17 Şubat 2010 Çarşamba

Nedim Bey'in Gündüz Düşleri

Alemin namlı "Dilin Kemiği Yok" sanatı ustalarından Nedim Karakaş, Efes galibiyeti sonrasında yine döktürmüş. "Potkasına güvenen borazancıbaşı" deyiminin çokça kullanıldığı ülkemizde, eleştirilerin karşısına çıkmak için arkaya günü birlik başarıları almak adettendir. Sezon sonunda hüsran olursa ya da verilen sözler tutulamazsa sahneye bir yenisi çıkan bu senfoniyi, büyük bir kitle daha önce hiç dinlememiş gibi karşılar ama herkes kör alem de sersem değil ki Nedim Bey abi... Ceyhan maçında boşuna mı bağırıldı soy isminiz, peşine "İstifa" da eklenerek?

2010 konusunda ne demiş, sayın Karakaş, bakalım?

"İnsanlar bazı plan-proje gerçekleştirirken önlerindeki malzemeye bakarlar, o malzemelerden yola çıkarak bunu söylerler. Ümit bağladığımız genç oyuncularımızın kapasitelerini en üst seviyeye taşımalarını bekliyorduk."

"Çok doğru" olan bu sözlere bir şey denmez aslında, ama bir adım yukarıya gidememekten sadece oyuncular mı sorumlu? Ya da kendinize atfettiğiniz mesuliyet "Oralarda belki yanılmış olabiliriz" cümlesiyle mi sınırlı kalmalı? O sorunlu, bu kabahatli, beriki sıkıntılı, e siz? Ucundan accık, pilavlık, öyle mi? Vay anasını...

"Biz o salonla birlikte 'Final Four'a adayız' demiştik. Ama herkes o şeyleri cımbızla ayıkladığı için farklı manalar çıkıyor. Elbetteki Fenrebahçe'nin hedefleri Avrupa'da 'Final Four' oynamak. Bunu da gerçekleştirecek." demiş Nedim Bey.

Yani takım kimyası, oyuncu-hoca ilişkileri, huzur, nizam, intizam, teknik, taktik, müşteri-taraftar koordinasyonu falan hikaye, kendisine göre... Cebrail'in gökten kurban getirmesi gibi, Ataşehir'in göbeğine salon konunca; gözüken sorunlar bir bir ortadan kalkacak ve kendine layık gördüğü kalibredeki rakiplerden devamlı surette büyük farklar yiyen takım şaha kalkıp, salonu da doldurarak Final Four hedefine erişecek? Destan gibi maşallah...

Bir "Süreç Analizi" yapılırken elde var olan dinamiklerin katkısı nasıl oranlanır ve değerlendirilir, burada gördük. "Allah daha fenalarından saklasın" demekten fazlası gelmiyor elimden. Hoş, racona ters olacak (?) ama bu anlatılanların adı ayıptır. Sen hem kurumsallığına toz kondurmayan beyanlarla seneler geçireceksin, hem de "söz verdiğin" şeyleri başaramayınca "Ama salon bitmedi ki..."nin arkasına sığınacaksın? Vay babasını...

Bitmedi... Bir diğer sürpriz yumurta da şu:
"Konsantre olduğumuz zaman, oyuna var gücümüzle asıldığımız zaman neler yapabileceğimiz belli. Fakat sezon başladığından beri basın hiçbir zaman bizi rahat bırakmadı. Her konuyla ilgili çıkan haberlerle, her hafta oyuncularımızın kafalarının karıştığını düşünüyorum. Belki istedikleri amaca ulaştılar"

Takım içindeki huzursuzluklar yalan mı? Değil. Bunların önlenemediği, sürekli büyüdüğü ve yine takım içindekiler tarafından dışarı sızdırıldığı masal mı? Değil. Takımdaki oyuncuların 6 yaşında çocuklar olmadığı doğru mu? Evet. Sizin "Şube Direktörü" sıfatıyla, icraat bakımından "Bostan Korkuluğu"ndan hallice olmanız gerekmez mi? Muhakkak. Hem sıkıntıları engelleyemeyeceksiniz, hem bunların yayılmasını sona erdiremeyeceksiniz, hem sorun çıkartanları kesip atmak için hiç bir müdahalede bulunamayacaksınız, hem de suçu medyaya atacaksınız. Ne ala dünya... Basın denen şeyin ne "sıvanmış necaset" olduğu zaten belli ama iğne olmasa bile bir kıymık da kendinize batırın muhterem.

