20 Nisan 2010 Salı

Biz Eskiden Centilmenken...

- Neyken, neyken?
- Centilmenken....
- Haa, centilmenken.


Medyanın olmazsa olmazıdır; "Efendim eskiden böyle değildi. Rakip takım taraftarları maçlara kol kola giderdi. Tribünden sahaya en ufak bir terbiyesizlik yapılmazdı. Çok bozuldu ortalık mirim" lafları.

Evet, eskiden insanlar daha naifti. Çünkü ortam daha zarifti. Her şeyin bu kadar boku çıkmamıştı. O da doğru... Ama bir dakika durun, Allah aşkına. Sanki o bahsedilen yıllarda bütün Türkiye "Arşidük Evladı"ymış da, şimdi "Kötü Çocuk" olmuşuz gibi yapmanın lüzumu var mı?

Hem neye göre kötülük, kime göre kötülük bunlar? Sahada terbiyesizlik gırla gidecek, takım arkadaşları birbirinin burnunu kıracak, kimse bir şey demeyecek. Sonra iki harala gürele yüzünden aklı başından ara sıra giden tribündeki adam tu kaka olacak. Çift dönerle adam kovalayanlardan ya da durduk yere rakip taraftarın kafasına tuğla indirenlerden bahsetmiyoruz. Makul insanlara bile yapıştırılan bir yafta var tribünde. Oysa tribün adrenalindir. Hep öyleydi.

Buyrun kanıtlardan bir tanesini...

Tarih : 2 Ocak 1953

Başlık : Sporumuzun Kalkınması Adabı Muaşerete Bağlıdır

Yukarıdaki fotoğrafın altında "Bütün Spor Sahalarında Rastladığımız Kendine Hakim Olamıyan Seyircilerden Bazıları" yazıyor.

Özcan Alrona'nın yaptığı haberin devamı ise şöyle:

Cumartesi günkü Fenerbahçe - Beykoz maçında, kapalı tribünde şahit olduğum terbiye kıtlığı maalesef hemen hemen her spor müsabakasında sık sık görülmekte ve kendini bilen her seyirci veya sporseveri müteesir etmektedir. Vakaya şahit olduğum zaman cidden derin bir üzüntü duydum. Aynı zamanda ne kadar utandığımı ifadeden acizim diyebilirim.

Oyun esnasında K.Fikret kendine gelen topu taca kaçırıp başını sallayınca "Yuh, keçi Fikrete bak" diye alay ettiler. Her halde bu lafı Fener seyircileri beğenmediler ve "keçi seni babandır" diyerek mukabele ettiler. Bunun üzerine Beykoz partizanları rakiplerinin babasına ve sülalesine en müstehcen tarafından iltifatı (!) esirgemiyerek karşılıklı adi küfür düellosuna giriştiler. Yanında bayanlar olan erkeklerin vaziyetlerini tahmin pek kolay olsa gerek. Müdahale etseler iş mahkemeye karar varır. Müdahale etmeseler aynı terane devam eder. Yani "Aşağı tükür sakal, yukarı tükür bıyık; gel de bu işin içinden çık" kabilinden bir mesele. Oradan kaçmayı, yer değiştirmeyi ehven bulan genç bir çift de epey alaya hedef oldu.

Bu kabil vaka gün geçtikçe artmakta ve insanı spordan adeta soğutmaktadır. Müstehcen ve adi tezahürat maçlara giden körpe çocukların dimağlarına yerleşerek, onların da aynı şekilde tezahüratına amil olmaktadır. Tribün, gençleri böylece henüz birer körpe filiz gibiyken zehirliyorlar.

Şunu da tebarüz ettireyim ki bu haller seyirci arttıkça vuku bulmaktadır. İçinde bulunduğumuz mevsime kadar basketbol maçlarında bu türlü hattı hareket düşünülemezdi. Maalesef bu seneki maçların her haftasında gerek saha gerek seyirciler arasında hadise eksik olmadı.

Halkımızın spor anlayışı ve milli hisleri ileridir. Bunun aksi zaten iddia edilemez. Dünyanın hiç bir yerinde bir milli marş çalınırken hep beraber bir koro halinde milli marş söylenmez. Yabancılara bütünlüğümüzü gösteren bu hareket göğüs kabartacak ve hatta göz yaşartacak bir jesttir. Sonra yükselen bu ilahi diyebileceğim uğultunun bizim gençlerimizin ruhunda yarattığı fırtına kadar, rakiplerimizin maneviyatında da çok büyük tesir yaratıyor. Türkiye'de oynanan Avusturya - Türkiye milli futbol maçında buna şahit olmadık mı? Bizzat Avusturyalılar:

- Sizi açık farkla yenebilirdik fakat o muazzam marş bizi allak bullak etti. Maneviyatımızı müthiş bozdu. 90 dakikalık oyunun her saniyesinde bile kulaklarımız uğulduyordu.

Demekten kendilerini alamamışlar ve fikrimin doğruluğunu kendileri ifade etmişlerdi.

Halkımızdan beklediğimiz, spor anlayışı kadar seyirci anlayışı; spor bilgisi kadar seyirci adabı muaşeretidir. Bir kaç ağzı bozuk şahsı biz kendimiz susturalım ve böylece temiz adımızı sayısı mahdut "büyük mahalle çocukları" yüzünden kirletmeden yar-ü ağyar önüne çıkabilelim.

Hiç yorum yok: