2 Ekim 2009 Cuma

Ey Vatan Gözyaşların Dinsin!

Uzakta bir yerden, sürekli şehit haberleri geliyor. Sıka sıka diş kıracağız yakında.

Uzakta bir yerde, bir çocuk, üzerine düşen havan topu ile parçalanıyor. Kimine milli piyango, kimine ihale, kimine havan topu.

"İşin tuhaf yanı" diyemeyeceğim, tuhaf olsa alışkanlık belirtileri göstermeyiz. "Acı yanı" da diyemiyorum, zira bu kadar ataletle karşılanan acı olmaz... Ne diyeceğiz o zaman? Bir şey demeden doğrudan tespite gidelim... Bütün bunlar, uzun zamandır vaka-i adiyeden sayılıyor.

Ve yarısı samimiyetsiz, diğer yarısı onlardan samimiyetsiz, dokunulmaz ve kafadan kıyak emeklilik sahibi şah ve şahbaz siyasiler, vaka-i adiyelerin (!) müsebbibi oluyor.

Sonra biz sevdiğimiz ve sevdiklerimiz için "Ne zaman, ne olacağı hiç belli olmaz. Aman dikkatli ol" deyip, bir yerde akıl bırakınca ve korkunca "Hafif Paranoyak" oluyoruz. Vay anasını!

Bir Aziz Nesin hikayesi geliyor hep aklıma.

Cumhuriyetimizin anlı şanlı ve dahi şahin başvekillerinden Recep Peker, kürsüden halka sesleniyormuş. Nutkunun bir yerinde"Vatan sizin ananız... Biz de sizin babanızız" diye coşunca, köylülerden biri yanındakine dönerek "Hah, demek yıllardır anamızı beceren bunlarmış" deyivermiş.

Recep Peker'in başvekaleti üzerinden yarım asırdan fazla zaman ve yirmi başbakan geçti. Allaha şükür; vatan, sevdiğimize ve sevdiklerimize hala analık yapıyor. Babalar da babalıklarından vazgeçmedi. Bir uçan, bir kaçan kurtuluyor. Lakin vatan oradaysa, sevdan da orada... Nereye uçup, nereye kaçacaksın arkadaş?

Hiç yorum yok: