27 Eylül 2009 Pazar

Uğraş(tır)mayın Fenerle!

Fenerbahçe kelimesi bu topraklarda yaşayan insanlara "İnsan ya hayrandır sana ya düşman" mısralarını hatırlatır şairin. Gerisi aynı kalmamak kaydıyla ama... Çünkü devamındaki "Ya hiç yokmuş gibi unutulursun ya da bir dakika bile çıkmazsın akıldan" cümlesi, yerini keskin bir kine bırakır, çemberin dışındakiler için. Antalya'da yaşanan da sadece budur.

Yine de kabahati yalnızca Antalya'nın camii duvarına hacet giderenlerine bulmamak gerek. Burada Fenerbahçe yönetiminin de bir yanlışı var. Bu yanlış başkaları tarafından sıklıkla atfedilen "Ortamı geriyorsunuz, Fenerbahçe'yi antipatik gösteriyorsunuz" suçlamasında dile gelmiyor bana göre. Çünkü Fenerbahçe, birilerine şirin gözükmeye ihtiyacı olan son kurumdur Türkiye'de. Halkın sevgisiyle en büyük olmuş bir kulübün kendisini "daha" sempatik göstermeye ihtiyacı yok. Fakat "Halk" denen şeyin ne kadarıyla Fenerbahçe'ye bağlandığına bakmak gerek artık.

Orada, burada, her yerde dile getirdiğimiz "Halkın Takımı Olmak" kavramına, bilet fiyatlarıyla kendi yönetimimizin vurduğu darbeler, Fenerbahçe'nin Antalya'daki manzaralarla başka yerlerde de karşılaşmasına neden olacaktır.

Çünkü icra makamının tasarrufları yüzünden Fenerbahçelilik, tarihsel süreç içerisinde her zaman olduğunun aksine bir "zengin burnu büyüklüğü" olarak gözüküyor. Tamam, kimse televizyona çıkıp "Parası olmayan maça gelmesin" demiyor ama fiyat uygulamaları ile ima edilen arife de tarif gerektirmiyor.

Galatasaray'ın, kuruluşundan bugüne yansıttığı elit / aristokrat tavır saçmalığının Fenerbahçe'ye bulaşması kısa ve orta vadede çok büyük değişiklikler getirmeyecek olsa da, bilhassa tribünlerin 1980 kuşakları da yerlerinden çekildiğinde büyük boşluk yaratacaktır. Bunu böylece görmeden, "elindeki kitleyi yönlendirmek kabiliyetinden" yoksun yönetimler ve onun destekçileri "Anadolu'da bizden neden nefret ediliyor?" sorusunun cevabını asla bulamayacaklar. Halbuki bu cevap tarihte gizli...

Alp Bacıoğlu'nun "Zaman Tünelinde Fenerbahçe" isimli kitabında yer verdiği, rahmetli Ali Naci Karacan'ın anılarından bir paragraf:
"Fener'i yendikleri halde halkın Fenerbahçe'yi nasıl olur da gene kendilerinden fazla sevdiğinin nedenini bir türlü bulamıyorlar, bulamadıkça da hakkından emin, fakat haksızlığa uğramış adamların azametli ve küskün tavrını takınıyorlar ve hele bazı oyuncuları sahada, hareketler ve tavırlarıyla bu gücenikliği gösterdikçe doğal olarak ve sonuçta halkın karşılık vermesini davet ediyor ve daha çok antipatik oluyorlardı."

Belki de bu çok uç bir örnek... Neticede bu işler bir tavır meselesidir ve kuruluşundan itibaren bu tavrı sergilemiş Galatasaray'ın, tam zıddı konumdaki Fenerbahçe'ye yetişmesi zor. Ama maalesef imkansız değil. Bundan 20 sene önce ilköğretim sıralarında okuyan insanlar anımsayacaktır. "Sizin sınıfta kaç kişi Fenerbahçe'yi tutuyor?" sorusunun cevabı, "30 kişiden 20'si Fenerli abi" idi. Peki ya şimdi?

Hiç yorum yok: