23 Nisan 2009 Perşembe

Street Hoop

Dört tane platform, üç tane ilerlemeli, bir tane dövüş, bir tane de futbol konulu oyunla dokuz rakamına ulaştığımız seride, “Onuncu ve sonuncuda amatör branşlara odaklanalım” diyerek, atari salonlarının en çok ilgi çeken basketbol oyunu Street Hoop’u tanıtmaya karar verdik.

Futbol dışı spor oyunları; Kadıköy’deki Fun City gibi büyük salonlarda “Makine boş kalmasın. Belki bunun da manyağı çıkar bir kaç tane” şeklinde, hafif bir risk hissiyatıyla yerleştirildiği için, küçük ve orta boylu atari salonlarında bunlara rastlamak zordur. Standart bir “Popüler Oyun”un jeton haznesi iki günde bir boşaltılırken, bunların kasası on beş günde bir açıldığından, pek sempatik gelmezler dükkan sahiplerine. Fakat 1994 tarihli olan ve memleketimiz (en azından semtimiz Küçükyalı’nın) atari salonlarının biraz geç tanıştığı Street Hoop, bu kaideye istisna olmayı bilmiş, kısa sürede bir sürü tuşla adam sopalamaktan sıkılan kitleye “I love this game” dedirtmiştir.

Detaylara girmeden önce geç kalmış bir özür...

Bu satırların yazarı olan eşşek kadar herif; bir kaç sene öncesine kadar haftasonları, ganyanın yanındaki eski salona girip, aldığı tek jetonla makinenin başına kuruluyor; “Abi lütfen girme” serzenişlerine aldırmadan jetonu attıktan sonra, el kadar sabilerin çırpınışları arasında milletin beynine blokları verip, orta sahadan üçlükleri yazıyordu. Salondan çıkmadan 20 tane jeton alıp, ufaklıklara dağıttıktan sonra “Hadi bakalım, bitirin oyununuzu, sonra çıkın hava alın biraz. Derslerinizi aksatmayın” diyerek, önce harcayıp, sonra kolpadan Master Yoda’lık yaptığım genç arkadaşlardan özür diliyorum. O yan makinede Samurai Shodown oynayıp, Charlotte ile tek seferde 30’a yakın jetonunu üttüğüm kamile ise özür mözür yok. Kahrolsun Haohmaru!

Almanya, Amerika, Çin, Fransa, İngiltere, İspanya, İtalya, Japonya, Kore ve Tayvan’dan birini seçerek oyuna başlıyoruz.

Takımların, 8 puan üzerinden değerlendirilen 4 tane temel özelliği var.
Smaç, 3 sayı, Hız ve Savunma

Manyağa bağlayıp, bu özellikleri bir tablo haline getirmek gerekirse, özet şu...

Takım seçim aşaması başlı başına sosyal tespitlere gebedir. Bilhassa iki kişilik oyunlarda, 8’de 8 üçlük yüzdesi yüzünden Tayvan’ı almak için joystick yarıştıranlar görülmüş, bu sebeple çıkan kavgalara şahit olunmuştur. Karşıdaki Tayvan’ı ya da Fransa’yı alınca karizmatik olduğunu düşündüğünden soğukkanlılıkla ve ağır ağır İtalya’yı, İngiltere’yi vs. seçen oyuncular “Oooo usta galiba” nidalarıyla karşılanmışlardır. Özellikler gerçekten hakkını verir ama temel hareketleri iyi uyguladığınız müddetçe kimi aldığınızın pek de önemi yoktur.

“3’e 3 Çift Pota” oynanan maçlar, hava atışıyla başlar. İki tuşla oynanan oyunda, birinci tuş “Hucümda feyk ve şut. Savunmada blok ve ribaunt” işlevlerini karşılarken, ikinci tuş “Hücumda pas. Savunmada top çalma hareketleri” olarak görev yapar. İki tuşa aynı anda basılması savunmada bir halta yaramazken, hücumda (potanın oralarda, müsait pozisyonda bir adam varsa) alley-oop vesilesi olur.

“Blok esnasında top inişe geçmişti” veya “Müdahale gayri nizamiydi” gibi sudan sebeplerle oyun yarıda kesilmez. “Saha Çizgisi” diye bir müessese olmadığından topun dışarı çıkması da mevzu bahis değildir. Böylece dinamik bir yapı sağlanmıştır ve bu dinamik yapı, her dört başarılı şutta bir hak kazandığımız Super Shot’larla tavan yapar. Üçlük olarak kullandığımızda arkasında bir yıldız halesi bırakarak potaya süzülen ya da ateşten bir coşkuyla potayı patlatan bu hakkımızı smaç olarak kullanmaya kalktığımızda ise sporcularımız birbirinden fantastik motiflerle potaya yüklenirler. Çarpışmanın şiddetinden ötürü sahadaki herkes gerek dudaklarıyla, gerekse mabadıyla yeri öper.

Oyunun standart hallerinden sıkılanların, "En fazla kaç 0'dan geri gelerek maç kazanabilirim?" ya da "Sadece üçlük atarak oyun bitirebilir miyim?" yarışmaları tertip ettiği görülmüştür. Oyun bittiğinde çıkan son ekranda, top çeviren arkadaşın gaz verdiği konuşmayı dinledikten sonra "Hadi okulun bahçesine basket oynamaya gidelim lan" diyerek sakatlanan koç yiğit sayısının da azınsanamayacak kadar fazla olduğunı söyleyebiliriz.

1 yorum:

Adsız dedi ki...

Aklıma tatil zamanlarında bu oyun için atari makinelerinin başında geçirdiğim saatler geldi. Gerçekten çok keyifliydi. Sağlam sayıdan sonra gelen ''stone shot'' sesi veya her üçlükte three-point basket sesi, hala kulağımdadır.