Basketbolda oyun kurucun kadar konuşuyorsan, voleybolda da pasörün kadar konuşuyorsun, eyvallah. Ama birinci pasörünle oynadığın final maçını 3-0 kazanıp, ikinci pasörünle oynadığın diğer üç final maçını 3-0 kaybediyorsan ve adın Fenerbahçe ise, kimse kusura bakmasın ama ortada yolunda gitmeyen bir şeyler var demektir.Sezon boyunca gidişat, sadece puan tablosuna bakanlara "Bu takım herhalde finali göremeyecek" dedirtse de geçen seneki halet-i ruhiyenin geri dönmesi halinde, rakipleri ezerek finali hatta şampiyonluğu göğüsleyebileceğimizi hissettiriyordu bize. Düşündüğümüz gibi oldu. Sezon içindeki gerginlikler, yerini hırsa ve dizginlenemez bir şevke bırakınca, önce Halk Bankası, sonra da Arkas unufak oldular. Ama Belediye karşısına çıkıldığında işler istediğimiz gibi gitmedi.
Burada mevzu sadece Aslan'ın sakatlanması değil. Fenerbahçe Voleybol Takımları yıllardır aynı sıkıntıyı çekiyor. Kadro kurulurken "Eldekinin tutulamaması ve / veya transferde atı alan Üsküdar'ı geçtikten sonra bir takım hamleler yapılması" adeta gelenek oldu. Voleybol transferlerinin diğer branşlara görece erken ilerlenen ve sonuçlanan süreçler olduğu, üzerinde mutabık kalınan bir durum. Ancak bu yolda bir türlü nihai ve uzun vadeli bir verim alabilmek mümkün olmadı.
Sonuçta "Darısı gelecek senenin başına" demekten başka çare yok. Ama bu şampiyonluk çok önemliydi. Müessese zinciri, bir daha toparlanamayacak şekilde kırılabilir ve zincirin parçaları da müzeye kalkabilirdi. Gemileri karadan yürütmeye gerek yoktu. Kimyası biraz daha özenle oluşturulmuş bir takım, bu kupayı ve Türkiye Kupası'nı rahatça kaldırırdı.
Ve işte bu senenin özeti...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder