24 Mayıs 2010 Pazartesi

Tatil


Bir kaç gün sonra, blogun ikinci senesi dolacak.

Kör nasıl tuttuğunu iyi ediyorsa, biz de buradan tuttuğumuza salladık süreç zarfında. "Sen kendine, siz kendinize bakın ipneler" diyenler, isim verdiyse cevap yazdık, "Adsız" geldilerse küfrettik, vakit öyle geçti gitti.

"Ne yapıyoruz lan biz?" diye soran her insanın yaptığını yapmaya, tatile kaçmaya karar verip, dört gün uzaklarda olduk ama ırak diyarlar bana yaradıysa da çevreme yaramadı. Hakikaten bu alemde fuzuli olduğuna inanıyor insan ara ara.

"Ne işimiz var lan burada?" demeye kalmadan, yazmaya, çizmeye bir süre ara verelim en iyisi.

Tolstoy'un son günlerini anlatan "The Last Station" güzel film bu arada. Fırsatınız olursa, gidin, görün, dvd'sini alın.

Bodrum'dan, Kemal Tahir'in "Yorgun Savaşçı"sını aldım ben de; ona gömüleyim.

Yorgun değilim ama savaşı sürekli kaybediyorum. Ne olacak bu benim halim? Canın sağ olsun!

- Hiç mermi yakmadan topçu olduk biz... Manevra bile görmemiştik. Acemi topçu palavracıdır. Cigarayı derin derin çekti. On yıl geçti 31 Mart'tan bu yana... Nazmi rahmetli yirmi ikisindeydi 31 Mart'ta... Demek ben de yirmi üçündeymişim.

- Ya ben?

- Sen mi? Cemil dürbünü bıraktı. Saçlarından tutup Neriman'ın başını yavaş yavaş büktü. Dur bakayım! On altına yeni girmiştin güzelim...

- Çekme... Ay saçlarım... Neriman biraz direndi, sonra gözlerini kapayarak kendisini bıraktı, öpüş uzayıp soluğu kesilince inleyerek ağzını kurtardı. Delirdiniz mi Cemil abi?

Hiç yorum yok: