geldi

Küçük bir seri yapalım. "Halk-Yönetici" ilişkisine dair... İlki bu aşağıdaki.

Bir spor kulübü yönetimi kurumsallığını iddia edince "el'an olunduğunu" düşünenlere, "Balık baştan kokar" deyip başı halk olarak gösterenlere ve her devrin adamlarına Aziz Nesin'den gelsin.

Benden de bir bardak çay.

Bizim evin önünde dört kavak var... Bu kavaklardan en baştakini, canına rahmet olsun, dedemin babası dikmiş. Büyük dedem, İstibdat döneminde dikmiş o kavağı. Neden mi dikmiş? Çünkü, Sultan Abdülhamit Millet Meclisi'ni açınca, büyük dedem öyle sevinmiş, öyle sevinmiş ki, işte o sevinçle, Meclis'in açılması şerefine bizim evin önüne, o baştaki kavağı dikmiş. Büyük dedemin diktiği o kavak uzadı, uzadı, iyice büyüdü, tepesi evimizin damına vardı.

Sonra, gel zaman git zaman... Abdülhamit devrilmiş, yani istibdat sona ermiş. Meşrutiyet olmuş. Enver Paşa da başa geçmiş... O zaman büyük dedem sağ değil, dedem var. Dedem istibdat kapandı, hürriyet geldi diye öyle sevinmiş, öyle sevinmiş ki, hürriyetten bir hatıra kalsın diye, büyük dedemin diktiği kavağın yanına bir kavak da kendisi dikmiş. Dedemin diktiği kavak da büyüdü, büyüdü, tepesi bizim evin damını aştı, bacayı bile geçti.

Gel zaman git zaman... Dedem de öldü. Cumhuriyet güneşi doğdu. Dedem rahmetli Cumhuriyeti göremedi. Cumhuriyet ilan edilince, babam öyle sevindi, öyle sevindi ki, Cumhuriyetimizin ilanından bir hatıra kalsın diyerek, dedemin diktiği kavağın yanına bir kavak da o dikti. Büyük dedemin diktiği kavak, nasıl dedemin diktiği kavağın boyunu geçtiyse, babamın diktiği kavağın boyu da dedemin kavağının boyunu geçti, uzadıkça uzadı...

Gel zaman git zaman... Demokrasi geldi, çok partili olduk Allaha çok şükür.... Babam rahmetli demokrasiyi göremedi. Memleketimize demokrasi gelince, ben öyle bir sevindim, öyle bir sevindim, atadan gelme töremize uyup, demokrasiden bir hatıra kalsın diye, ben de evimizin önüne bir kavak diktim. Benim diktiğim kavak da uzadı, uzadı, bir boy attı, bir boy attı...

Cemal Çavuş, kendi diktiği kavağın boy atışını anlatırken, sesini iyice kısıp boğuklaştırmıştı.

- Büyüdü, büyüdü, büyüdü...

Sağ elini, gırtlağının üstüne kadar getirip boynunu tutarak,

- Büyüdü, büyüdü, nah buramıza kadar geldi! dedi.

Sustu. Her zamanki gibi, bıyıklarını sıvazlaya sıvazlaya, ne demeğe getirdiğini anlayıp anlamadığımı görmek için bakışlarını gözlerime dikti.

Ocakçıya,

- Öğretmenin çayını tazele oğlum... diye seslendi.

Hiç yorum yok: