16 Şubat 2010 Salı

Haydi Abbas, Kadeh Tamam...

13 gün olmuş geleli. Ve memleket toprağına ayağı koyduk koyalı, sofradan kadeh, kadehten rakı eksik olmadı.

İçkiye benzer bir şey yok, içkinin kendisi var bu havalarda besbelli. Zaten hasretlik de var serde, sevdiğim başka yerde, ben başka yerde. Dertli ediyor insanı, dertli.

Acıbadem'de, hastanenin yanından E-5'e sardım inceden, durağa kadar yürüyeyim diye. Bir de baktım, yolun yarısını gelmişim. Yediğim ayazın haddi hesabı olmadığını, arkadan her gelenin çaldığı kornadan kafamın kazana döndüğünü ancak ara sokakların hafif sessizliğine dalınca anladım. "Madem bunca yolu gittik, bundan sonrasında bir şey yok" diyip, eve kadar yürüdüm.

Klavye tıkırtılarından gayrı sessiz kalan şu odada bir kaç dakika geçirince boş bardakla göz göze geldim. Şimdi de dolaba gidiyorum... Senin anlayacağın; "Dinsin artık bu kalp ağrısı" demek de bir şeye derman olmuyor be üstat Cahit Sıtkı. İyisi mi, Abbas kursun çilingir soframızı.

Hiç yorum yok: