22 Ekim 2010 Cuma

Işıl'a ve Benzerlerine Paye Vermeyin...


Fenerbahçe ve Galatasaray kadın basketbol takımları arasındaki fark, yukarıdaki fotoğrafta önde giden ile arkadan gelen arasındaki fark kadar. Ne fazla, ne eksik... Sadece yetenek değil mevzu bahis. Saha içinde ve dışında "görece" taraflı ama "tam manasıyla" sporcu tavır diyelim biz ona.

Yarın bir gün Birsel değişir mi, bilinmez. Ya Işıl?

Bundan sonra söyleyeceklerim sadece onun için değil; benzer durumda olan veya o konuma gelebilecek her sporcu için geçerli. Ve tabii onların arkasında duracak taraftarlar için.

Yaşadık, biliyoruz..

Bir insan, sırf üzerine (üni)forma giydiği için zaaflarından, eksiklerinden ve sorunlarından kurtulmaz. Duruma göre, ya sorumluluk duygusu ağır basar, ileri gider; ya da egosu şiştikçe şişer, olduğu yerde kalır.

20-30 sene geçmişe gidelim... Şimdilerde idol bildiğimiz, yarı tanrı muamelesi yaptığımız sporcuların damarlarını o zaman kesince de, giydikleri formanın rengi akmazdı. O yılların gazeteleri, dergileri hala, bir sürü  yerde önünüze çıkabilir. Görürsünüz.. Hadi onlar o vakitler de medyaydılar.. Yalan yazdıkları algısı yaygın. O zaman kulüp tesislerinin gediklisi eskilerin sohbetlerine bir uzanın. Duyduklarınıza inanamayacağınız anlar olacaktır.

Forma giydiği kulübün su faturasını cebindeki son parayı vererek ödeyen futbolcular, nereden baksanız 40-50 yıl geride kaldı... Fenerbahçe'yi, Galatasaray'ı, Beşiktaş'ı, hayatlarının en önemli ve hatta tek mefhumu gibi seven insanlar aramızdan ayrılalı çok oluyor. Sonuncuların da çok ömrü kalmadı... Hem onlar sadece sporcu da değildiler. Kulübün içine doğmuşlar, tozunu oksijen bilmişler, kupaların üzerindeki pirinç süslemeleri bile birer mücevherat gibi sevmişlerdi. İşin tuhafı, bu insanlar "Falanca takıma gideceğime kefen giyerim" de demezlerdi. Âyineleri işti. Lafa da paraya da fazla bakılmazdı.

Taraftarlık burada tarifine gerek olmayan başka bir şey... En basitinden, alçak irtifalı bir delilik hali. Büyük olasılıkla çoğunluk "Hassiktir ulan" diye geçirecektir içinden ama sporculara bu kadar paye vermeyin. Ne onları sevmek, ne de onlardan nefret etmek işi, yüksek rütbeler eşliğinde olmasın.

En büyük hayallerimden birisi... Hangi takımdan olduğu fark etmez; hani şu "kefen giyerim de o formayı giymem"ciler var ya. Onlardan bir tanesini alıp, önce uyutup, sonra yıkattıktan sonra, kıçına pamuğu tıkıp, kefenleyerek, tam gömülürken uyandırmak.. Bakalım ne diyecek? Fenerbahçeliyse Galatasaray formasına, Galatasaraylıysa Fenerbahçe armasına oracıkta yüz rekat nafile kılmazsa bir şey bilmiyorum.

Kimse onlara "Sporcusun diye, insanlıktan çık. Seveceğin varsa sevme. Nefret edeceğin varsa etme" demiyor. Sadece bünyelerden aşırı coşku yerine "biraz izan" bekleniyor.

Sana gelince taraftar kardeşim...

Sana da "Taraftarsın diye, gözüne perde insin. Formanı her giyene şüpheyle bak" diyen yok. Sadece "biraz müddebir ol" diyoruz.. Sporcu sendense, onu sev ama abartma. Karşındaysa onu sevme ama nefretini kupa sevincinin bile önüne koyma.

Her şeyin başı, ahval ve şerait... Bunlar uygun olduktan sonra, her sporcu, bu işi "aşık olduğunu" söylediği kulüpte bırakabilir ama onlar hiçbir zaman, Zeki Rıza Sporel veya Nihat Bekdik gibi olmayacaklar. Hepsini bırak, senin gibi bile olmayacaklar. Unutma!

2 yorum:

Chemedya dedi ki...

Gerçekten de güzel yazı. Yüreğine sağlık...

Maçanın Papazı dedi ki...

ışıl aslında GS , birebire aynılar , kulübünü çok iyi temsil ediyor , hep yeniliyor ve hep ağlıyor