5 Ağustos 2010 Perşembe

Taraftara Ne Verdiniz de Ne İstiyorsunuz?

Fenerbahçe, 2000-2001 sezonunda şampiyon olmuş.. Nasıl garabet bir işse, kupayı ertesi sezonun kendi sahasında oynadığı ilk lig maçında alacak. O da Samsun maçı... Kupa alınırken sevinç nidaları yankılanıyor stadyumda. Hakiki yankı var ortada... Sebep? Bilet fiyatları yüzünden tribünler yarı yarıya boş da ondan.

Sene 2010... İnsanlar yıllardır değişmeyen "pahalı bilet" uygulamasından bıkmış. Bilet fiyatlarının, ülke şartlarına istinaden, makul bir seviyeye çekilmesi konuşuluyor. Stadyumdan sorumlu olan, alınan kararlarda kafasını aşağı yukarı sallama yetkilisi "Ne olacak ki fiyatlar inse... 1000-2000 kişi fazladan gelir, o kadar" diyor. Sürekli boş koltuklarının seyredilmesine alışılan tribünler, yarı yarıya indirimden sonra dolduğu zamansa, malum olmuyor insanlara, bu beyanat sahibinin âkıbeti.

Dün "Genç Çocuklar" ile yaptığımız ve elendiğimiz maçtan sonra, sağda solda iki yazı türüne baktım, bakalım ortaya çıkacak mı diye.

Birincisi "Bu mağlubiyet şampiyonluğun habercisi" şeklindeki "Musibet-Nasihat-İyi Niyet" üçgeniydi. Şükür, daha ilk bakışta 5-10 tane rastladım. İçim rahatladı.

İkincisi de yenilgiden ötürü taraftara kimlerin laf çakacağıydı. Onu da fazla beklemedik. "Böyle taraftarlık olmaz olsun"dan, "Düşman başına... Tabii eleniriz"e açılan bir yelpazede serinledik yaz günü.

Cevap alabilirler mi bilinmez ama adama sorarlar; "Taraftara ne verdiniz de şimdi ne istiyorsunuz?" diye.

Kurumsallık söz konusu olduğunda Türkiye'nin birincisi, Orta Doğu ve Balkanların ilk ikiye kesin gireni, Avrupa'da plaseden düşmeyen, Dünya'da da tabelanın abonesi Fenerbahçe, "Taraftar ile İletişim" konusunda ne yaptı bugüne kadar?

Eski çağları bir kenara koyalım.. Ne de olsa onlar, "şirket" diye bir şeyin ortada olmadığı, duşlarından lağım suyu akan, balıkçı botu giymeden tesislere girilmeyen, her biri birbirinden "kötü kahkahalı Bizans askeri" insanların kulüpte dolandığı "öğğğ kaka" zamanlar.

Biz "Devrim" dönemini konuşalım. Kısa kısa gidelim.

Bilet fiyatlarının, yıllarca tükenmek bitmeyen bir inatla yüksek tutulması ne verdi kulübe? Kırk yılın başında maça gelebilen ve gelince de "parasının karşılığını" almak isteyen kitleler kazanmadık mı?

Lisanslı ürün faşizmi yaratıp, "Bir de işporta formayla gelmiş imza istiyor pezevenk" muamelesi yapan yöneticiler sayesinde, şaşkın ördeğe çevirmedik mi gencecik çocukları?

Taraftarlığı plastik kartlara endeksleyip, taraftarları da sadece plastiklerin yenilemesi geldiğinde hatırlayarak "Fenerbahçe-Taraftar" ilişkisini "Banka Şubesi-Mevduat Sahibi" ilişkisine benzetmedik mi?

Fenerbahçe Dergisi'nde, Fenerbahçe Televizyonu'nda ne yapıldı taraftarla iletişim için? Dergide bebek resmi yayınlama ve televizyonda "5 atarız abi 5. Ehere mehere" programı "Maç Kaç Kaç?" dışında nerede iletişime geçildi bu insanlarla?

Yüksek maliyetler yüzünden, öğrenci taifesine kapanmadı mı, stadyumun, Fenerium'ların kapıları?

Arenaların locaları gibi, stadyum localarında şirket promosyonlarına, bürokrasi kodamanlarına, devlet büyüklerinin taallukatına göz bebeği muamelesi yapıp, diğerlerini astragan yerine koyduğunuz yalan mı?

Futbolcuları da kendinize benzetmediniz mi? Neredeyse, taraftarla el sıkıştığı için öğürerek tuvalete koşacak sporcular yaratmadınız mı?

Maçlar biter bitmez, götünü tribünlere dönüp, koşarak soyunma odasına giden futbolcular birer serap mıydı?

Gidilen şehirlerde fellik fellik kaçıp, saatlerce bekleyen insanları ağlamaklı halde yerine çakan Hıncal Uluç'un Çatladıkapıspor'u muydu?

