27 Mayıs 2010 Perşembe

Tribün Öldü! Bari Cenazeyi Verin.

Senelerdir yaşanan olayları ve tartışılan konuları "Fenerbahçe'de Tribün-Yönetim İlişkileri" adı altında bir yere toplasak, göreceğimiz tablo vahim.

Yönetimin, tribüne ve taraftara "hep bir bokun soyu" olarak baktığı, buna karşılık taraftarın iyi niyetle diyalog aramaya çabaladığı bir ortam.

İcra makamının bakış açısı değişmese de, dönem dönem içerisinde bulunduğu zor durumlar itibariyle, verilen küçük tavizler ve kısa süreli cicim zamanları.

Süreci ve gelinen noktayı uzun uzadıya yazmaya gerek yok; arşivlerde mevcut.

Geçtiğimiz günlerde yaşanan haksız gözaltıların ve yürütülen tutuklamaların, bir dönem başlatması gerekiyor. Verilecek tepkinin, internetten kınamalarla ve dost meclislerinde "Çok ayıp oluyor mirim" eleştirileriyle sınırlı kalmaması iktiza ediyor.

Gerekiyorsa kombine alınmasın.

İlle kombine alınıyorsa, belli süreler maça gidilmesin.

İlle maça gidiliyorsa, belli dakikalarda basılıp çıkılsın.

Uzun lafın kısası, üslubunca protestolar yapılsın.

Kalıcı olarak durum düzelinceye kadar mücadele sokaklara da yayılsın. Stickerlar, stenciller, posterler, fanzinler durmasın.

İki tatlı söze, bir bakışa, bir gülüşe kanılmasın.

Bugüne kadar tribünü çepeçevre saran tepkisizliğin ve "Aman kötü olmayalım. Yüz yüze bakıyoruz" politikasının vardığı sonuç "Tribün bağımsızlığının elden gitmesi" oldu. Böyle böyle, tribünü el birliğiyle öldürdük, bari cenazesini düzgün defnedelim!

Ha, bir de hikaye var meraklısına; Kemal Tahir'in "Yorgun Savaşçı" kitabından...

Gün gelecek "yönetim kurulunun bila kayd-ü şart arkasında duran" Fenerbahçe taraftarları da Teğmen Selim gibi rahatlayacak (!) ama bakalım ne zaman?

Buyrun...

---------------------------------

Ben Sarıkamış'a son defa saldıranların arasındaydım! 33 bin kişilik 10'uncu Kolordu'dan... Otuz üç kişi kalmıştık. Olsun! 33 Türk az değil!.. Parmaklarını, yolar gibi yanaklarından geçirdi. Yumruğunu kaldırdı. Şuracıktaydı başbuğun bizden istediği Sarıkamış... Sarıkamış'ı bizden sağlam istemeseydi de ezmemizi emretseydi, bir yumrukta ezerdim... İçinden bir keskin sancı geçmiş gibi, yumruklarını karnına bastırdı. Suratını buruşturdu. İki kere girdik Sarıkamış'a biz... Birincide sürdü çıkardı bizi düşman... Yetmiş kişi girdik, otuz dört kişi çıktık. Yedeksubay Kazım Iskilip, ben, üç teğmen daha... Baktık er kalmamış... Biri "Zorlamak boşuna," dedi. Kazım, "olmaz, bir daha zorlayacağız, Başbuğun emri bu!.." dedi. Kar kesilmişti. Yerler cam gibi buz tutmuştu. Gece, yıldız alacasında, gündüz gibiydi. Kazım önümüze dikilip bizi çevirdi. Bahtımızı bir daha denemek için toplandık. Kazım dört adın önümüzdeydi. "Haydi arkadaşlar!" derken fundalıkta bir kımıldama oldu. Kazım "Kim o?" diye atıldı. Kaputlu komutan çıktı önüne, "Kimsin?" diye sordu Kazım'a... Kazım künyesini söyledi hazır ola gelip... Herif "Nereye koşuyordun?" diye sordu. Kazım, "Kaçakları çevirmeye!" dedi. Herif çevresine baktı. Bizi gördü. Elini sallayıp çağırdı. Gittik. "Ben komutanım! Şunu kurşuna dizin!" dedi. Donduk, put kesildik!.. Yanındakilerden biri bir şey söyledi. Duymadık. Kızdı kaputlu komutan... "Kurşuna!" diye uludu. Bir başkası çıktı sıradan, şaşırmış Kazım'ı ensesinden tutup sürüdü. Bir ağaca çarptı. Aldı elinden tüfeğini... Bize çevirdi. Korktuk. Dediklerini yaptık, namussuza... Dizildik bizim Kazım'ın karşısına... Kaputlu herif, "Ateş!" dedi. Kurşuna dizdik Kazım'ı... Selim ellerini yüzüne kapattı. Aklıma gelmedi mi Kazım'a atacağına dönüp kaputlu herife atmak?.. Kim demiş?.. Ellerini indirerek ağzının iki yanını avuçladı. Sen mi? Halt etmişsin! Geldi. Toparlanamadım! Üste karşı gelmek yok Türklükte.. Kazım çöktü dizlerinin üstüne... Sonra yüzükoyun kapandı kara... Biz otuz üç kişi, kaputlu herifin emrinde yeniden atladık Sarıkamış'a... Sarıkamış'ın taşı toprağı kurşun kusuyordu. Girdik de nasıl vurulmadık, nereye kadar ilerledik? Ne zaman nasıl çıktık, Allah bilir!.. Kazım aklıma geldi. Tüfeği attım! Kaputsuz başkomutan vekilini bulmak için yola düştüm!.. Parmağını havaya kaldırdı. Kaçtı diyorlar! Yalan! Kaçmaz bizim başbuğumuz! Turan'a çıkan geçidin başında bekliyor bizi... Yarbayım izin versin gidip bulacağım! "Kahpece vurdular senin Kazım'ını" diyeceğim! "Senin önünde çarpışmaktan başka bir şey istemiyordu Kazım!" diyeceğim!.. Kaputlu komutanı, kaputunun yakasından tutup süreyeceğim!..

Yağmur aralıksız yağıyordu.

Subay barınma evine sığınanlar birer ikişer gelmeye başlamışlardı.

Bunlar, yenilmiş Osmanlı İmparatorluğu ordusunun en korkunç döküntüleriydi. Ceketlerinin boş kollarını ceplerine sokmuş çolaklar... Koltuk değneklerinin arasında tahta bacaklarını sürükleyen topallar... İki gözü görmeyenleri yeden tek gözlüler... Sarsaklar, gülenler, ağlayanlar, saldırı komutları verenler...

Cemil üstüne çöken karakoncolos akınından nereye kaçabileceğini bir an aradı. Rumeli çoktan yoktu. Suadiye'den ötesi, Anadolu, dünyanın ucundaki uçurum gibi kapkaranlıktı. Üniformayı giydi giyeli, -on bir yaşından beri- ilk defa korktu.

Barınma evinde gürültü birdenbire artmıştı.

Cemil, Selim'e bir cigara daha uzattı. Delikanlı, şaşırarak bir pakete, bir Cemil'e baktı.

Tahtalara vuran kalın sopa seslerinin merdiveni çıktığını, ara kapıyı geçtiğini ikisi de duymamıştı. Kalın, dik, buraya hiç yakışmayacak kadar güvenli bir ses sofayı doldurdu:

- Islanmış sıçana döndüm ama Selim oğlum... Selleri söktüm geldim!

Cemil sese döndü.

- Dur bakayım!.. Kim o? Vayyy... Kara Cehennem! Bre seni hangi yağmur attı?

- Vay İsmail Aka..

Cemil sınıf arkadaşı Atlı Binbaşı İsmail Üsküp'ü kucaklamak için atıldı. İsmail iri gövdesini koltuk değneklerine bırakarak kollarını açmıştı.

Cemil iki adım kala durdu. İsmail'in sol bacağı, diz kapağından kesilmiş, yerine ucu lastikli bir sopa takılmıştı.

- Hadi hadi... Apışma... İki ayakla bir buçuk ayağın farkı yok... Görmeye mi geldin beni? Nasıl haberin oldu? Kimden işittin? Maksut Arap'tan mı?

Cemil, arkadaşını omuzlarından tuttu:

- Kardeşim... Geçmiş olsun... Duymadım hiç... Geçmiş olsun... Nerde oldu? Ne zaman?

- Boş ver! Dur bakayım!.. Tamam! Turp gibisin Cehennem!.. Postu deldirmeden kurtulmuşsun, afern! Elindeki çıkını Selim'e uzattı. Tut Selim Aka! Nasıl Naci Bey?.. Buldu mu meselelerin gizlisini?.. Sen ne yaptın?.. Bak, bu Cehennem Yüzbaşı'yı ele iyi geçirmişsin... İşte bu herif bilir, Kazım'a kurşuna dizen kaputlu komutanı...

Selim başını hızla kaldırdı. Sesi heyecanla titreyerek yavaşça sordu.

- Gerçek mi yüzbaşım?.. Tanıyor musunuz? Adı ne?

Cemil gözlerini Selim'den kaçırarak İsmail Üsküp'e sıkıntıyla baktı. İsmail parmağını Selim'in göğsüne uzattı:

- Ortada bir tek komutan olduğunu söyle şuna Cehennem... Kaputlu da bizim sidikli Enver'di, kaputsuz da... Söyle... Yemin et... Yemin et de rahatlasın!..

2 yorum:

aLican dedi ki...

Trabzonspor maçında yönetim istifa diye bağıranlara saldıranlar vardı.Yapılan ayıba mı yanalım yoksa o saldıranların bugün içerde olmasına mı ?

Murat YILMAZ dedi ki...

Canarino o tribünler Aziz Yıldırım'ın stadıyla beraber öldü, bizler gömeli çok oldu...