28 Aralık 2010 Salı

17 Yaş Üstü Şerefsizler ve Yitip Gidenler


Türkiye'de bir oyun oynanıyor; adı da 5149.

Henüz "Bu oyuna herkes dahil edildi" diyecek kadar komplo teorisyenliğine sarmadım ama bir süre önceki Beşiktaş - Bursa maçında provası yapılan vaziyetin, geçtiğimiz gün de farklı bir taraftan sahneye konduğuna inanıyorum.

Bu işlerle yakından ilgili bir çok insan, tribünü, dinamiklerini ve bunlara bağlı olarak "karşı unsurları" az çok biliyor. Beşiktaş - Bursa maçında olanların "hafif yol verilen, göz yumulan" şeyler olduğunu da öyle.

Otobüslerce adam deplasmana gelecek. Onları karşılamaya barlar dolusu adam hazırlanacak. Ama bi hikmet-i müteal, deplasmana gidilerken hangi noktalarda çiş molası verildiğini bile ezbere bilen ilgililerin bu konuda bir önlemi olmayacak. Yiyene afiyet olsun.

Ben size, bugün itibariyle tanıdık gelecek "based on a true story" bir şey anlatayım mı?

Bundan 2 sene evvel, Fenerbahçe yıldız kız basketbol takımı Bayrampaşa'da deplasmana gidiyor. Orada Galatasaraylı bir sporcu velisinin organize ettiği bir kısım tayfa bizim oyunculara sarıyorlar. Ha hu derken bu maç geride kalıyor ve o arkadaşlar bir de Kadıköy çıkartması yapmaya karar veriyor. O dönem Kazakistan'da, şantiyede, bilgisayar başında rapor vermekten dibi düşen benim bile bundan anında haberim oluyor. Lakin aradan geçen onca süre zarfında kulüpten kimsenin haberi olmuyor (!) Caferağa günü gelip çatıyor. Olanlar malum.

Bugüne gelecek olursak...

Fenerbahçe U17 takımı Florya'ya deplasmana gidiyor. Karşı taraf organize oluyor; pankartlarla ve "aile olmadığı belli" bir tayfayla geliyor. Ama bizimkilerden kimsenin haberi olmuyor, kimsenin tuhafına gitmiyor, kimse "Ne oluyor yahu" demiyor. Hiç haberleri olmuyorsa rezalet. Haberleri oluyor da bir şey yapmıyorlarsa daha büyük rezalet. Çünkü bu adamların bize karşı duyduğu hisler ortada. Bu hislerin bazılarının gözünü ne kadar döndürdüğü ortada. Dolasıyla ateşle barut yan yana geldiği zaman bunların yaşanacağı da ortada.

Fenerbahçe taraftarının % 99.99'u amatör branşlara iştirak etmeyip, sadece "Aziz Yıldırım'ı övme" vesilesi olarak kullandığı için vaziyetlerden haberleri olmuyor ama bizim oyuncularımız çok fena durumlardan, çok küçük vesileler ile kurtuluyor. U17 maçının tek farkı o vesilelerin zuhur etmemesiydi. Bu sebepten, ben herkesten önce o çocukları oraya "saldım çayıra, mevlam kayıra" kafasıyla gönderenlere kabahat buluyorum. Efendim "Nereden haberleri olacaktı" da falandı fişmekandı. Bugün Fenerbahçe Spor Kulübü istediği takdirde, o maçın oynandığı saatte oradan geçecek kuşun bile istihbaratını yapar, emniyete kaydını aldırır; "132 adet karga, 45 adet güvercin, 221 adet serçe" diye.

Galatasaray'ın ihmali, emniyet kuvvetlerinin umursamazlığı, adli mercilerin yetersizliği... Bunların hepsi Fenerbahçe Kulübü'nün müdahalesiyle çözülecek işlerdir. Aksini söyleyenle bir asır tartışırım. Ama Fenerbahçe bu işlerin peşini bırakalı çok oluyor.

Pek muhterem sabık yöneticimiz Mahmut Uslu'nun memleketi Adana'da Fenerbahçe kadın basketbol takımının başına gelenleri hatırlar mısınız? Ceyhan takımının yöneticileri kazandıkları maçtan sonra Fenerbahçe'nin soyunma odasına girme terbiyesizliğini yapıp, üstüne üstlük kızlara "Kestanenizi çizdik mi?" demişlerdi. Hediye olarak da yolda otobüsler taşlanmıştı. Ne oldu? Hiçbir şey. Hukuk işlemedi. Tribün işledi. İstanbul'daki Ceyhan maçı kana bulandı.

Camianın gözbebeği denen, Kraliçeler denen kadın basketbol takımı, Akatlar'da senelerce her maç neler yaşadı. Mahmut Uslu'nun manevi evlatlarından Remzi Dilli oyuncuların anasına, bacısına, yedi sülalesine edilen küfürler için kızlara "Takmayın kafaya" derken, küfür edenlere elini göğsüne götürüp "Eyvallah" çekerken ve kızlar bu yüzden hüngür hüngür ağlarken herhangi birisi çıkıp "ne oluyor" dedi mi? Şükran Albayrak alnının ortasına yabancı madde yiyip kanlar içinde kaldı da ne oldu? Hiçbir şey. Hukuk işlemedi. Tribün işledi. Sonunda Caferağa'daki bir Beşiktaş maçında ortalık karıştı.

Galatasaray - Fenerbahçe erkek basketbol maçı vardı bir tane. Turgay Demirel, bizim bir yöneticimizi aramıştı da (ismini üçüncü kez yazmayayım şimdi. Gelmesin Beter Böcek gibi) "Maça gelmesen iyi olur. Şimdi taraftarı tahrik etmenin lüzumu yok" demişti. Onun üzerine ilgili yönetici "takımı yalnız bırakmak pahasına" maça iştirak etmemişti hani. Sonra olaylar çıkınca hakem sahayı boşaltma kararı almıştı da ancak teşrif etmişti beyefendi. Lakin sahadan çıkmak yerine, protokol tribününe geçen 1000 kadar Galatasaraylı için "gık" bile diyememişti muhterem. Boynunu kısıp, oturmuştu.

Hak aramak, hesap sormak falan deyince aklıma hep yukarıdaki örneklerin yanında, bu son anlattığım görüntü gelir. Bakarsa görmek zorunda kalacağı için "bakmayan" bir idareci profili.

Fenerbahçe voleybol takımı Katar'da Dünya Şampiyonası oynuyor. Kulüp Başkanı çorbacı açılışındaki haberleriyle önde.

Fenerbahçe takımının sporcuları sopa yiyor. KulüpBaşkanı Topuk Yaylası'nda Sinan Engin'i ve (buraya dikkat) Mehmet Ağar'ı ağırlama haberleriyle önde.

Tamam bunlar da olsun (mümkünse Sinan Engin ve Mehmet Ağar olmasın) ama bu camia sahipsiz olmadığını da bir haykırıversin. FBTV bir OHAL ilan etsin. Durmadan yayın yapılsın. Tüm yöneticiler gelsin. Olağanüstü bir toplantı yapılsın. Bir gövde gösterisi çıksın. Yok. Yok. Yok oğlu yok.

Ben büyüklerinden başka bir Fenerbahçe'yi dinlemiş, ona aşık olmuş birisi olarak, bu konuda emniyete ya da adli makamlara yüklenen bir şeyler yazamam.

Can Kozanoğlu'nun "Bu Maçı Alıcaz" kitabında anlatılan bir iki "Fenerbahçe isteyince olur" meselinde koltukları kabarıp, ağlamaklı olan bendeniz oturup da "Fenerbahçe istediği halde olmuyor" yazısı yazamaz. Çünkü bu aczimizi kabullenmek olur.

Yanlış anlaşılmasın, "benim bildiğim" Fenerbahçe'nin bittiğini biliyorum ama kabul edemiyorum. Hayal dünyamda yaşıyorum. Onu yıkmayayım.

Ha belki bu mevzunun peşi bırakılmayacak. Belki adli makamlar işin gereğini yapacak. Belki ibret olsun diye cezalar yağacak ama gönül istiyor ki "sahaya lazer tutan kendi taraftarını" günlerce ihbar ve teşhir edip emniyete aldıran Fenerbahçe yönetimi, resmi iletişim kanallarında bu herifleri sokağa çıkamaz hale getirecek işler yapsın. Gönül istiyor ki "Fenerbahçelinin kılına zarar verecek adamı pişman ederiz"i bu vesileyle sürekli hissedelim. Ama olmayacak. Bir süre sonra geçecek. Bunu bile bile neyi yazayım? Nasıl yazayım? Bitmiş bu iş.

Tek biten yöneticiler de değil. Tribün de bitmiş. "Gelsinler bize saldırsınlar" ya da "Hesap soracağız" yazılarını acı bir tebessümle okuyorum. Bor'daki pazar kalktı. Niğde'deki de. Eşek yolda öldü. Bizim elimizde sürüklediğimiz kuru bir semer. Hayalimiz onu bize eşek gösteriyor. "Öyleyse çektiğimiz ağırlık ne?" diyeceksiniz. "Haşa huzurdan" o da kendi eşekliğimizin yükü. Koca tribünü bu hale koyarken ne ektiysek, bütün biçtiklerimiz şimdi sırtımızda.

2 yorum:

fenerlihüseyin dedi ki...

Sadece alkışlıyorum ...

donjuan dedi ki...

geçen sezon şampiyonluğun gittiği, anons rezaletinin yaşandığı ts maçı bitiminde; iki şoku birden yaşamış, üzüntüden ne yapacağını şaşırmış insanlara tekme tokat, biber gazı jopla dalan istanbul emniyetine "teşekkür eden" ,yine bu maçtan sonra stadyumda bir iki koltuk kıran kişilerin resimlerini kulübün resmi sitesinde yayınlayan, stadyum kameralarından çektiği fotoğraflarla kimliklerini tespit edip emniyete şikayet eden yönetimden gerçekten çok şey bekliyoruz.