30 Eylül 2009 Çarşamba

Muhtar Sencer Hakkında

Bugünkü Milliyet arşivi konumuzu Fenerbasket dolayısıyla İslam Çupi'nin bir yazısından, Fenerbahçe Basketbolu'nun Kurusucu Muhtar Sencer'i anlatan yazıdan aldık. İkiniz de nur içinde yatın...
----------------------------------------------------
İslam Çupi / 23.11.1982


Muhtar Sencer'i de yitirdik...

Bu yitmek, yitirmek, kaybetmek, ayrılmak, bir daha tokalaşmamak, sarılamamak, öpüşememek sözcük ve davranışları artık grileşmeye başlamış nüfus kağıdının bize yağdırmaya hazırlanan son yağmurun habercisidir.

Muhtar baba uzun süredir Almanya'da idi. Son iki yıldır rahatsızdı. Yaşamı, hastane odaları, serum şişeleri, tansiyon ve elektro ölçütleri içinde bir tahterevallinin, inilen çıkılan aynılığı ile sınırlanmıştı.

Yedi gün önce Muhtar Baba'nın gazetelerde bir fotoğrafını gördüm. Galiba da değil gerçek, bu fotoğraf Muhtar Baba'nın gördüğüm son fotoğrafı idi...

* * *

Dolaşım yetmezliğinden doktorlar bir ayağını kesmişlerdi. Neşter öbür ayağının üstünde bir duvar saatinin rakkası gibi bir sağa bir sola dönenip duruyordu.

Alman doktorlar, "Öbüründe de hayır yok" demeye başlamışlardı.

Babanın öbür ayağı da kesilse idi Muhtar Sencer; dünyanın üstüne bir koni gibi ayaksız oturacaktı.

Gururlu idi, Muhtar Baba... Madem ki, Alman doktorlar öbür ayağında da hayır yok demişlerdi... Öbür ayağını bu dünyaya bırakmadı, öbür ayağı ile birlikte hepimzi bırakıp, var sanıldığı bir başka dünyaya göçtü, gitti...

* * *

Muhtar Sencer, şimdilerde Türkiye'nin gurur sporu olan basketbolun babalarından biri idi.

Muhtar Baba'yı 1950-51'li yıllarda, lise son sınıfı dirseklerken tanıdım.

Güleç yüzü, dudak aralarından düşmeyen piposu, kalın sesi, nüktedanlığı, ağızından kulaklarımıza koşan nefis İstanbul şiveli Türkçesi ve boynunda eksik etmediği papyonu ile çok özel bir insandı.

Muhtar baba, 1952-53 yıllarında Fenerbahçe Şube Kaptanı olarak, o yıllara kadar Türkiye'de, "Galatasaraylıların sporu" olarak bilinen basketbole ezeli rekabeti sokup, o yenilmez Sarı-Kırmızılı armadayı darmadağın eden insandır.

Muhtar Baba, o döneme kadar 100-150 kişinin seyrettiği azınlıklar sporu basketbole, heyecan, renk, canlılıkla birlikte, 3 bin-4 bin taraftar da ekleyen bir büyük kapalı salon devrimcisi idi.

O yıllar çok tenkid edilmişti Muhtar Baba. Galatasaraylılar Muhtar Sencer'i karşılarında her gördüklerinde, hırslarını amuda kaldırırlardı.

"İşte" derlerdi, "Türk basketbolüne profesyonelliği sokan adam..."

Güler geçerdi Muhtar Baba bu sözlere, sinirlenmezdi.

Çok çok ithamlar nasırına dokanacak çizgiye gelince gürlerdi:
"Bu Galatasaraylılar vallahi çocuk... Basketbol topunu kendi oyuncakları sanıyorlar. Ellerinden aldık ya, şimdi ağlıyorlar..."

* * *

Muhtar baba edebiyata, şiire, sinema, tiyatro ve müziğe büyük bir ilgi duyardı. Dibine kadar bir Yahya Kemal hayranı idi...

Ben Muhtar babadan güzel sanatlara dair çok şey öğrendim. Okuma ve yazma disiplinimin en büyük antrenörü Muhtar babadır.

Yazarlığımın ilk yılında, elini öptüğüm birinci insan Muhtar baba olmuştu. Hiç unutmam...

Saçlarımı okşamış ve bana aynen şunları söylemişti:
"Sen doğuştan bu idin İslam... Milyoner olsa idin suratına bakmazdım. Şimdi çıkar kalemini de öpeyim"

Yanında ayrılmadığı dostu Mevlüt de vardı. Sarılmıştım Muhtar babaya... Yüzüm göğsünde bir süre kalmış ve galiba da Muhtar babanın az buçuk pardesüsünü ıslatmıştım.

* * *

Sonra aniden bir haber duydum... 16 Kasım 1964'de Muhtar baba Almanya'ya gitmişti...

Sessiz sedasız, kime kırıldığını, İstanbul'a neden ve niçin küstüğünü kimselere anlatmaya tenezzül etmeden Almanya'ya gitmiş ve yerleşmişti.

Bir daha dönmedi, dönemedi İstanbul'a Muhtar baba...

Bazen mektuplaştık, bazen iyi haberler aldık Muhtar babadan...

Sonuncusu feci idi, koydu baba... Muhtar baba 19 Kasım 1964'te ayak bastığı Almanya'dan yine 19 Kasım 1982'de ayağını çemiş.

Onurlu bir yaşamın, yürekli, temizlenmeye gereksiz bir temizlikte olan namuslu bir yaşama son noktay böyle koydu, Muhtar baba...

Muhtar babaya Aşiyan'da "Asude bir bahar ülkesi" hazırladık. Toprağa vereceğiz, Muhtar Baba'yı...

Anılarını saklayarak, anılarını avuçlarımızın içinde sıkarak Muhtar Baba'yı, "Asude bir bahar ülkesi"ne yolcu çıkaracağız.

Hiç yorum yok: