28 Ekim 2009 Çarşamba

Gönlüm Sende.

Senelerce denk gelip, senelerce mana veremediğim iki şey oldu televizyonda. Bir tanesi TRT'nin Pazar Konseri, bir tanesi de defileler.

Kabul ediyorum "Onca manyak program varken, klasik müzik programına kafayı takmak" sağlıklı bir hissiyat değil ama ben artık "Ruh hastaları da insandır" kabilinden bakıyorum, o ne idüğü belirsiz sabah programlarına. Zaten elimde olsa sunucusu, seyircisi ayırmadan hepsini bir odaya toplayıp, kızılcık seansları düzenlemez miyim? Kralını yaparım.

Pazar Konseri'ne takma sebebim nostaljik. Hani tek kanallı televizyondan başka izleyecek bir şey olmadığı vakitlerde"En Keyifli Sabah Oscarı"nın devamlı kazananı olan Pazar günleri, ekrandan bize doğru "Sevecekseniz ulan klasik müziği; geçmişinizi sikerim sizin bak" şeklinde nazar eden bir amca ve orkestrası, erkenden zuhur ediyorlardı ya, sebep o işte...

Bugün Opera'ya mesafeli yaklaşıyorsam Godfather III, klasik müziği her gördüğümde önümü ilikliyorsam da "Pazar Konseri" sayesindedir.

Zaman değişti. Çorba tadında özel kanalları ve bürokratik reflekslerden arınmaya çalışan devlet televizyonlarını bir kenara koyarsak, tematik televizyon kanalları da var artık. Aç, canının istediğini izle. Fakat ben hala olur olmaz defile izlenmesini anlamış değilim.

"Olur olmaz"dan kastım şu... Senelerce takıldığım ganyan bayiilerinden tutun da, hasbelkader girdiğim Tekel dükkanlarına kadar alakasız bir sürü yerde Fashion Tv'yi açık görmüşümdür mesela. Her seferinde "Ne yapıyorsunuz arkadaş siz?" diye sormayı istemişimdir. Fakat o uhrevi hava esir alıyor insanı, sen de haplanmış gibi bilmem hangi modacının falanca kreasyonundaki hilkatten acayip elbiseli görünen mankenlerine dikkat kesiliyorsun. Dışarıdan gören olsa, bir yandan ikili oynarken diğer taraftan Champs-Élysées hayalleri kuruyormuş izlenimi veren bu kitleyi alır, laboratuvar ortamına götürür, senelerce incelemeye tabi tutar.

"Ne anlatıyorsun lan sen?" denebilecek bu yazının ana fikri ve uzun lafın kısası "başlık" ve başlığın da başına eklenecek bir kelimeden ibaret...

Senelerce defile denen şeyin kitlelerce neden izlendiğine iki gram akıl erdirememiş bendeniz, "I'm a poor lonesome cowboy" olarak Almaty'de takıldığım şu anda küçük bir defile hayali kuruyorum. Mekanı İstanbul, tek seyircisi Canarino, tek rengi pembe. Hah, başlık şimdi tamam oldu işte... Pembe, gönlüm sende...

1 yorum:

medgallis dedi ki...

'aa! yoksa sen türkçe müzik mi dinliyorsun?' neslindeniz biz... okulda hocaların pazar konserini dinleyin ödevi verdiği, müzik hocalarının 'ben orhan gencebayı severim' dedikten sonra 'adamın arkasında kırk kişilik orkestra var' diye savunmalar yaptığı zamanlardı.
bu yüzden yıllarca türkçe kaset alamadım kendime.'türkçe rock mı olur? önce toprakla meselenizi halledin ondan rock, metal konuşun' dediler. 'neşet ertaş diye biri var amerikalı olsaydı kesin bluescu olurdu' demeselerdi kim bilir nelerden mahrum kalırdık.
defile olayına ise hiç girmiyorum canarino abi.