"Merd-i kıpti şecaat arzederken sirkatin söyler" demişler. Nedim Bey'in aşağıdaki demeci buna güzel bir örnek. Ne demiş, bakalım:
"Burada bağıran da oluyor, destekleyen de oluyor. Antrenörler konusunda zaman zaman bu oluyor. Zamanında Aydın Örs'e de bağırmadılar mı? Bağırdılar. Hatta 'Aydın Örs olsaydı, salon dolardı' deniliyor. Biz 33 kişiyle oynadığımız zaman 'Avrupa Final Four'unu kaçırdık. O zaman da takımın başında Aydın Örs vardı. Acaba o zaman kimi protesto ediyorlardı? Yani bunlar gerçek olan şeyler değil. Ama taraftarların kendi gönlünden geçen sporcular, antrenörler, idareciler olabilir. Taraftarlarımız kulüpleri gönülden seven kişiler. Takımlarının başarılı olmasını istiyorlar. O başarıda da kendi sevdikleri kişilerin yer almasını istiyorlar. Bundan doğal bir şey olamaz, ama kulüpleri yönetim kurulları idare ediyor. Fenerbahçe Kulübü Yönetim Kurulu'nun başında da Aziz başkan var. Aziz başkanın dedikleri olur."

Aslında bu kısımda diğer konulardan öte, son cümleler mühim. Memleketimizde "Demokrasi" adı altında oynanan oyunun "sulta (bazen de dikta) idaresi" olduğunu biliyoruz. Parti grupları ve yönetim kurulları; adı var, kendisi yok, kendisi var, içindekiler yok, içindekiler var, fikirleri yok yerlerdir genellikle. Ama bu durum her fırsatta inkar edilir. "Biz bir ekibiz" naralanmaları yapılır. Fenerbahçe Kulübü'nde bunun böyle olmadığını, yönetimin belli başlı konularda "sadece" koltuk doldurduğunu ve hatta istişari bir ağırlığı dahi olmadığını Nedim Bey'in demeciyle öğrenmiş oluyoruz. Kendisine teşekkür borçluyuz.

Gelelim öteki kısımlara... Sirkat o ki, senelerce resmi siteden "Taraftarsız bir kişi eksiğiz" demeçleri vermesine ve "Kapıları kırın, kapıları" diyerek göz yaşları akıtmasına rağmen "Taraftar ile ilişkiler"de bir gıdım bile yol alamamış bir yapının başında olan Nedim Bey, yukarıdakileri söylemekten zerre gocunmuyor.

"Kapıları kıracak kadar kalabalık olmayı" telkin ettiği maçta, millet elindeki kombinelere rağmen polis tarafından içeri sokulmayıp, üstüne üstlük şefkatli (!) muameleden nasibini alırken "yerin yedi kat dibine bakılmasına rağmen" ortalarda gözükmeyen Nedim Bey'in bir de iddiası vardı. Muhtelif yerlerde "İnternette forumları bizim çocuk idare ediyor" diyerek kahkahalar attığı kulaklara çalınıyordu. Mahdum beyin bahsedilen idaresi nasıl bir şeydi, bilinmiyor ama icraat bazında bir artı sağlamadığı kesin. Buna rağmen Nedim Bey "olunca benden, olmayınca Allah'tan" demeye devam ediyor. Vay canına...

Bir de Mirsad'ın Efes Pilsen'e imza atması ile ilgili de çok çarpıcı açıklamalar var. Okuyalım...
"Sözleşmesi biten oyuncuların başka kulüple konuşması doğal. Mirsad da o çerçevede geçen sene konuşmuş olabilir"

Madem ki sözleşmesi biten oyuncunun başka kulüplerle görüşmesini normal karşılıyorsunuz, o zaman "Neden geçmiş zamanda Ömer Onan hakkında atıp tuttunuz? Neden adeta hedef gösteren açıklamalar yaptınız, Nedim Bey?" demezler mi adama? Derler. Adam buna cevap verebilir mi? Adam olan, verir tabii. Adam olmayan da veremez. Hasılı, vardır mutlaka bir cevap. Bir gün verirler. Veremezlerse?

Ha unutmadan... Sabah dışarıda yürürken bir karga gördüm. Ağzındaki cevizi yüksekten yere atıp, kırmaya çalışıyordu. O ara yerde bir gazete gördü. Başında durup "gaak gaaak" diye gülmeye başladı. Arkadaşları da geldiler, hep beraber gülüp gülüp, sonrasında uzaklaştılar. Merak ettim, neye bu kadar güldüler diye. Gazetede Nedim Bey'in demeci vardı "Mirsad sakat olduğu için uzun süre oynamadı" şeklinde. Ben de güldüm. Ağlanacak halimize gülüyoruz, ne yapalım...

3 yorum:

tozlu parkeler dedi ki...

Artık bu takımın galibiyetlerine üzülür duruma gelicem sanırım. Hala her galibiyet sonrasında Tanjeviç'in arkasındayız bıdı bıdıları.
Peki sizin arkanızda kim var. Kim kaldı.flucke

Rain96 dedi ki...

Sayın Karakaş, Aydın Örs'ü satıp arkasından bıçaklayan bir sahıstır. Takıma, şube çalışanlarına ve teknik heyete dağıtması için kendisine teslim edilen primleri kırparak yemeye alışmış olmalı. Koltuk tatlı, o maaşı bir daha hiç bir yerde alamaz. Bunlarda değil suç, bunları adam diye oraya koyanlarda.

bky dedi ki...

Gs maçında "salon boşaltılmazsa maça" çıkmıyoruz demecinden sonra bu beni yaralamıyor...bu açıklamaların hedef kitlesi,muhatabı değilim/değiliz.