8 Nisan 2010 Perşembe

Eczacı'yı Nasıl Alkışladınız?

Kimse yokken spor kulüpleri vardı. Kimse yokken Fenerbahçe vardı.

Günün birinde müesseseler geldi. Spor kulüplerinde olmayan maddi imkanları kullanarak, bir sürü dalaverenin altına imza atıp, ortalığı karman çorman ettiler.

Tarihi açıp bakın; müessese kulüplerinden çektiğini kimseden çekmemiştir, Fenerbahçe. Basketbol, voleybol derken futbolda bile "Adalet" örneğiyle sarsılmıştır zamanında.

Müesseseler tarihi nasıl yazıldı sanıyorsunuz?

Vergi imtiyazlarıyla kulüplere çöktüler. Para gücüyle lobi yaptılar. Yokluklardan faydalanıp oyuncu ayarttılar. "istediğimizi yapmazsanız bırakırız" tehditleri savurdular. Kaçınılmaz olan "günün biri" geldiğinde de, canları sıkılınca, kulübü / branşı kapatıp gittiler.

Bugün Eczacıbaşı ile oynanan maça, rakip takım elinde "Fenerbahçe Acıbadem'i tebrik eden" bir pankart ile çıktı. Tribün tarafından alkışlandılar. İnce bir düşünce, ince bir karşılık. Ama bazılarına yetmedi. Eczacıbaşı takımı tribüne çağrıldı. Bunun adı ayıptır!

Gerçekten gerekli miydi, maçtan sonra Eczacıbaşı'nı tribüne çağırmak? Daha doğrusu, 40 yıllık Eczacıbaşı çirkinliğinin üzerine, sadece "bir tek pankarta" tav olarak, sünger mi çekecek Fenerbahçe tribünleri? Bu kadar mı unutkan olduk? Bu kadar mı değerlerimizden ve mazimizden uzaklaştık?

Efes Pilsen'in yarattığı rezaletlerin hala dumanı tütüyor. Yarın bir gün Efes sahaya pankartla çıkarsa, doping hadiselerini unutup, alkışlayacak mıyız?

İlhan Cavcav denen adam Fenerbahçe'ye "PKK" benzetmesi yaptı. Eline bir pankart alıp gezmesi, bu şerefsizliği silecek mi bizim gözümüzden?

Onca husumetimiz olan Galatasaray, bir "tebrik" pankartı açarsa, herhangi bir maçtan sonra onları da tribüne çağıracak mıyız?

Bu soruların cevabı "Hayır" ise neden Eczacıbaşı'nı tribüne çağırdınız?

Bir zahmet, mantıklı bir cevap verin sayın "Eczacıbaşı'nı tribüne çağıranlar"

40 sene boyunca Federasyonlarda istediği gibi at koşturup, spor kulüplerinin önünü kesen Eczacıbaşı'nı nasıl tribüne çağırdınız?

Daha dört sene önce "Fenerbahçe taraftarı kızlarımıza şırıngalarla saldıracakmış" iftirası atan Selcan Teoman'ın takımını, Eczacıbaşı'nı neden tribüne çağırdınız?

Henüz üç sene önce "Fenerbahçe taraftarı olay çıkartmaya geliyor. Adeta terörist gibiler. Kantinimizi yağmaladılar" diyerek yalan üzerine yalan söyleyen başkanın takımını, Eczacıbaşı'nı neden tribüne çağırdınız?

Geçilmez ya, hadi bunları geçelim. Peki Allah aşkına, daha iki sene önce Fenerbahçe tribünlerine yaptığı ahlaksızlıkla ortalığı birbirine katan Aysun'un takımını, Eczacıbaşı'nı nasıl tribüne çağırdınız? Hiç mi içiniz sızlamadı, onca üzücü hadisenin müsebbibini deli gibi alkışlarken?

Güncel örnek mi lazım size? Voleybolda "iki yabancı oyuncu" indirimini sağlayıp, Fenerbahçe'nin önünü kesmek için kendini paralayan Eczacıbaşı'nı nasıl tribüne çağırdınız?

Fenerbahçe taraftarı, yıllardır salonlarda "örnek" olarak gösteriliyor. Ayrıca "Rakibe saygı" konusunu herkesten iyi bildiğini müteaddit defalar ispat etmiş bir tribünü var Fenerbahçe'nin. Rakip takım oyununu oynarken, tribün rakibi bozmak için "ahlaki ve beşeri sınırlar dahilinde" elinden geleni yapıyorsa, işte bu "rakibe saygı" duymak olur. Ötesine lüzum yok!

"Saygı" denen şey, yıllarını Fenerbahçe'nin üzerine kabus gibi çökmekle geçirmiş camiaların kurumsal kimliğini alkışlamak ve tribünde ismini bağırmak değildir.

Size iki soru, "Eczacıbaşı" diye bağıran, o takımı tribüne çağıran, oyuncularını bağrına basan arkadaşlar!

Bu akşam Fenerbahçe tribünlerini "Eczacıbaşı" diye inletirken hiç düşündünüz mü, "Eskiler olsa ne derdi" diye?

Unuttunuz mu, Fenerbahçe tribünlerinde Spor Sergi'den bu yana "Eczacıbaşı" dendiği zaman, akla sadece "üç kelime" geldiğini?

Bizleri, yani o sesi duyduğunda kulaklarına inanamayanları bir tarafa bırakalım...

Siz, bugün Fenerbahçe tribünlerinde "Eczacıbaşı" diye haykırırken, 1950'lerden bu yana basketbolda ve voleybolda var olmaya savaşan Fenerbahçe'nin saha emekçilerini de tribün emekçilerini de kabirlerinde ters döndürdünüz. Haydi çıkın kerevetine!

8 yorum:

PIERREMANU dedi ki...

Saçmalıktan başka birşey değil. Ben şahsen Fenerbahçe ve milli takımdan başka hiçbir takımı, hiçbir koşulda alkışlamam. Evet belki benim düşüncemde de sakatlık olabilir ama böyle. Türkiye'deki, özelinde de Fenerbahçe tribünlerinde en canımı sıkan şeylerden birisi de yabancı takımlarla yapılan maçlarda işler kötü gidince kendi takımını satıp rakibi alkışlayan kalabalık bir kitlenin bir anda belirmesidir. Lan neyi alkışlıyorsun! Cehennem olsun gitsin adamlar.

onur dedi ki...

1) Spor kulüpleri "dernekler yasası" çerçevesinde kurulmuş olan varlıklardır. Dolayısı ile BJK olsun, GSK olsun ya da FBSK olsun istisnasız hepsi vergi muaffakiyetinden yararlanan "kamu yararına kuruluş" vakfında oluşumlardır. Bu satırlara sığmayacak kadar çok istisnadan faydalanırlar gerek vergi mevzuatı gerek devlet teşvikleri olsun.

2) Müessese kulüpleri de yukarıda bahsettiğim şartlarda kurulurlar ve aynen yukarıda bahsettiğim avantajlardan yararlanırlar; ne eksik ne fazla! Evet masrafları gider sayılıp vergiden düşülür (bir kısmı) ancak yukarıda bahsettiğim kulüplerin gelir vergisi vermek gibi bile bir yükümlülüğü yoktur! Sponsorluk giderleri vs. ise HER KULÜP İÇİN AYNIDIR.

3) Halka arz edilen "futbol şirketleri" kamu yararına kuruluş olan spor kulüplerinin ortağı oldukları anonim şirketlerdir. Dolayısı ile elbette vergiye tabiidirler.

4) mevzuatlar çerçevesinde müessese kulüpleri (teoride böyle bir tanım da olamaz bu arada!) ile spor kulüpleri aynı kanunlara tabii iken, "bu müessese takımları da ne verdi ki ülke sporuna!" diye taraftalık serzenişinde bulunmak üfürükten teyyare yapmaktan başka şey değildir gözümde...

SON SÖZ: BİLMEMEK AYIP DEĞİL ÖĞRENMEMEK AYIP.

Canarino dedi ki...

Müessese kulüpleri özelinde spora katkı yarıştırması yapacak değiliz. Ama "Spor Kulüpleri" mi, yoksa "Müesseseler" mi noktasında müsaade buyurun da tuttuğumuz takımı fikren kayıralım. Tabii hiçbir şeyi sizden iyi biliyor olmamız mümkün değil ama ne yapalım, yazıyoruz işte.

Fenerbahçe'de sizden çok var. Hasta Galatasaraylı ama kulüpte yüksek yerlere gelmişler bol. Şimdi siz bizim hepimizden daha Fenerlisinizdir spor yaptığınız için ama bizim için hayatta en hakiki mürşitlerden biri de Fenerdir. Tez zamanda müessese kulüplerinden birisi yelkene başlasın da inceden ona uzanın siz. Spor sağlık için...

Barad - Dur dedi ki...

@onur

bilmemek değil öğrenmemek ayıp ya.ben konudan bağımsız bişey öğrenmek istiyorum."Hasta"sı olduğunuz bir kulübün ezeli rakibinde nasıl spor yapıyosunuz.eğer bu doğal bişeyse kusura bakmayın ama öyle hastalığın amına koyim ben.

NYG dedi ki...

http://twitter.com/NYG_/status/12177375911

Canarino dedi ki...

Çok teşekkür ederim :)

onur dedi ki...

1) "Hasta" sı olduğum kulübün ezeli rakibinde yarışıyorum çünkü ben bir "sporcu" yum öncelikle. Ne yani roberto carlos ya da Hagi vs. hasta FB'li hasta GS'li mi oldular o formaları giyince? Sadece uygun ortamı bulunca forma giydiler, paralarını da aldılar. Merak etmeyin defalarca GS forması altında yarışanlarla rekabet ettim defalarca da galip geldim. Kazanınca da sevindim, gurur duydum, içtim, haykırdım. Para filan da almadım üstüne; hatta cebimden ödedim! Lisanslı düzeyinde yarışanlar anlayacaklardır dediklerimi...

2) Efesli ya da Eczacıbaşılı filan değilim. Ancak Hidayet (Efes) ya da Mehmet Okur (Efes, Tofaş) NBA'de "Türk" sıfatı ile anılıp başarı kazandıkça gurur duyuyorum. Ne yani bu kulüpler yatırım yapmasaydı da bu oyuncular o formaları giymeseydiler mi? Kafalarına silah mı dayadık o patronlara "spora yatırım yapın" diye? Adı üstünde "Spor kulüpleri" yapsalardı da o yatırımları yine gurur duyacaktım GS olsun BJK olsun FB olsun inanın hiç far etmez!

3) Kalamışta o arazileri GS olsun FB olsun Atatürk zamanında devlet "spor yapılsın" diye bağışladı kulüplere; havuza gidilsin ailecek üyeler yesin içsin diye değil! hagi müessese kulübüne aynı imkanlar tanında örnek verirseniz sevinirim; ben de öğrenmiş olurum!

4) "Kahve Dünyası" bir müessese olarak yelken sporuna destek vemektedir mesela. Eminim bu satırları okuyan kimsenin haberi bile yoktur! Peki GS ya da Fb ne yapmaktadır bu spor için? En azından resmi sitede yer almayı hak etmiyor mu bu spor? üstteki madde ile bağıntılı yazdım bunları...

5) Elbette taraftarı olduğu takımı fikren kayırmak ya da istediği gibi yazmak bir blogger'ın en tabii hakkı. Saygı duyuyorum. Sadece fikir ile bilgi birleşse daha verimli olurdu diyorum!

6) Kazandığım kupalar dereağzı müzede sergilenmektedir. Alıp kefene götürmeyeceğim; gelecek FB taraftarı nesiller görecek gurur duyacak. Bu da beni üzmez tersine sevindirir!

Canarino dedi ki...

1) Yabancı sporculardan hiçbirisi "hasta derecede taraftarlık" iddiasında değildir sanırım. Hem "hasta" taraftar olup, hem de "ezeli rakip"te kaldırdığı kupalarla övünmek, benim "taraftarlık" tanımıma uymuyor, kusura bakmayın. Ne de olsa sporcu değilim.

2) Kendi çapımda milliyetçi bir insanım ama bu "sporcular sayesinde Türkiye'nin..." falan söylemlerine katılmıyorum. Milli formanın aldığı haller ortada. Kaldı ki bu konuyla "oyuncu yetiştirmenin" alakası da yok. Sportif / sosyal şartlar olgunlaştı ve NBA'e oyuncu gönderebildik diye, bunu müessese kulüplerinin başardığını söylemekle eşdeğer olmuş ikinci madde. Patronların kafasına silah dayanmamıştır ama "içlerindeki spor aşkı bambaşka" olsa en azından tesis anlamında bir şeyler yaparlardı. Ne var ortada? Kocaman bir sıfır.

3) Müesseselere bir de arsa mı verilecekti? Yahu Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş, bu memleketin spor ocaklarıdır. Oynadığı final maçına 100'den fazla adam toplayamayan, onun da 90 tanesini bankadan, fabrikadan getiren adamlar mı devletten arsa alacak? Devletin maddi yardım aracılığıyla kulüplere yanaşması, doğrudur, yanlıştır, bu tartışılır ama yarın öbür gün canı sıkıldığında kapatıp gidecek müesseselere tek santimetre verilmemeli tabii ki.

4) Fenerbahçe'nin Yelken Sporu adına ne yaptığını anlatsınlar, öğrenelim. Benim ilgimi zerre çekmeyen bir spor dalı. Fenerbahçe'nin şubeyi ayakta tutma çabası bile benim için takdire şayan. Buyursun, bir müessese açsın şubesini, daha iyisini yapsın. Kim tutuyor?

5) Bilgi gelir, fikri bulur. Müesseseler ile Fenerbahçe arasında geçmişten bugüne bir husumet var. Biz de bu husumetin tarafıyız. Hem "objektif", hem "sportmen" hem de "taraftar" olunmaz. Kulüpçülük, böyle bir şey değildir.

6) Gelecek Fenerbahçe kuşakları, hasta Galatasaraylı olduğu söylenen bir insanın başarılarından gurur duyar mı, bilmem. Bana kalsa duyacağım tek şey, "kulüple ilişiğinizin kesilmesi için şiddetli bir istek" olur. Ama şu anki zihniyet, değil sporcuları, idari sorumluları bile rakip takım taraftarları arasından seçtiği için denecek fazla bir şey yok.

Ha yıllar önce kongrede oyları şişirmek için insanlar kulübe üye yapılmış, ha "hasta Galatasaraylı" taraftarlar bu özelliklerini beyan ederek, kulüpte spor yapmışlar. İkisinin birbirinden farkı yok. Belki de karşı yakada kıskandığım tek özellik de bu. Onlar içlerinde Fenerbahçeli barındırmazlar. Bizim ise maşallahımız var. Tutturan giriyor kulüp kapısından içeriye.

Fenerbahçe yenildiğinde sokakta hüngür hüngür ağlayan bir çocuğun Fenerbahçeliliği, benim gözümde 1400 tane yelken kupası getirmiş sporcudan kat be kat daha fazladır.