23 Ekim 2010 Cumartesi

Fenerbahçe'nin Değil, Her Devrin Askerleri


Grup tahakkümü, kişi hakimiyeti, eli sopalı fedailer... Uzun lafın kısası, merkez komite kafası ve komitacılık... "Kurumsal Fenerbahçe'de bunlara asla yer kalmadı" diyenlerden misiniz?

Geçmişten başlayıp, bugüne gelelim...

Cihat Arman'ı bilir misiniz? Halit Deringör'ü? Bu isimlerin yanına bir de Osman Kavrakoğlu'nu koyun. Sonra beraber 1986 senesine gidelim.

O yılın Fenerbahçesi'nde, bu üç kişi haysiyet divanına verildiler. Suçları (!) Semih Bayülken'in icraatlarına muhalefet etmekti.


Bu işi organize eden Semih Bayülken idi. Peki ya tetikçi kimdi?

Esas mesleği yanında, Fenerbahçe'de sporculuk yapan Ş.Ö. isimli bir şahıs...

Bir anda ortaya çıkıp, Fenerbahçe tarihine isimlerini altın harflerle yazmış, hatta bizzat Fenerbahçe tarihinin bir kısmını yaratmış bu insanların Fenerbahçe'ye ihanet ettiğini söyleyerek, ihraç edilmeleri talebinde bulunmuştu.

Bir süre sonra, hem kamuoyunda hem de kulüp içerisinde, iki efsane futbolcu için tepkiler artınca, Semih Bayülken geri adım attı ve Haysiyet Divanı meselesi kapandı.

Aradan iki seneye yakın bir zaman geçti. Aralık 1987'de Fenerbahçeli futbolcu Sedat, antrenman çıkışında iki kişi tarafından darp edildi. Fenerbahçeli futbolcuyu dövenlerden bir tanesi eski, diğeri yeni olmak üzere, iki Fenerbahçeli boksordü. Ya Aziz Yılmaz'ın talimatıyla ya da durumdan vazife çıkartıp (?) gitmişler, Sedat'tan alacak tahsil etmeye kalkmışlardı. Sopayla...

Saldırganlardan bir tanesinin adı C.Ç. iken, diğeri kulüple yakından ilgilenen Fenerbahçelilerin aşina olduğu biriydi:
Ş.Ö.


Tarih 23 Ekim 2010... Fenerbahçe Spor Kulübü Divan Toplantısı...

Milliyet gazetesindeki habere gözümüz çarpıyor.

"Fenerbahçe Faruk Ilgaz Tesisleri'nde gerçekleştirilen toplantıda söz alarak kürsüye çıkan Öztemel, divan kurulu toplantılarında birkaç insanın kürsüyü gasp ederek, egolarını tatmin ettiğini, buna artık tahammüllerinin kalmadığını ifade ederek, ''Biz Fenerbahçe Kulübü'nün askerleriyiz. Dolayısıyla başkanın da askerleriyiz. Bunu çok rahatlıkla söylüyoruz. Biz Fenerbahçe Kulübü'nün, başkanın gönüllü görevlileriyiz'' diye konuştu"

"Ne alakası var bu üç haberin birbirleriyle?" diyorsunuz, değil mi? Artık onu da siz bulacaksınız. Ortak noktadan, isimlerden hareket edin. Ben size bir ipucu vereyim.

1. Olay : Ş.Ö. = Şikayet Eden
2. Olay : Ş.Ö. = Darp Eden
3. Olay : M.Ö. = Kürsüde Konuşan

Belki bir şeyler çıkartmışsınızdır.


Çözümü çok basit olan bu "sadece ismi değişip, soyadı aynı kalmış tek bilinmeyenli" denklemi bir yana koyun. Kürsü, konuşulacak yerdir. Ne kadar tuhaf kelam ederse etsin, ahlak sınırlarını ve konuşma süresini aşmadığı sürece, oraya çıkan her insanın masuniyeti vardır. Demokrasilerde kürsünün gasp edilmesinden bahsedilemez. Kürsüdeki insana tahammülsüzlük gösterilemez. Kürsüdeki insan tehdit edilemez.

İki alıntıyla bitirelim.. Birincisi wikipedia'daki faşizm maddesinden:

"Fascists believe that a nation is an organic community that requires strong leadership, singular collective identity, and the will and ability to commit violence and wage war in order to keep the nation strong."

İkincisi de, beş ay önce yazdığımız bir yazının içerisindeki Kemal Tahir alıntısından:

"Bizim memleketimizde, suikastçılığa yakın serserilerle iş yapmaya kalkmak kuduz kaplana binmektir. Sürsen ipe götürür, ineyim desen paralar."

Elbette bu olan biteni içine sindirebilen Fenerbahçeliler olabilir. Ama bizim Fenerbahçemiz böyle bir şey değil.  "Hürriyet ve istiklâl benim karakterimdir" diyenler, bu tabloyu midesi bulanmadan izleyemez.

Hiç yorum yok: