24 Şubat 2010 Çarşamba

İnat Değil, Ahlak İçin "İstifa"

Fenerbahçe erkek basketbol takımı, Efes Pilsen'i yendi.

Sonra...
Fenerbahçe erkek basketbol takımı, yine Efes Pilsen'i yendi.

Sonra...
Fenerbahçe erkek basketbol takımı, Türkiye Kupası'nı kazandı.

Sonra...
Şiire göre sonra "31 Ağustos günü, ordularımız İzmir'e doğru yürürken, serseri bir kurşunla vurulan deli Erzurumluydu" ama bu sonrada o olmadı, Tanjeviç mevzuu kapandı. Ta ki Euroleague benzeri, olası bir başka hüsrana kadar.

Türkiye'de vaka-ı adiyedendir; değişim, laf olsun diye istenir. Örneğin siyasi kadroların iç içe geçmişliği ve ikisinin de aynı kaptan çıktığı ya da aynı kaba yapacağı göz ardı edilerek, yek diğerinden mucize beklenir. Olmayınca hayal kırıklığı yaşanır. Bu hastalıklı bir hal aslında ama yine de bir nebze anlaşılır. Ne de olsa ümit, fakirin ekmeği...

Bir diğer hastalıklı vaziyet ise "Değer" diye sahip çıkılan şeylerin, sabit değil, vazgeçilebilir olması. Aslında bu da yadırganası bir durum değil ama söz konusu Fenerbahçe olunca insan şaşırıyor. Sebep ise alabildiğine basit:
"Biz büyüklerimizden böyle öğrenmedik"

Demode (!) ama basit bir soru... "İnsan" olarak, kutsalına küfreden biri ile teşrik-i mesaide bulunur musun? Cevap yüksek oranda sertçe bir "Hayır" olacaktır... Fakat adamın teki Fenerbahçe'ye küfür ediyor, "tak" diye alıp, kaptan yapıyorsun. Yetmiyor, ikincisi. Yetmiyor, üçüncüsü. Adı ne? Çağdaşlık... E "kulüp" denen şey kurum olarak çağdaş da, sen "birey" olarak ilkel misin? Neyse, konumuz bu değil.

Bogdan Tanjeviç'in Fenerbahçe'ye gelişi esnasında bir çok değer yerle yeksan oldu. İnsanlar buna içlendiler, hırslandılar, yürüyüşler düzenledi vs. derken ortalık yeniden süt liman oldu. Orduların ilk hedefinin Akdeniz olması gibi, erkek basketbol takımının da ilk hedefi 2010'du. Aziz Yıldırım, imza töreninde "Türkiye'deki başarısının yanı sıra, Avrupa'da da başarılı olan bir Fenerbahçe yaratmak lazım" diyordu. Sonradan başkalarından da duyduğumuza göre "Avrupa'da Başarı"nın meali Final Four'a çıkan muasır takımlar seviyesine yükselmekti.

2008 oldu.
2009 oldu.
2010 oldu.

Bıraktık, Final Four'a çıkmayı falan, oralara müdavim olan takımlara karşı galibiyet bile alınamadı.

Tabii insanlar merak etti haliyle... "Neden 100. Yılda zirvesini gören yapılanmanın içine kan doğrandı?" diye. Ve sordular, soruşturdular... Hoş, basketbolla ilgilenenler biliyordu "Neyin, neden ve nasıl" olduğunu ama mevzu şuymuş meğerse:
"Türkiye Basketbol Federasyonu Başkanı Turgay Demirel, kulüp takımı çalıştırmak isteyen Tanjeviç'i memleketten uzaklaştırmamak için Fenerbahçe'ye ricacı oluyor. Fenerbahçe'deki bağlantı noktası Mahmut Uslu, Başkan Aziz Yıldırım'ı ikna ediyor. Sezon sürerken Remzi Dilli vs. Tanjeviç ile bağlantıya geçiyorlar. Oyuncular bakılıyor, anlaşmalar yapılıyor. Bu arada Aydın Örs'e bir şey söylenmiyor ama tabii Aydın Örs de çocuk değil. Her şeyi biliyor, görüyor... Sezon bitiyor, takım şampiyon oluyor. Daha kupanın üzerindeki ter izleri silinmeden Aydın Örs'e, 'Sen şube başkanı ol. Bütün yetkiler sende olsun' diyor ama bi hikmet-i müteal bütün şubeyi yönetecek (!) insana 'Hocayı belirleme' yetkisi verilmiyor. Kibarca 'Git' deniyor"

Hadi bunların hiç yaşanmadığını varsayalım... Yarın Lille maçı var ya; onun için stada giren herkese, isim vermeden bu olanları ve sonuçları yazan kağıtlar dağıtarak, "gerçekleşecek olsa" o insanlara ve kulübe dair ne hissedeceklerini soralım. Ne olurdu sonuç? Tahmin edelim... Kınamalar, "Yakışmaz"lar, "Bizde olmaz"lar havada uçuşurdu. Ama bizde oldu. Yakışmadı ama oldu.

Yıllarca Haluk Ulusoy federasyonunda yaşanan tuhaf ilişkilere "Ne iş?" diyen kitleler, Turgay Demirel-Mahmut Uslu arasında dönen dolaplara Fenerbahçe'nin alet edilmesine, bir kaç avuç insanla sınırlı kalan tepkiler verebildiler.

"Fenerbahçe büyüklüğü kupa büyüklüğü değildir" cümlesini, yattıkları yatağın duvarına yazacak kadar sahiplenenlerin çoğu, bir Türkiye Kupası'na "Gördünüz mü Tanjeviç'i?" diyecek ya da susacak hale geldiler. Buna Aydın Örs için yürüyüşe destek veren kimileri de dahil belki.

Halbuki vaziyete isyan edenlerin sebebi salt basketbol değildi ki. Ortada bir ahlak sorunu vardı. Hala da öyle. Ne değişti?

Neticede, bu bir kitle meselesidir. "Adı konamaz büyüklük" lafını, denize düştüğünde sarılacak bir söz olarak değil, Fenerbahçe düsturu olarak benimsemiş kitlenin meselesi. Değişen bir şey varsa işte bu kitledir. Sayı gittikçe azalıyor. Zaten bir çok şeyi gömdük, geride bıraktık. Bari bu dört kollu yolda kalmasın. Taşımaya çalışanların omzu koptu, kopacak. El Fatiha!

Tanjeviç İstifa!

2 yorum:

Bolat dedi ki...

Konunun özünü bilmiyorum ama anlatilis ve elealinis tarziyla cok begendim yazinizi...

Canarino dedi ki...

Sekhranikos, özür dilerim, senin yorumu "Yayınla"ya basamadım, o yüzden manuel olarak arz ediyorum :)

Sekhranikos
Efenim niye istifa etsin? başkanı ediyormu? şube sorumluları ediyormu? veya bu ülkede herhangi bir kurum/kuruluş/oluşumun başındaki adam ehliyetini yerine getiremediğinde ediyormu?

Özel sektörde bile çalışan herhangi bir vatandaş kovulmadan evvel ben başarısızım yerime başarılı birini getirin diyor mu?Neden bu adamlara ekstra ulviyetler yüklüyoruz. Sıradan bir adam fenere kapağı atmış üstüne federasyon vs de tamam siktiredilene kadar -afedersiniz- durur. İstifa etmez ve etmemeli. Köyün bir salağı tanjeviç olmasın. Aynı kulubün başkanı tüm rezilliklere rağmen orda ise, o kulübün futbol şubesi bir önceki BAŞARISIZ -nerdeyse tarihteki en başarısız- teknik adamına tonla para ile güle güle derken bırakında bu adamda ahir ömründe kaymaklı kadyıf yeyiversin.

P.S. HA sıyırdım ha sıyıracağım, ne balata ne civata bişi kalmayacak.