29 Nisan 2009 Çarşamba

Haramilerin Saltanatını Yıktık

"El kadar" bebelerdik ağabeylerin ve ablaların gözünde; "Anneni mi daha çok seviyorsun, babanı mı?" tuhaf sorusu sorulmaya başlandığında. Sonra biraz daha büyüdük, "Büyüyünce ne olacaksın?" geldi bunun yanına. Bu iki soruyu da off'larla, puff'larla karşıladık. "Şunun şurasında dünyaya geleli 10 yıl olmadı, hayattan bezdirdiniz lan beni. Bırakın bu klişeleri" dedik gözlerimizle. Anlatamadık...

Günün birinde; belki durup dururken, belki bakkaldan alınmış hafif yamuk plastik topa burun vururken, "Hangi takımı tutuyorsun bakayım sen?" diye sordular hepimize. "Fenerbahçeliyim ben" dedik, "Nihayet birisi adam akıllı bir soru sordu" diye içimizden geçirerek ve şişinerek. Fenerbahçeliydik biz, nidüğünü ve nasılını pek bilmesek de.

Haftasonları Bostancı İstasyonu'na giden yol başka bir renkli olurdu. Bağdat Caddesi'ne dönen sapağa ağabeyler dökülürdü, ellerinde bayraklarla. O zamanlar formanın laciverti tam lacivert değildi. Lisanslı forma falan da yoktu zaten. El yapımı bereler ve atkılar peydah olurdu kış aylarında. Ve şaşılacak şey o zaman bizim için; ulan neredeyse hepsi sarı lacivertti bunların. Başka takım mı yoktu? Bilmezdik küçük yaşlarda, başka renklerde şapkaların, bayrakların, atkıların, nereye girdiğini...

"Senin büyüklüğünü tartışanlarda akıl aramak aptallık olur" diye bir pankartı göz ucuyla görüyorduk televizyonda. Arkasında sarı lacivert bir deniz ki; tek bildiğimiz deniz olan ve misafirliğe gidilen yüksek evlerin balkonundan gözüken Marmara'nın ekseri dinginliğine inat, dalga dalga Fenerbahçe tribünleri...

Akşam ilerlerken ağabeyler eve dönerdi. Bazen suskun, bazen sevinçli, ama her zaman şairin dediği gibi "Şahsının vakarlı kudretini bilerek" evlerine girerlerdi. Stada elde giden bayrak, evin balkon demirine sancak olurdu.

"Fenerbahçe yenilmez. Bu forma ile fazla dalga geçilmez" günleriyle yürüyen çocukluğumuz sırasında öğrendik Fenerbahçe'nin sadece yeşil sahada oynamadığını. Bir basketbol şampiyonluğu geçti başımızdan. Şampiyonluk haberlerinin sevinciyle "Ehe ehe" diye etrafta koşturarak gezdiğimiz günlerden biriydi. Sonrası karanlıkmış meğer, sonradan öğrendik...

"Müesseseler" lafını ilk kez ne zaman duymuştuk, hatırlamıyorum. Bu sözcükten tiksinmemizin çok da uzun sürmediğinden eminim sadece. Her yerde karşımıza çıktılar. Biz "Yeni peydah oldular" sanırdık o zamanlar, meğer on yıllardır varmışlar. Halının üzerine yüz üstü kapanıp, Fenerbahçe haberlerinin içine düştüğümüz gazeteler ve dergiler ile hasbelkader elimize geçen Fenerbahçe tarihi kitaplarını okudukça, "İşgal Ordusu" gözüyle baktık onlara. Senelerce kupalara uzanırken ve "En büyük biziz" diye gerdan kırarken onlar, bu ülkenin en büyüğünün Fenerbahçe olduğunu bilen bizler, kahrolduk sinirimizden...

Sonra...
Sonra, düşmanın müstahkem cepheleri düştü.
Birer, birer.
Önce erkek basketbol... Sonra erkek voleybol...

"Haramilerin Saltanatını Yıkacağız" pankartı asıldı tribünlere. En çok dayanacak olanın bu "Eczacıbaşı" olacağını bilircesine Harami yazısı Turuncu-Beyazdı.

Sonra...
Sonra, düşman ordusu kuvâyi külliyesini ihâta ettik.
İki sene üst üste ikinci olduk.
Gözyaşları da sel oldu ikinciliklerle.

Sonra.
Ve sonra, dün akşam nihayet, düşman kuvâyı külliyesi imha ve esir olundu.
Haramilerin son kalesi de düştü.
Turuncu Beyaz bayrak suya gömüldü, sarı lacivert göndere çekilirken.

Öfkeden, sevinçten, ümitten ağlıyan Fenerbahçeliler oldu.

Bilcümle kalemin ve klavyenin, adının ilk harfi geçtiğinde saygı duruşuna geçeceği merhum Halit Çapın'ın bir yazısı vardı "Gecelerden Fenerbahçe" diye.

Ne diyordu üstad?

"Ama bu gecenin bir saatinde.. İstanbul‚ birden bire.! İstanbul tüm Türkiyeyle birlikte.. Sokaklara dökülüp bütün klaksonlar "Fener Fener" diye çalmaya koyulurlarsa‚ sokaklarda bayram gecelerince fenerler yanmaya başlarsa.. Gök kubbe‚ havai fişeklerle sarmaş dolaş olursa.. Bu gece‚ bütün acıların‚ sancıların örtünü üstünü kapatacak sarı lacivert bir battaniye olacak.."

Sarı Meleklerin sayesinde dün gece hiç üşümedik üstad.
Sen de nur içinde yat.

1 yorum:

neozepron, dedi ki...

Bu senenin en anlamlı kupasını aldık sanırım. Bildiğimden değil de en azından çevremde duyduklarımdan dolayı.
Çok Güzel tribün oldu. Ali Koç'un bazı tezahüratlara alkışla katılması güzeldi :) Sevdik kendisini. Can'la doya doya bağıramadık. Ali Koç Başkan Fenerbahçe Şampiyon diye :)