23 Şubat 2010 Salı

Ağlama Seçil !

İyi futbolcudur, kötü topçudur, acaip golcüdür, falandır, fişmekandır hepsi bir tarafa.

Profesyonel bir futbolcuyu, oyundan alındığı zaman, adeta bir Seçil gibi ağlayacak hale getiren şey nedir?

Tek başına taraftar mı? Bunu söylemek büyük insafsızlık olur.

Psikolojik çöküntü yaşadığı açık bir oyuncuyu sahaya süren ve taraftar oyundan çıkmasını istedikten sonra sahadan alan teknik direktör mü? Belki, bir miktar.

En büyük hatanın sorumluları başka.

Bir takım düşünün. Senelerdir, belli aralıklarda oyuncularını tuhaf bir halet-i ruhiye sarıyor. Tribün dilinde "ruhsuzluk", sosyal hayatta "boş vermişlik", argoda "koy götüne rahvan gitsin" olarak tabir edilen bu hallerin Fenerbahçe'ye verdiği zararın ucu bucağı yok. Fakat her ne hikmetse, bunun bir türlü altından kalkılamıyor. Her gidenin kulüp hakkında atıp tutması, neredeyse hayırlı kelam etmeyen tek insan olmamasını saymıyorum bile.

Sorunun adı, iletişimsizlik.

Kulübün taraftarla bağlantısı resmi tebliğler düzeyinde, sıfırın biraz üzerinde izlerken, görünen o ki kulüp icrası da sporcularıyla doğru düzgün iletişim içerisinde değil. Aksini düşünmek, futbolcuların birer ruh hastası olduğuna kanaat etmek olur. Bu da mümkün olmadığına göre...

Dilimize pelesenk olan bir şey var ya hani; "Fenerbahçeliye huzur içerisinde bir sezon geçirmek haram. İlla sıkıntı çekeceğiz" diye. Biraz da tersten bakalım. Futbolcuların huzur içerisinde geçirdiği sezon var mı? 12 senedir aynı yönetim ile beraberiz. Çağının ilerisinde, kurumsal, saat gibi işleyen bir mekanizma olduğunu iddia eden bu yönetimin, gerek taraftarıyla, gerekse camianın diğer dinamikleriyle iletişimin, hakkını verdiğini söyleyebilen var mı?

Hiç yorum yok: