18 Nisan 2010 Pazar

Bir Voleybol Deplasmanı ve Şampiyonluk

"Kız basketbol takımının peşinden Adana, Ereğli, Diyarbakır, kız voleybol takımının arkasında Ankara, kürek takımlarıyla beraber Sapanca" derken, bizim tayfanın amatör branş deplasman yelpazesi oldukça geniştir. Ne zamandır bu çizelgeye bir erkek voleybol turu eklemeyi düşünüyorduk. Nasip bu sezonaymış.

Aslında uzunca bir zamandır, bu sezonun finalini Ziraat Bankası ile yapmak hususunda duaya çıkmıştık. Tam da mevsimin güzelleştiği zamanda, küçük bir Ankara seyahati, hem hava değişikliği olacaktı, hem de kupanın bir ucundan tutacaktık hesapta. Kupayı kavrayıp gelmek, işin sürpriz ve kaymaklı kısmı oldu.

İlk düşünce trenle gitmekti ama ekspreslerin hiçbirisinde yer yoktu. Mecburen otobüse yöneldik ve gidiş için sabah erkenden Varan'a, dönüşte de akşam geç vakitte Ulusoy'a bilet bulabildik.

Sahrayıcedit mevkiinden servise binmek için saat 07:15 sularında semte gittim. Sabah mahmurluğundan, haplanmış gibi sabit bakışlarla ayakta dururken, camiin oradaki otobüs durağında, ben, bir tane sokak köpeği ve "Parklar ve Bahçeler Genel Müdürlüğü çalışanlarından oluşan ekip" olmak üzere toplanmış olduğumuzu fark ettim. Çim düzeltme makinesinin icraatlarına gözlediğim arada Öcal geldi. "Ayaklarımız açılsın" diye yürürken de Turgay ağabeye denk geldik ve servise doğru uzandık.

Bu Varan, "Yeni Ataşehir Terminali" diyerek insan kandırıyor. Oranın Ataşehir ile ne alakası var lan? Gittikçe gidiyorsun. Hoş, otobüsü iyi güzel. Ferah ferah yaptık yolculuğu. Mola yeri de güzeldi. Dağdan aşağıya nazır, manzarası şekil falan. Yalnız ezogelin çorbası diye içtiğimiz şeyden bir şey anlamadık. Tansiyon hastaları için tuz atmamışlar herhalde. Malzemeden de hafif kısmışlar. Başka bir şey olmuş, adı konamıyor... Yine de aklımız orada kaldı. Temiz havada at rakıyı masanın üzerine. Koy mangalı kenara. Radyoda şöyle sanat musikisi falan. Dem Allahım dem, dem Allahım dem.

Muavin de sağ olsun, Fenerbahçeliydi. Yeni salonun yeri ile ilgili sorularımızı ayrıntılı biçimde yanıtladı. Yine de şehre inince "Önce bir görelim; sonra peşinden yemekti, turdu, yaparız" diyerek AŞTİ'den bindiğimiz bir taksiyle salon havalisine geldik. Hemen Gazi Tıp'ın karşısındaki üst geçitten salon gözüküyordu zaten. Gerisin geri inip, Atatürk Orman Çiftliği tarafına yürüdük.

Yolda gelirken, bir açık, bir yağmurlu, bir 12 derece, bir 25 santigrad şeklinde götü başı oynayan hava durumu Ankara'da sıcağa sabitlenmişti. Enuff kardeşimizi arayıp, "Biz burada, nerede yemek yiyeceğiz?" şeklindeki sorumuza "Bahçelievler tarafı iyidir" yanıtı alınca, ışıklardan karşıya seyirtip caddeye daldık.

"Maça girmeden önce bir iki duble atma" fikrimiz maalesef kadük kaldı. Zira 1.5 kilometre kadar yürümemize rağmen, hiçbir içkili mekana rastlayamadık. Bol bol pastane, sürüyle oto galeri ve bir kaç tane kebapçı dışında, dişe dokunur bir şey görmeden ilerlerken "Artık buradan geri dönelim" dediğimiz noktada, fikrini danıştığımız bir amca "İleride Tavacı Recep Usta var. Orada içki vardır" deyince istikamet belli oldu.

"Hazır Ankara'da da yarış var. Gelmişken hipodroma da uğrarız" düşüncesiyle bir çıtır altılı karaladık ve Tavacı Recep Usta'ya çöktük. Gerçi misafir olarak umduğumuza rastlamadık ama bulduğumuz da "10 üzerinden 10 oldu" diyebiliriz. Rakısız ama iyi bir yemek yemiş olmanın buruk sevinciyle masadan kalktığımızda, kimsede hipodroma uzanacak hal kalmamıştı. Türk kahvesi içecek bir yer ararken, az ileride Falez isimli bir pastane bulup, oturduk. O ara, İstanbul'dan gelen telefonlara Ankara'dan dakika ve skor verirken, üçüncü ayakta altılının yattığı haberini alınca kalkıp, inceden salona gitmeye karar verdik.

Dört bir yanı devlet kurumu kaynayan Ankara'da, salonun yeri benim çok hoşuma gitti. Sessiz, sakin, naif bir çevresi var. Tabii o salonun oralara gelmesi meskenlerin sakinlerini nasıl etkilemiştir, bilinmez. Şekil şemal olarak da gayet güzel olmuş. Dış cephesinde bir kesim için "Aynı otel gibi" derken, Volley Hotel yazısını fark ediverdik. Çok amaçlı bir tesis. İçinin de dışının da detaylı fotoğraflarını çekmeyi unuttum, o telaşe sırasında ama İstanbul'daki salon da bunun gibi olacaksa keyifli maçlar oynanacak demektir. Tribünler sahaya uzak olmasına rağmen etkileme şansı yüksek. Hemen benchlerin arkasından, oyuna müdahale edilebiliyor olması güzel. Keza file arkaları da buna müsait.

Salona girmeden önce Abdullah ağabey (Paşaoğlu) ile biraz sohbet ettik. Takımdaki durumdan, çocukların sakat sakat nasıl fedakarlıkla oynamaya çalıştığından ve çok yorulduklarından bahsetti. "İnşallah burada bitecek" temennisinde birleştikten sonra, biraz da gündemdeki "yabancı sayısı" meselesinden bahsettik. Başlangıçta sadece bizim ses çıkardığımızı, diğer kulüplerin ise ya sustuğunu ya da destek verdiğini anlattı. "Şimdi yanlış yaptıklarını anladılar. Pişman olduklarını söylüyorlar ama..." dedi. Gerisini getirmesine zaten gerek yoktu, anlamıştık.

Biz içeriye girerken salonda fazla seyirci yoktu lakin 15-20 dakika içinde insanlar yoğunlaşmaya başladı. Hemen bizim bench arkasındaki kısma konuşlandık. Biraz sonra Ankara'dan Ahmet ağabey ve oğlu İbrahim de yanımıza geldiler. Bir kaç tane "tezahüratla kendini yırtmaya yıllar öncesinden razı" taraftarla birlikte elden geldiğinde takıma destek olup, rakibi bozmaya çalıştık. Başarabildiysek ne ala...

Oyun içerisindeki detaylara girecek değilim. Defaten yazdığım gibi, bu ukalalığı yapacak voleybol bilgim yok. Gittik, yendik, kupayı aldık, geldik. Şükürler olsun.

Yazıyı bitirmeden önce, tribün adına hem güzel, hem de enteresan bir akşam olduğunu söyleyelim. Güzelliği, İstanbul'un yalnız bıraktığı takıma Ankara'nın sahip çıkması ve mükemmel kupa kutlamasıydı.Maçın enteresan tarafı ise Turgay abi ile benim Federasyon Başkanı "Erol Ünal Karabıyık" ile diyaloglarımız oldu.

Aziz Yener denen "emek hırsızı, beceriksiz ya da görme sorunlu" hakemin sık sık hata yaptığı süreçte, oturduğumuz yerin on sıra kadar üstünde bulunan Federasyon Başkanı'na "Yazıklar olsun" şeklinde seslenmeye başladık. "Yeter artık bu Fenerbahçe düşmanlığı" vb. hitaplar esnasında, önce başka taraflara bakan başkan, bir süre sonra dönüp "Ne var lan?" gibi bir tepkide bulundu. Hiç bir hakaret içermeyen eleştirilere karşı, bir Federasyon Başkanı'na ve makamına yakışır tarzdan ziyade Tophaneli bitirimlere ait tavırlar görünce biz de şiddetimizi arttırdık. Yanındaki insanların soğukkanlı tavırlarına rağmen başkan tarafından "Sıkıysa buraya gelin" gibi saçma hareketler devam edince de yukarıya "Hadi oradan" deyip, maça geri döndük.

Maç bittiğinde olan biteni kutluyorduk ki "Ne oldu şimdi? Şampiyon da oldunuz." diye bir ses geldi tribünün önünden. Kafamızı çevirip baktığımızda, Federasyon Başkanı'nı, son derece makul bir ses tonu ve nezaket ile karşımızda sohbet ederken bulduk. Sonrasında geçen konuşmaları aşağıda özetleyeyim.

Erol Ünal Karabıyık : Ne oldu şimdi? Şampiyon da oldunuz. Değdi mi o davranışlara?

Biz : Ama görmüyor musunuz? Tam üç tane kritik hata yaptı hakeminiz. Ayıptır artık. Ekrandan bakıyoruz, bariz ters karar veriyor. Adeta kasıtlı gibi.

Erol Ünal Karabıyık : Ben de ekrandan bakıyorum. Ama bakın size bir şey söyleyeceğim. Ben 55 yaşında insanım. Velev ki hatalı karar vermiş olsun hakem. Ne yapayım? Gidip hakemi mi döveyim? Benden bunu mu istiyorsunuz?

Biz : Hayır ama bunlar sürekli oluyor. Ayrıca sadece bu konu ya da burası değil ki. Fenerbahçe'nin ve bizim, sizinle bir sürü konumuz var ortada. Siz Fenerbahçe başarı kazandığı zaman sevinmiyorsunuz, bilakis üzülüyorsunuz.

Erol Ünal Karabıyık : Eğer öyle bir şey varsa, Fenerbahçe başarılı olduğunda üzülüyorsam, dünyanın en şerefsiz insanıyım. Böyle bir şey olabilir mi? Bu iş böyle yapılabilir mi? Değil Fenerbahçe, hangi spor kulübü olursa olsun, sizin dediğiniz gibi "eğer sevinmiyorsam" dünyanın en şerefsiz insanı benim. Böyle bir şey yok.

Biz : Ama yabancı oyuncu sayısı mevzuu var örneğin.

Erol Ünal Karabıyık : Siz bu kararın kaç sene önce alındığını biliyor musunuz? FIVB'nin söylediklerini biliyor musunuz?

Biz : Bunlar bir nebze bağlayıcı olabilir ama ülke şartları da ortada. Bugün voleybol Türkiye'de bir yere gelmişse, Fenerbahçe sayesindedir. Sizin yaptığınız bunu baltalamak.

Erol Ünal Karabıyık : Benim böyle bir amacım yok. Demin de söyledim.

Biz : Eğer siz bütün bu sözlerinizde samimiyseniz, bizim diyecek bir şeyimiz yok.

Erol Ünal Karabıyık : Bakın, buraya, yanınıza kadar geldim. Hala bana bunu söyleyebiliyorsunuz. Bu yaşta bir insan neden yalan söylesin? Neden samimi olmasın? Lütfen! Çok ayıp.

Biz : Bunlar, derin ve detaylı mevzular. Siz şimdi seremoni yapacaksınız. Bilahare uzun uzun konuşmak gerekir. Açıklama yapmaktan kaçınmayın. Bunlar konuşulmalı.

Bu diyalogdan sonra seremoniyi bitirip çıktık. Sağ olsun Ahmet ağabey bizi otobüs terminaline kadar bıraktı. Vesileyle bir kez daha saygılar sunuyorum. Otobüse binmeden önce İstanbul'daki ağabeylerimiz ve kardeşlerimizle günü değerlendirdik ve birer de çay içtikten sonra otobüse atlayıp, geldik.

video

Elimizde bir kupa ve güzel hatıralar var. Daha ne olacak zaten? Bir takımımız şampiyon olduğunda, küçük bir sessizlik anı bekleyip "Her zaman, her yerde, en büyük Fener!" tezahüratını başlatmaktan daha güzel şey var mı bir tribüncü için?

8 yorum:

Furkan Zengin dedi ki...

valla d -spor maçı yayınlarken sizi gösterdiğinde Aylin abla'nın tepki süperdi. Sanırım hiç beklemiyordu ki sizi görünce " aaa bizim istanbul'dan gelen taraftarlarımız var" diye şaşkın bir ifadeye büründü bir anda. Ayağınıza, ağzınıza sağlık...

NYG dedi ki...

abi yine ıskaladım sizi. yoksa sizi tavacı falez dolaştırır mıydım? salona terminale on dakika yürüme mesafesindeki evimde koymaz mıydım rakıyı masada önünüze? yürümez miydim sizinle salona? sarılmaz mıydım bende eşlik etmez miydim tezahüratına: "Her Zaman Her Yerde En Büyük Fener!"

Tam senesini bulmuşum amına koduğumun Almanyasına gelecek. Ve şimdi daha iyi anlıyorum Almaty'de ki Fenerbahçeli olarak. çok zor işmiş abi, çooook !

mustafa halıcı dedi ki...

Ayağınıza, yüreğinize sağlık. Emeği geçen herkese sonsuz teşekkürler.

Efsane Mrsiç dedi ki...

Yüreklerinize,gırtlaklarınıza,
ellerinize sağlık.
Süperdiniz.Yazı da süper olmuş.
D SPOR Yönetmenine ne kadar
verdiniz sürekli kamera sizi
kesti :)))))

Tarjeta Amarilla dedi ki...

abi benim kamerama da yakalanmissiniz...simdi resimleri bilgisayara atarken farkettim :)

Canarino dedi ki...

@NYG
Vallahi senin ve muhterem pederinin kulaklarını çok çınlattık. "Keşke burda olsaydı da bir meclis yapıverseydik. Bir de altılı atıverseydik, Pazar İstanbul" diye. Sana kolay gelsin. Ellerinden öperim, peder beyin de.

@Efsane Mrsiç
Sağol abi. Maç boyunca yerinde durmadan, sağa sola saran adamlar ilgisini çekti sanırım kameramanın :))

@Tarjeta Amarilla
Görüntüleri isteriz :))

Tarjeta Amarilla dedi ki...

http://www.flickr.com/photos/44193488@N05/sets/

Canarino dedi ki...

Eline sağlık. Muhteşem fotoğraflar.