İstediğinizi yapmadıkları zaman aşağılayıp, çayıra salmaktan başka ne yaptınız arkadaş, bu insanların Fenerbahçe ile daha bir bütünleşmesi, onu fazla fazla sahiplenmesi için?

Kulüp kanalında sırayla dizilip "Zaten bunların sütü böyle muhterem... Hiçbir şeyi beğenmezler. Biz futbolun da medya işlerinin de alasını biliriz. Hem yöneticilik kolay mı? Elbette hataları vardır ama taraftar... Ah o taraftar adam olsa... Nerede o günler? Başını yediler Fenerbahçe'nin... Teneşire gelesiceler" demeyen insan kalmadı. Ayaklı ajandalar, sahibinin sesleri birbirlerini ezdiler.

"Bu ülkede sizin gibi sıradan insanların aklının ermeyeceği işler dönüyor. Uyanık olun diyeceğim ama yine de anlamazsınız. O yüzden siz siz olun, bilmediğiniz işler hakkında fikir yürütmeyin. Hele stada gelip, protesto falan. Zinhar! Sistemin tuzaklarına alet olmayın. Şüphesiz ki o zaman yöneticilerin nimetlerine kavuşacaksınız" imalarından geçilmedi ortalık.

Bu arada aklı selim olduğuna kanaat getirip, salak muamelesi yapılamayanlara denilenleri de unutmadık.

"Sezon öncesi eleştirmek mi? Yazıklar olsun.
Maçlar oynanırken destek olmak lazım. Eleştiri sonra.
Sezon biter bitmez saldırıya geçtiniz. Bari üzüntüyü adam gibi yaşayalım. Sonra tartışırız."

Ee ne kaldı?

İki tane köşe sahibinin, üç tane emme basma tulumbanın yanına bir kaç tane de iyi niyetli ama kitleleri küçük gören mütefekkir koymakla "FenerbahçeJugend" oluşturulacağı sanıldı. Olmadı. Olmaz.

Taban hareketi bambaşkadır. Tavana doğru yükselirken onu fark edemeyeni ya da küçümseyeni yerle bir eder.

Fenerbahçe'nin başına gelecek olan da budur. Ne maçların bitmesinden 15-20 dakika önce dizilen polisler, ne de elitist olmadığını söyleyen elitistler durabilir bunun karşısında. İnsanları ezmenin, adam yerine koymamanın, eğitmek yerine aşağılamanın bedeli ağırdır. "Ekmek bulamıyorlarsa, pasta yesinler"in versiyonlarını dayatarak kelleyi yuvarlağa sokarsınız.

Tarih, tekerrür demek... Bu memleketin saraylarına kurulan herkes ama herkes, günün birinde istediğini yapmayanlara "etrak-ı bî-idrak" muamelesi yapma hatasına düşer. Sonra adamın biri çıkar, bir destan yazar. Dördüncü bapta geleceği haber verir, anlayana... Anlamayan da "Ne oldu ya?" diye ağlaşır, durur.

...ve bir kerre vakterişip
«-Gayrık yeter!...»
demesinler.
Bunu bir dediler mi,
«İsrâfil sûrunu urur,
mahlûkat yerinden durur»,
toprağın nabzı başlar
onun nabızlarında atmağa.
Ne kendi nefsini korur,
ne düşmanı kayırır,
«Dağları yırtıp ayırır,
kayaları kesip yol eyler âbıhayat akıtmağa...»

3 yorum:

tozlu parkeler dedi ki...

Bazen sinirden meramımı anlatmakta sorun çekiyorum; nedir bu muhalefetin sebebi diyenlere karşı.
Bu yazıyı kesip, koyucam cüzdanıma, sinirden nutkum tutulunca aha da burada yazıyor diyicem.

Adsız dedi ki...

facebook paylaşım butonu olsa keşke

constantinache dedi ki...

Aziz Yıldırım yönetimi, yıllardır sistemli bir şekilde bir "halk takımı" olan Fenerbahçe'yi Kadıköy-Bağdat Caddesi-Moda gibi yerlerin takımı yapmaya çalışıyor. Maça gelip te, önünde "omuz omuza" yapan taraftarları "maçı göremediği için" oturtan, avrupa 2.si voleybolculara açılan pankartı yine "maçı göremediği" için indirten, beğenmediği oyuncu Alex bile olsa yuhlayan taraftardan da yönetimin başarılı olduğu anlaşılıyor. Ama işine geldiği zamanda da "25 milyon taraftarımız var" diyorlar.

Acilen karar vermeliler, Fenerbahçe bir Anadolu yakası semti takımı mı, yoksa Türkiye'nin takımı mı? Karar vermeliler yoksa, tribünler boş kalmaya, güya "para bastığı" söylenen Fenerium'lar sinek avlamaya devam edecek.