19 Şubat 2010 Cuma

Mesai Kahpeliği

Bunun aslında içtimai hayatın diğer alanlarında yaşadıklarımızdan büyük bir farkı yok. Fakat en "göz göre göre gelen" ve "beklenmesi gereken" olduğu halde, yaşandığında en çok yoran olması da bir tuhaf. Halbuki, bir Jedi için Sith ne demekse, bir "biz tabiatlı" için de zevzek iş arkadaşları o demektir. Ve her mesai insanı, sınırlı güven duyulması gereken bir potansiyeldir.

Doğmuşsun, büyümüşsün, okula gitmişsin ve bu süre boyunca sanatı, sporu, doğayı, eşi, dostu, falancayı sevip, o sevdiklerinle birlikte bir fanusun içine girmişsin. Bilbo Baggins'in dediği gibi "and they lived happily ever after..." şeklinde yaşamına devam etmektesin. Fakat ne zaman ki bir işe giriyorsun ve ne zaman ki özel hayatında fanus dışında bıraktıkların ya da elli ayrı mülakat sonrası içeri aldıkların patır kütür doluşuyorlar; işte o zaman "kalk borusu" çalıyor insanın zihnine. Geliyorlar!

Artık cinsiyete göre değişir, erkeğine "Vay kardeşim, çok şekilsin" ya da kadınına "Canımm, çok şeker olmuşsun..." diye güler yüz gösterenlerin, içinden tam tersini geçirmesi gibi "Yüzüne başka, esası başka" tipler, işin en çocuksu ve komik yanı.

En beteri ise "gıybet" denen şey... Kutsal kitapta "Ölü kardeşinin etini yemek" ile eş tutulan bu güzide (!) olguya dair "kötü" yakıştırması yapmak için semavi dinlere atıfta bulunmaya gerek bile yok zaten, ama argoda "Ortalığı s......rmek" olarak özetleyebileceğimiz bu mekanizmanın Türk tipi kurumsallık içerisinde kapsadığı yer çok büyük.

Konu hakkında, iş dünyasına dair en güzel "Ulan ben sizin var ya..." yazılarını okuyabileceğiniz 76 sahifelik fasulyeden külliyatından seçmeler de koymak isterdi gönül buraya ama yalan değil ya, onları okudukça daha da sinirlenmekten korkuyorum.

Zira insan kendi başına geleni bir şekilde savıyor. Hatta bizim gibi "insan sevmeyen insanlar" bir süre sonra, bu tip zevzeklerin yarattığı hadiselerden kurtuluyor. Çünkü zevzek de olsalar tehlikenin nereden geleceğini, kimin durduk yerde gırtlağına çökebileceğini kestiren mesai insanları uzak durmayı yeğliyorlar. Ama aynı kahpeler; değer verdiğimiz, pamuklara, ipeklere sarmalayıp sarmaya çalıştığımız insanlara musallat oldukları zaman, sinirden ne yapacağımızı şaşırıyoruz. Haklıyız! Öldürsen, olmaz. Sabaha bıraksan, yine olmaz.

"Gossip is the art of saying nothing in a way that leaves practically nothing unsaid" demiş ya geçmiş zaman ağabeylerinden biri... Haklı adam. Bunu düstur edinmiş olanlar yaşasa ne, yaşamasa ne. Aslında biraz düşününce, öldürmek en iyisi!

Hiç yorum yok: