9 Ekim 2010 Cumartesi

Hayırsız Ada Köpek Katliamı


Az önce Oğuz Haksever'in programında "Chienne d'histoire" adında, 15 dakikalık bir animasyon gösterildi. Fragmanı şurada mevcut... Konu, İstanbul'un köpekleri... Ve tabii ki 1910'daki Hayırsız Ada katliamı. Konuya dair tartışma devam ediyor. Ben hala filmin etkisindeyim.

Aşağıda, ekşi sözlük'te, "matarama su ko" isimli kullanıcının alıntıladığı yazı var. Animasyon ile birbirini tamamlıyor.

"Dayanılmaz derece sıcak vardı. Etkisinden kurtulmak için kabineme çekildim. Vapur durmuştu. Biraz kestirmiştim. Hemen kalktım. Acele merdivenleri çıkarak güverteye kendimi attım: küme küme köpek cesetleri ve etrafa yayılan çok fena bir koku. Kaptan köprüsünde toplanmış olan arkadaşlarımın yanına çıktım. Hepsi mendilleriyle burunlarını tıkamışlardı. Koku o derece dayanılmaz bir hal almıştı ki ikinci kaptan emir verdi! Kamaraların kapılarını, pencerelerini kapadılar. Vapurun diğer kısımları da kapatıldı.


Bir mil uzakta ağaçtan, bitkiden oluşmuş yalçın bir kayadan ibaret olan ada gözüküyordu. Güneşin parlak ışınları görme kabiliyetimizi azaltmış olduğundan üzerinde bulunan hayvanları önce fark etmemiştim. Zannediyordum ki bu ada üzerinde taşlar hareketli, büyük bir kütle halinde çalkalanıyor, kaynaşıyor. Bu yanlış görüşü güneşin etkisi yapıyor diye düşünmüştüm.


Yalçın kayanın üstünde köpekler karınca gibi kaynıyor. Bir kısmı kıyıya yayılmış, güneşin yakıcı sıcağından kurtulmak için ve biraz serinlemek için kendilerini suya atmışlar. Diğer bir kısmı tepelere tırmanmış adeta tiyatrolardaki panoramaları andıran acıklı bir tablo vücuda getirmiş. Yaklaştıkça durum ve görünüşler daha belirleniyor. Dürbüne ihtiyaç duymaksızın gözlerimizle her şeyi, bu zavallı hayvanın çaresiz çırpınışlarını elemle görüyor ve izliyorduk.


Köpeklerin en büyük kısmı sahili takip eden kayalık üzerinde toplanmıştı. Pek çokları güneş hararetinden kavrulmuş, serinlemek için var güçleriyle suda yüzüyorlar, son takatlerine kadar suda kalmak istiyorlar. Ötede beride görülen cesetlerin etrafında dolaşarak, çabalayarak bir parça et koparmaya çalışıyorlar... Karadaki diğer kısmı ufak bir gölge bulabilmek için taş kovuklarına sığınmak üzere delik, deşik arıyorlar... Diğer bir kısmı ise adeta delirmiş gibi oraya buraya koşuyorlar, sürekli kendi etraflarında dönüyorlar... Seslerini şimdi tam olarak duyuyorduk. İşittiğimiz bu feryatlar köpek havlaması değil adeta insan feryadı idi.


Kaptan geminin düdüğünü çaldırdı. Zavallı hayvanlar bir yardım sesi duymuş gibi heyecanlandılar. Bu sese hayvanların nasıl yalvarırcasına cevap verdiklerini size anlatamam. Bilmem göz önüne getirebiliyor musunuz? Feryat ve inilti saçan bir yalçın kaya. Bir yanardağ ki ateş yerine feryat, duman yerine cesetler saçıyor. Bu kızgın zemin üzerinde su, yiyecek için ağızları açık köpekler... Etrafında martıların uçuştuğu cesetler kısım kısım denizde lekeler oluşturuyor. Vapur hareket etti. Zavallı köpekler yine bizleri son bir ümit ile takibe çalışarak çırpınıyorlar. Hiçbir şeyden habersiz geminin dalgaları onları büsbütün batırıyor, boğuyor, öldürüyordu. Ne karada ne denizde ölümden başka onlara el uzatan yoktu. Uzaktan bir römorkörün adaya doğru geldiğini gördük. Arkasında iki mavna köpek dolu kafeslerle aynı adaya gidiyor. Hayırsız ada'nın aç sakinlerine İstanbul’dan taze köpek getiriyorlardı. Biz uzaklaştık. Marmara’nın yüzü üzerinde siyah bir nokta halinde kalan bu müthiş manzaralı adadan bakışlarımızı ayıramıyorduk"

1 yorum:

İpek Dalyancı dedi ki...

İtilaf etmek: öldürmek, yok etmek.
Tam 100 yıl olmuş.
Katliam yapılalı.
100 yıl değil, 500 yıl geçse de bu yapılan zulüm unutulmayacak.
Bunu yaptırmaya karar verenler, yapılmasına ön ayak olanlar, acaba kabirlerinde huzur içinde mi yatıyor?
Hiç sanmıyorum.
Yazıklar olsun...
Doğduğum, yaşadığım topraklarda böyle bir "UTANCIN" gerçekleşmesinden dolayı günlerdir kahır içindeyim.
Ne suçu vardı ki o dört ayaklı masumların...
Hepsini toplatıp haziran güneşinde aç susuz adaya bırakmak?
Bunun adı sadece CANİLİK...
Bunu yapanlar insan olamaz!